Profile picture
@İlkay MKA @Ilkay_MKA
, 134 tweets, 22 min read Read on Twitter
Zübeyde Hanım, Makbule Hanım, Latife Hanım ve Fikriye Hanım; yani, Atatürk’ün hayatındaki kadınlar üzerine söyleşi...
Ali Rıza Bey, Zübeyde Hanım’ın eşi ve Mustafa Kemal‘in babasıdır. İlk önceleri dinî vakıfların yönetiminde görev alan düşük düzeyli bir Osmanlı bürokratıydı.
1877 yılındaki Rusya’yla yaşanan savaş sırasında askerlik hizmetini yerine getirdikten sonrada gümrük kurumlarında düşük düzeyli bir bürokrat olarak görevini devam ettirdi.
Ali Rıza Bey’in görev yeri, Yunanistan sınırına yakın olan ve Selanik’in doğusunda bulunan ormanlık bölgenin sınırları içindeydi.
Ali Rıza Bey önce Selanik’te evkaf kâtipliği yapmıştır. Atatürk babasının çalışkan ve modern bir kişi olduğunu söyler. 1876’da Sırbistan’la savaş başladıktan sonra Selanik’te gönüllülerden bir tabur kurulmuş babası Ali Rıza Efendi de bu taburda mülazım-ı evvel (Üsteğmen) olmuştu.
II. Abdülhamit’in vehmi üzerine bu ve benzer birlikler dağıtıldıktan sonra, Ali Rıza Efendi evkaftan çekilerek gümrük memuru olmuş ve daha sonra da serbest çalışmaya kereste tüccarlığı yapmaya başlamış.
Tahminlere göre; 1839 yılında Selanik’de dünyaya gelen Ali Rıza, Osmanlı Devleti’nin Makedonya ve Teselya’yı Türkleştirme politikası çerçevesinde 1460’larda Makedonya’nın Manastır Vilayeti’nin Debre-i Bala Sancağı’na bağlı Kocacık Köyü’ne;
Oradan sonra 1830’larda Selanik’e göç etmiş olan Kocacık Yörüklerinden olduğu ve dedesi Ahmet Efendi ve Amcası Hafız Mehmet Emin Efendi’nin taşıdıkları Kızıl lakabının, Kocacık Yörüklerinin Orta Asya’dan gelerek Anadolu’da Konya-Karaman Bölgelerinde yaşayan
“Kızıloğuz” Türkmenlerinden olmasından kaynaklandığı ileri sürülmektedir. Falih Rıfkı Atay’ın aktardığına göre, 1830’larda Selanik’e Söke’den göç etmiştir.

