Tekin Deniz Profile picture
May 21 56 tweets 13 min read Twitter logo Read on Twitter
Girit'i çeteler basmış. Herkes can derdinde. Şanslı aileler kaçıyorlar. Bay Yehor da telaş içinde eşi Rita'yı almış, düşmüş yollara. Köylü aile bu, kavga dövüş bilmezler. İnsan, insanı neden boğazlar? Bunu da bilmezler. Yok ki içlerinde şuncacık kötülük. Neleri varsa bölüşürler. Image
Güç bela varmışlar sahil yoluna. Limanda, kayık kiralayanların oluşturduğu kalabalığı görmüşler. Dertleri İzmir'e kaçmak, oradaki akrabalarının yanına ulaşmakmış. Fakat beş altın para istemiş gözü doymaz kayıkçılar. Kalmışlar çarşının ortasında. Geri dönmenin ise mümkünü yok!
Saat kulesinin altındaki gölgelikte kara kara düşünürlerken yaşlı bir kadın yanaşmış yanlarına. Oldukça güzel giyimli bir kadın. Kucağında bir bebek. Yalvaran gözlerle:

“Tanrı hakkı için yardım edin" demiş.
“Tanrı hakkı için bana ve bu günahsız yavruya yardım edin.”
"Nereye gidiyorsanız, bu masumu da götürün, yoksa burada ölüp gidecek. Ben gidemem, ihtiyarım, yarına çıkar mıyım o bile belli değil. Alın burada 50 altın var. Tüm mal varlığım. Ne olur ona iyi bakın. Kızım onu doğururken öldü. Kocası ise bir türlü dönmedi gittiği savaştan."
Yehor ile Rita, karmakarışık, tuhaf bir duygunun içine düşmüşler. 20 yıldır çocuk hasreti çekiyorlarmış. Tanrı bir anda yüzlerine gülüp, hem özlemini çektikleri bu yavruyu, hem de parayı göndermiş. Bu yüzden bu bebeğe "En büyük hediye" anlamına gelen "Phedora" adını koymuşlar.
İzmir'e sağ salim varmış aile. Fakat, ne akrabaları kalmış burada ne de İzmir o eski İzmir. Savaş, yıkım, açlık, herkesi birbirine düşman etmiş. Yine de kadim dostluklar unutulmuyor elbette. Bay Yehor bir tesadüf eseri çocukluk arkadaşı Kâmuran Bey'i görmüş hat boyunda.
Kâmuran Bey onları bir gece misafir etmiş. Ertesi gün de İstanbul'a giden bir trene bindirmiş. Kâmuran Bey var olsun, Tophane'de bir de kapıcılık işi bulmuş Bay Yehor'a. İşini çok sevmiş Yehor Efendi. Uzun yıllar burada kapıcılık yapmış. Güzel de bir çevre edinmiş.
Phedora büyümüş serpilmiş. Bir güzel kadın olmuş. Beyoğlu'nda, Hacopula Pasajı içindeki eczaneye ilaç almaya gitmiş bir gün. Eczane'nin sahibi Dacat Bey de babası bay Yehor'un arkadaşı. O gün biri daha varmış Eczane'de: Lambo Çolakoğlu. Bay Lambo'nun meyhanesi meşhurdur.
Minnacık bir yer burası.”Kutu gibi ev” derler ya hani, işte onun meyhanecesi.

