Profile picture
@İlkay MKA @Ilkay_MKA
, 115 tweets, 23 min read Read on Twitter
Aziz Nesin’i sevgi, saygı ve büyük bir özlemle anıyoruz.
Hakkında 300 dava açıldı. 5,5 yıl hapis yattı. Satış rakamı 8 milyonu aşan 121 eser kaleme aldı. Yaşar Kemal, Nazım Hikmet ve Orhan Pamuk’la birlikte eserleri en çok yabancı dile çevrilen dört yazarımızdan biri oldu. Aziz Nesin’in asla yeri dolmayacak!
Aydın, yazar, sanatçı ve Pir Sultan dostu kimselerin katledildiği Madımak yangını sonrasında ve dahi öncesinde dini inancı ve fikirleri nedeniyle hedef gösterilen Nesin, dönemin kimi kalemleri tarafından da linç edilmek istenmiştir. Maalesef!
Bakın o günlerde kendilerine muhafazakâr, liberal, demokrat diyen kalemler neler yazmıştı Onunla ilgili:+
Cengiz Çandar: “Olayların tetiği Aziz Nesin’in provokasyonu ile çekiliyor ve başka provokatörlerin de olayların içine girmesi ve devletin acziyle beslenerek, Madımak Otelinin kundaklanmasına ve 35 kişinin yanarak ve boğularak can vermesine işler varıyor”
Fehmi Koru: “Komik hikâyelere imza atan yazar Aziz Nesin, bu defa izleri uzun yıllar kalacak bir trajedinin kahramanı oldu. Sivas’ta ilk elde 35 kişinin ölümü, çok sayıda kişinin de yaralanmasıyla sonuçlanan arbede, onun merkezinde bulunduğu yoğun tahriklerle meydana geldi.”
Oktay Ekşi: “Halkta bir hazırlanmışlık olmasa, Aziz Nesin’in Pir Sultan Abdal şenliklerinde söylediği birkaç münasebetsiz cümle bu kadar tepkiye yol açmazdı.+
Nihayet, ‘Beyin damarlarının kireçlendiği’ izlenimi veren, öte yandan da bir ‘hırs-ı piri’ ile yanıp tutuşan birinin hezeyanları olarak değerlendirilir biterdi.”
Yalçın Doğan: “Önce, Aziz Nesin’e ‘artık dur’ demek gerekiyor.”
Sabahattin Önkibar: “Sivas olaylarının müsebbibi “Pir Sultan Abdal’ı anma” adı altında tahrik kıt’alarının bölgeye gelmesine izin veren yetkililer ile mukaddes kitabımıza.dil uzatan yazar Aziz Nesin’dir.+
Yaptığı iş fikirlerini açıklamak değil tahrike vesile olacak şekilde kutsal değerlerimize taarruzdur.”
Bu yazıları paylaştım çünkü, bugün de hala hata yapan hatta hata da sınır tanımayan gazeteciler arttı! Bir haber paylaşıyorum, hürriyet gazetesinde yazan bu gazetecinin yazısını vicdanınıza bırakıp, Aziz Nesin gündemine devam ediyorum.
Sivas’ta şehrin meydanında ve otelin önünde

