Sinema endüstrisindeki emek sömürüsü, hak gaspı, auteurlük ve fon-festival sistemi bağlantıları üzerine bir çift laf daha etmem gerekiyor. Aslında bu twite cevap vermeyecektim ama bunu kendimi daha ayrıntılı ifade etmek için kullanabilirim. Uzun ama önemli bir flood olacak. +
Öncelikle bu “isim ver!” tavrını reddettiğimi ve hiçbir işi doğrudan işaret etmeyeceğimi belirtmek istiyorum. İsimlerin bu tip tartışmaları münferitleştirici etkisi benim anlatmaya çalıştığım yapısal sorunları ve karmaşık yapıyı anlamayı baltalayacak en yanlış tavır olur. +
"Konusu iki cümlede özetlendiğinde ödülleri alacağını hemen herkesin tahmin edeceği bir filmi merak etmiyorum” derken kastım, oradaki bağlamdan anlaşılabileceği üzere, belirli bir film değildi. Hatta belli bir grup filmden dahi bahsetmiyordum. Filmlerin çoğundan bahsediyordum. +
Bunun yapısal bir meseleye dair bir eleştiri olduğunu anlayan neyse ki çok kişi olmuş. Ama ben gene de daha net anlatayım. Var olan film yapım süreçleri ağırlıklı olarak iki üretim tarzına ve iki piyasaya ayrışmış durumda. Bunlara ana akım ve bağımsız sinema diyebiliriz. +
Bu kavramı yeterince yerinde bulmasam da ‘bağımsız filmler’ temelde üretim ve finansman aşamasında fon ve sponsorlukların, dağıtım aşamasında ise festivallerin egemen olduğu bir piyasa içinde dolaşıma giriyor. Festival yarışmalarındaki filmlerin çoğu bu üretim tarzına dahil. +
Dolayısıyla kamusal, özel ve ulus-aşırı fonların desteğiyle üretilen bu filmler gösterilme, görünür olma ve hatta gelir elde edebilmek için festivallere katılmak zorundalar. Fakat bunun neden böyle olduğunu tarihselleştirmeyi şimdilik bir kenera bırakalım. O ayrı bir mesele. +
Film üretenleri hayatta kalmak için festivallerden ödül almaya mecbur bırakan bu üretim tarzı ister istemez alıntıda bahsettiğim marazı doğuruyor. Bağımsız filmlerin (küresel olarak) hemen hepsi ödül alabilmek için üretiliyor ve bu onlara içkin bir durum, yoksa ÜRETİLEMEZLER. +
Dolayısıyla bugün ‘bağımsız’ tarzda üretilen hemen her filmin varlığının zorunlu koşulu bir festivalde gösterilmeyi istemek, bunu talep etmek. Filmin üreticilerinin buna ne kadar direnmeyi denediği politik, direnebildiği ise pratik bir mesele. Ama bundan tam olarak kaçılamıyor. +
Şimdi gelelim bu üretim tarzının sınıfsal ilişkilerine ve estetik yansımalarına. Çok yakın zamanda ödül almış ve benim için yukarıdaki cümleye denk düşen bir filmin yönetmeni ödül konuşmasında filmlerini yaparken çektiği büyük zorluklardan ve meşakkatli süreçlerden bahsetti. +
Bense bu yönetmeni iki arkadaşımın çok ciddi emeklerinin gayet makul karşılığını ödemeyişiyle tanırım. O yüreklere dokunan konuşmada bahsedilen zorlukların bir kısmı da kaçınılmaz biçimde başka insanların emeğini gasp etmeyi, haklarını çiğnemeyi içeriyor. Kimisi az kimisi çok. +
Evet isimler neden önemli değil, çünkü bu olay münferit değil. ‘Ne zorluklarla’ çekilen o filmleri yapanlar (evet auteurler ve yapımcılar) genelde bu tip sömürü ve gasplara kolayca gönül indiriyorlar, inatla direnen az örnek de filmleri yapabilmek için buna mecbur kalıyor. +
Bunu mazur göstermek veya meşrulaştırmak için demiyorum. Marx’ın dediği gibi kapitalizm kapitalistleri kapitalist olmaya mecbur kılar. Bu kaçabilecekleri bir durum değildir. Verili 'bağımsız' ama fon ve festivallere bağımlı üretim tarzı de auteurleri auteurlüğe mecbur ediyor. +
Dolayısıyla auterlük hevesle olup olmamayı seçebileceğiniz bir şey değil. Bu tarz (bağımsız) filmler yapmak isteyen insanların kaçamayacağı bir şey. Ama evet, buna direnmek bir tercih, seçenini ve yapabilenini pek görmesek de. Ve işte hangi gemide olduğumuz esas orada ayrılıyor.+
Benim için bu işin siyaseti üretim ilişkilerindeki sömürüyü görünmezleştiren güncel politik içeriklerde değil. Doğrudan film yapanların bu sisteme, onun dayattığı eşitsizliğe, gaspa ve sömürüye direnme biçimlerinde. Ve bu sadece yapım süreciyle görünür olan bir şey de değil.+
Üretim tarzının estetiğe nasıl yansıdığını görmek için çok da fazla bir şey bilmeye gerek yok. Bu çelişkilerin farkında olup bakışımızı biraz keskinleştirmek yeter. Çünkü ideoloji bizden bağımsız biçimde üretim tarzı üzerinden kendini içeriğe ve estetiğe dayatıyor. +
Dolayısıyla bir film izleyicisi / eleştirmeni dünyaya sınıfsal bir perspektiften bakıyor ve önündeki filmi bu yapısal süreçlerin bilinciyle izliyorsa bunun izlerini fark etmemesi, bu üretim tarzından ortaya çıkan tektipleşmeyi, vasatlaşmayı görmemesi bence mümkün değil. +
Buradan da iki yıl önce ortaya attığım ve birilerinin işine gelmediği için ısrarla anlamazlıktan geldiği vasatlaşma kavramına gelmek istiyorum. Bundan kastım filmlerin tekil olarak öznel ölçütlerle vasat olması değil. PİYASANIN VE ÜRETİM TARZININ TOPTAN VASATLAŞTIRICI ETKİSİ. +
Yani yukarıda anlattığım biçimiyle az paraya, emek sömürerek, hak gasp ederek ama yüksek teknik beklentileri karşılamaya çalışarak ve moda konuları yakalayıp bir şekilde bütçesini çıkarmak mecburiyetinde kalarak üretilen filmlerin, tam da bu yüzden vasatlaşmaya da mecbur olması.+
Evet işte bunlar tamamen yapısal, tamamen üretim ilişkileriyle ve onun estetik çıktılarıyla ilgili. Ödüllü auterlerle aynı emek sömürüsünü icra etmekten çekinmeyen festivallerin ve kol kırılır yen içinde kalır diyen ulusal sinemacıların bahsettiği “yapısal” değil ama. Bitti.
Ek olarak, güzel bir tevafuk. Konuyla örtüşen, Hollywood'daki yaklaşan grev sürecine dair etkileyici bir video da tam şu anda yayına düştü. İzleyin.

