Atatürk'ü kimse kandıramadı. Atatürk bu sebeple
Millet ve Allah beni affetsin diyerek Milletten Helallik
istemedi...

Lozan'ı ABD'ye kabul ettirmek için Chester
Antlaşmasını kabul edip sonra TBMM’de bu
antlaşmayı iptal ettirmiş ve kendisine suikastler
başlamıştır..
Adı Colby Chester olan Amerikalı bir albay, on dokuzuncu yüzyılın başında ABD tarafından Türkiye’ye gönderilir.

Hazırlanan bir projeyi Osmanlı yöneticilerine anlatmakla görevlidir.
Projeye göre, Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da ABD demiryolları yapacak ve Türkiye, bu büyük proje için beş kuruş ödemeyecektir! Şaşırdınız değil mi?

Evet gerçekten de hiç para ödemeyecek ve sadece bazı küçük özverilerde (!) bulunacaktı. Önerdikleri şunlardı;
1- Ülkemize tarım makinaları getirerek tarımı geliştirecekler...

2- Anadolu’da 4400 km uzunluğunda bir demiryolu, Akdeniz ve Karadeniz’de de üç liman yapacaklardı...

Bunlara karşılık ABD bakınız ne istiyordu;
1-Kurulacak ABD şirketi, demiryolu hatlarının iki yanındaki 20’şer km’lik şerit içinde kalan bütün yeraltı kaynaklarını 99 yıllığına işletme hakkına sahip olacak ve şirket her türlü gelir vergisinden muaf tutulacak...
2- Hatların geçtiği bu arazide bulunan her şey; toprak, orman, taş ve kum ile su kaynakları, ücretsiz olarak bu şirkete verilecek. Şirket isterse elektrik üretimi yapabilecek ve telgraf hatları döşeyebilecek...
İşin ilginç yanı, Chester’ın projesine giren arazi içinde; Türkiye’nin en büyük krom, bakır ve petrol yatakları bulunuyordu...

Bu iş için ABD’nin yapacağı yatırım maliyetinin o zaman 100 milyon dolar olacağı...
Ama el koyacağı arazimizdeki yerüstü ve yer altı kaynaklarından elde edecekleri gelirin en az 100 milyar dolar olacağı hesaplanmış...
CHESTER’I ATATÜRK YIRTTI

Chester antlaşması, çeşitli nedenlerle oyalanmış ama 1923 tarihinde türlü ayak oyunları yapılarak TBMM’de imzalanmış. Bunu öğrenen Mustafa Kemal Atatürk küplere binmiş.
Bunun, ülkenin bir bölümünü ABD’ye peşkeş çekmek olduğunu söyleyerek TBMM’yi yeniden toplamış ve bu antlaşmanın onayını iptal ettirmiş.

Ardından ne oldu dersiniz?

ABD, Lozan antlaşmasını imzalamadığı gibi, Atatürk’e de suikastlar başlamış...
ABD’nin politikası hiçbir dönemde değişmemiştir.
Atatürk'ten sonra ABD ile yapılan ikili anlaşmalarda Türkiye Cumhuriyeti hükümeti, ABD'ye hizmet sunmakla görevli ve bu görevin sınırı da belli olmayan anlaşmalar yapmıştır...
1- AMERİKA BİRLEŞİK DEVLETLERİ İLE YAPILAN İKİLİ ANTLAŞMALAR
ABD ile yapılan ilk ikili anlaşma, 23 Şubat 1945 tarihinde imzalandı. Borç alma ve kiralamalarla ilgili olan bu anlaşma TBMM'de 4780 sayıyla yasalaştı.
2- Anlaşmanın temel özelliği, adının Karşılıklı Yardım Anlaşması olmasına karşın, ABD isteklerinin Türkiye tarafından kabul edilmesi ve Türkiye'yi ağır yükümlülükler altına sokmasıydı.
3- Anlaşmada, 'Koruyucu Hükümler' olarak yer alan maddelerle, Türkiye'nin değil ABD'nin 'haklan' korunuyordu. Anlaşmanın II. maddesi şöyleydi: TC hükümeti, sağlamakla görevli olduğu hizmetleri, kolaylıkları ya da bilgileri ABD'ye teslim edecektir.'
4- Böyle bir maddenin bağımsız iki ülke arasında yapılan bir anlaşmada yer alması, örneği olan bir uygulama değildir. TC hükümeti, ABD'ye hizmet sunmakla görevli olacak ve bu görevin sınırı da belli olmayacaktı.
5- ABD ile yapılan ikinci anlaşma, 27 Şubat 1946 gün ve 4882 sayılı yasayla kabul edilen kredi anlaşmasıdır. Bu anlaşmanın özü dünyanın değişik yerlerinde ABD'nin elinde kalan ve ülkesine geri götürmesi pahalı olan eskimiş
6- savaş artığı malzemeleri satın alması koşuluyla Türkiye'ye borç verilmesiydi.

