, 119 tweets, 35 min read
My Authors
Read all threads
EVRİM TEORİSİ VE İSLAM (TÜM DETAYLARIYLA)
Arkadaşlar herkese merhaba! Tüm Müslümanları yakından ilgilendiren bir konuyla ilgili bir flood paylaşacağız. Bu flooda ne kadar çok destek verirseniz o kadar çok Müslüman kardeşimize ulaşabiliriz.
. Lütfen fav ve retweetlerinizi esirgemeyiniz.
Nisa/85:
‘’ Kim güzel bir işte aracılık ederse, ona o işin sevabından bir pay vardır…’’

Yazıya geçmeden önce olası yanlış anlaşılmalara karşı belirtelim ki bu yazıda evrimin gerçekliğine dair hiçbir kanıt verilmemektedir.
Çünkü bu yazı İslam ve evrimin çelişip çelişmediğine dair bir yazıdır. Bu yazıyı okuyan ve evrimin gerçekliğine inanmayan Müslüman kardeşlerimizden bir ricada bulunmak istiyoruz. Lütfen birkaç dakikalığına evrimin gerçek olduğunu düşünerek ve İslamiyet’e zarar verebilme
ihtimalini göz önünde bulundurarak bu yazıyı okuyunuz. Belki de yazıyı bitirdikten sonra evrimin olmadığını düşünüp lakin evrimin İslam ile çelişmeyeceğini de iddia edebilirsiniz.
Bu yazıda, evrimin Kur’an-ı Kerim ile bir çelişki içinde olmadığı savunacağız. Yazıya geçmeden önce şu bilgilendirmeyi de yapmak istiyoruz. Evrim, süreçlerin nasıl olduğunu açıklarken bu süreçlerin kim veya ne tarafından yapıldığını açıklamaz.
Bu açıklama felsefenin alanına girmektedir. Dolayısıyla evrimin Tanrı’yı gereksiz kılıp kılmadığı doğrudan bilimsel iddialarla değil evrimin felsefi imalarıyla savunulabilir ve dolayısıyla felsefi bir tartışmayı gerektirir.
Bu mevzuyu şu örnekle daha iyi anlayacaksınız: Anneniz ve babanızın sizleri meydana getirmesi sizin varlığınızı açıklayan açıklamalardan bir tanesidir. Ama sizin anne ve babanız sayesinde var olmanız, “İşte ben bu çocuğun nasıl burada var olduğunu açıkladım, evrim falan yalan.”
gibi bir şey söylemeye kesinlikle sebebiyet vermez. Çünkü anne ve babanız sizin burada var olmanızı açıklayan farklı bir açıklama alanı iken evrim de farklı bir açıklama alanıdır. Evrim tür bazında burada nasıl var olduğumuzu açıklar. İşte nasıl ki anne ve baba açıklamaları
evrimi ortadan kaldırmıyorsa evrim teorisi de Tanrı’yı doğrudan ortadan kaldırmaz. Çünkü Tanrı, sizin burada nasıl var olduğunuzu daha büyük bir çerçevede açıklayan farklı bir açıklama alanıdır. Neticede, evrim teorisi felsefi imaları üzerinden tartışılmalıdır; evrim teorisi
doğrudan doğruya Tanrı’yı geçersiz kılamaz.
Konuya Kuran’daki ayet kavramını açıklayarak gireceğiz. Ayet kavramı, Kuran’da 4 şekilde kullanılmaktadır:
1)Kuran cümleleri
2)Peygamber mucizeleri
3)Allah’ın varlığına dair kanıtlar
4)Evrendeki bütün varlık ve fiiller
4. Madde, bu konuyu daha iyi anlayabilmemiz için çok önemli. Zira doğada gözlemleyebildiğimiz her şey, yaradan rabbimizin adıyla okunması (Alak/1) gereken ayetlerdir. Evrim de bu ayetlerden sadece ve sadece biri. Dolayısıyla evrim, Kuran ayetleri kadar önemli ve kutsal bir konu
olmalı ve Kuran ayetleri arasında bir çelişki olmamalı. Kısaca evrendeki olguların hiçbiri -buna evrim de dahil- Kur’an’la çelişemez.
KURAN AYETLERİ VE EVRİM
Evrim teorisi ile İslam “çelişir” veya “çelişmez” demek için başvurmamız gereken ana kaynak Kur’an-ı Kerim’dir.
Fakat unutulmamalı ki Kur’an-ı Kerim’i anlamlandırmak ve yorumlamak belirli kişisel/sosyolojik yorumlara tabiidir. İslam ile ilgili sadece belirli bir yorumdan yola çıkarak evrim teorisi ile İslam’ın çeliştiği kesin bir biçimde savunulamaz. Yani bir ayetin evrimle çelişmesi için
o ayetin mümkün olan tek bir yorum olması şarttır. Ayetlerde ikinci bir makul ve mantıklı bir yoruma gidilebiliyorsa ve ikinci yorum evrimle çelişmiyorsa ‘’Kur’an evrimle çelişir’’ iddiası savunulamaz. Bu bölümde hem Müslümanların hem de İslam karşıtlarının evrimle çelişki olarak
sunduğu bütün ayetleri inceleyeceğiz.
1.TOPRAKTAN/ÇAMURDAN YARATILMA KONUSU
Müminun Suresi/12, Rum Suresi/20, Fatır Suresi/11... (Tüm ayetleri buraya yazmamız mümkün gözükmüyor)
Toprak ve çamurdan yaratılma konusunda iki yorum yapılabilir, bu yorumlar:
•Tanrı, toprağa/çamura şekil verdi ve direkt veya ‘’uzun süreçlerle’’ insanı meydana getirdi.
•Tanrı, insanın özünü toprakla yarattı.
Kur’an-ı Kerim sadece Hz. Adem’in değil, tüm insanlığın topraktan yaratıldığını söyler. Kur’an’ın bu söylemini “Allah eline toprağı aldı ve
bizi yaptı.” olarak algılamanın makul bir gerekçesi yoktur. Bizim kanaatimize göre insanlığın özünün topraktan yaratıldığını düşünmek daha makul ve mantıklı durmaktadır. Peki insanlığın özünün topraktan yaratılması ne anlama gelir? Bu muhtemelen insanlarla toprağın yakın ilişki
içinde olmasına vurgu yapmaktadır. Neticede toprak, her insan için, yaşam kaynağıdır. İnsan her ne kadar topraktan farklı bir görünüme sahip olsa da topraktaki elementlerin insanlarda da olduğu bilinmektedir. Kuran her çağa hitap eden bir kitap olduğu için herkesin
anlayabileceği tasvirleri kullandığını unutmamalıyız. Kuran’ın indiği çağda, insanı oluşturan elementler bilinmiyordu. Toprak gibi insanların iyi tasavvur edebilecekleri bir maddeden örnek verilmesi mantıklıdır.
Elmalılı Hamdi Yazır’ın Fatır/11 tefsirini vererek bu konuyu kapatıyoruz: “Allah'ın izzeti ve diriltmesi ve nüşûrun doğruluğu diğer âyetlerle de açıklanarak buyuruluyor ki: "Allah sizi bir topraktan yarattı.."
Bu öyle bir gerçektir ki maymundan yaratıldıklarını iddia edenler bile, daha önce topraktan sonra da bir nutfeden (spermden) geldiklerini inkâr edemezler. İstidlal zincirinde bir halka daha itiraf etmiş olurlar. Bütün bunlar, Allah Teâlâ'nın tabiatlar üzerindeki izzet ve
hakimiyetini gösterir; nitekim sonra sizi çiftler yaptı, o nutfeden (spermden) sade erkek değil, dişiler de yaptı ve evlenme kanunu koydu, hem bunları yapıp da bırakıvermedi. Herhangi bir dişinin hamile kalması ve çocuğunu doğurması hep O'nun ilmiyledir.” Görüldüğü üzere Elmalılı
Hamdi Yazır, topraktan yaratılma konusunda yukarıda belirttiğimiz ilk yorumu benimsemekte olup topraktan yaratılmanın da uzun süreçlerle olduğunu savunmaktadır.
Fark edileceği üzere topraktan/çamurdan yaratılmanın tüm makul yorumları evrimle çelişmemektedir.
2)HAME-İ MESNUN
Hicr/26, Hicr/28, Hicr/33
Aşağıdaki 3 ayet de evrime çelişki olarak sunulmaktadır. Çoğu mealde “mim salsâlin min hame-in mesnûn” kelimesini “bir çamurdan ve şekillendirilmiş bir balçıktan” diye çevrilmiştir.
