Dr. Hektor ℎ/2π Profile picture
mala davara faydası olmayan bilgilerin alimi...

Jun 8, 2019, 28 tweets

Çernobil dizisi vesilesiyle gündeme gelen nükleer enerji ile ilgili size bir zincir yapayım. Normalde kayda değmez değse kayda ziyan geyikler yaptığım bu hesapta az sonra paylaşacaklarım tamamen bilgiye ve deneyime dayanmaktadır. Mesleğim kimyagerlik kuantum kimyası üzerine ++

yüksek lisans yaptım sanayideki uzmanlığım nükleer radyokimya ve bilgisayarlı sistem validasyonları. Halihazırda kendi geliştirdiğim bir radyokimyasal sentez reaksiyonu üzerine çalışmaktayım. Dolayısıyla aktaracaklarım sadece kuramsal bilgi değil uygulamalı deneyime de ++

dayanmaktadır. Türkiye’de nükleer enerjinin durumunu üç başlık altında değerlendireceğim. Karlılık, temizlik ve güvenlik… bir nükleer enerji santrali açmaktaki ama. Ucuz enerji elde etmek olmalıdır. Gel gelelim bu santraller dünyanın en pahalı teknolojileridir ve bu tarz ++

projeler kendi kaynaklarınla kendi birikimin ve iş gücünle yapıldığı zaman karlıdır. Bu tarz projeler köprü havalimanı baraj ya da konvansiyonel enerji santrali inşaatına benzemez kurulum maliyetleri o kadar yüksektir amortisman öncesi faaliyet karı negatif değerlerdedir ++

on yıllarca zararına işletirsiniz. Bir de bunu satın alıyorsanız; öncelik zaten satıcı firmanın kar etmesi anlamına geliyor demektir. Diğer bir değişle böyle bir projenin kamuya faydalı olması en iyi ihtimalle 50-60 sene sonra mümkündür.

Tabi bunları söylerken bu projenin diğer kamu ihaleleri gibi değil her şeyin olması gerektiği şekilde doru düzgün yapıldığını var sayıyorum. Üçüncü köprü/havalimanı gibi yapıldığı takdirde zaten kamunun sırtındaki en büyük mali külfet olacak. Buraya kadar anlatılanlar sadece ++

kurulum maliyeti ile ilgiliydi. Daha bunun işletme maliyeti var. Böyle bir projenin işletme maliyeti de çok yüksektir çünkü radyoaktivite temas ettiği her materyale doğadaki her şeyden daha fazla zarar verir. Bunun anlamı periyodik değil sürekli ve kesintisiz servis, bakım ve ++

yedek parça gibi hizmetlerin satın alınması anlamına gelmektedir. Bir de bu tarz hizmetlerin standartları kesindir taşere edemez maliyeti düşürmek için ikame hizmet alım yöntemine gidemezsiniz. Buraya kadar anlattıklarım daha kazığın ince ve sivri kısmıydı.

. Kalın kısmı bundan sonra giriyor… tabi ki yakıttan söz edeceğim. Nükleer yakıt sadece ve sadece kendi kaynaklarınızdan temin ettiğiniz takdirde karlıdır. Sadece radyoizotop madenleriniz olması yetmez bunu işleyecek zenginleştirecek teknolojiniz de olmalı.

Fissile materyali satın alarak bırakın kar etmeyi zarar etmemeniz imkansızdır. Bir de atık meselesi var ki astarının yüzünü geçtiği bir hadise. Radyoaktif atık denildiği zaman herkesin aklına sadece ömrünü dolduran yakıt hücreleri gelir.

Oysaki ilk ışıma gerçekleştikten itibaren tesisin bizatihi kendisi bir radyoaktif atıktır. Çünkü radyoaktivite iyonize edicidir yani temas ettiği her şeyi aktive eder. Bu santrallerde değişen civatalardan valflere personel tulumlarından soğutma suyuna kadar aklınıza gelebilecek++

her şey radyoaktif atık kapsamındadır. Elbet de bu atıklar bize girecek bu tarz malzemeleri hem taşıyamazsınız zaten taşıttırmazlar… görüldüğü gibi nükleer santral satın almak/yaptırmak kamu için mali açıdan zararlı bir ticari faaliyettir.

Gelelim temizlik kısmına… her şeyden önce radyoaktivitenin olduğu bir ortamda bulaşma olmaması söz konusu dahi değildir. Götü boklu radyofarmasi laboratuvarında aktif malzemeye dolaylı maruz kalan materyallere bile dokunmadığımız halde ++

ve kat kat koruyucu ekipman kullanmamıza rağmen çıkışta el/ayak monitörü adı verilen kontaminasyon dedektörlerinde ellerimizi ölçtüğümüzde limit üstü değerler okuduğumuz olurdu. Bakın sıfır demiyorum limit üstü diyorum.