Türkiye 1950'ye dek ABD ile 7 Mayıs 1946 tarihli Borçların Tasfiyesi ile İlgili Anlaşma, 6 Aralık 1946 tarihli Kahire Anlaşmasına Ek Anlaşma,
7- 12 Temmuz 1947 tarihli Askeri Yardım Anlaşması ve 27 Aralık 1949 tarihli bir başka Askeri Yardım Anlaşmasını imzaladı.
8-Demokrat Parti döneminde, 1954 yılında uluslararası petrol şirketlerinin adamı Max Bell'in hazırladığı ve Atatürk'ün çok önem verdiği petroldeki devlet tekelini kaldıran Petrol Yasası çıkarıldı.
9- Bu yasanın 136. maddesi şöyleydi: Bu yasa yabancı şirketlerin izni olmadan değiştirilemez.

23 Haziran 1954 yılında, Türkiye ile Amerika Birleşik Devletleri arasında Vergi Muafiyetleri Anlaşması imzalandı.
10-Yalnızca Amerikalıların yararlandığı bu anlaşma, Türkiye'deki ABD varlığını adeta devlet içinde devlet haline getiriyor ve ABD şirketlerine vergisiz, gümrüksüz, denetimsiz ve yargı organlarından uzak, yasa üstü bir statü tanıyordu.
11- 1959 yılında millileştirme işlemlerinde muhatabın ABD hükümeti olmasını kabul eden, İstimlâk ve Müsadere Garantisi Anlaşması yasalaştırılıyor ve bu yasaya Erzurum Milletvekili Sabri Dilek, 'Bu anlaşmanın kabulüyle kapitülasyonlar geri getirilmektedir.
12- Bu anlaşma ile Amerikalılara açıkça imtiyaz verilmektedir diye tepki gösteriyordu.