Çamurdan/topraktan yaratılmanın evrimle çelişmeyeceğini yukarıda açıklamıştık. Peki şekillenmiş bir balçık çelişir mi? Bu konuyu daha iyi izah edebilmek için yine Elmalılı Hamdi Yazır’ın tefsirine başvuracağız:
“…Bundan dolayı diyebiliriz ki; "hame-i mesnûn" insan tohumu olan
spermadır. Gerçekten sperma her anlamıyla mesnûn, yani hem değişen, hem sürtülmüş, hem dökülmüş, hem de bir sünnet üzere tasvir edilmiş (şekillendirilmiş) bir balçıktır. Bu şekillenmiş balçığa "yapışkan bir çamur" (Sâffât, 37/11), "dayanıksız bir suyun özünden" (Secde, 32/8),
"katışık bir sperma" (İnsan, 72/2) demek de doğrudur. Bu mânâ, insan nevinin bütün fertlerini kapsar. Ancak insanın ilk ferdi olan Âdem, ilk insan olduğu gibi, onun yaratıldığı o şekillenmiş balçık da ilk önce onda sünnet olmuş ilk tohumdur.
Özetle Âdem bile, ilk olarak sperma niteliğini almış bir balçıktan yaratılmıştır. "O, insanı bir damla sudan yarattı" (Nahl, 16/4) ifadesi, onun hakkında da geçerlidir.
Şu kadar var ki, o spermadan önce bir insan yoktur. Onun seçimi, çocukları gibi bir insanın vücudunda meydana
gelmemiştir. Bununla beraber şimdiye kadar bütün insanlar da onun gibi kuru bir çamurdan, şekillenmiş bir kara balçıktan yaratılmaktadır. Yalnız şu farkla ki, bu şekillenmiş kara balçık, insanın gıda olarak yediği bitkiler ve hayvanların (et ve sütleri ile) bünyelerinden geçerek
yine bir insan bünyesinde seçimini bulmaktadır. İşte insan denilen mahluk aslında böyle değersiz bir şeydir. Allah Teâlâ'nın ilim ve hikmetini, kudretinin sanatını anlamalı ki şu kuru topraktan öyle şekillenmiş kara bir balçık yapmıştır. Ve o kokar balçıktan insan yaratmaktadır.”
3)TEK NEFİSTEN YARATILMA (ADEM PEYGAMBERDEN YARATILMA)
Nisa/1. Araf Suresi/189
Aşağıdaki ayetler de evrimle çelişkili olduğu savunulmaktadır. İki ayetin de Arapçasında geleneğin peygamber olan Adem diye çevirdiği “min nefsin vâhıdetin”(مِّن نَّفْسٍ وَاحِدَةٍ) ifadesi ayette yer
almaktadır. Nefs kelimesinin anlamları ise şöyledir: Öz, ruh, zihin, insanoğlu, canlı, kişilik, şahıs, kimlik, arzu.[1][2] Bu durumda “nefs” kelimesine verdiğiniz anlama göre ayetin anlamı değişecektir. “Nefs” kelimesinin anlamlarından da sadece ve sadece “şahıs” anlamı evrimle
çelişmektedir. Bu ifadeyi şahıs anlamında yorumlamanın makul bir nedeni yoktur; genelde bu yönde yorum yapılması alimlerimizin Adem-Havva hikayesini Tevrat’taki gibi benimsiyor olmasıdır. Şahıs anlamı değil de öz anlamı kabul edilirse ayetin anlamı şöyle olur:
Allah erkekleri bir özden yaratmıştır(Bu öz, Kur’an’da da anlatıldığı üzere topraktır.). Erkeklerin oluşturulduğu bu özlerden de kadınlar meydana getirilmiştir. Yani, erkekler de kadınlar da aynı özden meydana gelmiştir.
Bu konuda biraz daha farklı bir bakış açısı ise şöyle söylemektedir: Geleneğimizde bu ayetlere dayanan tartışmaların ağırlıklı olarak insanlığın başlangıcına dayanıyor olması Nisa Suresi’nin 1. ayetindeki “Ey insanlar!” ifadesine dayanmaktadır.
Fakat “yâ eyyühe’n-nâs” ifadesi insanlığın bütününe değil, İbn Abbas ve Suyûti gibi alimlerin belirttiği üzere, Mekke halkına hitap eder gibi görünmektedir. Buna göre ayetlerin ilk insanın yaratılışından söz etmediği söylenebilir.
Ayet Mekke halkının atalarından söz etmektedir. Bu durumda “nefs-i vâhide” ifadesinden kasıt Mekke halkının atalarıdır. Bu bakış açısını A’raf Suresi’nin 189. ayeti üzerinden ele alalım. Kaffâl’ın da dikkat çektiği gibi bu ayet, her zaman ve zeminde muadillerine rastlanan müşrik
ve nankör insan tipini aktarmaktadır.[3] Yani bu ayet yaratılıştan bahsetmemekte, müşriklerle ilgili bir olguya vurgu yapmaktadır. Araf Suresi’ndeki “min nefsin vahidetin” ifadesine Hz. Adem diyen alimlerimiz, ayetin devamında gelen müşrik konusunu da tabii ki fark etmiştir.
Dolayısıyla “min nefsin vahidetin”e Hz. Adem dedikleri için, Hz. Adem ve eşinin müşrik olduğunu savunmak zorunda kalmışlardır. Bu durumda “Onların şirkleri öyle anladığınız gibi bir şirk değildir.
Çocuğuna Abdullah(Allah’ın kulu anlamına gelir) gibi isimler koymak yerine Abd-al-Uzza(Üzza’nın kulu) gibi isimler koymuşlardır.” demişlerdir. Oysa insanların varoluşunun daha ilk zamanlarında neden bu tür isimleri koysunlar?
Açık ki bu ayet insanların yaratılışından değil müşriklerin atalarından söz etmektedir. Ayetteki “Ey insanlar!” söylemi sizleri tüm insanlığın ilk yaratılışından söz edildiği kanısına düşürmesin.
Nitekim, Kur’an-ı Kerim’de bu tür kullanımlar Ehl-i Kitap’a karşı çokça kullanılmaktadır. Ayetler hitâbi dilde, belirli bir zamanda-zeminde indiği için özellikle kimlere vurgu yapıldığı bildirilmeden “Ey insanlar!” tabiriyle müşriklere vurgu yapılabilmektedir
(Hatta Kur’an-ı Kerim’in kafirlere seslenirken neredeyse her zaman “Ey Kâfirler!” diye seslenmemesi dildeki farklı bir incelik olarak da anlaşılabilir fakat konumuz bu değil diye değinmeyeceğiz buna).
Konuyla ilgili son olarak şu yazıyı da okuyabilirsiniz: bilimveyaratilisagaci.com/2019/04/130-er…
4) ADEM-HAVVA KISSASI
‘’Adem” kelimesinin geçtiği tüm ayetlere bakabilirsiniz. Kur’an-ı Kerim’in hiçbir ayetinde “Adem ilk insandır.” gibi bir ifade geçmemektedir. Burada tüm mesele yaratılış ayetlerine nasıl baktığımızla ilgilidir. Yaratılış hikayesine nasıl bakıldığına göre
Hz. Adem’in ilk insan olduğu da iddia edilebilir dini açıdan mükellef olan, vahye mazhar olan ilk insan olduğu da iddia edilebilir. Adem peygamberin ve eşinin, kendi dönemlerinde tek insanlar olup olmaması konusunda ise Kur’an-ı Kerim’in net olarak söylediği bir şey yoktur
diyebiliriz. Belki dolaylı yoldan çıkarım yapabileceğimiz ayetler var denebilir. Örneğin Ali İmran Suresi 33. ayet şöyle der:
‘’Allah; Âdem’i, Nûh’u, İbrahim Ailesi’ni, İmran Ailesi’ni seçerek âlemlere üstün kılmıştır.’’
Peki, eğer Adem yaratılışta tek kişi ise ve sonra da ondan eşi meydana getirilmiş ise, Adem nasıl seçilmiş olsun? Seçilme iki ve daha fazla seçenek arasında olan bir olaydır. Eğer Adem tekse nasıl seçilmiştir? “Adem tekti, ondan Havva meydana geldi.
Sonra çocukları ensest çoğaldı.” diyenler bu noktada yanılıyor olabilir. Fakat onlar için asıl sorun Kur’an’da ensest ilişkinin açıkça yasaklanmasına rağmen Hz. Adem’in çocuklarının ensest ile çoğaldığını iddia etmeleridir. Tabii bu bağlamda Şura Suresinin 13. ayetine rağmen
şeriatlerin değiştiğini savunmak pek makul gözükmüyor.

