, 60 tweets, 16 min read Read on Twitter
1995 Yılında yaşanan trajediyi bilen herkesin bağrında kor bir ateştir Srebrenica. Anlatılanlara göre şehir, Hollandalı BM barış gücü askerleri tarafından korunmamış ve 2. DS’den sonra Avrupa’nın gördüğü en büyük soykırım Sırplar tarafından işlenmiştir. Ancak bu hikaye eksiktir.
Soykırımı tahlil ederken gösterilen baş aktörler Sırp, daha doğrusu Çetnik general Ratko Mladic ve şehri o’na teslim eden Hollandalı albay Thom Karremans’tır. Ancak bu vahşette sorumluluğu olmasına rağmen ismi anılmayan üçüncü bir kişi daha vardır.
İslamcı camia için bir önder, hatta bir rol model kabul edilen Alija İzetbegovic’in aldığı ve almadığı kararlarla pay sahibi olduğu soykırımın anatomisini baştan itibaren değinmek gerekiyor bunun için.
İzetbegovic’in soykırımdaki payına değinmeden önce felaketin yaşandığı şehrin savaş günlerine dönelim. Srebrenica, Drina nehri ile çizilen Bosna-Sırbistan sınırında bulunan çok stratejik bir konumdadır.
Sırbistan ile Bosna’yı birbirine bağlayan ana arter bu bölgeden geçtiği için şehrin kontrolü çok önemlidir. Zira, Bosna Sırp ordusunun tüm lojistik desteği bu kavşak üzerinden sağlanmaktadır.
Bu özelliğinden dolayı, bizlere anlatılanın aksine Srebrenica korunmasız ve sadece Müslüman sivillerin yaşadığı bir şehir değildir. Bilakis, Boşnakların doğu Bosna’daki en güçlü askeri birliği olan 28. tümen bu şehirde yerleşiktir.
Bir günde olup bitti gibi düşünülse de, 11 Temmuz 1995’te yaşanan soykırmın ön adımları aylar öncesinden atılmaya başlanmıştır. Soykırım, Sırplar tarafından mart ayında başlayan Krivaja95 harekatının son halkasıdır.
Harekatın ana amacı ise 28. tümen’in başında bulunan bu genç adımı ölü ya da diri ele geçirmektir.
Silah kullanmadan hayvan avlayabilen, doğada kendi imkanlarıyla aylarca hayatta kalabilen, her türlü patlayıcı maddeyi yapabilen ve tüm silahları kullanabilen, 1.90 boyundaki bu dev adamın ismi Naser Oric’tir.
Yugoslavya döneminde polis akademisinden mezun olan ve özel kuvvetlerde görev alan Oric, savaş başlamadan önce Slobodan Milosevic’in yakın koruma görevini üstlenecek kadar yetenekli biridir. Savaşın başlamasıyla görevini bırakarak Bosna ordusuna katılır.
Savaş başladığında henüz 33 yaşında olan bu genç adam yeteneği ve cesaretiyle kısa sürede yaş ve tecrübe olarak kendisinden üstün askerlerin saygısını kazanır ve 28. tümen komutanlığına atanır.
Sırp ordusu ile 28. tümen arasında yaşanan çatışmalarda karşılıklı kayıplar verilir, hatta sivillerin hedef alındığı da olur. Bunların en kanlısı 1993 Noel’inde yaşanır ve Kravica köyündeki Sırp erkeklerin tamamı 28. tümen tarafından öldürülür.
Naser Oric bu olayı inkar etmez, “Biz de zaman zaman Sırplar gibi sivillere saldırdık; Cenevre sözleşmesini Sırplar da ihlal etti, biz de” der.
Ancak bunun bir zorunluluk olduğunu söyler Oric. Sırpların silah ve lojistik üstünlüğüne karşı buna mecbur olduklarını ima eder. Oric komutasındaki 28. tümen’in, Sırp köylerine çoğunlukla yiyecek ve erzak yağmalamak için saldırdığı söylenmektedir.
28. Tümen’in varlığı Sırplar için kabusa dönüşürken, bütün çevresi Sırp ordusu tarafından ele geçirilen Srebrenica için ise adeta yaşam umududur. Bu yüzden Sırpların elinde bulunan civardaki şehirlerden kaçan Boşnaklar Srebrenica’ya sığınmıştır.
Savaş öncesinde 15.000 olan şehir nüfusu, güvenli bölge ilan edildiği 1993’te 40.000’i aşmıştır. Bu süreçte BM’nin görevlendirdiği barış gücü askerleri şehre yerleşmiş ancak Oric’e bağlı 28. tümen de şehri terk etmemiştir.
