Düzensiz/kontrolsüz göçün tartışıldığı şu günlerde hem mülteci hakları savunucuları, hem de güvenlik endişesi taşıyanlar için ibret alınması gereken, ders niteliğinde bir trajediye ev sahipliği yaptı 1990’ların başında Almanya.
Berlin Duvarı’nın, Batı Almanya ile Doğu Almanya’yı birbirinden ayırdığı Demir Perde yıllarında başlayıp, duvarın yıkılmasının ardından patlak veren ve yankıları halen devam eden olaylarda onlarca kişi ceza aldı ancak asıl sorumlular hakim karşısına çıkmadı.
Hikayeye hayat veren, Demokratik(Doğu) Alman Cumhuriyeti’ne savaş sırasında kabul edilen Kuzey Vietnamlı göçmenlerin durumuydu. Savaşta öksüz, yetim ve dul kalan Vietnamlılara kucak açan Doğu Almanya; 1970’lerden itibaren sosyalist blok içinde küçük bir göç merkezi haline geldi.
Doğu Almanya’nın kabul ettiği Vietnamlılara adeta sıfır seviyesinden dil ve iş eğitimi verildi, bir süre sonra da kendilerine sistem içinde yer bulmaları sağlandı.
Doğu Almanya’da yaşayan Vietnamlılar Batı Almanya’daki göçmenler gibi yüksek refah ve bolluk içinde olmasa da, savaş sonrası huzurlu ve dingin bir yaşam alanı buldular. Hatta kazançlarının bir kısmını ana vatanlarına gönderebilenler bile oldu.
Ancak, önceleri Vietnamlılarla Doğu Alman vatandaşlarının sınıf zemininde kolayca kaynaşacağı düşünülerek yapılan göçler, bir süre sonra Vietnam’dan Doğu Almanya’ya göçmek isteyenlerin sayısında yaşanan patlamayla donduruldu.
Doğu Almanya’da yaşayan akrabalarının Vietnam’a kıyasla çok daha iyi hayatlar yaşadığını gören Vietnamlıların bu arayış içine girmesi; hem Vietnam’dan ruhen uzaklaşmaları, hem de ülke ekonomisinin darbe alması demekti.
Bu nedenle 1980’lerde Vietnam’dan göçleri donduran Doğu Almanya, ülkedeki Vietnamlıların da ana vatanlarıyla bağlarının kopmaması için Vietnam vatandaşı olarak kalmalarını sağladı.
Ülke ile kalıcı bağ kurmamaları için Doğu Alman vatandaşlarla evlenmeleri yasaklandı, Doğu Alman erkeklerden hamile kalan Vietnamlı kadınlara zorla kürtaj işlemi uygulandı.
Bu nedenle Doğu Almanya’da yaşayan Vietnamlılar için ‘mülteci’ ya da ‘göçmen’ statüsü çoğu kez kullanılmadı, onlar Vietnamlı olarak kalmaya devam etti.
Ancak bu kısıtlayıcı şartlara rağmen sosyo ekonomik olarak Doğu Alman vatandaşlarından daha alt kademede bir hayat yaşamalarına da izin verilmedi.
18 Milyon nüfuslu ülkede sayıları 100.000’e yaklaşan ve Doğu Alman Cumhuriyeti tarafından iş ve maaş garantisiyle istihdam edilen Vietnamlıların hikayesi 1989 yılında duvarın yıkılmasıyla bir kabusa dönüşmeye başladı.
Aslında hayatı kabusa dönen sadece Vietnamlılar da değildi. 1990 Yılında büyük umutlarla resmen lağvedilen Doğu Almanya Cumhuriyeti’nden sonra adeta akşamdan sabaha ülkeye hakim olan piyasa ekonomisiyle 18 milyon insan sudan çıkmış balığa döndü.
Doğu Almanya’da bulunan tüm üretim tesislerine, fabrikalara, bankalara, merkez bankasına Batı(Federal) Almanya tarafından el konuldu. Birleşmenin maliyetini çıkarmak için hızla özelleştirilen Doğu Alman sanayisinde yüz binlerce kişi işsiz kaldı.
Doğu Almanya’da doktorlar ve nitelikli mühendisler başta olmak üzere tüm bilim insanları akın akın Batı Almanya’ya göç etti. Doğu Almanya ise; Batı’ya göçse bile iş bulma imkanı olmayan vasıfsız, yaşlı ve güvencesi olmayan bir nüfusla baş başa kaldı.
Bir süre önce lüks ve şatafat içinde olmasa da, iş garantisi olan ve insani gereksinimlerini rahatlıkla karşılayabilen ancak birleşme sonrası adeta sahipsiz kalan bu insanlar, Almanya içinde fakir bir ikinci Almanya’nın vatandaşları haline geldiler.
İşte bizzat Doğu Alman vatandaşların bile çaresizlikle baş başa kaldığı bu çıkmazda, Vietnamlıların durumu çok daha vahim bir hal aldı.
Federal Almanya, Vietnamlıların ekonomiye hiçbir katkılarının olmayacağını ve sistem üzerinde yük teşkil edeceklerini öngörerek bu insanlara 3000 ila 5000 Mark ödeme yapılması karşılığında ülkeyi terk etmelerini teklif etti.