ABD ile Türkiye arasında 12 Kasım 1956 tarihinde Tarım Ürünleri Anlaşması imzalandı. 24 Eylül 1963 gün ve 11513 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren bu anlaşmaya göre,
13- ABD Türkiye'ye 46,3 milyon dolarlık (o zaman 1 dolar 10 liraydı) buğday, arpa, mısır, dondurulmuş et, konserve, sığır eti, don yağı ve soya yağı satacaktı. BU ürünler azgelişmiş bir tarım ülkesi olan Türkiye'nin temel ürünleriydi ve bunlar ABD gibi bir ülkenin eşit olmayan
14- rekabetine terk ediliyordu. Ama daha vahim olanı anlaşmanın 2. ve 3. maddeleriydi. 2. madde şöyleydi: Türkiye'nin yetiştirdiği ve bu anlaşmada adı geçen ya da benzer ürünlerin Türkiye'den yapılacak ihracatı Birleşik Devletler tarafından denetlenecektir.'
15- 3, maddenin b bendi ise, Türk ve Amerikan hükümetleri Türkiye'de Amerikan mallarına karşı talebi artırmak için birlikte hareket edeceklerdir' diyordu.
16- 31 Mayıs 1968 tarihinde yapılan ve 12978 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan, Türkiye Cumhuriyeti ile Amerika Birleşik Devletleri Arasında Kredi Anlaşması; Türkiye'yi ekonomik, mali ve siyasi bağımlılığa sürükleyen koşullu kredi anlaşmalarına çarpıcı bir örnektir.
17- Anlaşma 30,5 milyon dolarlık bir anlaşmaydı ve Türkiye'nin bu borcu koşullara bağlanmıştı. Etibank'ın Ergani hariç tüm bakır işletmelerini ABD'nin denetimi altındaki Karadeniz Bakır İşletmeleri A.Ş.'ye devretmesini şarta bağlayan anlaşmanın 3. maddesi şöyleydi:
18- 'Şirketin kuruluş sözleşmesi, tescil belgesi, organizasyon şeması, Türk hükümetinin krediyi şirkete borç vereceğine ilişkin hükümetle şirket arasında yapılmış olan sözleşmenin tasdikli bir örneği,
19- yönetim kurulu üyelerinin isimleri Türkiye'deki Amerikan Yardım Teşkilatına (AID) bildirilecektir. ABD'in bütün bunları uygun görmesi halinde kredi ödemesi yapılacaktır.'
20- ABD ile yapılan ikili anlaşmalar burada konu edilenlerden çok daha fazladır ve büyük bir karışıklık içindedir. İlgili ve sorumlu Türk makamları, Amerikalılarla yapılan anlaşmaların anlam ve kapsamının ne olduğunu,
21- ne zaman imzalandığını ve hangi koşulları taşıdıklarını bilmiyorlardı. Bu karışıklıktan Amerikalılar geniş ölçüde yararlanarak Türkiye'de diledikleri gibi hareket etmişler ve anlaşması olmayan konularda bile anlaşma varmış gibi uygulama yapmışlardı,
22- Orgeneral Refik Tulga bu konuda 1969 yılında şu açıklamayı yapmıştı; "Genelkurmay, bir anlaşmaya dayanmadan kullanılan Sinop ve Yalova havaalanları için, Amerikalılara 'buradan çıkın' diyordu. Amerikalıların yanıtı 'bize müsaadeyi hükümet verdi' oluyordu.
23- 'Anlaşmayı gösterin' dendiğinde Amerikalılar 'anlaşma yok' demekten başka yanıt bulamıyorlardı."

