#Konuşanİstatistikler
Dünyanın en büyük çelik üreticisi 996.3 milyon metrik ton ile Çin.
En yakın rakibi olan Hindistan'ın üretimi 111.2 milyon metrik ton. Yani Çin'in üretimi 2. sıradaki Hindistan'ın üretimim 8.96 katı!
#Konuşanİstatistikler
Dünyanın en büyük alüminyum üreticisi Çin. Çin tek başına, dünya alüminyum üretiminin %58.2'sini gerçekleştiriyor. En yakın rakibi olan Körfez İşbirliği Konseyi üyesi ülkelerin üretimi, toplam üretimin sadece %8.6'sı!
#Konuşanİstatistikler
Dünyanın en büyük takım tezgâhları üreticisi ülke, %29 pay ile Çin. En büyük rakibi olan Almanya'nın bu pastadan aldığı pay %15!
#Konuşanİstatistikler
Bilgisayar ve türevi (işlemci ile kontrol edilen) cihazların ihracatından, dolar bazında, en fazla geliri elde eden ülke, tüm pastanın %45.3'ü elinde tutan Çin. En yakın rakibi
#Konuşanİstatistikler
Dünya fotovoltaik panel (güneş enerjisi panelleri/hücreleri) üretiminde, %71 pay ile Çin lider konumda. En yakın rakibleri!!! olan Kor'nin payı %6 ve Malezya'nın payı %6.
Bu verilerin her biri kendi içinde büyük şeyler anlatıyor. Ama benim için bu verilerden daha çok şey anlatan ise, Çin'in sayısız alanda gerilerden gelerek kısa sürede nasıl lider pozisyonuna geçtiği. Örnek olarak çelik üretimine ilişkin veriye bakın lütfen
Tüm bunlara ve bunlar gibi sayısız istatiğe bakınca, Batı'nın (ABD-AB) hızını yitiren enerjisine kıyasla son yıllarda büyük bir atılım yapan, Batılı şirketleri de alarak ivmelenen Çin gerçeği çıkıyor karşımıza. Peki bu bize ne anlatıyor? Buyurun yorumlarınızı alalım.
2000'li yılların başında, küresel imalatın Batı'dan Doğu'ya, özellikle de Asya'ya kaydığını, Asya'nın üretim üssü olmasına paralel askeri ve siyasi lider güçlerin de burada yükseleceğini, Çin'in bu alandaki ilk aday olduğunu konuşurken insanlar gülüyorlardı.
Türkiye'nin bu sürece adapte olması gerektiğini, büyümeden ziyade ilk etapta üretimin genişletilmesini ve lojistiğin hazır hale getirilmesini savundum o zamanlar. Ancak ne yazık ki -savunma sanayini hariç tutarsak- tam tersinin yapıldığını söyleyebiliriz.
• • •
Missing some Tweet in this thread? You can try to
force a refresh
Davos zirvesi ve sitemin imhası üzerine kaleme aldığım, çeşitli projeksiyonları barındıran bir yazı okunur mu? Dili biraz akademik, çünkü bir sunum olarak hazırlamıştım.
Sizden ricam bu tweet serisini RT eden elden ele yaymanız. Başlayalım:
Post‑Liberal İllüzyonun Sonu ve Yeni Hegemonik Mimarinin İnşası
GİRİŞ
Bu rapor, 2024‑2026 dönemini kapsayan veriler ve Dünya Ekonomik Forumu (WEF) çıktıları ışığında, İkinci Dünya Savaşı
sonrası kurulan “kurallara dayalı uluslararası düzenin” yalnızca zayıflamadığını, aynı zamanda geri döndürülemez bir şekilde çözüldüğünü ortaya koymaktadır. Analiz, içinde bulunduğumuz konjonktürü sıradan bir jeopolitik geçiş olarak değil, sistemin temel aksiyomlarının
Erdoğan, kabine toplantısı sonrası basının önünü çıkar bir açıklamada bulunmuştu. Açıklamada, "Kural ve hukuk temelli olduğu iddia edilen küresel sistem çöküş evresine girmiştir. Uluslararası nizama balyozu en sert vuranlar ise sistemin banileridir". demişti.
Bu beyan birden fazla hakikati ve bu hakikatlerin idraki içinde olunduğunu ortaya koyuyor. Hatırlarsanız geçmişten bu yana Ukrayna, Suriye, Filistin, Gürcistan, Karabağ, Afrika sahalarındaki gelişmelerin küresel sistemdeki çöküşün ürünü olduğunu yazıyorum.