Bu parayı kabul eden bazıları ana vatanlarına geri dönerken; uzun yıllardır Vietnam’dan uzakta yaşayan, çocukları (Doğu)Almanya’da doğan, bu nedenle Vietnam’a yeniden intibak edemeyecek olan çoğu kişi kalmayı tercih etti.
Federal Almanya’nın acımasız politikaları da işte bu sırada devreye girdi; işi olmayan Vietnamlılar Batı Almanya’ya giremeyeceklerdi. Yani fiili bir mahrumiyet bölgesi olan Doğu Almanya’da kısılıp kalmaları demekti bu.
Bu sırada Doğu Almanya’daki özelleştirmeler tüm hızıyla devam ediyor, 1970’lerden itibaren Doğu Alman devleti tarafından Vietnamlıların kullanımına sunulan, Rostock’taki Lichtenhagen toplu konutlarının %40’ı satılıyordu.
Satılan konutlar sebebiyle Vietnamlılar, birleşme öncesi sahip oldukları yaşam alanlarını başka Vietnamlılarla paylaşmak zorunda kaldılar. 1 Aile için tahsis edilen konutlara yerine göre 2, 3 hatta 4 aile yerleştirilmeye başlandı.
Ancak Vietnamlıların adeta balık gibi istiflendiği Lichtenhagen’de asıl facia henüz yaşanmamıştı bile. Birleşme öncesi ve sırasında Batı’da kimsenin hesaba katmadığı yepyeni bir problem bekliyordu 1991 yılında Alman hükümetini.
Bu problem; Doğu Avrupa’dan, Doğu Almanya üzerinden yürüyerek ülkeye girecek on binlerce işsiz ve niteliksiz nüfusun Almanya’yı ‘istila’ edecek oluşuydu.
Doğu Bloku’nun etkin olduğu dönemde Doğu Almanya ile Doğu Avrupa’daki sosyalist ülkeler arasında katı bir sınır kontrölü yoktu. Doğu Bloku asıl sınır güvenliğini Batı’ya kaçan vatandaşlarını alıkoymak için uyguladığı için kendi ülkeleri arasında buna gerek dahi duymamıştı.
Bu nedenle birleşmeye kadar Batı Almanya sınırlarını, Doğu’dan gelecek bir göç dalgasına karşı aslında Doğu Almanya Cumhuriyeti korumuştu.
Berlin Duvarı’nın doğu yakasında sınır güvenliği için her yıl milyarlarca Mark harcanırken, Batı yakasında insanlar duvarı ironik ve alaycı grafitilerle donatacak kadar ‘tehlike’den habersizdi.
İşte bu Doğu Almanya’nın 1990 yılında lağvedilmesinin ardından Batı Almanya birden bire Polonya başta olmak üzere fakir ve işsiz nüfusun gidecek yer aradığı Doğu Avrupa ülkeleriyle çok uzun bir sınıra sahip oldu.
Birleşme öncesi hesaba katılmayan bu durum, 1990 ve 1993 yılları arasında çoğu Roman, yüz binlerce işsiz ve fakir Doğu Avrupa vatandaşının Almanya topraklarına doğru yol almasına zemin hazırladı.
Alman hükümeti, doğu sınırından ellerini kollarını sallayarak giren göçmenlerin tabi ki ‘esas’ Almanya’ya bu rahatlıkta girmesine izin vermedi. Sınırı geçen düzensiz göçmenlerin tamamı Doğu Almanya’da bulunan kamplara yerleştirildi.
Doğu Almanya’dan Batı eyaletlerinde geçmemeleri için tek tek kayıt alına alınan göçmenler; Dresden, Rostock, Magdeburg ve Erfurt gibi kentlerde her akşam imza vererek Doğu’da kaldıklarını belgelemek zorunda bırakıldı.
Bununla da yetinmeyen Alman hükümeti; Münih, Stuttgart, Hamburg ve Frankfurt gibi gözde batı şehirlerin sosyal refahını düşünerek göçmenlerin Doğu’da kalmaları şartıyla her birine küçük ödenekler tahsis etti.
Günlük en temel ihtiyaçları dahi karşılamaya yetmeyen bu para; çoğunun sırtlarında giyecek ceket olmayan göçmenler adına Doğu’yu terk etmemeleri için elbette önemli bir sebepti.
Bu sırada göçmenlere dağıtılan paranın Doğu Almanya’daki mağazalarda harcanacağını ve bölgede küçük bir para sirkülasyonu olacağını bilen, Doğu Almanya’ya yeni yatırım yapan şirketlerden destek alındı.
Bu şirketlerin güdümündeki Doğu Alman Hıristiyan Demokratlar, hükümetin tüm göçmenleri Doğu’ya istiflediği göç politikasının en büyük destekçisi oldu. Bize çok tanıdık gelen bu yolla Alman hükümeti, ülkenin Doğu eyaletini adeta para karşılığında göçmenler deposu haline getirdi.
Ancak masa başında yapılan hesaplar ve kurulan senaryolar toplum nazarında karşılık görmedi, görmediği gibi zaten fakirlik ve işsizlikle boğuşan Doğu Alman toplumunda korkunç bir öfkeyle karşılandı.