a)Şekil Verilme ve Meleklerin Secde Etmesi
Araf/11: ‘’ Andolsun sizi yarattık; sonra size şekil verdik; sonra da meleklere, "Âdem’e secde edin" diye emrettik. İblîs’in dışındakiler secde ettiler. O secde edenler arasında
yer almadı.’’
Öncelikle ayette zamana hiçbir atıf yapılmadığına dikkat çekmek isteriz. Bu bir süreçle de olabilir anında yapılmış da olabilir. Bu şekillenmenin belli bir süreç içerisinde gerçekleştiğini düşünebiliriz. Ki zaten evrim bir şekillenme sürecidir.
İkinci bir husus ise meleklerin Adem peygambere secde etmesi. Bu konunun evrimle alakalı olmadığını hatırlatarak açıklamalarımızı yapalım. Ayetin en başında genel bir hitap var “siz” diye. Fakat sonrasında kişi olan Adem’den bahsediliyor diye düşünülüyor.
Açıkçası biz burada o kısmın da insanlara genel hitap olarak alınması gerektiği kanaatindeyiz. Yani buradaki ademden kasıt peygamber olan adem değil, insan türüdür. Ki birçok Kuran tefsircisi bu ayetteki adem sözcüğünün zamir kullanımından yola çıkarak insan türü şeklinde
yorumlamışlardır. Bkz. Kadı Beydavi, Elmalılı Hamdi Yazır.
b)Adem’e isimlerin öğretilmesi
Önceki konu gibi bu konu da Adem peygamberin yaratılışı yani evrimle ilgili olmayan bir konudur. Ama bazı Müslümanlar Adem’e bütün isimlerin öğretilmesinden yola çıkarak Adem peygamberin ilk
insan olduğunu iddia ediyor. Eğer bu isimler insanların tanışmalarına, anlaşmalarına sebep olan bütün isimler, bütün eşyalar ve eşyanın suretleri şeklinde yorumlanırsa Adem peygamberin ilk insan olduğunu düşünmek makul gibi gelebilir.
Tabii bu isimlerin ne olduğu konusunda da farklı görüşler vardır. Bunlar:
-Meleklerin isimleri
-Hz. Adem’in zürriyetinin isimleri
-Allah’ın kendi isimleri
Ayrıca Allah’ın Adem peygambere tüm isimleri öğretmesi, Adem peygamberin ilk insan olduğuna dair bir delil olmayabilir.
Tüm isimlerin öğretildiği ilk peygamber olduğuna dair bir delil olabilir. Konuyla ilgili olarak şu videoyu izleyebilirsiniz:

c)Habil-Kabil Kıssası
Habil ve Kabil kıssasına şu şekilde bakmamızın gerekli olduğunu düşünüyoruz:
Sorumlu tutulan ilk insan toplulukları içerisinde ilk cinayeti Kabil işlemiştir. Kabil, ölüye ne yapılacağını öğrenmediği için veya durumun verdiği telaşa kapılarak ne yapacağını şaşırdığı için kardeşini gömememiştir. Bu durumda Allah lütfuyla bir kargayı göndererek Kabil’e
ne yapması gerektiğini öğretmiştir. Ayrıca hatırlatmak isteriz ki Kur’an, bu cinayet ve ölüyü gömme olayının ilk kez yaşandığını belirtmez
d)Cennetten Kovulma
Bu ayetlerdeki “cennet” kelimesini ahiretteki bir mekan olan cennet olarak yorumlayanların zorda kaldığı durumlar vardır:
: Kur’an-ı Kerim’e göre cennette hiçbir şey yasak değildir, ama yaratılışla ilgili bu ayetlerdeki cennet kelimesini ahiretteki cennet olarak alırsak garip bir durum ortaya çıkar, cennetteki bir ağaca dokunmak nasıl yasak olur? Kur’an cennete ödül olarak girileceğini söyler fakat
bu adamların hikayesinde Adem-eşi ve hatta şeytan nasıl olur da cennete girer, hangi ödül karşılığında? Hatta Kur’an-ı Kerim’de Adem’in de eşinin de diğer tüm insanların da dünyada yaratıldığından bahseder.
Bunlar dünyada yaratılıp tekrar cennete mi gittiler(Bkz. Araf/25, Taha/55)? Kur’an-ı Kerim’e göre cennete giren kişi bir daha oradan çıkamaz(Bkz. Hicr/48), peki nasıl olur da bu kişiler cennete girmiş ve çıkmıştır?
Ayrıca Tevrat’a göre hz. Adem ve hz. Havva bu dünyada yaratılmıştır. Hz. Havva’nın yaratılma konusunda Tevrat’tan etkilenen -ki kaburgadan yaratılma konusunda farklı düşünen Tevrat yorumcuları da vardır- geleneksel alimlerimizin cennet konusunda Tevrat’la çelişkili bir şekilde
Kur’an’ı yorumlaması da dikkat çekicidir.
Bu şekilde çelişkiler açığa çıkıyor. Çünkü, Adem ve eşi uhrevî cennette yaratılmamıştır! Kur’an-ı Kerim’in hiçbir yerinde insanların başka bir yerde yaratıldığından söz etmez, Kur’an-ı Kerim’e göre insanlar dünyadaki topraktan yine
burada yaratılmıştır. Ayrıca “Dünyada yaratıldınız ve sonra sizi cennete aldık.” diyen bir ayet yoktur. Dolayısıyla bu ayetteki “cennet” kelimesinin anlamını ödül olarak gidilecek yer olan cennet olarak alma konusunda hiçbir dayanak yoktur.
Hatta öyle almamamız gerektiğini bize gösteren birtakım çelişkiler de öne sürülebilir(Üstte belirttiklerimiz bunlardan birkaçıdır). Yani gökteki cennetten indirilme gibi bir durum yoktur. “Cennet” kelimesinin bir başka anlamı da bahçedir. Bu ayetteki anlamı da dünyadaki bir bahçe
(Cennet kelimesi “cnn” kökünden gelir. Cennet, zemini üstündeki yapraklar nedeniyle görünmeyen bahçe anlamına gelir. Kur’an ayetlerinden anlıyoruz ki Adem’in ve eşinin bulunduğu bu yer gayet sakin ve gerekli olan tüm ihtiyaçları karşılayacak bir yerdir.
Ve başka bir gezegende falan değildir, şu an yaşadığımız gezegendedir.) olarak almak üstteki tüm çelişkileri yok edecektir ayrıca bu yorum diğer ayetlerle de uyumlu olacaktır. Ve söylemeliyiz ki bunu böyle savunan ilk kişi elbette bizler değiliz. el-Mâtüridi(Ö. 944),
Ebû Müslim el-İsfahani(Ö. 934) gibi müfessirler de bu tip bir kanıya varmıştır.[5]
Hz. Adem’in uhrevî cennette yaratıldığına dair 2 ayet delil olarak getiriliyor. Bunlar, Bakara/36 ve Taha/118-119’dur.
Ayetin Arapçasındaki, “aşağıya inin” ifadesine karşılık gelen ifade şudur:
“ihbitu”(اهْبِطُو). “Aşağıya inin” ifadesi gökten veya bir gezegenden veya farklı bir boyuttan aşağıya inmeyi kastetmek zorunda değildir. Bir tepeden aşağıya inmek, bir tümsekten aşağıya inmek için de aynı ifade kullanılır.
Yahut bu ifade “gözümden düştünüz” gibi anlamlarda da kullanılır. Bir örnek olarak, Bakara/61. ayette de Musa’nın kavmi için “aşağıya inin” ifadesi(ihbitu) geçer. Fakat kimse bunu “[gökteki] cennetten aşağıya inin” veya “farklı bir gezegenden aşağıya inin” diye anlamıyor.
Aynı ifade Hud/48. ayette Nuh’un gemiden inmesi için kullanır. Neticede anlıyoruz ki malum ifade illaki “gökten aşağı inmek” anlamında değildir.
Taha/118-119 ayetlerde Allah Adem’in orada acıkmayacağını susamayacağını belirterek buradan çıkarsanız zorluklarla baş etmek zorunda
kalacaksınız diyor, bu yüzden burası insanların açlık ve susuzluk çekmediği uhrevi cennettir şeklinde bir yorum getiriliyor. Bu konuda şunu söylemek isteriz Aden'deki cennet, orada yaşayanların açlık çekmediği bir bahçe, mekândır. Ayrıca Kehf/32-44 ayetleri arasında anlatılan
kıssadaki cennettin bu dünyadaki bir has bahçe olduğunu, Necm/13-15 ayetlerindeki huzur veren cennetin de bu dünyada olduğunu ve Sebe/15-17. ayetlerindeki cennetin de bu dünyada olduğunu biliyoruz. Peki Taha/118-119 ayetlerindeki has bahçedeki nimetlerin bolluğuna işaret etmiş
olamaz mı?
Peki yasak ağaç ne? Belirtmeliyiz ki “ağaç” ifadesi müphemdir. Eski Ahit’te “bilgi ve hayat ağacı” diye aktarılmaktadır(Bkz. Tekvin 2/9). Kur’an-ı Kerim’in, hikayede anlatılan ağaç ifadesini ne mana kullandığı da tartışmalıdır. Fakat evrimle direkt alakası olmadığından
dolayı bu konuya girmeyeceğiz. Yani isterseniz ebedilik ağacını sembolik, mecazi; isterseniz gerçek olarak da yorumlayabilirsiniz. Tabii ebedilik ağacının uhrevî cennette olması gerektiği aklımıza gelebilir. Hatırlatmak isteriz ki hz. Yunus’un yoğun asitten kaynaklı yaralarını
iyileştiren bitki de bu dünyadadır. Yani bu ağacı mecazi olarak yorumlamayıp da hz. Adem’in imtihanına özel bir ağaç olduğunu düşünebiliriz.
5)’’OL DEDİ OLUVERDİ’’ İFADESİ
Bu ifade üzerinden genellikle İslam karşıtları, evrimle çelişki olarak sunuyor.