(Atatürk’ün hayatını anlatan bir kitapta Yörük olduğu iddia ediliyordu.)
İlkokulunu Abdi Hafız Mahalle Mektebi’nde okumuştur. Selanik’te Evkaf İdaresi’nde kâtiplik, sonra da Gümrük Muhafaza Teşkilatı’nda gümrük memurluğu yapmıştır. Memurluğunu, Osmanlı Rumelisi’nin Yunanistan sınırında, Olimpos Dağı eteklerinde, Çayağzı veya
Papazköprüsü denilen dağlık, ıssız, Yunanlı eşkiyanın herkesi haraca bağladığı tehlikeli bir sınır geçidinde yapar, memurluğu sırasında, 1871 yılında Zübeyde Hanım‘la evlenir.
Yeni Kapı Mahallesinde bir eve yerleşirler ve beş çocuklarından ilki, Fatma 1872 yılında bu evde dünyaya gelir. Fatma’dan sonra kısa aralıklarla iki erkek çocukları olur. Ahmet 1874’te, Ömer 1875’de doğar. Ömer’in doğduğu sene, ablası Fatma vereme yakalanır ve ölür!
1876 yılında, Selanik Asakir-i Milliye taburunda subay olan Ali Rıza, daha sonra da kereste ticareti yapmaya başlamıştır. Kereste ticareti sayesinde gelir düzeyi yükselir Ali Rıza beyin.
Ali Rıza, eşi Zübeyde Hanım, çocukları Ahmet ve Ömer’le birlikte, Selanik‘in Islahane semtinin Ahmet Subaşı Mahallesi’ndeki bir eve taşınırlar🤗...
👉(Lozan Antlaşması ile kaybedilen bu ev, 1937 yılında Selanik Belediyesi tarafından Atatürk‘e armağan edilir, günümüzde de müze olarak hizmet vermektedir.)
Ali Rıza, 1881 yılında bu üç katlı evde dünyaya gelen oğluna, çocukken kazayla beşikten düşürüp ölümüne yol açtığı ve hiç unutmadığı kardeşinin ismini verir: Mustafa… Birkaç yıl sonra da Makbule doğar😊...
Zamanın en güzel bir yandan devirlerinde yaşıyoruz, neden mi? İlk çağlardan bu yana kadınlarımız çok çocuk kaybederdi, maalesef! Kadınlarımız da doğum yaparken çok can kaybetti, işin kötü kısmı ise gebe kalmak istemeseler de korunmak kolay değildi...
Konya-Karamanlı olan Zübeyde Hanım, Ali Rıza Efendi’nin eşi ve Mustafa Kemal’in annesidir.💛
Zübeyde Hanım, muhtemelen Anadolu’dan Balkanlara yeni getirilmiş ve Yunanistan’la sınır oluşturan bölgeleri korumak için oralara yerleştirilmiş olan halkın içinden çıkma yeni yetme bir genç kız olduğu tahmin edilmekte.
Zübeyde Hanımın kısa aralıklarla ikisi kız, biri oğlan olmak üzere üç çocuğu oldu, fakat üçü de daha çocukken öldüler :-(...
20’li yaşlarının sonuna doğru dul kalmış olan Zübeyde Hanım, kendisinden önce ölmüş olan üç kardeşinin yerine geçecek çocuk olma özelliğiyle zaten özel olma hususiyeti kazanmış olan çocuğunun hayatına yoğun bir şekilde karışmaktaydı, ki haklı olarak...
Bu sebeble Atamın asker olmasına şiddetle karşı çıkıyordu. Onun arzusu, oğlunun dinî bir okulda öğretmen olması ya da Kur’an’ı ezberine alan bir hafız olarak yetişmesiydi.
Asker olmasını hiç istemedi, bir Anne Yüreğini hiç yadırgamamak lazım, diye düşünüyorum...
Zübeyde Hanım dindar bir kişi olup geleneksel görüşlere sahip bir kadındı ve oğlunun batılı çizgide eğitim almasını ve böylece askerî bir kariyer için daha hazırlıklı olmasını isteyen Ali Rıza Bey’dir.
Ali Rıza bey, başlangıçta karısının arzusuna uyarak Mustafa Kemal’i mahallede bulunan dinî okula kaydettirdi, fakat birkaç gün sonra onu o okuldan alarak Şemsi Efendi tarafından yönetilmekte olan ve Batılı tarzda eğitim veren yeni açılmış bir okula yerleştirdi.
Mustafa Kemal böylece, babasının hem askerî geçmişinden hem de onun üstün konuma geçmek için herhangi bir durumun sınırlamaları içinde nasıl hareket edilmesi gerektiği yönünde sahip olduğu bilgiden faydalanmış oldu.