“Cumhuriyet burada kuruldu burada yıkılacak” ,

“İşte cehennem ateşi”,

“Kahrolsun Laiklik” sloganları!...
Onun için yaratılmak istenen algının tam aksine Aziz Nesin’in inanç dünyasına sunduğu “aydın” tavrı belirginleştirmektir.
Zira kendisi her ne kadar bir inanca mensup olmasa da, inananlar ve inanmayanlar arasında kurulacak bağın nasıl olması gerektiği yönünde oldukça önemli değerlendirmelere imza atmış bir aydınımızdır.
Şüphesiz bu olgunun arka planında kendisinin de koyu dindar bir aileden gelmesi, hatta babasının bir kadiri şeyhi olarak oğlunu zikirlere göndermesi, küçük yaşta hafız olması gibi “dindar mahalleyi” yakından tanımasına vesile olan dinamikler yatmaktadır.
Aziz Nesin bu anlamda bir taraftan dindarlığın politikleşme sürecinin varacağı yeri bizatihi kendi tecrübeleri ile gördüğü için, bu durumun yaratacağı tehlikelere dikkat çekmekte!!!
Aynı zamanda da dinin “sosyolojik” yanını göz önünde bulundurarak dine karşı doğrudan tavır almanın yanlışlığını ortaya koymaktadır. Nesin, bu yalın hali bir dergiye verdiği röportajda şöyle dile getirmektedir:
“Ben hiçbir zaman dine karşı tavır almadım. Ne İslamiyet'e ne de bir başka dine. Bazı kesimler ısrarla beni öyle göstermeye çalışıyorlar. Kaldı ki tavır almayı da doğru bulmuyorum. Bir kere sosyolojik olarak bu doğru değil. İnsanların inanmaya ihtiyaçları var.
Mesela, Sovyetler Birliği dağıldıktan sonra, hatta diğer sosyalist, komünist ülkeler dağıldıktan sonra oralardaki insanlar tekrar eski dinlerine geri döndüler. Dinlerini yaşamaya başladılar. İşkodra 'da ateizm müzesi vardı. Şimdi kaldırdılar.”
“Benim inandığım başka şeyler de var. Peygamberlerin büyük bir insan olduğuna inanıyorum. Ama, zamanının büyüğü. Onun söyledikleri uzun zaman değerini korur. Bazı söyledikleri bugün için bile çok değerli.
Ama, hiçbir faninin söylediği söz sürekliliğini sonsuza kadar koruyamaz. Bu benim kendi inancım. Bunun propagandasını yapmıyorum, kimseye dinsiz olmasını söylemiyorum.”
Yazar ayrıca, aydınların Kuran ve diğer dini kitapları mutlaka okumaları gerektiğini belirtikten sonra sözlerine şöyle açıklık getiriyor:
“Türkiye'de aydınların, yazarların mutlaka Kur'an'ı okumaları gerekir. Sadece Kur'an değil diğer dini kitapları da okumaları gereklidir. İster dinli olsun ister dinsiz olsun her Türk'ün köken olarak Müslüman bir aileden geldiği için bunları bilmesi ve okuması gerekir.
Okunması gereken baş kitaptır Kur'an."
Dahası Aziz Nesin, tartışmaya açık ve pek çok kimsenin çekingen kalacağı çoğu konuda bile oldukça çarpıcı sözlere imza atıyor. Örneğin yazar, ne okullarda başörtü takılmasına karşı çıkıyor ne de İmam Hatip mezunlarının harp okullarına girmesine.
Ve genel olarak dine ve dindarlara olan bakışını şöyle özetliyor Nesin:
“Dini ve dindarları tehlike görmüyorum. Tehlike gibi görülmesine de karşıyım. Eğer İslam hoşgörüyse bana da hoşgörüyle bakmalılar. Karşılıklı saygı. Ben de onlara saygı duyuyorum. Ama, boğazlayan, canavarlık yapanlara nasıl saygı duyayım.”
İşte böylesi bir yazarı bile bağnaz güruhla diğer dinamiklerin işbirliğinde gelişen katliamın sorumlusu olarak gösterdiler, daha ne diyelim!!!
Aziz Nesin’i dinsel konularda değerli kılan diğer husus, ikirciksiz ve net tavrı ile dini görüşlerini açıklaması ve bunu her platformda savunması olmuştur. Örneğin din dersleri konusunda yazar şu sözleri ifade etmiştir:
“Din ve Ahlak dersini dinsizler öğretsin. Dinler arasında mukayese yapacak daha iyiyi objektif olarak tespit edecek dinsizlerdir. Bir dine mensup olanlar diğer dinlere objektif olarak aynı mesafeden bakamazlar.”
Yine dönemin Sivas Belediye Başkanı Temel Karamollaoğlu ile ilgili katıldığı bir televizyon konuşmasında Nesin, siyasal İslam’ın geldiği noktayı ve gideceği güzergahı mealen şöyle ifade etmiştir:
"Bugün neredeyse devletin her kademesinde, bürokrasinin her kolunda yargıç, avukat, hekim, belediye başkanı vb olarak İmam Hatiplerden yetişen öğrenciler bulunmaktadır. Burada maksat toplu bir kuşatma ve iktidarı topyekûn ele geçirmedir.
Eğer bu yolla iktidar ele geçirilemezse bu kez ordu üzerinden subaylar aracılığıyla rejim değişikliğine gidilecektir”
Sivas yangını sonrasında da, konu bağlamında kendisiyle yapılan röportajda tereddüt göstermeksiniz konuşur yazar:
Soru: Bu kadar olayın olmadığını varsayalım. Bunların olacağı ihtimalini bilerek Sivas'a gider miydiniz?