Öncelikle, “Ol dedi, artık o olur.” ifadesine bir bakalım. Arapça olarak “kun fe yekun” ifadesi kullanılır. Bu ifade, geçmiş-şimdiki-gelecek zamanı içine alır. Yani, “ol dedi oluverdi, ol diyor oluveriyor, ol diyecek ve oluverecek” gibi anlamlara gelmektedir.
Konumuz açısından kilit noktaya gelirsek, “kun fe yekun” ifadesi bir şeyin pat diye hiçbir süreç olmadan gerçekleştiğini göstermez. Biliyorsunuz ki Kur’an-ı Kerim’de göklerin ve yerin oluşumunun 6 dönemde olduğu geçer(Kaf/38).
Fakat Kur’an, 6 dönemde yaratıldığından bahsettiği evren için “kun fe yekun” ifadesini kullanmıştır (Bakara/117). Anlayacağımız üzere, “kun fe yekun” süreçli şeyler için de kullanılır. “Kun fe yekun” ifadesinin güzel bir tarafı, Allah için geçmiş-gelecek farkının olmadığını
ortaya koyar(Birçok zaman dilimini içinde barındıran bir ifade olduğu için). Allah’ın “ol” dediği şey, insanların kavrayışında çok uzun süre alacak olsa da o şey olacaktır. Onu durduracak, Allah’tan üstün bir güç yoktur. İnsanın oluşumu konusunda da “Kun fe yekun” gibi ifadeler
geçmesi, yaratılışın süreç içermediği anlamına gelmez, ayetlerden de bunu görüyoruz. Bu ifade özelde Allah’ın için her şeyin oldukça basit olduğuna da vurgu yapmaktadır.
6)ADEM-İSA BENZETMESİ
Bu ayet genel olarak “Hz. İsa nasıl babasız doğduysa Hz. Adem de onun gibi babasız
doğmuştur.” diye yorumlanıyor. Bu durumda Kur’an-ı Kerim ile evrim fikri bir bakıma çelişki içine düşüyor. Açıkçası bu ayetin babasızlığa vurgu yapmadığını düşünüyoruz; fakat Hz. Adem’in Hz. İsa gibi babasız olduğu kabul edilirse de evrim reddedilmek zorunda değildir. Eğer böyle
kabul edilirse, insan evrim geçirirken evrim mekanizmalarına [o anda] Allah’ın doğrudan müdahale ettiği savunulabilir. Allah, Hz. Adem’i de Hz. İsa gibi “mucizevi” bir şekilde yaratmış olabilir. Fakat biz şu yorumu daha uygun görmekteyiz: Ayetin devamında “Onu topraktan yarattı,
sonra ona ‘Ol!’ dedi, artık o, olur.” denmektedir. Ve Kur’an-ı Kerim’de Hz. İsa ile ilgili tartışmaların genel noktasına bakarsak bunun Hz. İsa’ya tanrısallık atfedilmesi olduğunu görürüz. Kur’an-ı Kerim açısından Hz. İsa’nın babasızlığı bir tartışma konusu olmamıştır,
çünkü Kur’an-ı Kerim Hz. İsa’nın babasız doğduğunu savunmaktaydı ve muhatap olduğu kesim zaten Hz. İsa’nın babasız olarak doğduğuna inanmaktaydı. Ayetin devamından ve Kur’an-ı Kerim’in genel üslubundan(Bkz. Mâide Suresi 75. ayet) çıkarılacağı üzere bu ayette Hz. İsa’nın Hz. Adem
gibi topraktan yaratılmış bir insan olduğu, yani onda herhangi bir tanrısallığın bulunmadığı vurgulanmaktadır. Nitekim “Allah katında” ifadesi de daha sonraki ayetlerde Hz. İsa’nın tanrısallığıyla ilgili iddialara vurgu yapılması bu anlamlandırmamızı destekler niteliktedir.
7)RUH MESELESİ
Eğer ruhu canlılık veren bir şey olarak yorumlarsak Adem’in ruh verilmeden önce cansız olduğu sonucuna çıkarız. Ruhu canlılık veren bir şey yerine bilinç olarak da yorumlayabiliriz. Ayrıca sadece hz. Adem’e ruh üflenmemiş, hz. Meryem’e de ruh üflenmiştir
(Enbiya/91). Şimdi hz. Meryem’in ruh üfürülmeden önceden cansız olduğunu mu düşüneceğiz? Elbette hayır. Ayrıca bizlerin de ruhu yok mu? Anne karnında da ruh üflenmiyor mu? Yani Adem peygamberin nutfeden yaratılması, ruhun üflenmesine mani değildir.
Buradaki ruhun mahiyetine de girmek istemiyoruz. Ruhu ister maddi ister manevi bir şey olarak algılayabilirsiniz. Ruhu bedenden ayrı bir varlık olarak da görebilirsiniz, ruhla bedenin tek bir bütün olduğunu da düşünebilirsiniz. Bunların hiçbiri evrime bir sorun teşkil
etmemektedir. Yani hem ruha hem de evrime inanabilirsiniz. Konuyla ilgili ek olarak şu videoyu izlemenizi tavsiye ederiz:
8)İNSANI EN GÜZEL KIVAMDA YARATMA MESELESİ
Öncelikle buradaki kıvamın hz. Adem’in yaratıldığı çamurun kıvamı olduğunu düşünmek zorunda değiliz. Nutfenin kıvamı olduğunu da düşünebiliriz. Ayrıca ayette Adem peygamberin ismi geçmemektedir. Zorlama bir yorum yapmak yerine tüm
insanlarının yaratıldığı nutfenin en güzel kıvamda yaratıldığını düşünebiliriz. Tabii burada şu eleştiri getirilebiliyor: İnsan en güzel biçimde yaratılmış ise maymundan evrilemez. Çünkü Kur’an’a göre maymunlar aşağılıktır.
Öncelikle belirtmek isteriz ki Bakara/65. surede maymunlar değil, Yahudiler/insanlar eleştiriliyor! Maymunların aşağılık varlık olduğu düşünülemez. Maymunlar aşağılanmamış, insan karakteri aşağılanmıştır.
Ki Kur’ân-ı Kerîm’de bu son ifadenin fiziksel bir dönüşmeye mi, yoksa ahlâkî ve mânevî bir değişim ve bozulmaya mı işaret ettiği hususunda açıklama yoktur. Konuyla ilgili olarak şu yazıyı da okuyabilirsiniz: yek1blog.blogspot.com/2018/07/kurand…
Tin/4. Ayetten hareketle evrim aleyhinde yorum yapılamaz çünkü ayetin devamında ‘’sonra onun aşağıların aşağısına indirdik’’ diye geçer. Bizim gözlemlediğimiz kadarıyla sanki evrim insan onuruna bir hakaretmiş gibi algılanıp inkar ediliyor. Bu konuya 11. maddede değineceğiz.
9) YERDEN BİR BİTKİ GİBİ YARATILDINIZ AYETİ
‘’Bu ayete göre insanın tıpkı çömlekçinin çömlek yapması gibi yoğura yoğura büyütüp olgunluğa ulaştırması anlaşılır bu yüzden bu evrimle çelişmesi gerekir’’ şeklinde bir eleştiri getiriliyor.
Benzer bir ifade Hz.Meryem için geçmekte, Kur’an’da Hz. Meryem’in “güzel bir
bitki” (nebaten hasenen) gibi yetiştirildiği de belirtilmekte ve
bundan hiç kimse Hz. Meryem’in yoğurula yoğurula yaratıldığını anlamamışlardır (Bkz. Ali İmran/37).
Nitekim bu ayeti evrime referans olabilecek şekilde kullanmaya teşebbüsler vardır ancak bunun oldukça zorlama yorumlar olduğu kanaatindeyiz. ,