Türkiye ile Batılılar arasında uzun süre içinde oluşturulan anlaşmalar setinin temel özelliği,
24- Türkiye pazarını adım adım yabancı rekabete açması ve büyüme ihtiyacı içindeki ulusal tarım ve sanayinin gelişimine engel olmasıydı Bu engelleme ABD ve AB kaynaklı programlar ve bu programların dayanağı olan yabancı uzman raporlarıyla gerçekleştiriliyordu.
25- İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra, ABD yardımlarına yön vermek üzere Amerikalı ekonomist Thornburg Türk ekonomisini inceledi ve Türkiye'nin “Bugünkü Ekonomik Durumunun Eleştirisi” adlı bir rapor düzenledi. Atatürk dönemi ekonomik uygulamalarını eleştirmekle başlayan rapor,
26-Türkiye'nin ağır sanayii kurma girişimlerine karşı çıkıyor, Karabük demir-çelik tesislerinin tasfiyesini istiyor ve 125 lokomotif imal edecek kapasitede bir fabrika kurma projesini reddediyordu.
27-Thornburg, Türkiye’nin lokomotif fabrikası kurmak için istediği krediyi kastederek, Türkler böyle düşündükleri sürece dolarlarımızın ABD'de kalması daha iyi olacaktır' diyor ve Türkiye'nin makine, uçak ve dizel motoru yapımı projelerine kesin bir biçimde karşı çıkarak,
28- Türkiye'yi bu tür düşüncelerden vazgeçmesi yönünde adeta tehdit ediyordu: 'Amerikalılar böyle düşünenleri iyi çalışma arkadaşı saymazlar.'
29- Thornburg Raporu, bugün Türkiye'ye kurtarıcı gibi getirilen Kemal Derviş'in, Dünya Bankası yetkilisi olarak 1978 yılında Türkiye için hazırladığı raporun hemen aynısıydı.
30- Atatürk döneminde gerçekleştirilen ekonomik atılımlar ve bu atılımları planlayan, uygulayan ve geliştiren ulusçu Kadroların tasfiyesini öngören Thornburg anlayışı, Türkiye'de sürekli bir biçimde iktidar oldu.
31-Bu iktidarın somut ifadesi olan hükümetlerin hemen tümü, anti-Kemalist politikalar yürüttüler. Atatürk'ün Türkiye için sakıncalı gördüğü hemen her girişimi uygulamaya soktular.
32- Thornburg Raporu'yla aynı anlayışa sahip olan ve Atatürk döneminde rafa kaldırılan 1800 sayfalık Dorr Raporu yeniden gündeme getirildi ve uygulandı.
33- 1945'ten sonra yeniden Türkiye'ye gelen Dorr'a olağanüstü ilgi gösterildi ve kimi hükümet üyeleri Dorr'a, “Raporun kendileri için kutsal kitap olduğunu” söylediler.
34- 1945'ten sonra motor ve ağır sanayi yatırımlarından vazgeçildi ve bu yöndeki eğilimler resmi politikadan çıkarıldı. Türkiye, yabancı sermayeye denetimsiz olarak açıldı; gübre ve tarım ürünleri dahil ithalata yönelindi; yoğun olarak dış borç alındı;
35- NATO'ya girildi; Petrol Kanunu çıkarılarak petrol işletmeciliği devlet tekelinden çıkarıldı; KİT'lerin satılacağı açıklandı. Yasadışı ilişkiler ve karaborsayla palazlanan zenginler türedi, arazi spekülatörleri ve büyük toprak sahipleri,
36- uluslararası şirketlerin temsilciliklerini almaya başladılar. CHP, 1947 yılında programını değiştirdi ve Demir-Çelik Kombinaları, Genel Makine Fabrikası, Elektrolitik Bakır Kombinası gibi ağır sanayi projelerinden vazgeçildiğini açıkladı.
37-MKE'nin (Makine Kimya Endüstrisi) gerçekleştirdiği ve Danimarka dahil birçok ülkeye ihraç edilen 8 kişilik yolcu uçağı üretimine son verildi.

Türkiye, Batıya bağlanmanın yeni bir aşaması olan Avrupa Birliği (o zamanki adıyla Avrupa Ekonomik Topluluğu-AET)
38- sürecine 20 yıllık anti-Kemalist uygulamalar döneminden sonra böyle geldi. 1959'da üyelik için AET'ye başvurduğunda, Türkiye Atatürk'ün 1938'de bıraktığı Türkiye'den çok farklı bir yerdeydi. Tam bağımsızlıktan ödün vermeyen, emperyalist bloklarla ittifak yapmayan,
39- kendi gücüne dayanarak kalkınan ve dünyanın hiçbir ülkesine en küçük bir bağımlılığı olmayan, borçsuz ve bağlantısız Türkiye'nin yerinde; iç ve dış siyasette özgürce karar üretemeyen, açık bütçeli, sanayileşemeyen ve sürekli borçlanan bir Türkiye vardı.
40- Ülkeyi yönetenler Batıya bağlanmaktan başka bir yolun olmadığını söylüyor, söylemleri yönünde uygulamalar yapıyor, üstelik bu uygulamaları Atatürkçülük adına yaptıklarını ileri sürüyorlardı.
41- Atatürk'ün ölümüyle başlayan ve 1963 yılında AB ile imzalanan Ankara Anlaşması'na dek geçen 25 yıllık geri dönüş süreci içinde, yapılan uygulamalar ve bu uygulamaların Türkiye'yi getirdiği durum şuydu:
42- 1- Türkiye, imzaladığı çok sayıda uluslararası ve ikili anlaşmayla yönetim inisiyatiflerini önemli oranda yitirdi ve egemenlik haklarını dışarıyla paylaşır duruma geldi, Atatürk'ün yaşamsal düzeyde önem verdiği tam bağımsızlık işleyişinden vazgeçildi
43- ve Tanzimat Batıcılığı yeniden yerleşik devlet politikası haline geldi.

