salgın tedbirleri kapsamında konser yasakları meselesi anlaşılmaya muhtaç. bu konudaki uygulamalar halk sağlığı gözetilerek yapılacak, sebebi iyi açıklanan ve istisnasız uygulanacak tedbirler olsaydı, en önemli geçim kaynağı yok olmuş müzisyenler de bağrına taş basar desteklerdi.
ama durum şöyle: merkezi idare gözünde en ufak inşaatın en küçük tuğlası kadar değeri olmadığını hisseden; halk tarafından işleri yolunda diye düşünülüp neden feveran ettiği anlaşılamayan; kendi içinde de yeterli örgütlenmeye ve ortak akla sahip olamayan kimseler müzisyenler.
önümüzdeki hafta açık alan yasaklarına kapalı alan yasaklarının da eklenmesi bekleniyor. salgınla mücadeleye kimsenin itirazı olamaz, ama önlemlere uymaya en hazır kitle ve organizasyonları, zaten zor giden bir ekonominin normalde en kırılgan parçalarını yok etmek mi istiyoruz?
onbinlerce insanı ilgilendiren bu konuyla ilgili önümüzdeki gün ve haftalarda, umarım; bağımsız & bireysel çağrılar, kurumsal & ortak çağrılar, çeşitli iletişim çabaları, isyanlar ve çözüm önerleri duyacaksınız. sevgili halkımız ve sayın devlet, bunları da lütfen biliniz:
1 sahne sanatlarıyla ilgilenen ve geçimini bununla sağlayan insanlar, hayatlarının en zor kışına hazırlanıyor. bahsettiğimiz kitle temel gelirini kaybetmiş, sosyal güvencesi olmayan, çok büyük bölümü zaten zar zor geçinen bir kitledir. ülke çapında en az onbinlerden söz ediyoruz.
2 vergi indirimi, sgk prim ötelemesi gibi - zar zor ve kısmen müzik&eğlence sektörünün de dahil edildiği - önlemler, vergi mükellefi olan ve olmayanlar için ayrı ayrı yetersizdir. kaldı ki vergi indiriminin uğramadığı alanlarımız da var. iş kolu tamamen durmuş durumda.
3 sorunların bir kısmına dair kalıcı, bir kısmına dair acil çözümler aramalıyız; arıyoruz; ancak salgının en az 1 yıl daha süreceğine göre plan yapmak gerekir. şehir ve meslek değiştirenler başlamış; maddi ve moral yıkım tablosu ağırlaşmaktadır. iç dayanışma yeterli olamıyor.
4 bu noktada aslında bu işleri (kültür sanat) ve bunlarla uğraşanları pek önemsemiyor gibi duran merkezi idareden istenebilecek, bu ülke için en az inşaat ve turizm kadar değerli olan ve ölüm döşeğindeki kültür sanat dünyasını yaşatmaya yardım edecek 3 şey olduğunu düşünüyorum.
a) özel kopyalama harcı; derhal hakları olduğu üzere müzik, sinema ve edebiyat meslek birliklerine tahsis edilmelidir. bu kaynak, acil yardımlaşma fonu olarak kullanıma açılmalıdır.
b) yerel yönetimlerin, meslek birliklerinin, vakıf ve derneklerin dayanışma amacıyla oluşturacakları fonlara, yardım kampanyalarına müdahale edilmemeli, örtülü müdahale imaları bırakılmalı, aksine bunlar desteklenmelidir. toplumun kendi dayanışma kanalları serbest bırakılmalıdır.
c) evrensel temel gelir modelli bir uygulama ile, sınırlı süre için dahi olsa, yoksulluk sınırı altındaki sahne emekçileri için acil nakit yardımı seçeneği üzerinde çalışılmalıdır.
bunların hepsinin ve daha fazlasının yapılabilmesi için bizlere düşenler de var. sahne sanatlarıyla uğraşanların, ekonomik ve idari olarak kayıt dışı kalma yaygın tercihinden vazgeçmeleri doğru olabilir.