Osmanlı devrinde, Fatih Sultan Mehmet zamanında Anadolu Larende-Karaman’dan Rumeli’ye göçen ve Selanik yakınlarındaki Langaza’da toprak işleri ile uğraşan bir Türkmen ailesi olan Hacı Sofu ailesindendir...
Mustafa Kemal Atatürk’ün anne soyu da, Karaman’dan gelerek Selanik ile Manastır’ın arasında bulunan Vodina Sancağı’na bağlı “Sarıgöl” de denilen “Kayalar” Nahiyesine yerleştiler. Aile, sonradan Selanik yakınlarında bugün de kaplıcaları ile meşhur olan Langaza’ya yerleşmiştir.
Dedesi Feyzullah Efendi’in taşıdığı “Sofu-zade” (Sofular) lâkabı, yerleştikleri Sarıgöl bölgesindeki yer adları ve ailedeki hatıraların gösterdiği üzere,
Mustafa Kemal Atatürk’ün anne soyu Karaman’dan Rumeli’ye gelen ve bundan dolayı da “Konyarlar” olarak Rumeli’de anılan Yörük, Türkmenlerdendir. Zübeyde, 1857’de Lankaza’da dünyaya gelmiştir.
Babası Sofuzade Feyzullah (Sadullah) Ağa, annesi Molla Hanım olarak anılan Ayşe Hanım’dır. Döneminde kadınların okula gitmesi yaygın olmadığı için, okur-yazar oluşu nedeniyle kendisi de Zübeyde Molla olarak anılırdı.
Hacı Sofu gibi dinine bağlı bir aileden geldiği için kendisi de öyleydi...
👉Türk tarih kitaplarında sıkça geçen, eğitim sisteminin karışık olduğu bir dönemde, Mustafa Kemal’in ne tür bir okula gideceği konusundaki tartışmalarda Zübeyde’nin, dini eğitim veren Mahalle Mektebi’ne gitmesinde ısrarcı oluşu bu yüzdendir.
Selanik’te Gümrük Muhafaza Teşkilatında memur Ali Rıza ile 1871 yılında henüz 14 yaşında iken evlendi. Ali Rıza, sarışın ve mavi gözlü bir kadınla evlenmeyi düşlerken, kendisinden 20 yaş küçük olan, siyah saçlı ve derin mavi gözlü bu kadına sevdalandığını belirtmiştir💛✌️
Yeni çift Selanik Yenikapı semtinde yeni hayatını başlatmış ve Zübeyde Fatma, Ömer ve Ahmet adlı çocukları doğmuştur. Ancak Fatma bu dönemde ölmüştür. :-(
Ali Rıza’nın Yunanistan sınırında Çayağzı (ya da Papaz Köprüsü)’na tayin ediliği için taşınmış ve orda Ömer ve Ahmet ölmüş...1881’de dördüncü çocukları Mustafa, 1885’te Makbule, 1889’da Naciye doğdu. Naciye’yi de küçük yaşta veremden kaybettiler.
Ali Rıza Efendi de 1888 yılında öldü. Bunun üzerine Zübeyde hanım, çocuklarını da alarak abisi Hüseyin Bey’in Langaza’daki çiftliğine gitti. Babasının erken ölümünün ve dayısının çiftliğinde ailenin erkeği olarak yaşadıklarının Mustafa üzerinde derin etkileri olduğu düşünülür.
Abisine daha fazla yük olmak istemeyen Zübeyde, ikinci evliliğini Selanik Gümrükler Başmüdürü Ragıp Bey ile yaptı. Ragıp’ın de önceki evliliğinden dört çocuğu vardı. Bu evlilik, babasının hatırasına saygı gösterilmediğini düşünen Mustafa Kemal‘i kızdırdı!
Zübeyde hanım, Balkan Savaşı’ndan sonra Ragıp Bey’den ayrıldı ve artık Osmanlı toprağı olmaktan çıkan Selanik’i terk ederek kızı Makbule ile birlikte İstanbul’a göç edip Beşiktaş Akaretler’de bir eve yerleşti.
1919’da Anadolu’ya çıktığından beri görmediği ve üstelik Osmanlı Padişahı tarafından hakkında ölüm emri verildiğini öğrendiği oğlu Mustafa Kemal ile ancak 14 Haziran 1922’de Adapazarı’nda tekrar buluşabildi Zübeyde hanım.
Atatürk’ün yanına Ankara’ya yerleşti. Ancak bu şehrin sert iklim koşulları sağlığını olumsuz etkileyince tedavi amacıyla İzmir’e gitti.
14 Ocak 1923 günü 66 yaşında oğlunun başarılarını gördükten sonra hayatını kaybetti. İzmir’in Karşıyaka ilçesinde 1940 yılında yaptırılan anıt mezarda yatmaktadır. Ruhu Şad Olsun, En Derin Saygılarımla...
Zübeyde hanımı biz Atatürçü düşünenler neden örnek gösterir anlatalım bilmeyenlere;