2- Ulusal sanayi yatırımları durduruldu, dış yönlendirmelere bağlı olarak 'savaş zenginleri ve dış borca dayanılarak tüketime yönelik montaj yatırımlarına yönelindi.
44- Dışardan alınan borçlar, teşvik kredisi adıyla, yerli ortak bularak yatırım yapan uluslararası şirketlere devredildi ve geleceğini Batıya bağlamış olan yeni bir işbirlikçi zümre yaratıldı.
45- 3- Yabancılara hemen her alanda imtiyaz hakları tanındı. Petrol başta olmak üzere tüm stratejik madenler yabancı sermaye yatırımına açıldı.
46- Yatırımcı kuruluşların yönetimlerine, dışarıda eğitim gören ve Batı değerlerini temsil eden kadrolar getirildi. Ulusçu ve Atatürkçü kadrolar devlet yönetiminden uzaklaştırıldı.
47- 4- Dış ticaret ve bütçe dengeleri bozuldu. İhracatın ithalatı karşılaması oranı sürekli küçüldü ve bütçe açıkları hızla arttı. Bu olumsuz gelişmenin doğal sonucu olarak ve giderek artan bir yoğunlukta dış borçlanmaya gidildi.
48- Milli kambiyo işleyişi zedelendi, Türk parası sürekli değer yitirdi.

5- 'Eğitim Birliği' ilkesi uygulamadan kaldırıldı ve Türkiye her çeşit insan yetiştiren bir ülke haline getirildi.
49- Misyoner okulları, tarikat mektepleri, paralı kolejler, imam hatip kurs ve okulları, yabancı dilde eğitim yaygınlaştırıldı. Köy enstitüleri ve köy öğretmen okulları kapatıldı, eğitimin ulusal niteliği bozuldu.
50- 6- Bağımsız ve bağlantısız niteliğiyle tüm dünyada saygı uyandıran Atatürkçü dış siyasetten vazgeçildi. Batı politikalarının dümen suyuna gidildi. Türk ordusunun büyük bölümü NATO emrine verildi.
51- Kore'ye asker gönderildi. Kurtuluş Savaşı ile örnek olunan ve anti-emperyalist bir mücadele içine giren 'mazlum' uluslar değil, büyük devletler desteklendi. Kemalist Cumhuriyetin saygınlığı yitirildi.
52- 7- Gelişmiş ülkeler öncülüğünde kurulup geliştirilen hemen tüm uluslararası örgütlere üye olundu. Truman Doktrini, Marshall Planı, IMF, Dünya Bankası, Gümrük Tarifeleri Genel Anlaşması ve Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü politikalarıyla emperyalizm
53- Türkiye'de içsel bir olgu haline getirildi; Türkiye'nin geleceğine bu örgütler karar verir hale geldi.

8- Atatürk döneminde sıkı bir biçimde denetlenen ve ulus karşıtı hiçbir faaliyetine izin verilmeyen Fener Rum Patrikhanesi'ne ayrıcalıklı bir hoşgörü gösterildi.
54- CIA görevlisi Athenagoros Bakanlar Kurulu kararıyla Türk vatandaşlığına geçirilerek patrik yapıldı; Milli Eğitim Bakanlığı, Heybeliada Ruhban Okulu'nun Teoloji Yüksek Okulu adıyla, İlahiyat Fakültesi haline getirilmesine izin verdi.
55- 9- Sınır komşularıyla, Atatürk döneminde geliştirilen dostluk ilişkileri kalıcı düşmanlıklara dönüştürüldü. Sovyetler Birliği ve Yunanistan birinci tehdit unsuru düşmanlar haline geldi.
56- Menderes hükümeti Irak'a askeri müdahale yapmaya kalkıştı. Türkiye 'düşmanlarla' çevrili bir ülke haline geldi.
57- 10- Yaygın ve etkili bir kültürel yozlaşma yaşandı. Atatürk'ün bizzat katıldığı Türk dili ve tarihi konusundaki çalışmalar geliştirilmediği gibi yapılanlar, sistemli bir karşı çıkışla ortadan kaldırıldı.
58- Özellikle Amerikan kaynaklı 'kültür' ürünleri bilinçli programlarla yaygınlaştırıldı. Toplumsal değerler ve ulusal kimlik kalıcı bozulmalara uğradı. Demokratik hemen hiçbir gelişmeye izin verilmedi. Partiler ve örgütler kapatıldı.
59- Atatürk'ün özellikle emperyalizme karşı söylemleri bile 'suç' olarak değerlendirildi. Köy enstitüsü çıkışlılar başta olmak üzere hemen tüm ulusçu aydınlar baskı altına alındılar, cezai kovuşturmaya uğradılar. Türkiye, kendi aydınlarını yok eden bir ülke haline geldi.
Türkiye, kendi aydınlarını yok eden bir ülke haline geldi.