Balıkpazarı'na girince şu ilerde, köşededir. Öyle kabadayı bir büyüklüğü yoktur ama müşterileri pek meşhurdur. Devrin cümle tiyatro artistleri ve yazarları gelirlermiş buraya. E haliyle Lambo da ünlü
Dacat Bey, Phedora’dan çok evvel gelen Lambo'nun ilacını hazırlamış ve uzatmış kendisine ama Bay Lambo, Phedora'ya dalıp gitmiş. Phedora gülüyor, Dacat Bey gülüyor. Bay Lambo kendine gelince epey utanmış. Sonra koşar adım, adeta kaçarak çıkıp gitmiş eczaneden. Meyhanesine varmış.
Bay Lambo, meyhanesine gelmiş gelmesine ama içi içini kemirip duruyor. Phedora'nın ipek gibi saçları, deniz mavisi gözleri, uzun ve muntazam parmakları bir türlü çıkmıyor aklından. 40 yıllık meyhaneci Lambo’yu dümdüz edivermiş bir afeti devran Phedora.
Sağa dönüyor olmuyor, sola dönüyor olmuyor. Yok, bu iş olacak gibi değil. Lambo tekrar koşmuş Eczane'ye. Nefes nefese dalmış içeriye. Dacat Bey şaşkın tabii.
“Yahu bir dur neler oluyor Lambo! Bu telaş ne?" demiş. "Yok bir şey. Ben sana ilaçların parasını verdim mi idi?
"Hay Allah müstakını versin, bu mu derdin. Kaçmıyoruz ya evladım buradayız, verirsin."
"Veririm ya, vermez olur muyum..."
da demiş ama konuşamıyor.
Bir iki dakika boş boş durmuş dükkânın ortasında Bay Lambo.
Dacat Bey de çileden çıkmış tabii
"Yahu söylesene nedir senin derdin?”
"Bak Dacat, namussuzum kötü düşüncem yok. Hani az evvel şu ilaç almaya geldiğimde, na işte şurada bir kız vardı..."
"Vardı evet, eee ne olmuş o kıza?"
"Ha işte ben o kıza tutuldum..."
Dacat Bey basmış kahkahayı
"Hay Allah iyiliğini versin, bu muydu derdin. Otur da bir soluklan."
“Sana o kızın kim olduğunu söylerim ama sırf sana güvendiğim için. Başkası olsa böyle şeyler denmez, ayıptır, bilirsin."
"Namussuzum diyorum kötü bir düşüncem yok..."
"Bak Lambo, bu kız benim çok yakın bir ahbabımın kızı. Sakın ha üzmeyesin. Yanlış yapmayasın..." demiş.
Dacat Bey’den, Phedora ile ilgili bilgileri alan Bay Lambo kuş olmuş uçmuş meyhanesine. Hoş, uçmuş uçmasına ya şimdi ne olacak?
Bu kız ile nasıl tanışacak? Aklına mektup yazmak gelmiş.

“İyi de ben bu işi beceremem ki şimdi. Hele ki bu kafayla.” demiş kendi kendine.
Lambo'nun dükkânı şair, yazar, artist takımının uğrak yeridir. Muhakkak yardım edecek biri çıkar. Öyle de olmuş.

Şansa o gün, buranın müdavimlerinden Şair Orhan da orada.

Orhan, parası yetmediği zamanlar, Bay Lambo'nun meşhur veresiye defterine şiir yazarak ödermiş hesabı. Image
Lambo, sahiden severmiş Orhan'ı. Samimiyetine güvenip hemen koşmuş masasına. Kan ter içinde kalmış, hafif de kekeliyor.

Nasıl paniklemişse artık, içi içine sığmıyor. Kolay mı? Âşık adam! İlk görüşte... Kim derdi ki koskoca Bay Lambo bu hallere düşecek. Yapışmış Orhan’ın yakasına
"Bana bak Orhan, mümkünü yok yardım edeceksin..." demiş.
"Ne oldu ki?"
"Bir kız var."
"Hımmm, ilginç"
"Nesi ilginç ulan hergele.."
"Sen sevmezsin de.."
"Niye sevmezmişim ulan, biz insan değil miyiz?"
"İnsansın insan olmasına, orası muhakkak ama sen diğerleri gibi değilsin, kadınlarla işin olmaz."

"Yok ulan, zamparalık için değil, mesele ciddi."

"Ha, öyle desene. Peki ben ne yapacağım?"
"Aslında ben de bilmiyorum senden ne isteyeceğimi. Böyle tuhaf tuhaf şeyler yazıyorsun ya kafan çalışır bu davalara diye dedim. Bana akıl ver, ne yapayım? Benim bu kızla muhakkak tanışmam lazım."