Aziz Nesin: Giderdim. Buradaki 'tahrik' suçlamasını kabul etmiyorum. Ben daha evvel de gittim Sıvas'a.
Soru: Bu gidiş biraz farklı değil mi? Yani bireysel bir ziyaretin ötesinde, düzenlenmiş bir programa iştirak söz konusu. Yani bu program adeta bir gövde gösterisine dönüşmüş.
Aziz Nesin: Hayır değil. Ben Sıvas'a gitmek için izin mi alacağım. Burası benim memleketim. Bütün mesele Rüşdi'nin kitabını çevirtmek için teşebbüste bulunmam sa niye rahatsız oluyorlar? Ben yayınlarım, okurlar. Gerekirse cevab yazarlar. Ama, öldürmek niye?
Soru: Düşüncelerinize karşı nasıl tepki görmek istersiniz?

Aziz Nesin: Hiçbir tepki istemem. Ben düşüncelerimi söyleyeceğim, onlar da söyleyecek. Düşüncelerime tepki, düşünce olarak, yazılarıma tepki de yazı olarak olmalı.
Oğlu Ateş Nesin’in ifadeleri ile söylersek Aziz Nesin hiçbir zaman ne kendisine ne de vakıf bünyesinde eğitim gören öğrencilere dini bir konuyu dikte etmemiştir. Ki Ateş Nesin Müslüman’dır.
Onun için, dini konular başta olmak üzere, insanların görüşlerini özgürce ifade etmesi, bu görüşlerin şiddet ve baskı yoluyla susturulmaması elzem bir durumdur. Bağnaz ve totaliter din zihniyetine ise tam bu noktada karşı çıkar.
Özgürlüğü, hürriyeti, hoşgörüyü yok saydığı için bu zihniyetle barışık durmaz. Durması da beklenecek bir durum değildir zaten. Ama aynı hoşgörü kültüründen dolayı Aleviliği ne kadar değerli ve önemli bulduğunu söyleyen de Aziz Nesin’den başkası değildir.
Çünkü o sadece taassuba, bağnazlığa, kör cehalete karşıdır. Ve eşit, özgürce yaşanabilen, sömürü ve yağmanın olmadığı bir dünya düşüdür mücadelesi. Bu mücadelenin izlerini yerinde görmek isteyenler Çatalca’da varlığını sürdüren Nesin Vakfına uğrayabilirler.
1 Temmuz itibariyle 2 Temmuz dahilinde büyük bir “Madımak Oteli” için gündem planladığımdan ötürü, bu akşamı Aziz Nesin ile yalnız devam etmek istiyorum, o katliam unutulmadı, 35 Aydın gebertildi, burada küçük bir bölüm ayırarak saygısızlık yapamazdım, afedersiniz; bilginize.
Nesin Vakfı 1973'te Aziz Nesin tarafından kurulmuştur.
Nesin Vakfı'nın amacı, eğitim olanaklarından yoksun çocukların, tükettiğinden çok üreten, toplumsal sorumluluğu olan, özgüvenli ve özverili, kendini sürekli geliştiren, kendine ve dünyaya eleştirel gözle bakan, topluma yararlı bireyler olarak yetişmelerini sağlamaktır.
Nesin Vakfı 1982'den beri etkinliklerini yürütmektedir. Bugüne değin yüzlerce çocuk Nesin Vakfi'nda mutlu bir çocukluk yaşamış, yetişmiş ve hayata atılmıştır.
Nesin Vakfı'na genellikle ilkokul çağına girmemiş ya da yeni girmiş çocuklar kabul edilir. Kardeşleri ayırmamak amacıyla ya da çok zor koşullardaki çocuklar için bu genel kuralın bozulduğu olmuştur.
Çocuklar toplumda kendi başlarına ayakta durabilecek eğitim, beceri ve olgunluk düzeyine eriştikten sonra Nesin Vakfı'ndan kendi istekleriyle ayrılırlar.
Nesin Vakfı’nın paylaştığı eğitim sistemini anlatan kaynağı ekliyorum; keşke ülkemize ışık olsa bu sistem🙏, çok güzel bir model lütfen okuyun!!!

