Ali Osman Karaoglu Profile picture
Jul 21, 2020 55 tweets 8 min read Read on X
Güne #pinargultekin cinayeti ile uyandık. İstanbul Sözleşmesi ile ilgili bir flood yapayım dedim. Popüler olduğu için değil çalışma alanım uluslararası hukuk olduğu için bazı hususları aktarmak istiyorum. En azından tartışmalara bilgisel bir temel olur. RT ederseniz sevinirim. ⬇️
İstanbul sözleşmesinin içeriği büyük oranda 6284 sayılı kanun, diğer BM (ör. CEDAW) ve Avrupa Konseyi Sözleşmeleri ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları çerçevesinde korunmaktadır. Opuz/Türkiye kararı zaten sözleşmenin yapılmasındaki asıl temellerden birini oluşturmaktadır.
Bu hukuki araçlar içerisinde belki de en zayıf uygulanan İstanbul Sözleşmesi'dir. Zira başvuru mekanizmaları açısından diğerleri Mahkeme vb. araçlara sahip. Türk Mahkemeleri doğrudan uygulamadığı için İstanbul Sözleşmesi’ne asıl uygulama/işlerlik kazandıran 6284 sayılı kanundur.
Nitekim AYM kararlarında da İstanbul Sözleşmesi hiç hükme esas alınmamıştır. Bu anlamda ECHR, ICCPR, CEDAW veya bu sözleşmelerin yorumu ile yetkilendirilmiş kurumların kararları asıl dikkate alınan enstrümanlardır. İstanbul Sözleşmesi uygulamada sandığımız kadar etkin değil
Toplumsal cinsiyet, cinsel kimlik ve yönelim zaten İstanbul Sözleşmesi bağlamında uygulanan şeyler değil ki. İstanbul Sözleşmesi kadına karşı şiddet konusunda (o da tam uygulanırsa) ancak etkin olabilir. Bu kavramlar daha çok ayrımcılık yasağı ve özel hayat ile ilgilidir.
Bu anlamda 1982 Anayasasının ayrımcılık yasağını düzenleyen hükmünde yer alan "ve benzeri nedenlerle" ibaresi AYM tarafından yukarıdaki kavramları kapsayacak şekilde yorumlanmaktadır. AYM bu kavramları AİHM kararlarına atıfla uygulamaktadır. İstanbul Sözleşmesine değil
Bu anlamda taraf olunan insan hakları sözleşmelerinin tamamının sağladığı koruma dikkate alınmalıdır. Salt bir sözleşme her şeye yetmez veya her şeyi ortadan kaldırmaz. Uygulama meselesi ise hepsinde ortak bir sorun olabilir. Bu başka bir mevzu. İstanbul Sözleşmesine özgü değil.
Uluslararası insan hakları sözleşmeleri diğer andlaşmalara nazaran daha çok iç hukuku dönüştürücü etkiye sahiptir. Bunun izleri zaman zaman yapılan Anayasa değişiklikleri veya çeşitli kanunlarda görülebilir. Bu anlamda kümülatif bir sistemden bahsetmek mümkün.
Eskiden uluslararası sözleşmelerden kimsenin haberi yoktu. Şimdi iletişim çağı sayesinde onlardan da çıkarılan uyum yasalarından da herkes haberdar. Ancak uluslararası sözleşmeler iç hukuk metinleri gibi üretilmediğinden tartışılması da iç hukuk metniymiş gibi yapılmamalıdır.
Uluslararası sözleşmeler bağlayıcı metinlerdir. Elbette taraf olmak da çekilmek de mümkün. Ancak devletin uluslararası alanda zor durumda kalmasının önüne baştan geçilebilir. Bunun için sözleşme yapım süreçlerine daha aktif katılmalı sözleşmenin muhtemel etkileri analiz edilmeli
Uluslararası sözleşmeler için de taraf olma süreçlerinde tıpkı kanun komisyonları gibi uzman komisyonlar kurulabilir. Hukuk, politika, sosyoloji vb alanlardan uzmanlar. Eğer ülkenin bir çekincesi veya yorum bildirisi varsa başta konur. Veya muhtemel etkiler analiz edilir
İstanbul Sözleşmesi'nden çekilmek, diğer bahsettiğim ulusal ve uluslararası mevzuat yürürlükte kaldığı sürece, çok büyük bir etki yaratmaz. Kalmak da, doğrudan uygulanmadığı sürece, yine büyük etki yaratmaz. İnsan hakları hukuku diğer metinler ve araçlar ile birlikte düşünülmeli
Ancak Türkiye'nin daveti ile İstanbul'da imzalanan, ilk imzacısının Türkiye olduğu bir sözleşmeden çekilmek elbette şok etkisi yaratabilir. İlla bir aksiyon alınmak isteniyorsa bir yorum bildirisi ile tartışılan maddelerin Türkiye tarafından nasıl anlaşıldığı anlatılabilir.