"Yahu önce kız kimdir? Necidir? Onu bir anlat." demiş Orhan.
Meğer Bay Yehor'un kapıcılık yaptığı binaya sık sık gidermiş Orhan. Zira o binanın 2.katında, can dostlarından olan meşhur aktör Salih oturuyormuş.
Bir kahkaha patlatıp:
"Ulan" demiş #OrhanVeli
"Bizim Torik Yehor mu? Kapıcı mı?”
Lambo şaşkın:
"Sen nereden tanıyorsun adamı?”
"Nereden tanıyorsam tanıyorum.
Bu işi yaparım ama 1 ay bedava içerim burada, kırk para da vermem."

"Sen şu işi yap, sana bir yıl içki bedava."
"Bak şimdi, ben Yehor ile konuşurum, o arada kızın eline de senin ağzından yazdığımız mektubu tutuştururum. Kızı güzel bir yere davet et. Buluşun."

"Buraya çağırsam olmaz mı?"
"Yok devenin nalı Lambo. Yahu yemek yiyin, iki çift laf edin, sohbet edin. Hiç meyhane çağırılır mı bir kadın ilk buluşmada. Askerlik arkadaşın mı bu senin?”

"Ya ne yapacağız?"
"Bak şu cadde üstündeki Degüstasyon yok mu, oraya çağır. Orası güzeldir.”
"Degüstasyon... tamam. Kaçta? 4 iyi mi?"
"Dört tamamdır. Ben bu şekilde mektuba geçiyorum. Gerisi sana kalmış"

Orhan dediğini yapmış. Durumu Yehor'a açmış. Bay Lambo'ya kefil olmuş. Durumun ciddi olduğunu söylemiş. Çıkarken kapıda gördüğü Phedora'nın da eline mektubu tutuşturmuş
Buluşma günü gelmiş. Saat olmuş dört, Phedora yok. Beş olmuş, Phedora yok. Velhasılıkelâm Phedora gelmemiş. Bay Lambo da meyhaneye dönmüş. Meyhane'de Orhan'ı görünce öfkelenmiş.
"Ben sana dedimdi değil mi! Yok Efendim kadın meyhaneye gelir miymiş, falanmış
da filanmış. Nesi varmış ulan meyhanemin."

"Ne oldu, gelmedi mi sahiden?"

"Gelmedi ya... Senin aklına uyanda kabahat"

"Ayıp ediyorsun, benim ne günahım var be Lambo."
"Buraya çağırsak gelirdi işte. Burada kimse de görmezdi. Cadde üstü yer orası, bir gören, tanıyan çıkar diye gelmedi belli ki.."

“Etme be Lambo...”
Orhan, daha sonra meşhur olacak ünlü dizelerini bu olay üzerine yazmış ve o anda demiş ki:

"Canan ki Degüstasyon'a gelmez / Balıkpazarı'na hiç gelmez..." Image
Peki neden gelmemiş Phedora? Oysa Orhan mektubu verdiğinde gayet olumlu bir intiba edinmiş. Geleceğini ümit etmiş.

Phedora çok güzel bir Rum kızı. Lepiska saçlı. El işleri yapar, Beyoğlu'ndaki pasajlarda bulunan dükkânlara satarmış.
Yine böyle bir gün el işlerini satmaya geldiği bir vakit, Elhamra Pasajı içindeki #FransızTiyatrosu'nun önünde çakılıkalmış. Bu tiyatroda pek çok kumpanya oynar. Tesadüf işte, bu şaşkın kızı fark eden #TotoKaraca, Phedora'yı pek beğenmiş.
#HalkOpereti zamanları o zamanlar. Beyoğlu’nda gürül gürül tiyatro var.

Phedora da #SalihTozan’a gelip giden artistleri çok beğenir, onlara çok özenirmiş.

