Sosyal medyada sık sık 19.yy sonu-20.yy başına ait ultra-modern piyanolu köşk, opera binası, balo veya çay daveti fotoğrafları paylaşılıyor. Kimileri bu kareleri Osmanlı modernleşmesinin başarısı olarak yorumlarken, kimileri de doğrudan gayrimüslimlerin varlığına bağlıyor.
Hepsinin doğruluk payı olmakla beraber, asıl püf noktası, 1. Dünya Savaşı’ndan önceki 30-35 yıllık dönemin Avrupa uygarlığının zirvesini oluşturması. Nasıl bugünkü TikTok kültürünün mevcut hükümetle ya da mesela 80’lerdeki atari salonu ve video kaset furyasının Özal’la doğrudan++
++ilgisi bulunmuyorsa, o dönemin piyano, sessiz sinema ya da “skating” denilen paten modalarının da Abdülhamid’le ya da Jön Türk yönetimiyle doğrudan bir ilgisi yok. Gerçi 15. Yüzyıl’ın matbaa modasının bize ancak üç yüz yıl sonra uğradığı söylenebilir. Ama birincisi ++
19. Yüzyıl’daki devlet (özellikle 1826 dönemecinden itibaren), bürokrasisi ve dünya anlayışıyla o eski devlet değil. İkincisi, bir şeylere engel olunmak istense bile, 2. Endüstri Devrimi döneminde bu artık ancak birkaç on yıl ileri atılabiliyor. Örneğin Abdülhamid’in 1900 ++
++yılında İstanbul’a sokmadığı elektrik ve telefon, 300 değil dokuz yıl sonra kente giriyor. Falih Rıfkı 1920’de Ankara’ya geçtiklerinde burada bile elektrikli dairelerin bulunduğunu aktarır. Ahmet Hamdi de Cumhuriyet’in ilk yıllarında Anadolu’ya tayini çıktığında ilk iş, içinde+
+piyano sesi duyabileceği bir sokak bulup bulamayacağını sormuştur. Evet, piyanoyu genellikle Ermeniler çalıyor olabilir ama onlar da tarih sahnesine boyunlarda papyon, ellerinde viyolonsel, önlerinde piyanoyla çıkmadılar ki. Piyanoyu tehcirden 25-30, hadi en çok 40 yıl önce ++
++öğrenmeye başladılar. Rumlar onlardan 10-15 sene önce, Türkler 10-15 sene sonra gelir. Avrupa’da da bu incelmiş kentli kültürün yayılması sanıldığı kadar eskilere dayanmaz. Bu, bir dönemdi. Adına Avrupa’da Belle Epoque, Amerika’da Gilded Age deniyordu. İktisadi olarak ++
++kapitalizmin, sosyolojik olarak modernitenin yaldızlı çağıydı. General War (Harb-i Umumi) denilen şey, bu döneme, temsil ettiği bütün değerlerle birlikte çok ağır bir darbe indirdi, 29 Buhranı ise klasik anlamıyla Avrupa uygarlığını yıktı. Dolayısıyla 1880-1914 yıllarındaki ++
++ışıltıyı bir ulusal ruh (volksgeist) ya da dünya ruhu (weltgeist) yerine, bunların ikisini de içine alarak aşan çağın ruhu (zeitgeist) ile açıklamak gerekir.

• • •

Missing some Tweet in this thread? You can try to force a refresh
 

Keep Current with Geist Arbeiter

Geist Arbeiter Profile picture

Stay in touch and get notified when new unrolls are available from this author!

Read all threads

This Thread may be Removed Anytime!

PDF

Twitter may remove this content at anytime! Save it as PDF for later use!

Try unrolling a thread yourself!

how to unroll video
  1. Follow @ThreadReaderApp to mention us!

  2. From a Twitter thread mention us with a keyword "unroll"
@threadreaderapp unroll

Practice here first or read more on our help page!