Sınırı neredeyse yürüyerek geçen düzensiz göçmenlerin nereye yerleştirileceğini ise kimse merak etmiyordu. Zira Vietnamlıların zaten tıka basa kullandığı -henüz satılmayan- toplu konutlar, daha fazla insana da ev sahipliği yapabilirdi.
Bu konutlarda zaten insani koşullarda yaşamayan Vietnamlılar, yaşam alanlarını Doğu Avrupa’dan gelen göçmenlerle paylaşmak zorunda kaldıklarında durum kontrolden çıktı.
Önceleri Vietnamlılarla göçmenler arasında çıkan kavgada birçok bıçaklı ve silahlı yaralama olayı gerçekleşti.
Lichtenhagen’de bulunan 350 kişi kapasiteli 80 konutluk ortalama bir blokta binlerce kişi yerleştiği için kanalizasyon şebekesi tıkandı, uzun süre tamir edilmeyen tesisat sebebiyle kötü koku tüm Rostock şehrine yayılmaya başladı.
Bu sırada Vietnamlılarla yaşanan kavgalar sebebiyle konutlardan ayrılan birçok göçmen Rostock’taki hırsızlık olaylarına karıştı. Bu insanlara devlet tarafından ödenen para da kulaktan kulağa efsaneleştirilince Rostock’taki Almanların göçmenlere dönük nefreti misliyle körüklendi.
Birkaç yıl öncesine kadar Sosyalist bir yönetim altında yaşayan Doğu Almanlarda oluşan yabancı düşmanlığı ve patlak veren ırkçı eğilimin tohumlarının belki de en büyüğü, işte bu ortamda, Lichtenhagen konutlarının önünde ekildi.
Lichtenhagen’de toplu konutlar önüne kadar gelen Nazi’ler açıkça ırkçı sloganlar atmaya ve tehditler savurmaya başladılar. O gün bu nefret eylemlerinde boy gösteren gençler ve hatta çocuklar, bugün oy deposu Doğu Almanya olan Neo Nazi partisi AfD’nin seçmen kitlesini oluşturuyor.
Evlerin ve kampların duvarlarına gamalı haçlar çizerek göçmenlere tehditler savuran dazlaklar, 1992 yılının 22 Ağustos günü Rostock’ta cinnet geçirerek göçmenlere saldırmaya başladılar. Olaylar sırasında birçok göçmen bıçakla ve silahla yaralandı.
Ancak olaylar bununla da son bulmadı. Akşam saatlerinde Lichtenhagen’deki toplu konutlara gelen Neo Naziler binayı ateşe vererek 1 yıl öncesinde Madımak’ın Almanya’da adeta provasını yaptılar.
Alman hükümeti tarafından hapsedildikleri bu konutlarda sıkışıp kalan Vietnamlılar ve göçmenler, polis müdahalesinin yetersiz kalması sebebiyle yangında ölüme terk edildiler.
Ancak Doğu Almanya döneminde inşa edilen konutlarda acil çıkış kanalı çok iyi tasarlandığı için mucize eseri can kaybı yaşanmadan kısa sürede tahliye edildiler.
Olaylar sırasında Alman polisinin önlem almakta yetersiz kalışı akıllarda birçok soru işareti uyandırırken, Rostock’ta yüzlerce kişi tutuklandı.
Tutuklananların çok büyük çoğunluğu, bugün Almanya’nın en çok korkulan Faşist gruplarından biri olan Hansa Rostock’un ultralarıydı.
Hamburg kentinin sol görüşlü kulübü St Pauli ile Hansa Rostock arasında var olan ölümcül rekabetin miladı da Lichtenhagen’de yaşanan bu olaylar oldu.
Olaylara karışan Nazi gruplar sert şekilde cezalandırılırken polis başta olmak üzere Alman resmî makamlarının ihmali üzerinde çok az duruldu. Yaşanan cinnet yabancı düşmanlığı ve ırkçılık adı altında soruşturulurken, Alman hükümetinin skandal kararlarının hesabı sorulmadı.
Diğer taraftan olaylardan sonra Doğu Avrupa’dan düzensiz şekilde Almanya’ya giriş yapan göçmenlerin sayısında önemli düşüş gözlendi. Hansa Rostock ultralarının savunmasına göre, kendilerini provoke eden Alman hükümetinin amaçladığı sonuç da buydu.
Almanya’da yaşanan bu cinnet ortamını Türkiye’de bugün yaşanan göç hareketinden bağımsız değerlendirmek malesef mümkün değil. Yukarıda anlatılan olaylarda Doğu Almanya yerine Türkiye ismini koyduğunuzda hikayenin giriş ve gelişme kısmı malesef son derece benzer.
Türkiye’de kabaran mülteci düşmanlığı hepimizi tedirgin ederken, Lichtenhagen’de yaşanan sonucun tekrarlanmaması için çok büyük ders çıkarılmalı bu olaydan. Ve en önemlisi bu dersi çıkarması gereken sadece biz değiliz.