Tabi yorum bildirisi diğer taraflarca çekince gibi algılanıp itiraz edilebilir. Zira sözleşme bahsigeçen maddelerde çekinceye izin vermiyor. Ama bunun mücadelesini vermek, sözleşmeden çekilmenin mücadelesini vermekten daha kolay. Velev ki ayrıldı. Diğer sözleşmeler var zaten.
Uluslararası sözleşmeler iç hukukta hayata geçirilmediği sürece sandığınız kadar etkiye sahip değil. Bu anlamda karşı çıkanların İstanbul Sözleşmesi’nden ziyade 6284 sayılı kanuna itiraz etmesi gerekmez mi? Neye karşı çıkacağınızı aslında sosyal medya belirliyor. Gerçekçi değil
Uluslararası sözleşmelerinin körü körüne savunulması da onlara körü körüne karşı çıkılması da benzer şeyler. Almanya gibi devletler çok uzun tartışma ve süreçler neticesinde bu tür sözleşmelere taraf oluyor. Her yönünü etraflıca inceliyor. Artık bu işlere de ihtimam lazım
Elbette her şey toplumda tartışılabilir. Ama Twitter mahkemesi bir şeyleri yapmada da yıkmada da mahir. Bakılır, analiz edilir, uygunsa, gerekliyse sözleşmeye taraf olunur veya sözleşmeden çıkılır. Mesele işlerimizi derinlikli yapmak. İmza değil yapım süreçlerinde de etkin olmak.
İstanbul Sözleşmesi bağlamında eleştirilen hususlar aynı zamanda sosyolojik meseleler. Sözleşme kalktığı anda bu tartışmalar sona ermeyecek. Konu kapanmayacak. Mevzu salt hukuki değil. Bu nedenle protesto edenler yarın başka öbür gün başka metinleri protesto etmeye devam edecek
Örneğin ABD bölgesel bir insan hakları rejimine dahil değil. Ancak bahsigeçen tartışmaların tamamına sahip. Zira asıl etkili olan iç hukuktur. Bununla gerekli etki ve korumayı sağlarsınız. Uluslararası sözleşmeler tamamlayıcı ve ancak çatışma olursa üstün ve dönüştürücüdür.
Ezcümle yukarıda sözü edilen kavramlar ile hesaplaşmak esasen insan hakları hukukunu oluşturan metinlerin tamamı ile hesaplaşmak anlamına gelmektedir. Bu da mümkün değil. Zaten karşı çıkanlar da daha neler varmış deyip 40 yıllık sözleşmelere de karşı çıkmaya başladı. Sonu yok
Türkiye'nin insan hakları ve uluslararası hukuka entegrasyonu 200 yıllık macera. Bu saatten sonra bu işler ile hesaplaşmak da bir 200 yıl alır. Hukuk metinlerini oluştururken de yıkarken de toplumun tümünü dikkate almak ve etkisini hesap etmek gerekir. Sosyal medya toplumu değil
Bu nedenle İstanbul Sözleşmesi aslında İslam ve İnsan hakları tartışmasında seçilen bir günah keçisi. Halbuki yüzlerce sözleşme yıllardır uygulanıyor. Bir taş atıldı kuyuya çıkarılamıyor. İç hukukta 6284'le ilgili eksik ve olumsuz uygulama varsa düzeltmek yeterli diye düşünüyorum
Zaten asıl uygulanan 6284 sayılı kanunda toplumsal cinsiyet veya cinsel yönelim kavramları da geçmiyor. Bu kavramlar hiç atıf yapılmayan İstanbul Sözleşmesinde atıl olarak duruyor sadece. Hani uygulansa ve müthiş bir etki gösterse anlaşılır da öyle bir şey de yok.
Söylenecek, konuşacak çok mevzu var. Sosyal medyadaki linç kültürü ve bağnazlık nedeniyle her tür meseleye siyasi gibi açıklama yapmaktan kaçınırım. Ancak konu özel akademik çalışma alanım olunca böyle bir şeyler yazmak içimden geldi. Kalın sağlıcakla.
Kadına şiddet meselesi ile diğer meseleleri ayırt etmekte başarılı olamadık. Hepsini paket halinde tartışıyoruz. Çünkü birileri "şunu da" diyor onu da katıyoruz. İstanbul Sözleşmesi ve 6284 Kadına Şiddet ile ilgilidir. Diğer katalog halinde kavramlar ayrımcılık yasağı ile ilgili
Bu açıdan sözleşmenin Explanatory Report'una bakarsanız LGBT haklarının ayrımcılık açısından "cinsel yönelim" kavramının içerisinde sayıldığını görürsünüz. Bu çok normal. Zira AYM ve AİHM Kararları da zaten bu tür bir ayrımcılık yapılmasının yasak olduğunu söylüyor. Malum zaten
Ayrımcılık yasağına herkes tabidir. Yani bu anlamda kadına da erkeğe de LGBT bireye de cinsiyetinden dolayı ayrımcılık yaparsanız ayrımcılık yasağını ihlal etmiş olursunuz. Cinsiyet aynı zamanda özel hayata saygı ve hatta maddi manevi bütünlüğü gerçekleştirme hakkı kapsamındadır