nesinvakfi.org/egitim.php
Hayatı boyunca pek çok ödül, mansiyon ve madalya ile onurlandırılan Aziz Nesin'in kazandığı bazı önemli ödüller;+
1956 - Altın Palmiye, İtalya (Kazan Töreni adlı öyküsüyle)
1957 - Altın Palmiye, İtalya (Fil Hamdi adlı öyküsüyle)
1959 - Gazeteciler Cemiyeti Fıkra Ödülü
1966 - Altın Kirpi, Bulgaristan (Vatani Vazife adlı öyküsüyle)
1968 - Milliyet Gazetesi 6. Karacan Armağanı Birincilik Ödülü (Üç Karagöz adlı oyunuyla)
1969 - Krokodil Ödülü, Sovyetler Birliği (İnsanlar Uyanıyor adlı öyküsüyle)
1970 - Türk Dil Kurumu Tiyatro Ödülü (Çiçu adlı oyunuyla)
1974 - Arkın Çocuk Edebiyatı İkincilik Ödülü (Pırtlatan Bal adlı öyküsüyle)
1975 - Lotus Asya-Afrika Yazarlar Birliği Ödülü
1977 - Bulgaristan Uluslararası Gülmece Kitapları Yarışması Hitar Petar Ödülü
1978 - Madaralı Roman Ödülü (Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz adlı romanıyla)
1984 - Erkekçe Başarı Ödülü (Tülsüyü Sevmek hikâye dalında en başarılı eser)
1985 - TÜYAP Halkın Seçtiği Yılın Yazarı
1990 - Tolstoy Altın Ödülü
1990 - Viyana Tiyatro Ödülü
1991 - Rüştü Koray Armağanı
1992 - Edebiyatçılar Derneği Onur Ödülü ve Altın Madalyası
1992 - Abdi İpekçi Barış ve Dostluk Ödülü
1993 - Carl Von Ossietzky Ödülü
1993 - Dionysos Şiir Ödülü.
1994 - CPJ Uluslararası Basın Özgürlük Ödülü
1995 - Orhan Apaydın Demokrasi ve Barış Ödülü
1995 - Hiroşima Vakfı Ödülü
Aziz Nesin bir Matematik Enstitüsü kurulmasını vasiyet etmiş, vakıf senedine de öyle yazmış, herhalde Ali Amerika’da kalmasın, Türkiye’ye dönsün diye düşünmüş. Ali’nin rüyası diye düşünerek. Matematik, dahil saymakla bitmez büyük bir üstad, Aziz Nesin!
Büyük üstadın bir kitabından ufak bir alıntı yapıp, sosyolojik konulara çok güzel değindiğini de hatırlayalım mı birlikte😊, mizahı, üslubu, tarzı, düşünce yapısı ile büyük aydın olan Aziz Nesin’i çok seviyorum, ayrıca bu gündeme emek veren tüm saygıdeğerlere çok teşekkür.
Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz: Nüfus kâğıdı olmadığı için okula kaydolamayan Yaşar, babasıyla birlikte nüfus müdürlüğüne gider. Buradaki memur, babasının tek oğlu olduğunu onun da Çanakkale’de şehit düştüğünü söyler. Bu hesaba göre annesi, Yaşar’ı yedi yaşında doğurmuştur.
Yaşar, bir türlü nüfus kâğıdı alamaz. Yaşar, büyür ve Ayşe adlı bir kızla nişanlanır. Tam evleneceği sırada asker kaçağı diye götürülür. Yine nüfus kâğıdı olmadığı için herkesten fazla askerlik yapar. Köyüne döndüğünde babası ölmüştür.
Yaşar, miras işleriyle uğraşırken bürokrasiden çıldırır ve bir yıl hastanede yatar. Bir sürü işe girip çıkan Yaşar, sonunda hapishaneye düşer. Yaşar, burada her türlü üçkâğıdı öğrenmiş ve bambaşka bir insan olmuştur artık.
Aydınların öncülüğünü de yapmıştı, nasıl mı?!. Hemen başlıyorum habere 😉...+
Aziz Nesin öncülüğünde bir grup aydın, kendi aralarında organize ettikleri çeşitli toplantılar sonucunda “Türkiye’de Demokratik Düzene İlişkin Gözlem ve İstekler” başlıklı bir dilekçe hazırlarlar. Dilekçe imzaya açılır ve tam 1260 kişi imzalar.
15 Mayıs 1984 günü Cumhurbaşkanlığına ve TBMM Başkanlığına sunulan tarihi dilekçe. 20 Mayıs 1984 günü Ankara Sıkıyönetim Komutanlığı tarafından dilekçeciler hakkında “yasadışı bildiri hazırlayıp dağıtmaktan” dolayı soruşturma başlatılır.