Metin Aydoğan, Yeni Dünya Düzeni Kemalizm ve Türkiye

• • •

Missing some Tweet in this thread? You can try to force a refresh
 

Keep Current with TONYUKUK

TONYUKUK Profile picture

Stay in touch and get notified when new unrolls are available from this author!

Read all threads

This Thread may be Removed Anytime!

PDF

Twitter may remove this content at anytime! Save it as PDF for later use!

Try unrolling a thread yourself!

how to unroll video
  1. Follow @ThreadReaderApp to mention us!

  2. From a Twitter thread mention us with a keyword "unroll"
@threadreaderapp unroll

Practice here first or read more on our help page!

More from @Gok_Budun

14 Sep
"İstanbul'da aranıp bulunamayan yalnız Türklüktü.
Payitaht tam bir uluslararası kent niteliğine girmişti.
Bu şehirde en hakir, en zavallı olanlar Türklerdi."

Cumhuriyet ve Atatürk'e düşman olanlar, İşgal döneminde Türkleri bu duruma düşüren azınlıkların torunlarıdır...
"İstanbul bu tarihte bir mahşer yerini andırıyordu. İngiliz, Fransız, İtalyan, Yunan, Japon, Amerikan ordularından subaylar, neferler ve dünyanın her ulusundan ve dininden insanlar şehri doldurmuştu."
1-Anadolu'nun çeşitli yerlerinden sürülmüş Ermeniler de İstanbul'a dolmuştu.
Türkler yenilmişti, Hıristiyan azınlıkları Türklere karşı kışkırtanlar savaşı kazanmışlardı.
Hıristiyanlar galip devletlerin tabii müttefikiydiler. İngiltere elçiliğinde bir Rum-Ermeni şubesi açılmıştı
Read 15 tweets
13 Sep
"Mücahid" (kutsal savaşçı) Siyasal İslamcılara göre
Türk genelevlerinde Türk kadınlarıyla yatmaya gelen
Amerikan 6'ncı Filo'nun erleri "KAFİR" değillerdi, ancak bunları karaya çıkartmamak için direnen Türk
öğrencileri "KAFİR" idiler.

Siyasal İslam'ın filizlendiği dönem!
Günümüze ne kadar çok benziyor değil mi?

Amerikancı ya da sömürgecilerin oyunlarına göz yumarsan dindarsın görürsen hain...

O dönemde de KAFİR demişlerdi...
1-İstanbul' da ulusal onuru dorukta, ulusal bilinci yüksek, Amerika'ya alabildiğine öfkeli ve duvarları Atatürk'ün "Geldikleri gibi giderler" özdeyişiyle donatan Türk gençliğiyle karşılaşan 6'ıncı Filo komutanları,
Read 11 tweets
13 Sep
Çocuklarını David Rockefeller'in mezun olduğu Harvard Üniversitesi'nde okutan Püsküllü familyasının devşirmeleri bir paylaşım yapmış yine:

Atatürk demiş ki asıl düşman Anadolu'da. Bu düşman Batı uygarlığı düşmanlarıymış!