Çarşafla suratını kapamamıştır, çehre görünür vaziyette eşarp takmış, Türk’e yakışır temiz ve üsluplu bir anadır!

Evet Atamın annesi kapalıydı, fakat Cumhuriyetin örnek kadını olarak kapalıydı.
Makbule Hanım, Atatürk'ün Manevi Çocuklarını Evlatlık Edinmiş👏
Atatürk'ün seceresi ve aile yaşamı hakkında araştırmalar yapan eski Anıtkabir Müze Komutanı- hacettepe Üniversitesi Tarih Bölümü öğretim üyesi Yrd. Doç. Ali Güler, 'Benim Ailem-Atatürk'ün Saklanan Ailesi' başlıklı yeni bir çalışmaya imza attı.
Ata'nın seceresi ve aile bilgileriyle ilgili birçok belgenin yer aldığı kitapta, en dikkat çeken bölümleri ise kızkardeşi Makbule Hanım'ın mahkeme kararı ile evlatlık edindiği kişiler oluşturuyor.
Makbule Hanım, İstanbul 12. Asliye Hukuk Hakimliği'nin kararıyla Atatürk'ün manevi evladı Mustafa Demir ile bir diğer manevi evladı Abdürrahim Tunçak'ın eşi Hatice Mualla Tunçak'ı evlatlık edinmiş.
Güler, ilk kez gün yüzüne çıkarılan Makbule Hanım'a ait mahkeme kararıyla ilgili şu bilgileri veriyor:
"Katıldığım bir TV programından sonra sosyal medya aracılığıyla bana ulaşan Merter Dinç Bey, bir belge paylaşmak istediğini belirterek önemli bir mahkeme kararının suretini tarafıma ulaştırdı. Merter Bey, e-posta üzerinden yaptığımız yazışmalarda belgeyi çok yakın aile dostu olan
Sığırtmaç Mustafa'nın kızı Tacinur Demir'in kendisine verdiğini belirtti. Belge, Makbule Hanım ölümünden (1956) yaklaşık iki yıl önce (1954) mahkeme kararıyla Atatürk'ün manevi evladı Abdürrahim Tunçak'ın eşi Hatice Mualla (Tunçak)'yı evlatlık edindiğini ortaya seriyor.
Makbule Atadan, genç kızlığının geçtiği evde büyüyen Abdürrahim'i, abisinin ölümünden sonra da yalnız bırakmıyor. Onu kendi nüfusuna geçirmek isteyip bu engellenince, Abdürrahim Tunçak'ın eşi Mualla Tunçak'ı evlat edinip nüfusuna geçiriyor."
"1954 TARİHLİ KARAR"
Tunçak, belgedeki detaylar hakkında şu bilgileri veriyor: "Hatice Mualla (Tunçak)'ın Makbule Hanım tarafından evlatlık edinilmesi hususundaki karar İstanbul 12. Asliye Hukuk Hakimliği'nin kararında yer alıyor.
Bize ulaşan belgede 'evlat edinilen Hatice Mualla Hanım'ın kimlik bilgilerinin yanı sıra, Makbule Hanım'ın da kimlik bilgileri yer alıyor. Mahkeme'nin kararı 17 Kasım 1954 tarihli. Yani karar Makbule Hanım'ın ölümünden kısa bir süre önce.
Elimizdeki mahkeme karar suretinin, Yalova Noter Muavinliği tarafından 30 Kasım 1954'te çıkartılmış olduğunu tespit ettik. 12. Asliye Hukuk Hakimi Nail Topaz tarafından görülen davanın katipliğini Ayşe Matlakan yapıyor. Makbule Hanım'ın avukatlığını Vecih Işık üstleniyor."
AİLENİN ONAYIYLA TEDAVİ ETTİRİLİYOR
Yrd. Doç Ali Güler, Atatürk, kız kardeşi Makbule Hanım'ın evlat edindiği ikinci kişi olan Mustafa Demir (Sığırtmaç Mustafa) hakkında şu bilgileri veriyor: "Atatürk, Sığırtmaç Mustafa'yı 1929'da himayesine alıyor.
Mustafa'nın yakınları Bulgaristan'dan Yalova'ya yerleşen fakir bir göçmen aile. Okuma-yazma bilmeyen, 1918'de Varna'da doğan Sığırtmaç Mustafa, Atatürk'e yol tarif ederken tanıştığında sıtma hastalığına yakalanıyor. Atatürk, ailesinin de onayını alıp Mustafa'yı tedavi ettiriyor.
Daha sonra da okula gönderiliyor. Demir, Kuleli Askeri Lisesi'ni bitirdikten sonra 1941'de Kara Harp Okulu'ndan Tankçı Teğmen olarak Türk Silahlı Kuvvetleri'ne katılıyor.
Yüzbaşı rütbesindeyken Rıfkiye Hanım'la evlendikten sonra 1954'te, Makbule Atadan tarafından manevi evlat olarak kabul ediliyor."
4 KİŞİYİ EVLATLIK EDİNİYOR
Mahkeme kararına göre Makbule Hanım'ın evlat edindiği 4 kişi, Hatice Mualla (Tunçak), Mustafa Demir (Sığıtmaç Mustafa), Fikret Avcı ve Zeynelabidin Bey. Ancak Hatice Mualla Hanım ile Mustafa Demir Bey'in durumu çok özel.
Beşiktaş Abbasoğlu Mahallesi'nde 1918'de doğan Hatice Mualla Hanım'ın eşi Atatürk'ün manevi evladı Abdürrahim Tunçak.
Abdürrahim Tunçak duruşma günü mahkemeye gelerek eşinin Makbule Hanım'a evlat olmasında muvafakati olduğunu beyan ediyor.
Sığırtmaç Mustafa aslında Atatürk'ün manevi evlatlarından. Demir, Atatürk tarafından okutulduktan sonra yarbay rütbesiyle TSK'dan emekli oluyor. 1918 doğumlu Demir'in eşi Rıfgıye Hanım,
İstanbul 12. Asliye Hukuk Mahkemesi'nde görülen duruşmaya gelerek tıpkı Abdürrahim Tunçak gibi eşinin Makbule Hanım'a evlat olmasına muvafakati olduğunu beyan ediyor. (Kaynak: Milliyet)
Makbule Atadan, Türk yazar ve siyasetçidir. Mustafa Kemal Atatürk'ün kız kardeşidir.
Makbule Atadan, 1885 yılında Ali Rıza bey ve Zübeyde Hanımın kızı olarak Selanik’de doğmuştur. Atatürk'ün beş kardeşinden biridir. Bu kardeşler, Fatma (1872-1875), Ahmet (1874-1883), Ömer (1875-1883), Makbule (1885-1956), Naciye (1889-1901)'dir.
Makbule Atadan,1. Dünya savaşından sonra annesi Zübeyde Hanım ile birlikte Selanik'ten ayrılarak İstanbul'a ağabeyinn kendileri için Akaretler'de tuttuğu eve yerleşti.Mustafa Kemal milli mücadeleyi başlatmak üzere İstanbul'dan ayrıldığı zaman ana-kız Akaretler'deki evde kaldılar.
Cumhuriyetin ilanından sonra Mustafa Kemal, kızkardeşini ve ailesini Ankara'ya aldı. Bir süre ağabeyinin yanında kalan Makbule Atadan, daha sonra Çankaya arazisi içinde ve köşkün batısında kendisi için yaptırılan çamlı Köşk'e yerleşti.
Ağabeyinin siyasi ve sosyal hayatı ile hemen hiç ilişkisi olmadan Çamlı Köşk'te yaşamaya devam etti. Soyadı Kanunu çıkarıldığında Makbule Hanım "ATADAN" soyadını almıştır.
1930 yılında Atatürk'ün isteğiyle Fethi Okyar'ın kurduğu Serbest Cumhuriyet Fırkası’na girdi. Birkaç ay sonra parti kapatılınca siyasetten çekildi. Partideki görevi sırasında Milletvekili Mecdi Boysan ile tanıştı.
Makbule Atadan, aslen Gümülcineli bir fabrikatör olan Edirne milletvekili Mecdi Boysan ile 1935 yılında evlenmiş ve daha sonra Atatürk'ün ölümünden bir süre sonra boşanmıştır.
Abisi Mustafa Kemal Atatürk ile ilgili anılarını 1952 yılında “Büyük Kardeşim Atatürk” ve “Ağabeyim Mustafa Kemal “ adlarıyla yayımlandı.