59 kişi hakkında dava açılır.
“Sıkıyönetim yasaklarına aykırı olarak bildiri dağıtmak” suçundan Ankara 1 no.lu Sıkıyönetim Mahkemesi’nde görülen, 18 Ağustos 1984 tarihinde ilk duruşması yapılan dava, 7 Şubat 1986'da tüm sanıklar için beraatle sonuçlanır.
AŞAĞIDA İMZASI BULUNANLARIN TÜRKİYE’DE DEMOKRATİK DÜZENE İLİŞKİN
GÖZLEM VE İSTEKLERİ
Demokrasi, kurumları ve ilkeleri ile yaşar. Bir ülkede demokrasinin temel harcını oluşturan kurum, kavram ve ilkeler yıkılırsa bunun zararlarını gidermek güçleşir.
Demokrasiyi kendi öz değer ve kurumlarına yabancılaştırmak, biçimsel olarak koruyup içeriğini boşaltmak, onu yıkmak kadar tehlikelidir.
Bu nedenlerle tarihsel birikime dayalı devlet yapımızı ayakta tutan kurum, kavram ve ilkelerin korunmasını ve demokratik ortam içinde güçlenmesini savunmaktayız.

Halkımız, Çağdaş toplumlarda geçerli insan haklarının tümüne layıktır ve bunlara eksiksiz olarak sahip olmalıdır.
Ülkemizin,insan haklarının güvenceleri yurt dışında tartışılır bir ülke durumuna düşürülmüş olmasını onur kırıcı buluyoruz.

Yaşam hakkı ve insanca yaşama,örgütlü ve toplumsal var olmanın çağımızda hiçbir gerekçe ile ortadan kaldırılamayacak baş amacıdır;doğal ve kutsal bir haktr
Bu hakkın anlam kazanması, düşünceyi özgürce açıklamaya, geliştirmeye ve etrafında örgütlenmeye bağlıdır. Bireylerimizin yeni ve değişik düşünce üretmelerini, gösterilmeye çalışıldığı gibi, bunalımların nedeni değil, toplumsal canlılığın gereği sayıyoruz.
İnsanların son sığınağı olan adalet, insanca yaşamın da başlıca dayanağıdır. Bunun gerçekleşmesinin çağdaş hukuk devletinde geçerli yolları, adalet arayışının hiçbir şekilde engellenmemesi ve adalete ulaşmada olağanüstü yargı yollarına ve
olağandışı yöntemlere başvurulmamasını gerektirmektedir. Olağanüstü yönetim bicilerinin olağan sayılan dönemlerde süreklilik kazanmasının demokrasi anlayışı ile bağdaşmayacağı görüşündeyiz.
Yargı kararı olmaksızın yurttaşların haklarının kısılması, tartışılması mümkün olmayan tek yanlı idari işlemlerle suç oluşturulması, siyasal hakların ellerden alınması ve genel suçlamalar yapılması, toplumsal yıkımlara yol açmaktadır.
Dernek, kooperatif, vakıf, meslek odaları, sendika ve siyasal partilere girmenin ve açıklandığı zaman suç sayılmayan düşüncelerin sonradan egemen anlayışa göre, suç sayılması hukuk devleti kavramıyla bağdaşmaz.
Türkiye’nin yaşadığı yoğun terör eylemlerinden demokratik sistemin kendisi sorumlu tutulamaz.