• • •

Missing some Tweet in this thread? You can try to force a refresh
 

Keep Current with Cem Türktekin

Cem Türktekin Profile picture

Stay in touch and get notified when new unrolls are available from this author!

Read all threads

This Thread may be Removed Anytime!

PDF

Twitter may remove this content at anytime! Save it as PDF for later use!

Try unrolling a thread yourself!

how to unroll video
  1. Follow @ThreadReaderApp to mention us!

  2. From a Twitter thread mention us with a keyword "unroll"
@threadreaderapp unroll

Practice here first or read more on our help page!

More from @JasonMcAteer7

22 Jul
Fon almayı etik bulmadığımı daha önce belirttim, bunun sebeplerini de yazdım ancak fon aldığı için suçlanan medya organlarına yönelik tutum giderek saçma bir hal almaya başladı.
Kimsenin emeğine saygısızlık etmek istemem, Vaziyet’i ben de takip ediyorum ancak burası haber üreten değil, gelişmeleri twit aracılıyla aktaran bir sayfa. Ülkede özgür basın hafızalardan silindiği için gazetecilik, medya, haber gibi kavramlar da tamamen unutulmuş.
Üzülerek söylüyorum, ortalık haber yaptığını ve gazeteci olduğunu düşünen ancak sadece derlediği haberleri sosyal medya paylaşan insanlarla dolu. Evet, yaptıkları önemli bir iş ancak habercilik böyle bir şey değil.
Read 4 tweets
16 Jun
Euro2020’de hikayesi yeşil sahanın dışına uzanan tek maç cuma günü Wembley’de oynanacak. Taraflardan biri için sıradan bir maç olsa da; tarihte hep kaybeden, bu kez de kaybedeceklerine muhtemel gözle bakılan diğer taraf için simgesel olarak büyük önemi var bu karşılaşmanın. Image
İki ayrı ülkenin milli takımları arasında oynanacak bir futbol maçı olduğu düşünülse de, durum aslında pek de öyle değil. Zira ortada aynı şartlara sahip, denk nitelikte iki bağımsız ülke değil; bir devlet ve ona tabi olan bir vilayet var. Vilayetin ismi İskoçya. Image
İskoçların en büyük bahtsızlığının, tüm dünyayı haraca bağlayan İngilizlerle aynı ana karada olmak olduğunu söyler tarihçiler. Bu yüzden imparatorluğun üzerinde hiç batmayan güneş, kaçacak yer bulamadıkları için tarihte ilk kez İskoçların üzerinde doğar. Image
Read 38 tweets

Did Thread Reader help you today?

Support us! We are indie developers!


This site is made by just two indie developers on a laptop doing marketing, support and development! Read more about the story.

Become a Premium Member ($3/month or $30/year) and get exclusive features!

Become Premium

Too expensive? Make a small donation by buying us coffee ($5) or help with server cost ($10)

Donate via Paypal Become our Patreon

Thank you for your support!

Follow Us on Twitter!

:(