1/15 MUSTAFA KEMAL'E GÖRE CİHAN HARBİ'NE GİRİLMELİ MİYDİ?
Savaş patladığında “kaymakam”(yarbay) rütbesiyle Sofya’da, Sofya,Bükreş,Belgrad ve Çetine ataşemiliterliklerini yürüten Mustafa Kemal 1914’te Ağustos’un ikinci yarısında arkadaşı Tevfik Rüştü (Aras) Bey’e yazdığı mektupta
2/15 “Bu harp çok uzun sürecektir, ona girmekte geç kalınmaz, bundan korkup acele etmeyelim” derken, yine aynı kişiye Eylül ortalarına doğru yazdığı mektupta ise “Hangi tarafın galip geleceğine dair fikri kanaatimi söylemekten sakınırım.+
3/15 "Nazik ve mühim bir devre içinde bulunduğumuza şüphe yoktur” dedikten sonra özetle Almanların bir zamanlar Napolyon ordularının başına geldiği gibi Ruslar tarafından hezimete uğratılabileceğini belirtmişti. Kasım'da yaveri Salih (Bozok) Bey’e yazdığı mektupta şöyle diyordu:
4/15 “Genel durum hakkındaki görüşümü soruyorsun. Bu husustaki görüşüm yalnız sende kalmak şartıyla yazıyorum. Ben Almanların bu harpte muzaffer olacaklarına katiyen emin değilim. Bir vazifeye atanmam için Harbiye Nazırına yazdım. ++
5/15 "Ateşemiliterlikte kalmak istemediğimi, millet ve memleketin büyük bir savaşa hazırlandığı sırada benim de herhangi bir kıtanın başında bulunmak istediğimi bildirdim. Henüz bir cevap alamadım.”
6/15 Mustafa Kemal’in ileriki yıllarda çok yakınında olan Falih Rıfkı (Atay) ise “Mustafa Kemal Harbiye Nazırı olsaydı savaşa girilmezdi” veya “Mustafa Kemal savaşa şiddetle karşıydı, çünkü Almanya kazanırsa Türkiye’yi bir uydu haline getirecekti” şeklinde yargılarda bulunur ama,
7/15 Mustafa Kemal’in bu yönde açık bir ifadesi yoktur. Hatta 10 Ekim 1919 tarihli ve dönemin Harbiye Nazırı Mersinli Cemal Paşa’ya yolladığı mektupta geriye dönük olarak (günümüz diliyle) şu değerlendirmeyi yapmıştır:
8/15 “Onarılması olanaksız felaket ve acı sonuçlar yarattığı için bugün millette hoşnutsuzluk yaratan Cihan Harbi'ne katılmamak elbette son derece istenilir bir şeydi. Ama fiilen buna olanak yoktu. Çünkü katılmamak, silahlı bir tarafsızlığı, yani Boğazların kapalı
9/15 "+tutulmasını gerektiriyordu. Oysa ülkemizin coğrafi olarak yeri, İstanbul’un stratejik durumu, Rusların İtilaf Devletleri’nin yanında yer almış olması, bizim seyirci kalmamıza elverişli değildi.”
10/15 Görüldüğü gibi MK, ne İttihatçıların savaş öncesinde İtilaf Devletleriyle yürütülen sahte ittifak girişimlerimden, ne Alman gemilerinin Osmanlı donanmasına hileli yollardan katılmasından, ne İttihatçıların Rusya’yı savaşa sokmak için yaptığı kışkırtmalardan bahsetmektedir.
11/15 Savaşa girmenin kaçınılmazlığı konusunda gösterdiği gerekçeler İttihatçı liderlerin gösterdiği gerekçelerle hemen hemen aynıdır.Ancak Mustafa Kemal bu görüşünde de ısrar etmeyecek ve 16/17 Ocak 1923 tarihinde İzmit’te önemli gazetecilerle yaptığı görüşmede şöyle diyecekti:
12/15 “Dünya Savaşı’na girilmesi milletin iradesiyle mi ilgilidir? Millette Cihan Harbi'ne girmek için yürekten bir eğilim var mıydı? Ben sanıyorum ki yoktu. Çünkü Cihan Harbi'ne girmekten önceki devirlerin her biri, bir felaketle sonuçlanan evrelerle doluydu.