Oric’i ele geçirmek için başlatılan Krivaja95 harekatının haberi Srebrenica’ya ulaşmıştır. Sırp ordusunun başında bulunan Mladic’in isteği Oric’in teslim olması ya da tüm silahlarını bırakarak şehri terk etmesidir, aksi halde saldıracağı tehdidini savurur.
Bu sırada Srebrenica’da bulunan savaş muhabirleri Oric’le bir röportaj yapar ve şehri terk edip etmeyeceğini sorarlar. Aldıkları cevap çok net olur; “Bu şehri kanımızı akıtarak kurtardık, eğer biz çekilirsek herkesi öldürürler. Sonuna kadar buradayız”.
Oric’in bu açıklaması Srebrenica’ya sığınan 40.000 Boşnak’ın umudu olur. Zira savaşın başından beri BM’ye güvenmeyen Boşnakların, Mladic’in emrindeki kolorduya karşı sığınabilecekleri tek güç 28. tümen’dir.
Mladic, Mart ayından itibaren savurduğu tehditlerini artırarak yineler ve Srebrenica çevresindeki köyleri ele geçirerek şehre adım adım yaklaşır.
Nisan/1995’te İzetbegovic önderliğindeki Bosna-Hersek başkanlık konseyi tarafından Naser Oric’e bir emir tebliğ edilir. Emirde, Oric ve kendisine bağlı 12 subayın Tuzla’daki bir eğitime katılmaları istenmektedir.
28. Tümen’e bağlı bulunan 3 tugay ve 9 tabur bulunmaktadır. Tuzla’ya çağırılan rütbelilerin tamamı bu birliklerin komutanlarıdır. Oric ve 12 subay, Nisan ayında bir helikopterle Srebrenica’dan ayrılırlar. Mladic ise şehre her geçen gün daha da yaklaşmaktadır.
Bosna-Hersek ordusu zaten yeni yapılanma sürecinde olduğu için komuta kademesi yetersizdir. Bu yüzden, ayrılan 12 subaydan sonra 28. tümen toplama bir milis grubu halini alır.
Tümen’e bağlı askerlerin bazıları disiplin zaafından yararlanarak firar eder, bazıları ise şehirde yaşayan ailelerinin güvenliğini sağlamak için birlikten ayrılarak Srebrenica’ya inerler. Artık ortada 28. tümen yoktur.
Temmuz ayına gelindiğinde Mladic elini kolunu sallayarak Srebrenica’ya girmiştir. Krivaja95 harekatının asıl amacına ulaşmak için Naser Oric’in karargahına girer, ancak kendisini yeşil renkli bir Bosna sancağından başka karşılayan olmaz.
Karşılaştığı manzara karşısında tam bir özgüven patlaması yaşayan Mladic, ilk iş olarak Reuf Selmanagic caddesi tabelasının değiştirilmesini emreder. Zira kendisini savunacak hiçbir gücü bulunmayan bu şehir, artık bir Sırp toprağıdır.
Hiçbir direniş görmeden Bosna ordusunun karargahına kadar giren Mladic, burada o kahreden konuşmayı yapar; “Türklere karşı başkaldırıyı hatırlayarak bu şehri Sırp ulusuna hediye ediyoruz. Müslümanlardan intikam almanın zamanı geldi”
Naser Oric’in boş karargahına girdikten sonra emrindeki askerlere “hadi sallanmayın, Potocari’ye gidiyoruz” der devamında.
Potocari, Sırpların şehre girdiğini duyan 20.000 kadın, çocuk, yaşlı, hasta ve sakat sivilin kendilerini koruyacağı umuduyla sığındıkları BM barış gücü askerlerinin bulunduğu üssün adıydı.
2 Futbol sahası büyüklüğünde bir arazi üzerine kurulu eski bir fabrika olan bu üssün fiziksel olarak kaldırabileceği bir insan kitlesi değildi bu.
Tabur seviyesinde olan bu üs’te Hollandalı 450 BM barış gücü askeri bulunuyordu. O güne kadar canlı hedefe ateş etmemiş, tamamı geri hizmette(muharip olmayan) yer alan ve ellerinde makinalı tüfekten daha ağır silah olmayan 450 asker.
Mladic ise, tamamı komando ve muharip askerlerden oluşan 500 kişilik bir birlikle, üstelik tank ve ağır silah desteğiyle şehre girmişti. Dahası, şehrin tepelerinde hazır vaziyette bekleyen 6.000 rezerv askeri daha bulunuyordu. Bu eşleşmede BM askerlerinin hiçbir şansı yoktu.