Her örgütlü toplumun şiddet eylemleriyle mücadele etmesi kaçınılmaz görevidir.
Ancak, devlet olmanın temel niteliği, terörle mücadelede hukuk ilkelerine bağlı kalmaktır. Terörün varlığı hiçbir zaman, devletin de aynı yöntemlere başvurmasının gerekçesi olamaz.
Varlığı yasal kararlarla da kanıtlanan işkence insanlığa karşı suçtur. İşkencesin yargısı, peşin ve ilkel bir cezalandırma alışkanlığına dönüştürülmüş olmasından endişe ediyoruz. Ayrıca, özgürlüğü sınırlama amacını aşan cezaevi koşullarını da eziyet ve işkence sayıyoruz.
İşkencenin büsbütün ortadan kaldırılması için gerekli önlemler alınmalıdır. Savunma, soruşturma ve kovuşturmada, hukuk devleti kuralları dışına çıkılır ve yargısal yöntemlerde en başta sanık makum oluncaya kadar masumdur ilkesiyle vurgulanan evrensel güvenceler yok sayılırsa,
keyfilik, özellikle siyasal davalarda yargılamanın temel unsurlarından biri olur.
Terör eylemlerinin oluşmasında toplumun bütün kesimlerinin sorumluluk payı olduğu göz önüne alınarak, ölüme dayalı çözüm düşüncesinin ortadan kaldırılması için kesinleşmiş idam kararlarının infazlarının durdurulması ve ölüm cezalarının kaldırılması gereğine inanıyoruz.
Gecikmiş adaletin adaletsizlik olduğu evrensel gerçeğine dayanarak, görülmekte olan davaların bir an önce sonuçlandırılması gerektiği görüşündeyiz.
Suçları oluşturan, toplumsal ve siyasal koşullardır. Türkiye’nin içinde yaşadığı çalkantılı dönemin topluma yüklediği sorumluluk unutulmamalıdır. Bu nedenlerden ötürü ve sosyal barışa katkıda bulunmak için kapsamlı bir affı kaçınılmaz görüyoruz.
Kamu yaşamında iyiyi kötüden, doğruyu yanlıştan ayırmanın yolu olan siyaset, toplumun tümünün yönetime katılmasıdır. Güncel siyasetin her ülkede görülen ve kaçınılmaz olan aksaklıkları, herkese açık gereken siyaset yoluyla topluma hizmetin engellenmesinin ve belirli zümrelerin,
kişinin ve kişilerin tekeline bırakılmasının nedeni olamaz. Siyaset yalnızca idari kararlara indirgenemez.
Milli irade ancak, toplumun bütün kesimlerinin özgürce örgütlenebildiği düzenlerde anlam ifade eder. Kimsenin siyasal kanı ve felsefi düşüncesinden ötürü suçlanmadığı, hiçbir yurttaşın dinsel inançlarından dolayı kınanmadığı ülkelerde milli irade en üstün güçtür.
Bu üstün gücün meşruluğu, temel hak ve özgürlüklere karşı takındığı tavra bağlıdır.