Bir ara afişlerde kendi adını bile düşlemiş... Image
Fakat sürgün çocuğu işte. Yüreği bar bar bağırsa da na işte şurasında duran “cüret” denilen o şey tutuk mu tutuk. Pas tutmuş adeta. Elleri, kolları, adımları bile kendisine bazen yanlış geliyormuş. Sanki dünyanın zemini ahşap konakların parkeleri gibi gıcırdar dururmuş aklında.
#AvniDilligil'li, #MuharremKaraca'lı muhteşem bir kadroya sahipmiş Halk Opereti. Burada bir role çıksa, insanlara karışsa dünyası kim bilir nasıl aydınlanırdı. Talih işte, o vakitlerde de oynanacak bir oyun için tam Phedora tipinde bir aktris aramaktalarmış. Image
İrma Toto, kapıda karşılaştığı bu güzel Rum kızının şefkatle ellerinden tutmuş, yüreklendirmiş, içeri buyur etmiş. Vaziyeti anlatmış. Rolünü, işini anlatmış. Böyle bir şeyi hiç düşünmemiş olan Phedora, haliyle ne diyeceğini bilememiş. Bir yandan da yüreği küt küt atıyormuş.
Fakat içine ateş düşmüş bir kere. Kapıdan çıkıp gitse, aklı kalacak. Bu reddediş, ömrünün orta yerinde bir büyük pişmanlık olarak hep duracak! Nihayetinde kabul etmiş Toto Karaca’nın teklifini. Babasından gizli, el işi satıyoum diyerek Halk Opereti oyunlarının provalarına gitmiş. Image
Meğer Bay Lambo ile buluşacakları günün bir gece evveli, dairelerini bir grup basmış.
Artık kim kışkırtmışsa bu zıvanadan çıkmış güruhu, vahşice saldırıyorlarmış. Evin camlarını vs indirmişler. Attıkları taşlardan biri babasının şakağına gelince, öfkeden deliye dönmüş Phedora.
Çekmecedeki kamayı kaptığı gibi koşmuş dışarıya. İki üç kişiyi yaralamış. Bu yaralama hadisesi, daha sonra "Rumlar Türkler'e saldırıyor" yaygarasına dönüşünce iş iyice çığrından çıkmış. Girit'te çetelerden kaçmak için sığındıkları bu yerde de aynı belâ ile burun buruna gelmişler.
Toplanan kalabalık, şiddetli bir şekilde Phedora'ya hücum etmiş. O ipek gibi saçlarının arasından akan kanlar Tophane kaldırımlarını kızıla boyamış. Bir hafta komada yatmış Phedora. Kendisine geldiğinde, yaşlı babası gözyaşlarına boğulmuş. Aile dostları Dacat Bey kurtarmış onları
Dacat Bey:

“Artık burada size rahat vermezler" diyerek onları sadık dostlarının olduğu, Malatya'daki köylerine göndermiş. Bir iki gece Dacat Bey’in evinde misafir kalan Phedora ve babası, sessiz sedasız ayrılmışlar 20 küsür yıl yaşadıkları İstanbul’dan ve Bay Lambo’dan...
İnsanın, insana, insanlığı çok gördüğü bir kötü çağ yaşamış bu topraklar. Hiç sebepsiz, yok yere birbirlerine düşman olmuş birbirlerini şuncacık olsun tanımayan insanlar. Oysa bir merhaba, bir çift muhabbet, koca bir ülke kurdurur insana.
Yaşadığın yerin, sahiden yurdun olduğunu, evin olduğunu, ait olduğun yer olduğunu hissettirir sana. Hem de nasıl dolu dolu hissettirir!

Bay Lambo, durumu çok çok sonra öğrenmiş. Fakat kalbi epey bir incinmiş. Uzun süre dilinden düşmemiş Phedora. Yüzü de gülmez olmuş.
Sahiden Phedora yüzünden mi bilinmez, bir gece, Lambo Çolakoğlu'nu, meyhanesinin tavanında asılı bulmuşlar. İntihar etmiş koskoca Lambo!... ImageImageImageImage
Meyhaneye gelen yazarlardan etkilendiğinden midir bilinmez, ünlü veresiye defterine o da bazı şiirler yazmış. Bu defterde kimlerin kimlerin şiirleri yokmuş ki... Başta elbette #OrhanVeli . Çünkü burası onun en sevdiği mekân. Phedora’nın hasreti neler yazdırdı ona kim bilir?
Ne yazık ki Bay Lambo'nun intiharından sonra içerideki her şeyi toplamış götürmüş polis.