AİHM eşcinsel evliliklerin hukuken tanınmasını henüz takdir marjı kapsamında sayıp devletin takdirine bırakıyor. Ama bu da ileride değişebilir. Zira AYM de AİHM de dinamik bir toplumsal ahlak anlayışını kabul ediyor. Bu da genelde serbesti üzerine kurulu. Özel hayat çünkü
Yine bu konuların tamamında da İstanbul Sözleşmesi'nin adı geçmiyor. Sözleşme yeni olduğu için yıllarca zaten uygulanan kavramları sözleşmeye de eklediler. Diğerleri eski olduğu için metinde yok. Yoksa onların da yorum ve uygulamasında aynen var olan kavramlar.
Bu nedenle "ben sözleşmeye bakıyorum böyle bir şey görüyorum veya göremiyorum" ya da "böyle anlıyorum" gibi bir yorum olamaz. Uluslararası hukuk böyle twit okur gibi sözleşme okumamak için var zaten. Her sözleşme kendini yorumlayan mekanizmalar kurmuş onlara bakılmalı öncelikle
İstanbul Sözleşmesi veya 6284'e karşı çıkanların "teklifi ne" yani yerine ne koymayı öneriyorlar. Bunların kalkması ile tartıştıkları kavramların ortadan kalkacağını sanıyorlarsa yanıldıklarını izah ettik. Yerine ne koyacağız?
Şunu kabul etmek gerekir ki Türkiye'de dindar kesimler 28.şubat dönemi hariç insan hakları hukuku çalışmadı. Çalışan da bilinen konuları çalıştı. Şimdi az çalıştıkları bir alanda yani "insan hakları hukuku" alanında bir hesaplaşmaya girişilmek isteniyor ki bu pek mümkün değil
Türkiye'de insan hakları ve kültürel rölativizm bağlamında yazılan tek "hukuk tezi" de @esradgursel'e ait. İslam ve insan hakları açısından yazılan birkaç çalışmanın ise tamamı ilahiyatçılara ait ve "insan hakları hukuku" şeklinde nitelendirilmesi mümkün olmayan eserler.
Türkiye 1950'den bu yana Avrupa İnsan Hakları sisteminin bir parçası. Binlerce karar çıktı. Yüzlerce mevzuat bu yönde değişti. İnsan hakları hukuku alanında en çok ilerlemenin kaydedildiği dönem 1987-2012 arasıdır. Bütün bu külliyatı bilen İstanbul Sözleşmesi'ne karşı çıkamaz
İnsan hakları elbette kendine özgü bir retorik ve ahlak bilgisi ile birlikte düşünülmeli. İstanbul Sözleşmesi'nden çekilirsek özgüven aşılanan kitleler zor süreçlerle kabul edilmiş tüm sözleşmeleri tek tek hedef gösterecek ve bunun sonu insan hakları hukukunun yıkıma uğraması...
Çünkü İstanbul Sözleşmesi bitse CEDAW, o bitse ICCPR, o bitse AİHS. Türkiye'deki insan hakları hukukunun geldiği noktayı eleştirebilirsiniz. Ama daha iyisini getiremeyecekseniz bir şeyleri kaldırmak ve varsın boş kalsın demek çare değil. Orası mutlaka dolar. Boş kalmaz.
Türkiye böyle bir ülke. 1800'lerden beri Avrupa'nın bir parçası. Elbette batı ve batılı değerler tartışılabilir. Ama Türkiye aslında insan hakları teorisine çok şey katabilir. İstanbul Sözleşmesi Türkiye'nin öncülüğünde imzalanmıştır. Başka metinlere de öncülük edebilir
Türkiye haricindeki İİT ülkelerinin insan hakları hukukuna bir katkısı yok. İddia ettikleri kültürel rölativizm sadece göstermelik. Ortada herhangi bir bölgesel uygulama veya bağlayıcı sözleşme yok. Oysa Afrika ve Latin Amerika iyi kötü bunu başardı. İİT bu anlamda en başarısızı
Ortaya konan Kahire beyannamesi gibi metinler Evrensel Bildirge özentisi. Mahkeme yok. Sözleşme yok. IPHRC herhangi bir denetim veya üretimde bulunmuyor. Bağlayıcı karar alma yetkisi de yok. Araştırma kurumu. Ama ne kadar araştırma yaptığı da tartışılır.
Çok uzattığımın farkındayım. Konu çok ama çok uzun. Bir yerde kesmek lazım. Burda kesmiş olayım. Kıymet verip okuduğunuz için teşekkür ederim.
Dinler elbette İnsan Hakları ile bazı noktalarda çatışır. Bu durumda ya birinden birini tercih edersiniz, ya ikisinden birini reddedersiniz veya birini diğerine uydurursunuz. Bu üçünün de hem Müslümanlar hem de Hıristiyanlar arasında örnekleri mevcut. Ancak bu tamamen başka konu