Makbule Atadan, 18 Ocak 1956 tarihinde Ankara'da Camlı Köşk’de 71 yaşında öldü. (Şems Beli ile röportaj yaparken.👇)
Eserleri:

1- Makbule Atadan'ın ağabeyi Atatürk ile ilgili anıları "Büyük Kardeşim Atatürk (1952)"

2- "Ağabeyim Mustafa Kemal (1952)" adlarıyla yayınlandı.
Kaynak: Makbule Atadan Anlatıyor, Ağabeyim Mustafa Kemal, Şemsi Belli, Selis Kitaplar.
Başka bir gündemde Makbule hanımın abisi için anlattığı anılara yer vermeyi düşündüğüm için burada bırakmalıyım, çünkü çok güzel olan anıları kısaltarak anlatmak ne haddime😉...
İçsem de bir kadeh hayat iksirinden,
Zamansız ayrıldım, bilinsin Fikriye’den.
Bıkmadım ki doyayım o narin ellerinden,
Ümmid-i aşkım saracak seni, cefakâr teninden.

Mustafa Kemal Atatürk
Atatürk kendisi için yaşamayı seçmedi hiçbir zaman.Türk kadınına örnek bir figür olan Latife Hanım’la evlendi; iyi eğitimli, iyi derecede yabancı lisan bilen biriydi çünkü.Bu da annesinin vasiyetiydi.Bu yüzdendir Latife tercihi.Hiçbir şey kalbinden koparıp atamamıştır Fikriye'yi.
1887 yılında Selanik'de doğdu. Atatürk'ün annesi Zübeyde Hanım'ın ikinci eşi Galip Bey'in kardeşinin kızıdır. Genç yaşta bir Mısırlı ile evlendi. Fakat bu evliliği yürütemedi. Ailesinin yanına döndü. 1923 yılına kadar Çankaya Köşkü'nde Atatürk'e yardımlarda bulundu.
Bu arada ciğerlerinden rahatsızlandı. Münih'e gitmek zorunda kaldı. Atatürk'ün Latife Hanım'la evliliğini öğrenince Türkiye'ye döndü. Bir kaç gün Çankaya Köşkü'nde misafir edildi. İstanbul'a yerleşmeye karar verdi.
1924 yılında Ankara'dan ayrılmadan önce Münih'ten Atatürk'e getirdiği hediyeyi vermek üzere Çankaya Köşkü'ne gitti. Başyaver, Atatürk'ü görmesini engelledi. Bunu gururuna yediremedi. Çankaya Köşkü'nün önünde tabanca ile kendini vurarak intihar etti.
Ailesi,Türk halka karşı gerçekleştirilen saldırılar nedeniyle önce Selanik'e,ardından da İstanbul'a taşındı.İstanbul'a geldiklerinde sırayla annesini, babasını ve son olarak da genç kız kardeşini kaybetti.Yalnız kalan Fikriye'nin amcası,Atatürk'ün annesi Zübeyde Hanım'ın 2.eşiydi
Bu üvey akrabalık bağı sebebiyle Mustafa Kemal ve Fikriye birbirlerini sürekli görüyorlardı. Karşılıklı duygular dile getirilmese de, ikisi de olan bitenin farkındaydı.
Zübeyde Hanım ise, kimsesiz bir kız olan Fikriye'yi çok sevmesine rağmen, asla oğluna layık görmüyordu, bu sebeble evlenmelerine karşıydı.
1920 yılının ortalarında gazetede Mustafa Kemal'in padişah tarafından vermiş idam fermanını okuyunca ise onun yanına gitmeye karar verdi. Derhal yola çıktı ve tehlikeli güzergahlar üzerinden geçerek Ankara'ya ulaştı.
Mustafa Kemal, Fikriye'yi "Nasıl geçti yolculuğunuz? Çok sıkıntı çektiğiniz muhakkaktır ama gönül ferman dinlemiyor, değil mi çocuk?" diyerek karşıladı.
Çankaya'nın ilk gelini, Mustafa Kemal'in imam nikahlı eşi, ülkemizin ilk First Lady'siydi artık.

Çankaya Köşkünü çekip çevirdi, çevresindeki herkesin yardımına koşarak çok saygı duyulan biri haline geldi.
Savaş günlerinde el birliğiyle çok çalıştılar.

1922 Yılının eylül ayında Mustafa Kemal İzmir'e çıktı.

Atatürk ve silah arkadaşlarının çalışmak için seçtikleri köşk Latife Hanımın ailesine aitti. Bu vesileyle Latife Hanımla tanıştı.
Latife Hanım genç, yüksek tahsilli, entelektüel ve zeki bir kadındı. Köklü bir aileden geliyordu. Mustafa Kemal Latife'den çok etkilendi. Zübeyde Hanım ise mükemmel bir gelin adayı olduğunu düşünecekti.
Mustafa Kemal Ankara'ya geri döndüğünde Fikriye Hanım'ın çok hasta olduğunu öğrendi.

