Bir senede dört farklı ortama girdim, hepsinde haketmediğim bi düşmanlıkla karşılaştım. Dışardan gelene default olarak farklı ve soğuk davranılan bir toplumda mülteciler hakkında iyi bile düşünüyoruz.
Tanıdığınız - tanımadığınız gruplamasında, gruplara davranış şeklinizde bu kadar fark olmamalı arkadaşlar. Nezaket, yardımperverlik, hoşgörü, sempati sadece tanıdıklarınıza sunmanız gereken güç yüzükleri değil…
Yeni işe girdiğim bi yerde biri “neden tanışayım ki sonuçta iş arkadaşı gelip geçici” dedi. Hakikaten gelip geçici ce bu kabalığa ne gerek var? En hakiki dalyarak yarışması var da ona mı hazırlanıyoruz?
Burda olur da hesap kapandığında, bu hesapla inanılmaz eğlenceli konuşanlar tanımayınxa aynı adamı blokluyor ya. Önceki hesapta mesela ayşe hür ile sevişiyorduk, bu hesapta tanımayıp blokladı :) bu hakikaten kabullenemediğim bir yaşama şekli, malakalık…
Önünüze gelene izmirli garson gibi enşeye şaplak göte parmak olmaya gerek yok da nezaketinizi lütfen en kıymetli hazineniz olarak görmeyin. Hepi topu iki small talk yapacağız, iyi tatiller diyeceğiz…
• • •
Missing some Tweet in this thread? You can try to
force a refresh
İngiltere kralının ne zaman taç giyeceği belli değilmiş. Bu vesile ile bizans kayzerlerinin taç giydiği omphalion’a baktım. Halıflex kaplamışlardır diye düşünüyordum böyleymiş. Burası yaklaşık 1000 sene dünyanın merkeziydi.
bizans basileus'u (kayzeri, sultanı) altın bi tahta otururmuş, patrik gelip giydirirmiş tacı, hadi dermiş allah yar ve yardımcın olsun... muhtemelen altın tahtı barbar italyanlar hüpletti. yok ortada koca taht... ben istanbul müzelerinden sorumlu olsam gün aşırı venedik'i ararım
darlaya darlaya taht olmasa bile atları geri alırım gibi geliyor ya.böyle bir inancım var.en sonunda "ya başımızın gözümüzün sadakası olsun allah da senin belanı versin" denilip,2 isuzu kamyonla venedik'e gideriz gibi. devlet bana yurt dışına açık bir telefon bir de 2 sene versin
aslında istiklal madalyası verme işi 3 kere düzenleniyor. 1926'dan sonra her isteyene verme noktasına geliyorlar. bu yüzden şeritlerinin rengi mühim . yeşil milletvekillerine, kırmızı cephede savaşanlara, beyaz her önüne gelene veriliyor.
mecliste aşırı sıkıcı toplantılarda madalya verilenler tek tek okunuyor. işgalde bergama'da hallaççılık yapan dedemin de ismini buldum buralarda... madalya nerede belli değil ama.
6.5 milyon erkek nufusu var 1927'de. 100binine istiklal madalyası vermişler.. beyaz kürdeleli madalyalardan, savaşı saklanarak geçiren ama sonra "ben sökede çok partizan iş yaptim" diye anlatan ama tek bir kaydı olmayan menderes'te de var. beyaz olduğu için takmayı çok sevmiyor
Yorgo Prokopiou adlı Koklucalı bir ressam, Çakırcalı Efenin resmini yapmış. Ailesi yeni çıkartıyor bunu meydana. Yorgo bey 1940'da atina'da ölüyor.
anadolu ajansının yaptığı aşırı ajite haberler nedeniyle, izmir'in köylerinde yaşayan herkesin ama herkesin işbirlikçi olduğunu düşünüyor asker. o yüzden 9 eylül sonrasında idama mahkum oluyor. 27 eylül 1922 günü, örnekköye götürülen idamlıkların arasından kaçıyor.
9 eylül sonrasında çok fazla izmirli ve ayvalıklı rum işbirlikçi oldukları gerekçesiyle idam ediliyor. oysa bir kaç ay sonra bu insanlar vatandaş olmayacak, mübadil olacak. asker olsalar pow olacak izmirlileri idam ediyorlar. bu idam mangalarından kaçma işi ise nadir olsa da var.
o bölge yaklaşık 1500 senedir şehrin en boktan, en çirkin, en iş tutmayan bölgesi. rumlar buradayken rembetler, uyuşturucu müptelaları kalıyordu, mübadele ile romanlar yerleştirildi, şimdi yine deniyorlar... bazı yerlerin kısmeti yok işte anlayın...
şehrin bok kokusunun en ama en çok hissedildiği tam bir bataklık... artık kapatırlar kapı pencereyi, iklimlendiricileri köklerler otururlar... ayrıca altındağlıların da körfez manzarası böylelikle çalınmış oldu. kim siker parası olmayan izmirlinin haklarını...
şu manzaranın tam ama tam ortasında bu kule olacak... insanlar diyecekler ki "bu sik gibi duran bina hangisi" digerleri de cevap verecek "divan tabii ki şehrin yeni sembolü"
tunus'un bağımsızlığını yapan, girit menşeyli bir müslüman aile var "hüseyniler" diye. girit'ten anadolu'ya gelseler türk olacak bu aile artık tunuslu... neyse bunların "ahmed" diye bir reisleri var, kendisine ispermeçet balinasından taht yaptırtmış... kılçığından...
osmanlı, türkler yörükler konusunda "bunlar güçlenirse bizi kesip başa geçerler" dedikleri için, istanbul'a uzak tüm arap memleketlerine "müslümanlaştırılmış rumları" hükümdar kılmış... garip bir sistem ama böyle... bu toprakları rumlarla birlikte yönetmişiz...
şu haritayı yöneten baştaki aile türk, alimler, sofu sınıf türk geri kalan herkes müslümanlaştırılmış balkan ahali. aslında velestenli rigas'a göre osmanlı "türk ve yunan'ın birlikte hükümdarlığıdır"
halk devrimlerinin bir stk/kurum tarafından sahiplenilmesi gerekiyor başarıya ulaşmaları için. stk yöneticilerin korkak olduğu, sonunu düşündüğü yerlerde, öyleleri bırakıldığında ne yazik ki halk ayaklanmalarının tek olayı sivil ölümü...
ki biz görüyoruz ki, bu korkaklık işe de yaramıyor. iktidar eğer sizi kitlemek istiyorsa, ayaklanmaya önderlik edip etmediğinizin çok bir önemi olmuyor ama işte...
baş kaldırmaların hangi koşullarda devrime dönüştüğü, düzeni değiştirdiği hakkında kitaplar var. isyan anında oluşan değil, isyandan önce örgütlenmiş bir kurumun, isyanın sorumluluğunu alması gerek. o noktada da zarlar atılıyor artık.