10) ADEMOĞULLARI İFADESİ
Bu ifade üzerinden tüm insanların Adem peygamberden geldiği iddia ediliyor.
Ayrıca Araf/27’de ananız ve babanız ifadesi delil olarak kullanılır. Öncelikle bu ifade üzerinden Âdem’in tüm insanlığın biyolojik babası olduğunun temellendirileceği savunulamaz. Kur’an’da geçen “Beni-Âdem” ifadelerine soy bağı anlamı verilmemesi gerekir; Çünkü “Beni” ifadesinin
“onu takip eden, onun yolunda olan” anlamlarına da sahip olduğunu belirtmek gerekir. Kur’an’daki “Benî-İsrail” ifadesinde hitap edilen Yahudilerin hepsinin Hz. Yakub’un -İsrail Hz. Yakub’un diğer ismidir- soyundan gelmediği açıktır. Ayrıca Kur’an’da Müslümanlara hitaben
“Babanız İbrahim’’ (Ebikum İbrahim) ifadesinin yer alması fakat bu ifadenin Hz. İbrahim’in biyolojik babalığıyla bunun alakası olmadığı da açıktır. Aynı şekilde Araf/27’deki anne ve babanız ifadesi ifadesi geçer ve bu hitap müminlere bir hitaptır.
Şeytan anne ve babanızı kandırdığı gibi sizi de kandırmasın demekle adeta önceki ifadedeki gibi bir soy bağını kastetmediğini ve dilin edebi karineleri içerisinde olan bir ifade olarak yorumlamanın daha makul olduğunu anlamak gerekmektedir.
Nitekim ebikum ibrahim ifadesi; siz İbrahim’in yolundansınız demektir. Aynı şekilde biz de hem Adem peygamberin hem de eşinin yolundayız. İllaki onun soyundan olmak zorunda değiliz. Bu yorumu destekleyecek ek argüman ise Meryem suresinin 28.ayetidir:
‘’Ey Hârûn’un kız kardeşi! Baban kötü bir adam, annen de iffetsiz değildi."