Fikriye'yi tedavi görmesi için derhal Almanya'ya gönderdi.

Bu sırada Zübeyde Hanım, Latife Hanım'ın ailesinin İzmir'deki evinde vefat etti.
Mustafa Kemal annesinin son isteğini gerçekleştirmek istedi ve Latife Hanım ile evlendi.

Zaten Latife Hanım gibi zeki, tahsilli birinin Türk kadınına çok iyi örnek olacağını düşünmekteydi.
Bu sırada Almanya'da tedavi gören Fikriye Hanım ise Mustafa Kemal'in evlendiği haberini gazetelerden öğrendi.
Bunun üzerine ilk fırsatta yola çıktı ve Türkiye'ye döndü.

Fikriye, Çankaya Köşkünün kapısına dayandı. Bunun üzerine ilk fırsatta yola çıktı ve Türkiye'ye döndü.

Fikriye, Çankaya Köşkünün kapısına dayandı.
Mustafa Kemal'den hediye olan gümüş tabancasıyla kendisini kalbinden vurdu.

Bazı söylentilere göre de köşkü terketmek üzereyken vurulmuştu.
Sır dolu ölümünden sonra isimsiz bir mezarlığa gömüldü. Kaynak

Can Dündar, Fikriye'nin Etnografya Müzesindeki Atatürk heykelinin altında gömülü olduğunu iddia etti.
Salih Bozok'un notlarında ise Kuğulu Parka defnedildiği belirtiliyordu.

Mezarının yeri bile belli olmayan Fikriye Hanım, ardında cevabı bulunamayan pek çok soru bıraktı...
Fikriye hanımın Atama yazdığı şiir ile bu biyografiyi de tamamlayıp, heyecan yaptığım Latife hanım biyografisine geçeceğim, Fikriye hanım’ın Atam için yazdığı şiir+
Benim Gözümün Nuru!
Gönlümün Efendisi!
Gecemin Işığı Efendim!

Ciğer parem kanıyor, sanma ki dil yâresinden,
Aylardır öksüzüm, Fikriye derken can veren sesinden,
Döktüm payına ne kaldıysa geriye, bi-çare Fikriye’den,
Gel kurtar demeye kalmadı mecal, çektiğim bu çileden.+
Çok mu gördün kuluna, bir namey-i nesretmey-i,
İsterdi kırık gönül, bir fırçayla seni resmetmey-i,
Tek dileğimdir hayata veda ederken, seni bir nebze görmeyi,
Nasip eder mi Tanrı bilinmez, aguşunda ölmeyi.
Eylemem feryat, şekvacı ise hiç değilim,
Gidince esbab-ı hakikiye bilesin ki gene seninim,
Cennet de olsa yerim, her gece duanı beklerim,
Şems-abad olsada yattığım yer, payına yüz sürmeyi rüchan eylerim.
Gel bir katre ümmid ver, gitmeden harabe-zare,
Görenler sanır ki hastayım, değil, kulun divane,
Çeşm-i mahmurum bitti, kan kusuyor biğane.
Sevdi gönül neylesin, açık gidecek çeşm-i yar ne çare.