• • •

Missing some Tweet in this thread? You can try to force a refresh
 

Keep Current with Emre Yeksan

Emre Yeksan Profile picture

Stay in touch and get notified when new unrolls are available from this author!

Read all threads

This Thread may be Removed Anytime!

PDF

Twitter may remove this content at anytime! Save it as PDF for later use!

Try unrolling a thread yourself!

how to unroll video
  1. Follow @ThreadReaderApp to mention us!

  2. From a Twitter thread mention us with a keyword "unroll"
@threadreaderapp unroll

Practice here first or read more on our help page!

More from @EmreYeksan

13 Oct
İki yıl önce “filmler hakkında yazılan yazılar neden bu kadar vasatlaştı?” diye sorup cevabını yazıların üretilme koşullarında aramıştım. 3 kuruşa, günde 14 saat mesai yapıp 3 yazı yazmak zorunda olan bir eleştirmenin yazdıkları vasatı nasıl aşsın? Koşullar böyle değil mi yoksa?+ Image
“Kötü, vasat vb. öznel yargılar” diyerek topu taca atmak bu tespitin yakıcılığını etkisiz kılıyor mu? “Yoo, bu üretim biçiminde gayet sağlam yazılar da yazılabiliyor” diyebiliyor musunuz gerçekten? Film yazarı arkadaşlar, çalışma ve üretme koşullarınızdan memnun musunuz mesela? +
Geçinebiliyor musunuz? Kiranızı, faturalarınızı bu işten kazandığınız parayla sorunsuz biçimde ödeyebiliyor musunuz? Peki mevcut çalışma koşullarında ürettiğiniz metinlerden memnun musunuz? Ya da en gıcık olduğum filmci sorusuyla sorayım “ürettikleriniz içinize siniyor mu?” +
Read 6 tweets
10 Oct
geçen gün bahsini açtığım sinefili ve auteurlük ikilisinin, sinemada var olan yapısal ve estetik krizin nasıl bir dışavurumu (ve bu krizi yeniden üretme aracı) olduğuna dair dünkü törenden birkaç örnek verip bir şeyler yazacağım, parça parça. tartışmayı genişletir umarım. +
öncelikle yaptığım 'profesyonel izleyicilik' eleştirisine denk düşen bir örnek vereyim altın portakaldan. senaryo ödülünün gerekçesi “iyi senaryo matematiği, dengeli karakter dağılımı, ilgiyi ayakta tutma” vb. şeylerdi. diğer ödüller için de buna benzer gerekçeler sunuldu. +
bunlar, senaryo yazımının teknik kısmında da çalışan biri olarak, benim dahi pek anlam veremediğim kriterler. izleyici bunları ne yapsın? bunlardan kime ne? hadi diyelim illa ki birileri önemsedi, bunlar bir ödüle gerekçe olabilir mi? bu izleyicilikte profesyonelleşme değil mi? +
Read 14 tweets
7 Oct
var olan terapi biçimlerinin yetersiz kaldığı konu bu bence. kolay değil ama potansiyelimizi ortaya koyup koymama tercihinin de ötesine, potansiyel dediğimizin nasıl bir değer ekonomisi içinde oluştuğuna bakabilmek gerek. çünkü çoğu zaman bu zaten bir tercih değil zorunluluk. +
yani potansiyelimiz her ne ise kapitalizm içinde onu ortaya koyup koymamak kişisel bir kararın ötesinde aç kalıp kalmamakla alakalı. aç kalmayı tercih edemeyeceğimize göre potansiyelimizi gerçekleştirmeye mecburuz. bunun da farklı katmanları var tabii ki. +
bu potansiyel bizi en üst %5 gelir grubuna taşıyacak bir beceri de olabilir. fakat kapitalizmin ‘nimet’lerinden aç kalmamanın çok daha ötesinde yararlanmak için bile olsa, bu mantığın temelinde bir zorunluluk var. bu düzen bizi verimli olmaya, fazladan değer üretmeye zorluyor. +
Read 6 tweets

Did Thread Reader help you today?

Support us! We are indie developers!


This site is made by just two indie developers on a laptop doing marketing, support and development! Read more about the story.

Become a Premium Member ($3/month or $30/year) and get exclusive features!

Become Premium

Too expensive? Make a small donation by buying us coffee ($5) or help with server cost ($10)

Donate via Paypal Become our Patreon

Thank you for your support!

Follow Us on Twitter!

:(