Bizim veresiye defteri de o ara kaybolmuş. Dediklerine göre bir tiyatro bileti çıkmış içinden. Halk Opereti'nin Fransız Tiyatrosu'ndaki temsili için. Tesadüf mü acaba? ImageImage
Acaba biliyor muydu Bay Lambo Phedora'nın tiyatro hevesini? Yoksa ona sürpriz olsun diye ilk oyununa en önden bilet mi almıştı? Evvelce tanıyor olma ihtimali var mıydı? Veya kim bilir, belki de meyhanesine gelen aktörlerden birinin içki parası çıkışmamıştı da bilet mi vermişti?
Phedora, güzel Phedora! Çok heves ettiği ramp ışıklarını görememiş, seyircilerin çılgınca alkışlarını duyamamıştı. Oysa ne çok istiyordu sahneye çıkmayı! Ben hep Bay Lambo’yu, en ön sırada Phedora’yı var gücüyle alkışlarken hayâl ederim. Hatta fuayede laflarlarken, gülüşürlerken.
Oysa yalnızca bir kere görmüşler birbirlerini. Acaba Phedora da sever miydi Bay Lambo’yu? Yoksa evliliği bir bağımsızlık reçetesi gördüğü için mi almıştı Orhan Veli’den mektubu?

Girit nere? İstanbul nere? Malatya nere? Bir insan daha ne kadar sürgün edilebilir ki? Bir insan!
Hem kaç kere görmek gerekiyordu bir insanı lâyıkıyla sevebilmek için? Ya da görmek şart mıydı sahiden? Bir insan, bir insanı, tahayyül ede ede de sevmez mi çoğu zaman?
Hatta aklında yarattığı o kişiyi, hakiki suretinden daha çok sevmez miydi? Tıpkı vatanımız, yurdumuz gibi... Image
Düşlediğimiz ülke, benziyor mu hiç sokağa çıkınca yüz yüze geldiğimiz bu şeye? Sevmek, mutlu olmak ve bir sevgiyi düşleyebilmek için, bir kerecik görebilme saadeti ve umudu neyimize yetmiyordu ki zaten?
Hakiki anne ve babasını da tanımamıştı Phedora. Bir kerecik bile yüzlerini görmemişti... Buna rağmen çok ama çok özlüyor ve çok sevmiyor muydu? Hasret, kendini işte hep böyle uzun uzak mesafelerle, dağlarla, köylerle, yollarla,
insanlarla biler. Keskin, hoyrat ve âsi eder...
Bilir misiniz? Girit'in suları, Malatya'nın bahçelerinde bir incir ağacının kökünü sular durur hâlâ ve kökü bugün bile kocaman ama kocaman bir kayayı deler...
Aramızda kalsın ama bu olaydan 80 küsür yıl sonra Phedora ile Lambo'yu güle oynaya Çiçek Pasajı'na girerlerken gördüm. Bence siz de uğrayın oralara, belki siz de bir gün tesadüf edersiniz, zamanı ve mekânı aşan bu güzel sevdaya.

Selâm olsun tüm âşıklara, selâm olsun İstanbul'a! Image
Phedora ve Bay Lambo'nun aziz hatıralarına...

"Εγώ `λεγα να σ’ αγαπώ Γιωργίτσα μου
κανείς να μην το ξέρει
τώρα το μάθανε οι δικοί Γιωργίτσα μου
το μάθανε κι οι ξένοι

Μάζεψε εσύ τα γιασεμιά Γιωργίτσα μου
κι εγώ τα βελονιάζω
πούλησε την αγάπη σου Γιωργίτσα
κι εγώ την αγοράζω..."
Her iki yakada da söylenir onların sevda türküleri... Bazen isimleri değişir, bazen özlemleri. Fakat sevda aynı sevdadır, dolanır durur var olmuş ve olacak bütün denizleri...