Oysa Harun Meryem’in abisi değildir. Buradaki ifade Harun’un yolundan giden ve onun gibi ahlaklı olan manası vardır. Bu Araplarda metaforumsu bir anlatımdır. Bu sebeple evrimle çelişmemektedir.
11)İNSANIN ÇOK DEĞERLİ BİR VARLIK OLMASI
‘’Allah neden evrimle yaratsın? Dinin öğretilerine göre insan özeldir, özel bir yaratılışı vardır, kısaca din insana anlam ve değer yüklemiştir. Ancak evrim kuramı adeta insanın maymundan hiçbir farkı olmadığını ortaya koymaktadır.’’
Şeklinde bir itiraz edilmektedir.
İnsanın soy kökeninin maymunumsularla ilişkilendirilmesinin insan onuru açısından bir sorun teşkil etmediği kanaatindeyiz. Çünkü Kendi kökenini insana üstün gördüğü için Allah’a isyan eden şeytan Kur’an’da kınanmıştır.
Şeytanın kıssası üzerinden övünme olgusunun Kur’an’da kınandığını, salt kökenden hareketle bir iyilik veya kötülük iddiasında bulunulamayacağını anlıyoruz. Durum böyle iken insan onurunu soy kökeninde aramak gibi bir yaklaşımın
Kur’an temelli bir dayanağı olmadığı rahatlıkla söylenebilir. Ki toprak/çamur, maymundan daha mı onurludur?
Tek tanrılı dinlerin tüm kutsal metinlerinde olduğu gibi Kur’an’da da birçok putperest ve kötü ahlaklı kişi kınanır. Kur’an’da kınanan Firavun ve Ebu Leheb gibi kişiler
insandır. Fakat bu hususu kimse insan onuruna zıt bulmamıştır! İnsan türünün üyeleri arasında böyle insanlar olmasını insan onuruna aykırı bulmuyorsak, hayvan türleriyle hayat ağacındaki herhangi bir ilişkiyi insan onuru açısında nasıl sorun olarak görebiliriz? Üstelik
Hz. Muhammed’in en büyük düşmanları olan Ebu Leheb ve Ebu Cehil aynı zamanda onun yakın akrabalarıydılar. Eğer kötü birileriyle soy yakınlığı bir insanın onuruna zarar veriyorsa Hz.Muhammed’in böyle insanlarla soy yakınlığı olmasından dolayı onurunun zarar gördüğünü de kabul
etmek zorunda kalırdık. Fakat haklı olarak, hiçbir Müslüman böylesi bir iddiayı kabul etmeyecektir. Bu da soy bağıyla insan onurunu bağdaştırmanın yanlışlığını gösteren çok açık bir örnektir. Konuyla ilgili onlarca açıklama yapılabilir.
. Lakin hayvanların da insanlar gibi bir ümmet olduğunu belirten ve cennette tekrar yaratılacağını belirten ayetle bu konuyu kapatacağız.
Enam/38: ‘’ Yeryüzünde yürüyen hayvanlar ve gökyüzünde iki kanadıyla uçan kuşlardan ne varsa hepsi sizin gibi topluluklardır.
Biz kitapta hiçbir şeyi eksik bırakmadık. Nihayet (hepsi) toplanıp rablerinin huzuruna getirileceklerdir.’’