Fikriye

28 Ağustos 1922/Çankaya
Latîfe Uşakî ya da nüfûs kayıtlarına göre Latîfe Uşaklı, 17 Haziran 1898 yılında İzmir’de doğdu. 29 Ocak 1923-5 Ağustos 1925 tarihleri arasında iki buçuk yıl Mustafa Kemal Atatürk ile evli kaldı. "Uşaklıgil" âilesine mensuptur ve ünlü yazar Hâlit Ziyâ Uşaklıgil ile kuzendir.
İzmir’in tanınmış ailelerinden gelen Laitfe Hanım, Uşakîzâde Köşkü'nün bahçesinde bulunan "camlı köşk"te ilkokulu, İstanbul Arnavutköy Amerikan Kız Koleji'nde ortaokulu ve liseyi okudu.
Paris'te Sorbonne Üniversitesi’nde siyâset ve hukuk eğitimi aldı, Londra'da dil öğrenimi gördü. İngilizce, Fransızca, İspanyolca ve Almanca biliyordu.
Sakarya Meydan Muharebesi'nin kazanılması üzerine, üçüncü sınıfta üniversite eğitimini yarıda bırakarak, Gazi Mustafa Kemal Paşa ve ordusunu karşılamaya İzmir'e döndü.
9 Eylül 1922'de, Türk ordusunun İzmir'e girişinin ardından, başkumandana güvenli bir karargâh arayışındaki kurmayları, Gazi Mustafa Kemal Paşa'yı Göztepe'deki Uşakîzâde Âilesi'nin köşküne götürdüler.
Ebeveynleri o sırada bir yurt dışı seyâhatinde olduğu için köşkte babaannesiyle birlikte kalan Latîfe Uşakî, 14 Eylül'den itibaren Gazi Mustafa Kemal Paşa'yı köşkte ağırladı.
16 gün süren ve 30 Eylül 1922 tarihinde sona eren bu misafirlikte köşk, "Mudanya Ateşkes Antlaşması" çalışmalarına sahne oldu.
Mustafa Kemal Atatürk ile Latîfe Hanım, 29 Ocak 1923 tarihinde, Muammer Bey’in Göztepe'deki Uşakîzâde Köşkü'nde dinî nikâhla evlendiler. Nikâh bazı yönlerden dönemin âdetlerine uymuyordu.
Yaygın uygulamada kadınlar dinî nikâhta yer almazken, Latîfe Hanım dinî nikahta bulundu. Mareşal Fevzi Çakmak ve Kâzım Karabekir Paşalar, Mustafa Kemal’in, Mustafa Abdülhâlik Renda ile Salih Bozok ise Latîfe Uşakî’nin nikah şâhidi idi.
Bu nikahta yaşanan ilkler, sekiz ay sonra Merkez Kadısı Hüseyin oğlu Ömer Fevzi tarafından belge haline getirilmiş ve tasdik edilmiştir.
Maalesef evlilikleri uzun sürmemiştir. Bu konuda çok şeyler yazılıp söylenmiştir. Derler ki; ayrılırken birbirlerine söz vermişler, bu evlilikle ilgili hiçbir şey konuşmayacaklar. O günden beri onlar birbirleri hakkında tek söz söylemişlerdir.
Latife Hanım 12 Temmuz 1975 yılında 76yaşında ölmüştür.Yaratıcılığın kaynağı olan Mustafa Kemal’in sofrası bir akademi gibiydi.Çeşitli alanlarda ülkenin yetkili kişilerinin çağrılı olduğu bu sofrada,her çeşit konu,devlet sorunları geç vakitlere kadar tartışılıp sonuca bağlanırdı.
Latife Hanım, Mustafa Kemal’e ayak uydurmakta güçlük çekiyordu. Pek çok zaman isyankar davranışlarıyla bunu gösteriyordu.Bu yüzden evlilik uzun sürmemiş, 5 Ağustos 1925’te ayrılmışlardır.Mustafa Kemal’le Latife Hanım bu evliliklerinde iki yıl altı ay kadar birlikte yaşamışlardır.
Ne Mustafa Kemal Paşa nede Latife Hanım bir daha hiç evlenmemişlerdir.
Atatürk, bu kısa evliliğini şöyle değerlendirmiştir. “Eşini mutlu edebilecek herkes evlenmelidir. Çoluk-çocuk sahibi olmalıdır. Bana bakmayın bu meselede örnek İsmet Paşa’dır. Benim hayatım başka türlü düzenlenmiştir.+
Buna rağmen tecrübesini yaptım. Sonradan anladım ki, bu iş benim başaracağım bir iş değildir.”
Latife Hanım Atatürk’le iki yıl, altı ay evli kalan muhterem kadın. İstanbul Ayazpaşa’da baba evinde oturmaktadır. Genç bir gazeteci hanım, Latife Hanım’la gazetesi adına röportaj ya da Atatürk’le geçen yaşamını yazı dizisi yapmak düşüncesiyle ziyarete gelir.
Genç muhabiri Latife Hanım sevgiyle mutlulukla karşılar. “Beni mutlu ettin. İyi ki geldin” der. Ve “Demek hatıralarımı satın almak istiyorlar.” Genç gazeteci Hanım “Evet efendim. Şartlarınız ne olursa, kabul ediyorlar.” Latife Hanım; “Demek ki ne şartla olursa olsun.”
Gazeteci hanım; “Evet efendim. Patronlarım öyle dediler.” Uzun bir sessizlikten sonra Latife Hanım hüzünlü biraz da küçümser bir tavırla, “İnsanlar hala, her şeyin parayla satın alınabileceğini mi sanıyorlar demek ki.” Diye. Esefle içini çekerek genç gazeteci hanıma;
“ Çok gençsiniz, ne diye birisinin ama ben artık genç değilim ve onlar gibi çok patron gördüm. Ben bir gerçeği sana söylemek istiyorum. Senin bilmeni istiyorum. Osmanlı Hanedanı’nın hüküm sürdüğü yıllar boyunca hiçbir hükümdar karısı, ne sebeple olursa olsun…
Ölümle veya talakla (boşanma ile) kocasından ayrı düştüğü zaman, hiçbir kimseye evliliği veya evlendiği kimse hakkında hiçbir şey söylemedi. Yazmadı, konuşmadı. Böyle bir şey vaki değildir. Demek ki bu bizim töremiz de var.