Buna rağmen, bütün dünyanın gözleri önünde BM askerlerine saldırmasına hala ihtimal verilmiyordu Mladic’in. Üsse sığınan 20.000 kişinin umudu da buydu, BM askerlerinin kendileri için savaşması değil.
İlk sıcak temas Potocari’ye 2 km uzaklıkta bulunan gözlem noktasında yaşandı. Sırp askerleri, kendilerine ‘dur’ ihtarında bulunan BM askerilerine ateşle karşılık verip, tanklarla ilerlemeyi sürdürdüler.
Korkudan şok geçiren BM askerleri gözlem noktasını terk ederek Potocari’ye doğru kaçmaya başladılar. Boşnaklar ise arkadan ateş ederek BM askerlerinin mevzilerini terk etmesine engel olmaya çalıştı, bu sırada Hollandalı asker Raviv Van Renssen Boşnak ateşiyle hayatını kaybetti.
Hollandalı askerin ölümü, şehirdeki Boşnakları bekleyen acı sonu daha da bertaraf edilemez kılmıştı. Zira hem BM’nin, hem de Potocari’deki barış gücü askerlerinin tek derdi artık kendilerini kurtarmaktı.
Gözlem noktasında bulunan 30 barış gücü askeri Sırplar tarafından esir alındı ve NATO tarafından yapılan kısıtlı hava harekatının devam etmesi halinde askerlerin tamamının öldürüleceği tehdidi savuruldu.
Esir olan 30 Hollandalı asker BM’nin tüm karar mekanızmasını felç etmişti, zira 30 askerin canı, Potocari’de sonunu bekleyen 20.000 kişiden -malesef- daha değerliydi.
Mladic, esir aldığı Hollandalılar sayesinde kampa da tıpkı şehre girdiği gibi elini kolunu sallayarak girdi. Karşısında kendi canlarından başka hiçbir şey düşünmeyen 450 Hollandalı asker komutanları olan yarbay Thom Karremans vardı.
Mladic, Krivaja harekatını başlatma sebebi olan 28. tümen’in buhar olup uçtuğuna inanmıyordu. Bu yüzden tümen’e bağlı tüm askerlerin silahlarıyla birlikte teslim olmaları halinde hem kendilerinin, hem de tüm şehir halkının canını bağışlayacağını duyurdu.
Ancak Mladic’i savaşın başından beri tanıyan Boşnaklar bu sözün tutulamayacağını biliyorlardı. Bu yüzden 28. tümen’e bağlı askerler ve eli silah tutan tüm erkekler Srebrenica’yı terk etmeye başladı.
Srebrenica’da öğretmen olan Nesib Mandzic’i karşısına alan Mladic, kendisinden Boşnak askerlere bir duyuru yapmasını istiyordu. “Bunları yaz Nesib, halkın iyiliğini düşünüyorlarsa silahlarını bırakıp hemen teslim olsunlar”
Ve sonrasında gelen, tüm ortamı buz kesen bu söz; “Allah size yardım edemez ama Mladic eder”
Hollandalı askerlerin komutanı Karremans, Mladic’in karşısında korkudan kireç rengine dönen yüzüyle adeta yalvarıyor, serbest bırakılmaları halinde üssü Sırplara teslim edeceklerini açıkça beyan ediyordu.
Yapılan anlaşma sonucu Hollandalı askerleri çiçek ve hediyeyle uğurlayan Mladic, Srebrenica ile sonunda başbaşa kalmıştı.
Zagreb’deki üsse vardıklarında coşkulu bir parti ile karşılanan Hollandalı askerler, bir insanın erişebileceği en yüksek utanmazlık seviyesinde çılgınca eğleniyor, arkalarında nasıl bir cehennem bıraktıklarını sorgulamayı akıllarından bile geçirmiyorlardı.
Bu sırada Srebrenica’dan kaçmaya çalışan Boşnak erkekler dağlara sığınmış, ancak Sırpların ağır silahları sayesinde kolayca yakalanmaya ve öldürülmeye başlanmıştı.
En yakında bulunan Boşnak birliğine varmaları için aşmaları gereken dağlar, nehirler, mayın tarlaları olan bu insanlar Sırplar tarafından kolaylıkla bulunuyor ve öldürülüyorlardı.
Sırp askerleri bu esnada barış gücü askerlerinden çaldıkları mavi baretlerle dolaşıyor, hala BM’den medet uman birkaç Boşnak’ı da bu sayede aldatarak yakalıyorlardı. Zira, dağlarda bulunan Boşnakların çoğu Hollandalı BM askerlerinin şehri terk ettiğinden haberi yoktu.