More from @_geistarbeiter

14 Sep
Bugün olduğu gibi 1776’da da Birleşik Devletler’in asli değeri özgürlüktü. Ancak o dönemde özgürlük, kapitalizmle değil cumhuriyetle özdeşleştiriliyordu ve karşıtı olan kavram sosyalizm değil tiranlıktı. Her şeyin yapmacık olduğu, sefahat, bencillik ve korkaklık içindeki bir ++
++tiranlığa karşı (ki bunu genelde çağın Londra’sı ve antik dönemin Babylon’uyla özdeşleştiriyorlardı) cesur, kanaatkar ve konuksever bir çiftçi cumhuriyeti, ABD’yi kuran kuşağın idealine çok daha yatkındı. Çağdaş Amerikan hayatının apartman yerine banliyö, kedi yerine köpek ve +
+tek yerine çok çocukla tanımlanıyor olması, bu erdemli çiftçi idealinin bir tortusu gibi düşünülebilir.
Read 7 tweets
14 Sep
Abdülhamid döneminde Beyoğlu belediye başkanlığına Edvard Blacque Bey getirilmişti. Ünlü giyim mağazası Au Lion d’Or (Altın Aslan), Crespin pasajı, Lebon pastanesi, Strasbourg meyhanesi, Tiring mağazası vb bu dönemde açıldı. Aynı yıllarda Ahmet Mithat Efendi, İngiliz general ++
John Bing’in hayatını anlatan “Amiral Bing” romanını yazıyor, Beykoz çayırında Yabancılar Ofisi ile The World kulübü arasında ilk kriket maçı yapılıyor, Maraş’ta Amerikan Kız Koleji küşad ediliyor, İzmir’de düzenlenen Demiryolu Direktörleri Kupası’nı Mr. Jackson’ın atı Cetawayo++
+bahis kupasını ise Yusuf Bey’in atı Mentor kazanıyordu. Mınakyan, Osmanlı Dram Kumpanyası’nı bu dönemde kurdu. Sarah Bernhardt İstanbul’a bu dönemde geldi, Ertuğrul fırkateyni Tokyo’ya, Bursa esnafı Chicago sergisine, Pehlivan Koca Yusuf da New York’taki Square Garden’a bu ++
Read 4 tweets
13 Sep
Genesis (Tekvin/Yaratılış) kitabı teolojik değil tarihsel bir gözle okunduğunda, Darwin’in doğal seleksiyonuna benzer bir sosyolojik seleksiyon (seçilim) mantığıyla karşılaşıyoruz. İbrani vorstellung’unda Tanrı, önce kadına karşı erkeği (çünkü günahın sorumlusu Havva), sonra ++
++çiftçiye karşı çobanı (Kain/Kabil’e karşı Habil) tercih ediyor. Nuh’un oğulları arasında Samiler’in atası olan Sam kardeşlerine tercih edilmiş görünüyor; ancak Sami olmadıklarının bilincinde olan Avrupalıların kendi kökenlerini Yafes’e dayandırmaları üzerine, Nuh tarafından ++
++lanetlenen Kenan, siyahilerin atası ilan ediliyor. Bir sonraki seçim ise İbrahim’le Lut arasında. Aslında iyi bir karakter olarak anılan Lut’un (İslam’da aynı zamanda peygamber), “eşinin” tuz direğine çevrilmesi ve “kızlarının” kendisine içki içirdikten sonra onunla yatmaları++
Read 8 tweets
11 Sep
Çağdaş Türkçede çoğul eki alan kelimelerin, tekil halleriyle olan ilişkilerinin bu kadar çıplak şekilde görülebilmesi bazı edebi ve estetik cilvelere izin vermiyor. Örneği Meşrutiyet dönemindeki milletvekillerinden biri Abdülhamid’in istibdadını kastederek “Bu memleketi hala ++
++onun ruhu idare ediyor” dediğinde, bir diğeri ayağa kalkıp şöyle bağırmış ve salon alkıştan yıkılmıştı: “Ruhu değil, ervah-ı habisesi idare ediyor!” Şimdi bu cümle “Bir ruhu değil, kötü ruhları idare ediyor!” şeklinde çevirdiğimizde aynı ahengi hissedemiyoruz, çünkü ruh ve ++
++ruhlar arasındaki ilişki fazla çıplak: Civcive yavru tavuk demek gibi. Mantıksal olarak doğru ama edebi olarak kuru. Tavuk mu yumurtadan çıkar, yumurta mı tavuktan sorusuna verilen “Yumurtadan tavuk değil civciv çıkar!” yanıtının retorik ve estetik bir değer taşımasının sebebi
Read 8 tweets
24 Dec 20
Işıldayan çam ağacı, çocuklara hediyeler getiren kırmızı giyimli ihtiyar, geyiklerin çektiği kızak, ökse otu ve çobanpüskülü gibi imgelerin hepsi, kuzey yarımküredeki kadim kültürlerin 21/22 Aralık gecesi farklı isimlerle (Yule, Sol Invictus, Nardugan, Şeb-i Yelda, Çille vd) ++
++kutladıkları Winter Solstice (Kış Dönümü)’ne aittir.
Hz. İsa’nın bu tür kuzeyli imgelerle hiçbir bağlantısı olmayan Filistin’deki doğumunun bu tarihe yerleştirilmesi, tıpkı Atatürk’ün doğum gününün 19 Mayıs olarak kabul edilmesi gibi itibari bir değer taşır. ++
++Noel’le kış dönümü arasındaki bu bağdaştırma 16. Yüzyıl’da Almanya’da başlamış, İngiltere ve ABD’ye geçişi ise 19. Yüzyıl’ı bulmuştur. Örneğin ABD’deki o ünlü ulusal Noel ağacı aydınlatmalarının ilkinin 1923’te yapıldığı bilinmektedir. Rusya gibi Ortodoks ve Türkiye gibi ++
Read 4 tweets

Did Thread Reader help you today?

Support us! We are indie developers!


This site is made by just two indie developers on a laptop doing marketing, support and development! Read more about the story.

Become a Premium Member ($3/month or $30/year) and get exclusive features!

Become Premium

Too expensive? Make a small donation by buying us coffee ($5) or help with server cost ($10)

Donate via Paypal Become our Patreon

Thank you for your support!

Follow Us on Twitter!

:(