"Το γιασεμί στην πόρτα σου, Γιωργίτσα μου, άνθισε και θα δέσει,τ' αγγελικό σου το κορμί..."

• • •

Missing some Tweet in this thread? You can try to force a refresh
 

Keep Current with Tekin Deniz

Tekin Deniz Profile picture

Stay in touch and get notified when new unrolls are available from this author!

Read all threads

This Thread may be Removed Anytime!

PDF

Twitter may remove this content at anytime! Save it as PDF for later use!

Try unrolling a thread yourself!

how to unroll video
  1. Follow @ThreadReaderApp to mention us!

  2. From a Twitter thread mention us with a keyword "unroll"
@threadreaderapp unroll

Practice here first or read more on our help page!

More from @TekinDeniz_

May 23
Yaşar diye kadın adı mı olur? Olmuş işte. Babası salyangoz fabrikasında çalışıyordu Yaşar'ın. Arkadaşlarına Ayşe diye tanıtıyordu kendini. Alay ediyorlardı çünkü sürekli. İnsana adını bile söyletmezler çoğu yerde. Hele hele bu canına yandığımın yerinde, nefes bile aldırmazlar... Image
Burnunun kenarında küçük bir ben vardı. Bundan da utanırdı Yaşar. Bir defasında ben yerine gamze demişti de buna bile kikirdemişti mahalledeki yellozlar. Ne var ulan insan karıştırmışsa? Dünyanın sonu mu? Kendileri çok matah bir şeyler sanki. Yaşar'ı kızdırır dururlardı her gün.
Esasında güzel kızdı Yaşar. Bir defa nefis gülerdi. O bir odanın içinde gülünce, oda genişler; rahat, ferah, insanca, yaşanılası bir yere dönüşürdü. Islıkla şarkı söyler gibi neşeli bakardı bakınca. Onu görenler keyifleniyor, mutlu oluyorlardı. En çok da yaşlılarla iyiydi arası.
Read 25 tweets
May 22
Bu tramvay, Ece Ayhan'ın bahsettiği: Edirnekapı-Bahçekapı sarı kamu tramvayıdır.
Tramvay cumhuriyeti temsil ediyor, at arabası ise laiklik karşıtı geri düşünceleri. Bir şekilde hep cumhuriyet devrimlerinin önüne geçmeye, irticayı büyütmeye çalışmışlardır aydınlanma düşmanları. Örümcek ağı bağlamış fikirlerle tutsak ettiler yurdu. Fakat o prangalar kırılmalı.
"Türkçe karşılığı geriye gitmek olan irtica, her çağda başka mana kazanıyor.

Milyonlarca yurttaş müspet bilgiye, binlerce köyü okula kavuşturmak gibi ileri bir dava dururken 'memleket irfanına din yoluyla hadim olmaya çalışma’ bir geriliktir.”

#OrhanVeli ImageImage
Read 5 tweets
May 22
Hep söylüyorum, eskiden de yoksulduk ama hurda haşat da olsa temiz elbiseler giymeye, yamalı da olsa elden geldiğince kendine özen göstermeye çabalayan bir duygu ve zihin açıklığına sahiptik. Bugün ise yoksulluk doğrudan insan onur ve haysiyetini hedef alıyor. Artık daha zor!
"İnsan hayatı karnı doyduktan sonra" başlar demişti Fransız bir karikatürist dostum. Kendini düşünmeye, sevmeye, birbiriyle iletişim kurmaya, birbirine değer vermeye idrak ve çaba gücü bırakmayan bir yoksulluk, daha doğrusu sefalet var. Bazı evler yangın yerleri gibi!
Bu insanlara şiiri, şarkıyı, tiyatroyu da götürelim ama evvelâ eşdeğer bir eşitliğin inşası için çaba gösterelim.

