'Decoupling' en sevdiğim kavramlardan biri sanırım. Özetle 'high-decoupling' kişiler bir meseleyi tartışırken onun rahatsızlık verici ahlaki/siyasi potansiyel sonuçlarından bağımsız bir şekilde konuyu değerlendirebilenler.
'Low-decoupling' kişilerse meseleler tartışılırken rahatsızlık verici ahlaki/siyasi potansiyel sonuçları sürekli dile getiren, söz konusu tartışmayı bu sonuçlarla beraber görmekte ısrar eden, ahlaki ve olgusal tartışmayı birbirinden ayıramayan kişiler. İki klasik örnek vereyim.
1. Irklar arası kalıtsal bilişsel yetenek/IQ farkları var mı?
2. Cinsiyetler arası biyolojik kaynaklı psikolojik farklar var mı?
'Low-decoupling' kişiler bu tartışmaları ırkçılık/feminizm tartışmalarından ayırıp ele alamazken 'high-decoupling' kişiler alabiliyor.
Geçtiğimiz aylarda Richard Dawkins 'öjeni prensipte mümkün' dediğinde Dawkins ırkçı olmakla suçlandı. Halbuki Dawkins'in söylediği şey basit bir biyolojik tespit. Öjeni uygulamalıyız dememişti söz konusu tweette. 'Low-decoupling' kişiler bu farkı anlamadı ama.
Ayrımı öğrenir öğrenmez 'Aha ben low-decouplingim' demiştim. Şeytanın avukatlığını yapar gibi göründüğüm çoğu tartışmada tartışmanın normatif tarafını bir kenara bırakıp söylenen şeylerin olgusal tarafına odaklanıyordum. Bunu yapmayı da cidden seviyorum yalan yok.
"To a low-decoupler, high-decouplers’ ability to fence off any threatening implications looks like a lack of empathy for those threatened, while to a high-decoupler the low-decouplers insistence that this isn’t possible looks like naked bias and an inability to think straight."
Konu hakkında şu blog gönderisi okunabilir. everythingstudies.com/2018/05/25/dec…
Share this Scrolly Tale with your friends.
A Scrolly Tale is a new way to read Twitter threads with a more visually immersive experience.
Discover more beautiful Scrolly Tales like this.