Bir sonraki yazımızda evrimin felsefi problemleriyle ilgileneceğiz. Selametle!
KAYNAK VE EK OKUMA
[1] Lane’s Lexicon, 8. Cilt, N-F-S kökü, ss. 80-83.
[2] Hans Wehr, N-F-S kökü, Sayfa 1155
[3]er-Râzi, Mefâtihu’l-Ğayb, XV. 71
- mantiksalteizm.com/evrim-ve-islam…
- sefaabdusoglu.blogspot.com/2019/10/evrim-…
- sorgulayanmusluman.com/bilim-din-ilis…
- canertaslaman.com/wp-content/upl…
Missing some Tweet in this thread? You can try to force a refresh.

Enjoying this thread?

Keep Current with El-Fasl

Profile picture

Stay in touch and get notified when new unrolls are available from this author!

Read all threads

This Thread may be Removed Anytime!

Twitter may remove this content at anytime, convert it as a PDF, save and print for later use!

Try unrolling a thread yourself!

how to unroll video

1) Follow Thread Reader App on Twitter so you can easily mention us!

2) Go to a Twitter thread (series of Tweets by the same owner) and mention us with a keyword "unroll" @threadreaderapp unroll

You can practice here first or read more on our help page!

Follow Us on Twitter!

Did Thread Reader help you today?

Support us! We are indie developers!


This site is made by just three indie developers on a laptop doing marketing, support and development! Read more about the story.

Become a Premium Member ($3.00/month or $30.00/year) and get exclusive features!

Become Premium

Too expensive? Make a small donation by buying us coffee ($5) or help with server cost ($10)

Donate via Paypal Become our Patreon

Thank you for your support!