Kimsenin Explanatory Report'u okumaya niyeti yok. O yüzden Sözleşmedeki kavramlardan ne kastedildiğini de rapora dayanarak açıklayayım da kavga en azından bilinçli bir şekilde yapılsın. Kavga sona ermeyecek burası çok net. Beni "aydınlatmaya" çalışanların dikkatine sunarım
Öncelikle sözleşme "domestic violence" ibaresini kullanıyor. Avrupa'da aile gibi yaşayan ama hukuken evlenmemiş çiftler çok olduğundan bu eklenmiş. Buna göre aynı evde yaşayan ve partnerinden şiddet gören kişiler cinsiyetine bakmaksızın sözleşmenin koruması altındadır. Hepsi evet
Sözleşmedeki "ev içi" ibaresi erkek ve çocukları da kapsamaktadır. Ama Sözleşme devletlere diyor ki kadını öncelikli olarak şiddete karşı korumalısın. Ancak ev içi kavramına erkek ve çocuk da dahil olduğundan bunlara karşı şiddeti de ayrıca düzenleyebilirsin orası sana kalmış
Sözleşmedeki şiddet kavramı fiziksel, cinsel, psikolojik ve ekonomik şiddeti kapsamaktadır. Çok muğlak kavramlar. Bu kavramlardan ne anlaşılması gerektiği genel uluslararası insan hakları hukuku kararları ve iç hukuk çerçevesinde değerlendirilmelidir. Burda hakimlere düşüyor iş
Sözleşmenin amaçları arasında kadını ve erkeği her yönden eşitlemek de var. Burasını atlamamak gerekiyor. Ancak yukarıda da bahsettiğim gibi bu zaten yüzlerce insan hakları metninin ve uluslararası mahkeme kararlarının ortak amacı. Sözleşme de rapor da onlara atıf yapıyor
Sözleşmede kullanılan toplumsal cinsiyet, cinsel kimlik ve cinsel yönelim kavramları 6284'e aktarılmamış. Bu nedenle İstanbul Sözleşmesi ilk derece mahkemelerinde doğrudan dikkate alınmadığı için 6284 de aile kavramını kullandığı için bizde Medeni Kanun'daki aile dikkate alınır
Sözleşme karşıtlarının 6284 hakkındaki en önemli şikayeti ise kanun 8/1'de geçen "şiddetin uygulandığı hususunda delil ve belge aranmaz" hükmü. Bu kapsamda aslen ceza hukukçularının açıklama yapması lazım. Metin ve uygulama açısından problemler olduğu söyleniyor. Uzmanı değilim
Şimdi bana hala Allah'ın dini ne olacak diyorlar. Ne bileyim ne olacak. Sahibi O. Bu bütün insan hakları sistemini ben kurmadım. Ama senin de ihtiyacın olan bir şey. Anayasa ve diğer tüm sözleşmelerin kaldırılmasını isteyebilir misin? Biraz zor. Öyleyse kısır döngüden çık ve oku
Benim tek amacım uluslararası bir sözleşme etrafında oluşan/oluşmayan iklimin hukuki analizini yapmak. İstanbul Sözleşmesi taraftarları ve düşmanlarını hiçbir şeye ikna edemeyeceğimi biliyorum. Zira bu toplumsal bir kavga hukuki değil. Ancak herkes tabi olduğu hukuku bilsin.
Uluslararası insan hakları sözleşmeleri elbette iç hukuku dönüştürür. Bunun en önemli örneklerinden biri CEDAW'dır. Bu nedenle özellikle Arap ülkeleri bu etkiyi bertaraf etmek için CEDAW'a çok fazla çekince koymuşlardır. İstanbul Sözleşmesi ise bundan dolayı çekinceye kapalıdır
Esasen Avrupa Konseyi çoğu zaman BM sözleşmelerine benzer ve daha bölgesel olarak etkili sözleşmeler yapar. Yani İstanbul Sözleşmesi gitse CEDAW kalsa yine durum aynı kalır. İstanbul Sözleşmesi gelinen noktanın bir özetidir sadece. Aynı dönüştürücü hususları CEDAW da öngörüyor
Yine AİHM kararları da dönüştürücü etkiye sahiptir. AİHM kararları neticesinde birçok iç hukuk hükmü değiştirilebilir. Buna KKTC iç hukuku örnektir. Bizim iç hukukumuzda da çok dönüşüme neden olmuştur. Zaten 6284 daha çok Opuz/Türkiye kararı çerçevesinde yapılmış gibi duruyor
Bu nedenle İstanbul Sözleşmesi büyük bir kırılma noktası olabilir. Tüm insan hakları sözleşmeleri tekrar gündem olabilir ki olmaya başladı. Bu yüzden bu sözleşmelere girerken de çıkarken ihtimam gösterilmesi gerekir. Putlaştırma ve şeytanlaştırma sözleşmelere fazla anlam yükler
Meselenin politik ve sosyolojik yönleri tabi daha enteresan sonuçlar verir. Zira insan hakları hukuku politik ve sosyolojik olgular neticesinde ortaya çıkar. Bu politik ve sosyolojik bulgular da batı toplumlarında oluşan tecrübeler. Bu kısmına dair yüzlerce şey söylenebilir.