Yusuf Elmas ağzının payını bir güzel vermiş sağ olsun!
- Twıtter gülü Mustafa Armağan bu paylaşımla aklınca Falih Rıfkı Atay'ın kendi görüşünü alıp Atatürk batı hayranıydı demek istiyor!
- Atatürk bu sözüyle Anadolu'daki cehalete karşı savaşacağız, milli kimliğimizi, milli şuurumuzu ayağa kaldıracağız demek istediğini ilkokul çocuğu bile anlar.
- ... ama bunu gazete küpürcüsü başka türlü anlamış.
Onun görevi başka çünkü.. o kendine başka şeyler görev edinmiş!
Read 12 tweets
12 Sep
Toplum önünde Atatürkçü söylevler çekip Atatürkçü
demeçler veren bir takım askerler de kapalı kapılar
ardında Amerika'nın baskısı altında, isteyerek ya da
istemeyerek, Siyasal İslamcılığı besleme,
palazlandırma, yönetime getirme buyruğunu yerine
getirmişlerdir...
Emekli Orgeneral, Genelkurmay ve Cumhurbaşkanı
Cevdet Sunay'ın, 1960'larda dile getirdiği ülke yönetiminin kilit noktalarına İmam-Hatip mezunlarını yerleştirmek düşüncesi yaşanan gerçekliğe baktığımızda, adım adım gerçekleşmiş bulunuyor.
Adalet Partisi eski Tokat Milletvekili Osman Saraç,
"Şanlı Kabe'den Canlı Kabe'ye" kitabında 1960-1973 arası 6 yıl Genelkurmay Başkanlığı, 7 yıl da Cumhurbaşkanlığı yapan Cevdet Sunay'la birlikte yaşadıklarını şöyle anlatıyor:
Read 11 tweets
12 Sep
300 yıllık geri kalmışlığın faturasını Cumhuriyet'e çıkaran çapsız Şeytanın gönüllü müridi Ciasalcılar İslamcılar.

Türkler Kanını akıtıp canını verirken devlet nasıl ele geçirildi bunlara kimler Çanak tutmuş imparatorluk nasıl yıkıma sürüklenmiş bunları anlatsanıza millete.
1-Türk milletinin yiğit evlatları tanımadıkları coğrafyalar da halifelerimiz ve şefkatli padişahlarımız için Kanını akıtıp canını verirken devlet nasıl ele geçirildi anlatsanıza bunları…
2-Ama bunları anlatırsanız pirim yapamazsınız değil mi? Masal tadında Osmanlı güzellemeleri ile dünyayı 600 yıl yönetmiş Osmanlı edebiyatını yapmak ve milletin nabzına göre şerbet vermek sizin için daha kolay geliyor değil mi.
Şeytanın gönüllü müritleri ciasal tarihçiler..
Read 33 tweets
12 Sep
12 Eylül Darbecileri Tarafından Yaşı Büyütülerek İdam Edilen Erdal Eren..

18'in altında olduğu ve gerçek yaşının tespiti için kemik yaşı tespiti yapılması istense de Askeri Yargıtay Daireler kurulu, ' doğum tarihinde bir ihtilaf olmadığı' kararını vererek idam cezasını onayladı Image
Erdal Eren'in ailesine yazdığı son mektubu:

Sevgili annem, babam ve kardeşlerim;

Sizlere bugüne kadar pek sağlıklı mektup yazamadım. Ayrıca konuşma olanağımız ve görüşmemizde olmadı. Zaten dışarıdayken de birbirimizi anlayacak şekilde konuşamadık.
(Bu konuda sizlere karşı büyük oranda hatalı davrandım. Ancak bunu size karşı saygı duymadığım, bu nedenle böyle davrandığım şeklinde yorumlamamanızı dilerim) Bu nedenle sizlere anlatacağım, konuşacağım çok şey var.
Read 14 tweets

Did Thread Reader help you today?

Support us! We are indie developers!


This site is made by just two indie developers on a laptop doing marketing, support and development! Read more about the story.

Become a Premium Member ($3/month or $30/year) and get exclusive features!

Become Premium

Too expensive? Make a small donation by buying us coffee ($5) or help with server cost ($10)

Donate via Paypal Become our Patreon

Thank you for your support!

Follow Us on Twitter!

:(