özellikle böyle kriz dönemlerinde kime destek olunması gerektiğini belirlemek, meslek tanımları olmadan herkes için çok zor. buna yönelik çalışmalar da hızlandırılmalı.
alanımıza dair var olan kurumların çalışmalarına katılmak, onları desteklemek ve daha iyisi için eleştirmek, görev tanımlarını bilmek, boş alanlara dair yeni aksiyonları bilfiil örgütlemek hep değerli çabalar. boş münakaşalarla enerji kaybetmemek gerek.
müzik alanında meslek birlikleri var, ancak isimlendirme dolayısıyla çok yanlış anlaşılan bir şey de var: msg ve mesam telif örgütleridir. sendika, dernek, oda olmadıkları gibi, kayıtlı müziğin ve performansın telif gelirini toplayıp besteciye söz yazarına dağıtırlar; yani
isimlerinin (meslek birliği) ima ettiğini düşüneceğimiz gibi müzisyenlerin, sahne sanatçılarının sorunları onların faaliyet alanında değildir. tabii ki tüm ortak çabalar için bu kurumlar da yeri geldiğinde destek vermelidir; ancak sahne sanatlarına dair mesele çok daha derindir.
ülkemizin müzik (ve “eğlence”) endüstrisi aslında hak ettiği yerin, potansiyelinin oldukça altında bir ekonomik büyüklüğe sahip. bu belki salgının etkilerini atlatmamıza yarayabilecek bir yan içeriyor: 80 milyonluk bir ülkede tüm paydaşlarıyla kültür sanat dünyasını yaşatmak için
yine yaklaşık 80 milyonluk almanya’nın yaptığı on milyarlarca euroluk yardımlara, ayrıca devlet tarafından sanatın değerinin bilindiği yönünde açıklamalara filan hiç başvurulmasa bile bu dönem atlatılabilir. toparlamak gerekirse,
toplumun bilmesi gerekir ki bizim dünyamız
sizin ekranda gördüğünüz isimlerden ibaret değil. kaldı ki o isimlerin de çoğunun hayatı çoğunlukla size hiç yansımayan maddi manevi dertlerle dolu. sahne sanatçıları ve emekçileri, kolay olmayan hayatlarını hayatınıza güzellik katmak için geçiriyor dersek, çok da yanlış olmaz.
kendi dertlerinden pek bahsedememeleri ve bazen hırçınlaşmaları da yanıltmasın: büyük kısmı sadece sahnede veya civarında olup hayatını medeni biçimde sürdürmekle mutlu olabilen bir kitleden bahsediyoruz. ancak, sevgili halkımız, sahne ve müzik bitmek üzere, haberin olsun.
ve sayın idare. saygıda kusur etmeden yazmaya çalıştık ama, bizim tayfanın senden gerçekten ciddi bir beklentisi yok. hakkımız olan özel kopyalama harcını isteriz, kendi ürettiğimiz ve başkalarının ürettiği yardımlaşma çabalarını engelleme ve engellemeyeceğini de ilan et isteriz,
belli sınırlamalar geldiğinde, özel olarak da bizi hedef almıyorsan, böyle hissettirme ve düğün dernekle sahne sanatlarını bir tutma isteriz, bir de en zor durumda olanlarımızı tesbit edebilirsek, onları bir süre maddi olarak destekle isteriz. bunlar da fazla ise,
hiçbir şey yapma, her şey bildiğin gibi olsun, sadece sektör içi ve sektörler arası dayanışma/yardımlaşma/fon oluşturma faaliyetlerinin kısıtlanmaması bile; bu kışı atlatmaya yetebilir. tabii eğer sahne sanatlarının bu kışı atlatabilmesi isteniyorsa.
biraz başınızı ağrıttım ama hani durum o kadar da karışık değil. bir devlet ve bir millet, evet ikisi birden, bir karar verecek. şöyle soracaklar:
“biz, zaman zaman bizi rahatsız etseler de, hayat boyu yaptıklarıyla dünyanın derdinden tasasından kopmamıza yardım eden sanatçıları;
genelde de hesap kitap bilmeyen bu insanları, dünyanın derdine kurban edelim mi; yoksa onlar bize gerekli mi, hayatımızı zenginleştirenler mi, salgını bile bir parça çekilir kılmaya çalışanlar mı? dertlerini duyalım mı?”
karar, ne mutlu ki, bize ait değil.
iyi pazarlar. 💜
Share this Scrolly Tale with your friends.
A Scrolly Tale is a new way to read Twitter threads with a more visually immersive experience.
Discover more beautiful Scrolly Tales like this.