• • •

Missing some Tweet in this thread? You can try to force a refresh
 

Keep Current with Ali Osman Karaoglu

Ali Osman Karaoglu Profile picture

Stay in touch and get notified when new unrolls are available from this author!

Read all threads

This Thread may be Removed Anytime!

PDF

Twitter may remove this content at anytime! Save it as PDF for later use!

Try unrolling a thread yourself!

how to unroll video
  1. Follow @ThreadReaderApp to mention us!

  2. From a Twitter thread mention us with a keyword "unroll"
@threadreaderapp unroll

Practice here first or read more on our help page!

More from @LawyerKaraoglu

Mar 20, 2021
Her hukuk sisteminde olduğu gibi bizim hukukumuzda da Milletlerarası Andlaşmaları onaylamak ve bunlardan çekilmek "Yürütme"nin yetki alanındadır. Ancak bazı durumlarda TBMM devreye girerek onaylamayı" uygun bulmaktadır" (onaylamaktadır değil). Bu ikisi birbirine karıştırılıyor.
Onaylama yetkisi yürütmede yani bugünkü sistemde Cumhurbaşkanında. Uygun bulma kanunundan sonra CB andlaşmayı onaylamaktadır. Uygun bulma kanunu uluslararası andlaşmayı iç hukukta yürürlüğe sokan bir şey değil. Sonra yürürlük için de tarih belirleniyor (burası çok karışık konu)
Diyelim ki CB onaylamadı. O zaman sözleşme yürürlüğe girmez. Yani yasama yürütmenin yerine geçerek Milletlerarası Andlaşma akdetmez. Ancak anlaşmayı uygun bularak bağlayıcılık işlemini tamamlar. Bu uygun bulma her tür andlaşma için öngörülmüş değildir. Bazı andlaşmalarda aranmaz
Read 27 tweets

Did Thread Reader help you today?

Support us! We are indie developers!


This site is made by just two indie developers on a laptop doing marketing, support and development! Read more about the story.

Become a Premium Member ($3/month or $30/year) and get exclusive features!

Become Premium

Don't want to be a Premium member but still want to support us?

Make a small donation by buying us coffee ($5) or help with server cost ($10)

Donate via Paypal

Or Donate anonymously using crypto!

Ethereum

0xfe58350B80634f60Fa6Dc149a72b4DFbc17D341E copy

Bitcoin

3ATGMxNzCUFzxpMCHL5sWSt4DVtS8UqXpi copy

Thank you for your support!

Follow Us!

:(