Mladic, kurbanlarını tek tek öldürürken kameralar önünde propaganda yapmayı da ihmal etmiyordu. BM tarafından sağlanan yakıt ve otobüslerle kadınları şehirden tahliye ederken adeta barış güvercini rolü oynuyordu.
Ancak kadınlar şehirden tahliye edilirken, 11 yaşından 80 yaşına kadar tüm erkekler için hazırladığı plandan henüz kimsenin haber yoktu. “Hayır, siz sol taraftan” diyen bu asker hariç.
Srebrenica soykırımı ile özdeşleşen, hatta sonradan anıt bir de heykeli yapılan Ramo Osmanovic’in bu görüntüsü de o kahreden günden kalmaktaydı.
Sırpların kaçmak için dağlara sığınan Ramo ve beraberindeki Boşnaklar kolayca yakalanmıştı. Birkaç dakika sonra kurşuna dizilecek olan Ramo’dan, henüz yakalanmayan oğlu Nermin’e seslenerek o’nu da teslim olmaya ikna etmesi isteniyordu.
Mladic’in askerleri, 2 gün içinde resmi sayılara göre şehirdeki 15.000 erkekten 8372’sini katletti. Bu sayı, cesedine ulaşılan ve DNA testi yapılan kişilere ait. Kalanların çoğunluğu dağlara yapılan tank ve obüs atışlarıyla öldürüldüğü için net bir sayı vermek güç.
Srebrenica’daki 15.000 erkek arasından top atışlarına, azgın nehir sularına ve mayın tarlalarına rağmen kurtulabilen ’şanslı’ birkaç yüz kişi en yakın Boşnak birliğine 1 hafta sonra, bu halde ulaşabildiler.
Bu kişilerdrn bazıları sivil, bazıları ise yakın zaman öncesine kadar bölgedeki Boşnakların en büyük güvencesi olan 28. tümen’in son kalıntılarıydı.
23 Yıldır, soykırımla ilgili çok şey tartışıldı. Hollandalı askerlerin yüreksizliği, BM’nin basiretsizliği, insan kasabı Mladic’in suçları üzerinde en çok durulan konular oldu.
Ancak Alija İzetbegovic önderliğinde, başkanlık konseyinin aldığı Naser Oric’i şehirden çekme kararının ve devamında koca bir tümenin adeta dağıtılması hamlesinin üstünde hiç durulmadı.
Türkiye’de egemen olan siyasi iklimden dolayı İzetbegovic’in ‘Bilge Kral’ olarak anılması anormal bir durum değil. Martin Luther King’in 1950’lerde söylediği sözleri bile İzetbegovic’e mal eden; bilgiden yoksun, hamasetten beslenen müthiş bir Bilge Kral miti var çünkü Türkiye’de.
Oysa Bosna’da, İzetbegovic’in Srebrenica hamlelerinde kasıt olduğunu iddia eden çok ciddi bir kesim var. Sevenlerini üzmemek için detaylara girmek istemiyorum ancak dilerim İzetbegovic’in soykırımdaki tek payı, taktiksel ve stratejik öngörüsüzlüğü olsun.
Missing some Tweet in this thread?
You can try to force a refresh.

Like this thread? Get email updates or save it to PDF!

Subscribe to Cem (A.k.a McAllister)
Profile picture

Get real-time email alerts when new unrolls are available from this author!

This content may be removed anytime!

Twitter may remove this content at anytime, convert it as a PDF, save and print for later use!

Try unrolling a thread yourself!

how to unroll video

1) Follow Thread Reader App on Twitter so you can easily mention us!

2) Go to a Twitter thread (series of Tweets by the same owner) and mention us with a keyword "unroll" @threadreaderapp unroll

You can practice here first or read more on our help page!

Did Thread Reader help you today?

Support us! We are indie developers!


This site is made by just three indie developers on a laptop doing marketing, support and development! Read more about the story.

Become a Premium Member and get exclusive features!

Premium member ($3.00/month or $30.00/year)

Too expensive? Make a small donation by buying us coffee ($5) or help with server cost ($10)

Donate via Paypal Become our Patreon

Thank you for your support!