13/15 Kesin zorunluluk olmadıkça millet istemezdi ki savaş olsun(.) Savaşa girdikten sonra da ordularımızın Romanya’da, Makedonya’da işgal olunmasına,İran vahalarında ve Kafkas Dağları’nda perişan olmasına milletin iradesi katılıyor muydu?Elbette hayır! Fakat bunlar hep oluyordu!
14/15 "Çünkü millet egemenliğini elinde bulundurmuyordu. İtiraf ederim ki eski Osmanlı Devleti’nin Cihan Harbi'ne nasıl bir amaçla ve ne elde etmek için girdiğini,yani savaşa katılmakla amaçlarının ne olduğunu anlamış değilim.Dolayısıyla siyasal yönünü belirsiz bırakmak isterim.
15/15 Savaştan büsbütün kaçınmak mümkün müydü? Yahut savaşa katılmayı ertelemek mümkün müydü? Bunlar da düşünmeye değerdir. Savaşa girdikten sonra yapılan hatalar çoktur (…) Bu hataların tek sorumlusu Enver Paşa’dır…”
Kıssadan hisse çıkarmayı size bırakıyorum::))
• • •
Missing some Tweet in this thread? You can try to
force a refresh
6 Kasım 1914'te 118 bin kişilik 3. Ordu'nun Rusları Köprüköy’de durdurmasıyla başlayan Sarıkamış Harekatı 4 Ocak 1915'te Rusların 9. Kolordu’dan kalan 200 subay, 100 asker, 20 makineli ve 30 dağ topunu teslim almasıyla sona ermişti.
2/25 8 Ocak 1915 günü savaşın kaybedildiğini nihayet idrak eden Enver Paşa, Albay Hafız Hakkı Bey’i "Paşa" yapıp iki kolordudan kalanları “Sol Kanat Ordusu” adıyla toplayarak başına geçirdikten sonra 8 Ocak günü İstanbul'a gitmek üzere Erzurum’a doğru yola çıktığı sırada
3/25 Ruslara esir düşen teğmen Tahsin (İybar), Birinci Kafkas Tümeni Komutanı General Baratof ile aralarında geçen konuşmayı anılarında şöyle anlatmıştı:
“[Baratof:] Sarıkamış üzerine yaptığınız bu hareketi bir türlü anlayamadım.
İlk kez 1964'te Hacı Bektaş Dergahı'nın açılışı ile başlayan, 1970’lerde sol rengi belirginleşen, 1980’lerde apolitikleşen, 1990’larda tekrar politikleşen, 2000'lerden itibaren devletin patronajı altına alınan
2/13
Hacı Bektaş Şenlikleri'ne alternatif olarak bu yıl ilk kez 16–17–18 Ağustos tarihlerinde yapılacak olan 62. Ulusal ve 36. Uluslararası Hacı Bektaş Veli Anma Törenleri ve Kültür ve Sanat Etkinlikleri'nin programını👆 inceledim.
Gözüme ilk çarpanlar:
3/13
"Saat 11.00'de Atatürk Anıtı'na çelenk sunma, saygı duruşu ve İstiklal Marşı."
Kadim bürokratik ritüel: Halkın belli bir nizam içinde devletlilerle (vali, kaymakam, yargıç...) uzaktan bakışabildiği tek mekan olan Cumhuriyet meydanı, oraya daha Tek Adam yaşarken dikilen
CUMARTESİ ANNESİ Emine Ocak'ın vefatı dolayısıyla "gözaltında kaybetmek" diye yumuşatarak tarif ettiğimiz suç tipinin faili olanları, bırakın cezalandırmayı, adlarını dahi öğrenememiş olmamızdan hareketle "cezasızlık" tarihimize gözatalım dedim.