Bizim orada çalıştığımız aktiviteyle santral aktivitesinin kıyaslanması stadyum spotuyla mum ışığını kıyaslamak gibi bir şey. Bu işin basit personel kısmı. Temizlikteki asıl tehlike santralin komponentleri ve dolaylı iyonizasyondan gelir. Yukarıda bahsetmiştim değişen bir++

vida bir valf bir boru dahi aktiftir. Dolaylı iyonizasyon ise büyük oranda soğutma faaliyetlerinden kaynaklanır. Nükleer bir reaktörün patlamasının önündeki tek engel soğutmadır soğutmaszanız patlar bitti. Soğutabilmek için de reaktörün kalbinin hemen dışından soğutucu ++

malzemeyi devirdaim etmelisiniz. Bu genelde yüksek basınç altındaki sudur. Su reaktörü soğuturken kendi ısınır ısınmakla da kalmaz aktive olur ve bu aktif sıcak su kontrollü bir şekilde doğaya deşarj edilir.

. Bu deşarj doğaya ve çevreye iki şekilde zarar verir; birincisi ortama aktif malzeme boca ettiğiniz için çevredeki azot, oksijen, karbon ve fosfor gibi doğal elementler aktive olur hava ve su yoluyla bitki hayvan ve insanların vücuduna nüfuz eder…

… bu elementler içinde en tehlikelisi iyottur. İyot çok kolay aktive olur 131, 132, 133, 134 envai çeşit izotopu vardır tiroidlerde tutulur ve dahası birikir. Bir nükleer santralin temiz olması radyasyon seviyesinin belli değerler altında olması demektir.

Etrafına radyasyon yaymayan nükleer enerji tesisi diye bir şey yoktur. Çevreye iki şekilde zarar verir demiştim ikincisi iklimsel değişikliktir. Yüksek seviyede ısının doğaya fasılasız salıverilmesi bölgenin iklimini değiştirir.

. Bildiğin geniş bir bölgenin öküz gibi ısınmasından söz ediyorum. Anlatmakla bitmiyor amk mevzusu temizliği burada kapatıp biraz da güvenlikten bahsedeyim.

Öncelikle kazasız nükleer santral diye bir şey yoktur. Nükleer santral kazası deyince çoğunuzun aklına etkileri çok geniş çaplı olmuş ve dünya çapında duyulmuş Çernobil, Threemile Island veya Fukuşima gibi felaketler gelir.

Oysa dünya üzerindeki santrallerin ltf arıza veritabanlarına bakarsanız en azından yakın çevresine hafif şiddette zarar vermiş en az bir kaza görürsünüz. Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’nın raporlarıyla sabit skor %100 istisnası yok.

. Nükleer reaktör işletmek sadece bir eğitim ve personel meselesi değildir kültürel altyapı gerektirir. Risk analizi ve değerlendirmesi kültürü gerekir. Sıkı güvenlik önlemlerinin disiplinli ve istisnasız uygulanması kültürü gerekir.

Biz milletçe prosedür uygulamayız yaptık diye doküman imzalar geçeriz hiç kendimizi kandırmayalım. Ben önlük cebinde aktif enjektörle gezen nükleer tıp teknisyeni gördüm yürüdüğü yerde alan monitörlerini öttürüyordu davar oğlu davar.

. Boru hatlarında çatlakların tespiti için hattın içinden aktif izotop geçirilirken dışarıdan da aynı anda paralel ölçüm yapılır Geiger-Müller sayacı bir anda bağırmaya başlarsa hattın o bölgesinde çatlak var demektir. Böyle bir çalışmanın ardından kaynağı zırhına eliyle koymuş +

bir adamla tanıştım ben. Sezyumu avuçlamış lan adam. Herifte sağ el yok sol elde parmak yok. Bu kesin yaşanmıştır geyiğine girecek varsa RSG (Radyasyon Sağlığı ve Güvenliği) eğitimlerinde hala adamın resimlerini kullanıyoruz.

. Of içim şişti aq daha fazla yazmıcam… bana sorarsanız patlatırız oğlum biz orayı kesin patlatırız ben size söyiliyim… milyarlarca dolar ödeyip felaket satın alıyoruz…

Share this Scrolly Tale with your friends.

A Scrolly Tale is a new way to read Twitter threads with a more visually immersive experience.
Discover more beautiful Scrolly Tales like this.

Keep scrolling