Çoğunluk iradesinin özgürce belirlenmesini engelleyen koşullar demokrasiye aykırıdır. Bunun gibi, çoğunluk iradesini bahane ederek temel hakları yok etmek de demokrasi ile bağdaşmaz.
Tarihsel gelişim süreci içinde demokratik anayasaların amacı, kişi hak ve özgürlüklerini güvence altına almaktır. Bireyi devlet karşısında güçsüzleştiren düzenlemeler, hangi ad altında getirilirse getirilsin, demokrasiden uzaklaşma anlamına gelir.
Bu durumda, demokratik yaşamın kaynağı olması gereken anayasa, demokrasinin engeli olur.
Başta siyasi partiler olmak üzere, sendikalar, mesleki kuruluşlar ve dernekler, demokratik yaşamın vazgeçilmez dayanaklarıdır. Mesleki örgütlenmeler, üyelerin dayanışma ve ekonomik çıkarlarını savunmakla görevli oldukları kadar, siyasi partilerle birlikte,
birey ve grupların demokratik özgürlüklerimi korumanın ve yönetime katılmalarının aracı ve etkeni de olmalıdır. Bu nedenle, örgütlenme ve katılım haklarının anayasal düzenlemeler içinde en geniş güvencelere kavuşturulması gerektiğine inanıyoruz.
Bir toplumun yaşayışında, özgürlük, çeşitlilik ve yenilik öğelerinin bulunması, toplumun geleceği ve gelişmeye açık tutulması için zorunludur. Bu bakımdan her türlü düşünce üretimi korunmalı, yeni önerile kamuya özgürce sunulabilmelidir.
Özgür basın, demokratik düzeni bütünleyen temel öğelerden biridir. Bunun sağlanması için, bağımsız, denetimsiz ve çok yanlı olarak toplumun kendinden haberli olması, değişik düşüncelerin özgürce yansıtılması ve her türlü eleştirinin basında yer bulması zorunludur.
Çok yönlü kamuoyu oluşması ve yönetimin demokratik denetimi ancak böyle bir basınla gerçekleştirilebilir. Yine bu nedenlerle ve yansızlığın önkoşulu olarak TRT’nin de özerkliğinin sağlanması gerektiğine inanıyoruz.
Eğitimin temel amacı, özgür düşünceli, bilgili, becerli ve üretici insan yetiştirmektir. Bunun tersine, tek tip insan yaratmaya çalışmak, çağdaş gelişmeler ve çoğulcu demokrasiyle bağdaşmaz. Çağdaş demokrasi, dünyaya eleştirel gözle bakabilen insan yetiştirmeyi amaçlar.
Toplumun en yetişkin kesimi olan üniversitelerin özerklikten yoksun bırakılarak kendi kendilerini yönetmeye layık olmadıklarının ileri sürülmesi, ülkemizde demokrasinin işleyebileceğini inkar etmek anlamına gelir. Bütün yüksek öğretim kurumlarının,
atamalarla oluşturulan aşırı yetkili bir kurulun buyruğuna verilmesi, hem gençlerin iyi yetiştirilmesini, hem de bilim yapılmasını şimdiden engellediği gibi ülkenin geleceği için büyük kaygılar doğurmaktadır.
Bu nedenle, YÖK düzeninin bir an önce seçim ilkesine dayalı özerklik yönünde değiştirilmesini gerekli görüyoruz.
Fikir ve sanat özgürlüklerinin serbestçe oluşmasını engelleyen hukuki ve fiili sınırları kaldırmak ve her yurttaşla birlikte, düşünce ve sanat adamlarını da genel güvencelerle donatmanın bir uygarlık koşulu olduğunu önemle belirtmek isteriz.
Sağlıklı bir toplumsal gelişme, her türlü sanat yapıtlarının üretiminde ve yayımında özgürlüğü, kültürel yaratıyı son derece sınırlayan sansürün toptan kaldırılmasını, hiçbir konunun tabu haline getirilmemesini,
ceza sorumluluğunun yalnız olağan yargı mercilerince saptanmamasını gerektirir.
Bütün bunların ışığında, topluma karşı sorumluluklarının bilincinde olan bizler, çağdaş demokrasinin, ayrı ayrı ülkelerin özel koşullarına göre uygulamadaki değişikliklere karşın, değişmeyen bir özü olduğuna bu özü oluşturan kurum ve
ilkelerin bizim ulusumuzca da benimsenmiş bulunduğuna, bunlara aykırı düşen yasal düzenleme ve uygulamaların demokratik yöntemlerle ortadan kaldırılması gerektiğine, yaşadığımız bunalımdan, böylelikle, sağlıklı ve güvenli olarak çıkılacağına olanca içtenliğimizle inanmaktayız.
Haklarında Dava Açılan İmza Sahipleri