2/25 Lozan Affı
Cezasızlığın miladı bu ülkenin kurucu metni. Kasım 1922-Temmuz 1923 arasındaki Lozan Barış Görüşmeleri boyunca, 1915 Ermeni Tehciri’nin “uygarlığa karşı bir meydan okuma” olduğu söylenmiş, Ermenilerin çektiği “acılara”, başına gelen büyük “felaketlere” değinilmiş
3/25 ancak sonunda 1 Ağustos 1914 ile 20 Kasım 1922 arasında işlenmiş bütün “suçlar” af kapsamına alınarak “Ermeni tabusu”nun ilk ilmeği atılmıştı. Böylece daha önce yerel nitelikteki suç ortaklığı, uluslararası müttefiklerle pozisyonunu güçlendirmiş oluyordu.
1/15 ALKIŞ ALAYLARI
Eski Türkçe alkamak “övmek, medh ü senâ etmek; şükretmek, hamdetmek” kökünden gelen ve Kâşgarlı Mahmud'un Peygamber’e getirilen salavat anlamında da kullandığı "alkış" kelimesi, bugün sadece el çırpmak suretiyle ifade edilen takdir gösterisinin adıdır.
2/15
Alkış, Osmanlı İmparatorluğu'nda devlet teşrifatının vazgeçilmez unsurlarından biriydi. Başlangıçta Padişahlar ve vezirler için merasimlerde ve özellikle bayram törenlerinde Dîvân-ı Hümâyun çavuşlarının yüksek sesle söyledikleri bazı sözler vardı.Sonra alkış kurumsallaştı.
3/15
Modernleşmeci padişahlardan II. Mahmud'un 1827'de Mızıka-yı Hümâyun'u kurmasından sonra törenlerde alkışla Selam Havası adlı mızıka melodisi çalınmaya başlandı.
Ancak "alkış" seremonisi sadece yukarda anlatılan durumlarda ve sıkı kurallar çerçevesinde yapılırdı.
Resmi tarihteki adıyla Şeyh Said İsyanı’nın, Kürt tarihindeki adıyla 1925 Kürt İsyanı’nın dini lideri Şeyh Said ve arkadaşlarının 28/29 Haziran 1925 gecesi idam edilmelerinin 100. yılında bu konuya dair bilgilerimiz neler?
2/16
3/16 “İngiliz parmağı” iddiası ileriki yıllarda resmî tarihçilerin ve bir kısım "sol"un da temel tezi olacaktı. Böylece Kürtlerin kendi öz dinamikleri, kendi öz talepleri ile isyan edemeyecekleri, aksine "önce Osmanlı'yı parçalayan,
1/15 GÜNÜN TARİHİNDEN: 55. ÖLÜM YILDÖNÜMÜNDE ORHAN KEMAL'İ ANMAK
“Çok gençsin. Zaten hiçbir şey veremedim sana. Şimdi de beş yıllık mahkûmiyet girdi araya. İstersen ayrıl benden, kendine yeni bir yol çiz. Beklemekle geçirme en güzel yıllarını.
2/15 Çünkü karıcığım, biliyorum ki, buradan çıktıktan sonra daha da zor ve yoksulluk içinde geçecek hayatımız.”
Eşine büyük bir sevecenlik ve sorumluluk duygusuyla bu satırları yazan geleceğin Orhan Kemal'i Mehmet Raşit daha 23 yaşındayken çırçır işçisi Nuriye Hanım'la evlenmiş,
3/15 24 yaşında Niğde’de askerliğini yaparken tezkeresine 40 gün kala ihbar üzerine tutuklanmıştı. Suçu Nâzım Hikmet ve Maksim Gorki’nin kitaplarını okumak ve komünizm propagandası yapmaktı! 1938 Donanma Davası’yla aynı günlerde kısa bir yargılamada cezası kesildi: 5 yıl hapis!