Şimdi ben, bu halkı ve güzel töreyi bozup bana verecekleri üç beş kuruş için… O’na ait hatıralarımı satacak mıyım? Nasıl bir düşünce bu? Satabilir miyim?”
Genç gazeteci mahcup, üzgün, suçlu gibi konuştu; “Özür dilerim efendim.” Latife Hanım’ın cevabı kısaydı; “Dileme. Senin hiçbir suçun yok. Beni mutlu ettin. Teşekkür ederim. İyi ki geldin.” Diyor. Genç muhabir; “Rica ederim efendim. Asıl ben size teşekkür ederim.
Yarın Ankara’ya gidiyorum. Bana bir emriniz olabilir mi Ankara’da efendim?” Diyor.
Bu soru Latife Hanım’ı uzun uzun düşündürüyor. Herhangi bir cevap vermeden genç kızın gözlerine, gözlerinden daha öte sıcak yüreğine bakıyor. Ve; “Ankara’ya öyle mi?
Kim bilir ne kadar değişti koca Ankara. O şehri öyle merak ediyorum ki.” Diyor. “Evet demek bana bir istediğin var mı diyorsun. Pekala, işte sana bir sır. Daha doğrusu bir emanet. Yıllardan beri gerçekleştirmek istediğim bir şey vardı, cesaret edip kimseye söyleyemedim.”
Genç gazeteci hanım: “Emredin efendim. Ben size hizmet etmekte hazırım.”
İkisi de çok heyecanlıydı. Latife Hanım gülümsemeye çalışıyordu. “Estafurullah sadece bir rica. Ankara’da… Bir çiçekçiden, bir kırmızı gül al lütfen.
Ama bir tek. Onu Anıtkabir’e götür ve Mustafa Kemal’in mübarek kabrinde yere bırak… Ayakucuna. Kimden geldiğini o anlar, ama sen yine de; “Bunu Latife gönderdi” diye söyle!... Bu iyiliği bana yapabilir misin?”yapabilir misin?”
“Nasıl yapamam? Elbette efendim. Emredersiniz.”
“Hayır, gerçekten rica ediyorum. Lütfen!...”
Genç muhabir hanım bu kırmızı gülü bir tek kımızı gülü Anıtkabir’e götürür. Atatürk’ün ayakucuna bırakır. Bir tek kırmızı gülü…
Sonra ertesi gün Anıtkabir’e gittiğinde kırmızı gülün, bir tek kırmızı gülün, tüm çeleklerden alınıp bahçeye bırakıldığını gördüğünde Ata’nın ayakucunda tüm canlılığı ile durduğunu gördüğünde,
Genç muhabir:
“Teşekkür ederim Atam, çok teşekkür ederim… Onu kabul ettin demek ki.”
Latife Hanım ile ilgili bu anıyı okuduğumda o kadar çok duygulandım ki, gözlerim doldu. Sizlerin de duygulandığınızı tahmin ederim.
İşte bu mübarek kadın, Atatürk’ün biricik eşi olmuştur. Atatürk de, Latife Hanım da bu boşanmadan sonra bir daha evlenmediler.
Mucizenin adı: Mustafa Kemal kitabından alıntı.
Bayadır kaynak bulamadım, fakat bilinen bir hikayeyi eklemem gerekiyor; İngiliz gazetesinde yayınlanan bir haberde Latife hanımın bir restoranda Atatürk’e tokat atacakken görüntülenir. O fotoğrafı bulamadığım için çok üzgünüm.
Olayı Latife hanımın yiğeninin yazdığı kitapta bulabilirsiniz. Olayı Latife hanım şöyle anlatmış;
Sohbette bir şey için sinirlenen Atatürk elini kaldırır, o sırada Latife hanımsa tokatı ani refleks ile Atatürk’e atar, sonrası magazinsel olarak günümüze kadar gelmiştir; fakat restoran ortamında ya da sonrasında Atatürk elini kaldırmamıştır Latife hanıma.
Latife hanım, Atatürk’ü çok sevdiği için başkasıyla evlenmemiştir, hatta ayrıldıktan sonra oturduğu köşkte hep Atamın heykeline baktığı bilinir, düşünsenize eskiden hiçbir teknoloji yok uğraşacak ve sevdiğinizin heykeline her gün bakacaksınız, en zor olanı yaşamamış mıdır?
Atatürk peki vefalı olmasa, Latife Hanımı; İsmet Paşa’ya eksikleriyle ilgilenmesi için arz edip, onu uzaktan korumasına ne denir? Aşk değil midir?!.
Missing some Tweet in this thread?
You can try to force a refresh.

Like this thread? Get email updates or save it to PDF!

Subscribe to @İlkay MKA
Profile picture

Get real-time email alerts when new unrolls are available from this author!

This content may be removed anytime!

Twitter may remove this content at anytime, convert it as a PDF, save and print for later use!

Try unrolling a thread yourself!

how to unroll video

1) Follow Thread Reader App on Twitter so you can easily mention us!

2) Go to a Twitter thread (series of Tweets by the same owner) and mention us with a keyword "unroll" @threadreaderapp unroll

You can practice here first or read more on our help page!

Did Thread Reader help you today?

Support us! We are indie developers!


This site is made by just three indie developers on a laptop doing marketing, support and development! Read more about the story.

Become a Premium Member and get exclusive features!

Premium member ($3.00/month or $30.00/year)

Too expensive? Make a small donation by buying us coffee ($5) or help with server cost ($10)

Donate via Paypal Become our Patreon

Thank you for your support!