Aziz Nesin, Hasan Gürsel, İlhan Tekeli, Uğur Mumcu, Erbil Tuşalp, Haluk Gerger, Bahri Savcı, Yalçın Küçük, Mahmut Öngören, Mete Tunçay, Şerafettin Turan, Yakup Kepenek, Murat Belge, Halit Çelenk, Mehmet Emin Değer, Korkut Boratav,
Mustafa Ekmekçi, Tahsin Saraç, Nurkut İnan, İnci Aral, Güler Tanyolaç, Güngör Aydın, Haldun Özen, Haki Bülent Tanık, Güngör Dilmen, Gencay Gürsoy, Vedat Türkali, Özay Erkılıç, Salih Şencan, Kemal Demirel, Vecdi Sayar, Tullui Sönmez, Onat Kutlar, İlhan Selçuk, Ümit Erdoğan,
Berna Moran, Minu İnkaya, Veli Lök, Emre Kapkın, Cahit Tanör, Yılmaz Tokman, Şinasi Acar, Ali Oralp Basım, Ruşen Hakkı Özpençe, Hayri Tütüncüler, Güngör Türkeli, Atıf Yılmaz, Başar Sabuncu, Orhan Ş. Balcıoğlu, Erdal Öz, Turgut Kazan, Talat Mete, Ercan Ülker, Ahmet Kocabıyık,
Ali Cumhur Ertekin, Yılmaz Polat, Gürsoy Dinç, Cemal Nedret Erdem, Muhittin Yavuz Aksu
Dilekçe ne kadar değerli ışık olacak cümleler, hatta günümüzü bile öngördükleri de ortadadır. Bu ülke asla “Aydınların Hakkını Ödemeyecek, Ceza ile Ödüllendirmeyi Bildiklerinden, Maalesef!”
Benim canımdan değerli dostlarımın bu gündemi çok önemsediğimi bildiklerinden ve asıl Aziz Nesin’i sevdiklerinden muazzam paylaşımlar yaptıkları için, elimden geldiğince paylaşılmayan bilgilere değinmeye çalışıyorum, onların sayesinde çok geniş çaplı incelendi gündem✌️🙏.
Adalet’in şimdiden iyi olduğu zamanlarda bile Adalet kıtmış!
Edebi hayatında iki yüze yakın takma ad kullansa da en bilinenleri şunlardır: Oya Ateş, Vedia Nesin, Kasım Kahkah, Kerim Kihkih, Levazımcı Kazım, Sıtkı Sırılsıklam, Şakir Şıkırşıkır, İzzet İzinde, Hakkı Haklar, Bedri Birdirbir.
1955’de 6-7 Eylül faciası olarak anılan İstanbul’daki azınlıkların ev ve dükkanlarının yağmalanışı sonrası Adnan Menderes tarafından “komünist komplosu” suçlamasıyla hiçbir gerekçe olmaksızın 9 ay daha ceza evinde yattı! Adnan Menderes unutulmadı!
1962’de 42 sayı yaşayacak olan “Zübük” adlı mizah dergisini çıkardı. Çeşitli yayınevleri kurup dergi ve gazetelerde yazmayı sürdürdü. 12 Eylül yönetimince geri alınıncaya dek kullandığı ilk pasaportunu 50 yaşında alabildi, böylesi evrensel yazarımız!!!
Eşi Meral Çelen’in önerisiyle 1972’de İstanbul Çatalca’da kurduğu vakıfla her yıl belirli sayıdaki çocuğun bakım ve eğitimini üstlendi. Tüm kitap gelirlerini bu vakfa bıraktı. Ayrıca, yerde bulduğu küçücük kağıt parçasına bile not yazan, doğa sever ve tutumlu biriydi.
Yurt içi ve yurt dışında 23 kez ödüle layık görülen Aziz Nesin, hayatı boyunca; 49 öykü, 13 tiyatro oyunu, 11 roman, 8 anı, 6 fıkra kitabı, 5 masal kaleme alır. 9 şiiri vardır. Üzerine 9 da kitap yazılmıştır!

Aziz Nesin gibi nesiller yetişmesi dileklerimle...
Missing some Tweet in this thread?
You can try to force a refresh.

Like this thread? Get email updates or save it to PDF!

Subscribe to @İlkay MKA
Profile picture

Get real-time email alerts when new unrolls are available from this author!

This content may be removed anytime!

Twitter may remove this content at anytime, convert it as a PDF, save and print for later use!

Try unrolling a thread yourself!

how to unroll video

1) Follow Thread Reader App on Twitter so you can easily mention us!

2) Go to a Twitter thread (series of Tweets by the same owner) and mention us with a keyword "unroll" @threadreaderapp unroll

You can practice here first or read more on our help page!

Did Thread Reader help you today?

Support us! We are indie developers!


This site is made by just three indie developers on a laptop doing marketing, support and development! Read more about the story.

Become a Premium Member and get exclusive features!

Premium member ($3.00/month or $30.00/year)

Too expensive? Make a small donation by buying us coffee ($5) or help with server cost ($10)

Donate via Paypal Become our Patreon

Thank you for your support!