Haziran'dan sonra işimiz çok çok daha zor olacak. Seçimin nasıl sonuçlanacağı da bunu değiştirmeyecek. Birbirimizle ilgilenmeye mecburuz! Hiçbir yer güvenli değil!
Read 6 tweets
May 21
Ahmet Erhan diye bir şair varmış, ilk defa duydum. Bilen var mıydı?

...

vitrinlere cepleriyle bakan insanları görmesem, buna
bir ad verirdim

aklım her gün sorularla sorularla uğunmasa
belki de dünyayı bir anahtar deliğinden gözlemekle
yetinecektim.”

#AhmetErhan Image
“ Ahmet Erhan, bence Türkiye için şaşırtıcı bir olgudur."

#CahitKülebi ImageImage
Read 16 tweets
May 21
Şu yaşıma kadar kültür sanattan sahici manada hazzeden üç beş kişi tanımışımdır sadece. Genel, zırvadan ve bir gösteriden ibaret. Yaşamla kendi arasında bir ilişki kurmak yerine hırsları ve şahsi egolarıyla kendi surlarının üzerinde yükselmeye çalışıyorlar. Üzgünüm, konu bu değil
Edebiyat, tiyatro, sinema, müzik, resim, heykel daha nice alan var. Bütün bu sanatlar bir manada sıkıntıdan doğmuş olmalarına rağmen kendilerini var eden o sıkıntıyı çoğu zaman hallaç pamuğu gibi atıp ondan aydınlık ve düşsel yepyeni bir gerçeklik yaratmışlar. Yitirilen işte bu.
En güzel şiiri, hikâyeyi, tiyatro oyununu, sinema filmini, şarkıyı yapmak bir başına anlam ifade etmiyor. Bugün dümdüz ve basit bir metni dâhi okuyamıyor milyonlarca yurttaş. Okuduğunu kavrayamıyor. Çünkü düşünce, iletişimsiz bırakılıp bağlardan koparılınca çürüyor. Yozlaşıyor.
Read 10 tweets
May 21
“Gecekondulardan ve kenar mahallelerden, hemen her evden birkaç kişi karakollara çekiliyor, değişik nedenlerle. Polis örgütünün karanlığı insanları müthiş sindiriyor. Ama ne yazık ki, aydınlarımız,içerdeki solcu gençler ölüm noktasına geldiğinde harekete geçiyorlar”

#LatifeTekin ImageImage
"Minibüs yolunda işçilerin üstü yazılı bezleri yırtıldı. Sopaları kırıldı. Güneş hışır hışır döndü. Asfalt yolda ‘İşçi hakkı yenmez, kursakta kalır!' diye haykıran işçilerden biri kurşun yarasıyla düşüp öldü. Güneş usulca çöp tepelerinin ardına çekilip söndü."

#LatifeTekin ImageImage
"Düşünce yine yargılandı"

İstanbul 3 No'lu DGM'de dün görüşen duruşmaya; #ZuhalOlcay, #LatifeTekin, #HalukBilginer, #İpekÇalışlar, #OralÇalışlar, #YusufKurçenli, #GülerYarba, #DinçTayanç, #İsmailGülgeç, #AliRızaGülgeç ve #ŞanarYurdatapan katıldı. Image
Read 10 tweets

Did Thread Reader help you today?

Support us! We are indie developers!


This site is made by just two indie developers on a laptop doing marketing, support and development! Read more about the story.

Become a Premium Member ($3/month or $30/year) and get exclusive features!

Become Premium

Don't want to be a Premium member but still want to support us?

Make a small donation by buying us coffee ($5) or help with server cost ($10)

Donate via Paypal

Or Donate anonymously using crypto!

Ethereum

0xfe58350B80634f60Fa6Dc149a72b4DFbc17D341E copy

Bitcoin

3ATGMxNzCUFzxpMCHL5sWSt4DVtS8UqXpi copy

Thank you for your support!

Follow Us on Twitter!

:(