Erdoğan yine aynı konuşmasında "Filistin, Lübnan ve Ukrayna başta olmak üzere dünyanın birçok bölgesinde sarsıntının seslerini hepimiz duymaktayız." diyerek TR'nin, sahadaki gelişmeleri küresel sistemin çöküşünün yansımaları olarak gördüğünü ve buna göre konumlandığını ima etti.
Karar vericiler ustaca kullanabilecekler mi bilinmez, ancak Donald Trump'ın Panama Kanalı konusundaki çıkışı, Türkiye'nin Ege adaları konusundaki tezlerine destek zemini oluşturur nitelikte. Neden? Çünkü Trump, bu iddiasını 1979 anlaşmasına dayandırıyor. Peki nedir bu anlaşma?
Bu anlaşma, ABD ile Panama arasında yapılan ve kanalın Panama'ya devrini belirli şartlara bağlayan bir anlaşma. Bu şartlardan en önemlisi ise Kanal'ın herhangi bir başka ülkenin etkinliği altına girmemesi, Kanal'ın işletmesinin Panama dışındaki bir ülkeye geçmemesi.
İlgili anlaşma, aksi bir durumun oluşması halinde ABD'ye Kanal'ın askeri güvenliği sağlama hakkı tanıyor. İşte Trump tam da bu noktadan destek alarak son yıllarda Kanal'ın ve çevresinin Çin'in etkinliği altına girdiğini dillendiriyor ve Kanal'a göz dikiyor.
Avrupa'da patlak veren çiftçi eylemlerinde, Ukrayna'dan vergisiz olarak yapılan tarım ürünleri ithalatı konusu çokça eleştirilmişti. Ortaya çıkan yeni bilgiler, Ukrayna'daki tarım arazilerinin %70'inin Monsanto, Blackrock ve Vanguard tarafından satın alındığına işaret ediyor.
Ukrayna yönetimi ile BlackRock, Vanguard ve JP Morgan arasında gerçekleştirilen görüşmelerde Ukrayna'nın yeniden inşaasını sağlamak üzere Ukrayna Kalkınma Fonu'nun kurulması için imzalar atılmıştı.
ABD Senatosu Azınlık Lideri Mitch McConnell vaktiyle boşuna, "Endişelenmeyin, Ukrayna'ya gönderilen yardımlar gerçekten Ukrayna'ya gitmiyor, Amerikan şirketlerine gidiyor." dememişti.
Göç edenlerin gelişmiş ülkeleri seçmesi bağlamında bu söylem doğru fakat ziyadesiyle eksik. Buradaki "eksiklik" öylesine geniş bir kavram ki, içinde bulunduğumuz küresel yeniden biçimleniş tam da bu eksikliklerin üzerine bina oluyor. Gelin bu konuya girelim, sonuna kadar okuyun👇
1: Nüfus Sorunu:
Avrupa ve Kuzey Amerika'nın sosyo-ekonomik olarak gelişmiş ülkeleri büyük bir nüfus sorunu sorunu yaşıyor:
- Dünya nüfusunun %59.76'sı Asya'da
- %18.68'i Afrika'da
- %9.6'sı Avrupa'da
- %7.6'sı Kuzey Amerika'da
- %5.53'ü Güney Amerika'da
2: Genç Nüfus Sorunu:
- Afrika'nın %40'ı 15 yaşın altında, %3'ü 65 yaşın üstünde
- Asya'nın %23'ü 15 yaşın altında, %10'u 65+
- K. Amerika'nın %18'i 15 yaşın altında, %17'si 65+
- Avrupa'nın %16'sı 15 yaşın altında, %19'u 65+
- Güney Amerika'nın %23'ü 15 yaşın altında, %9'u 65+
Kör ölünce badem gözlü olurmuş. Henry Kissinger'ın ölümünün ardından kendisinin uluslararası politikadaki ağırlığına dair bolca övgüler yapıldı. Peki "uluslararası politikadaki ağırlığı"nın altını dolduran gerçekler nelerdi? Bunları pek yazan olmuyor. Gelin hafızamızı tazeleyelim
Şili'de Pinochet'in darbesini organize etti ve destekledi. Bu darbe sürecinde sonrasında on binlerce insan öldü, kayboldu, çocuklar kaçırıldı...
1976 yılında yine bir başka Latin Amerika ülkesi olan Arjantin'deki darbenin arkasında bu politik deha vardı. Bu darbe neticesinde insanlar uçaklardan atılarak öldürüldü, işkencede binlerce kişi öldü. Plaza de Mayo anneleri halen kayıp çocuklarını arıyorlar!