1/5 Devletlerarası sınırları çizerken yeni bir kriter belirledi CB Erdoğan. "Bağırdığında sesinin duyulacağı yer senindir," diye özetleyebiliriz. Bu kriteri kara sınırlarında uyarlarsak, hiç bir sınırın meşruiyeti kalmaz. dailymotion.com/video/x4v8d06
2/5 Örneğin Edirne'de Meriç kıyısına gidip karşıya seslensek, nöbetçi bizi duyacağı için orası bizimdir diyebiliriz.Kars'a gidip, Ani sit alanından Ermenistan'a seslenirsek, karşıdaki sınır muhafızı kesinlikle bizi uyacaktır, duyduğu an yandılar, çünkü artık orası bizim olabilir.
3/5 Kara sınırlarında uygulanınca ne kadar saçma olduğu belli olan bu kriterin deniz sınırlarında saçma gelmemesi suyla ilgili. Ama diyelim ki suyu da kara gibi düşünemiyoruz ve kriterimiz uyarınca Kuşadası'ndan bağırdık Sisam'dan sesimiz duyuldu. Demek ki Sisam bizimdir artık.
4/5 Bu sefer Sisam'da bağırınca Ikaria Adası'ndan sesimiz duyulacağı için oranın da bizim olması lazım kriterimize göre. Ikaria'yı da aldıktan sonra herhalde dururuz. Bu mantıkla Midilli, Limni, İstanköy, Rodos, Meis, hatta Girit kafadan "bizim" olur.
5/5 Son not, Girit hariç, Osmanlı Devleti/İmparatorluğu, Ege Adalarını hiç bir zaman Müslümanlarla iskan etmedi. Bu yüzden de 1923'te Lozan'da, 1947'de Paris'te adaları talep etmedi Türkiye. Çünkü oralar Yunan yurdu idi. Yani "camimiz var" kriterinin dayanakları da zayıf.
Ek: Daha önce de paylaşmıştım bir kaç kez, ama konu kapanıncaya kadar tarihsel gerçekleri hatırlatmak lazım diye bir daha paylaşıyorum. evrensel.net/haber/345747/e…
• • •
Missing some Tweet in this thread? You can try to
force a refresh
6 Kasım 1914'te 118 bin kişilik 3. Ordu'nun Rusları Köprüköy’de durdurmasıyla başlayan Sarıkamış Harekatı 4 Ocak 1915'te Rusların 9. Kolordu’dan kalan 200 subay, 100 asker, 20 makineli ve 30 dağ topunu teslim almasıyla sona ermişti.
2/25 8 Ocak 1915 günü savaşın kaybedildiğini nihayet idrak eden Enver Paşa, Albay Hafız Hakkı Bey’i "Paşa" yapıp iki kolordudan kalanları “Sol Kanat Ordusu” adıyla toplayarak başına geçirdikten sonra 8 Ocak günü İstanbul'a gitmek üzere Erzurum’a doğru yola çıktığı sırada
3/25 Ruslara esir düşen teğmen Tahsin (İybar), Birinci Kafkas Tümeni Komutanı General Baratof ile aralarında geçen konuşmayı anılarında şöyle anlatmıştı:
“[Baratof:] Sarıkamış üzerine yaptığınız bu hareketi bir türlü anlayamadım.
İlk kez 1964'te Hacı Bektaş Dergahı'nın açılışı ile başlayan, 1970’lerde sol rengi belirginleşen, 1980’lerde apolitikleşen, 1990’larda tekrar politikleşen, 2000'lerden itibaren devletin patronajı altına alınan
2/13
Hacı Bektaş Şenlikleri'ne alternatif olarak bu yıl ilk kez 16–17–18 Ağustos tarihlerinde yapılacak olan 62. Ulusal ve 36. Uluslararası Hacı Bektaş Veli Anma Törenleri ve Kültür ve Sanat Etkinlikleri'nin programını👆 inceledim.
Gözüme ilk çarpanlar:
3/13
"Saat 11.00'de Atatürk Anıtı'na çelenk sunma, saygı duruşu ve İstiklal Marşı."
Kadim bürokratik ritüel: Halkın belli bir nizam içinde devletlilerle (vali, kaymakam, yargıç...) uzaktan bakışabildiği tek mekan olan Cumhuriyet meydanı, oraya daha Tek Adam yaşarken dikilen
CUMARTESİ ANNESİ Emine Ocak'ın vefatı dolayısıyla "gözaltında kaybetmek" diye yumuşatarak tarif ettiğimiz suç tipinin faili olanları, bırakın cezalandırmayı, adlarını dahi öğrenememiş olmamızdan hareketle "cezasızlık" tarihimize gözatalım dedim.
2/25 Lozan Affı
Cezasızlığın miladı bu ülkenin kurucu metni. Kasım 1922-Temmuz 1923 arasındaki Lozan Barış Görüşmeleri boyunca, 1915 Ermeni Tehciri’nin “uygarlığa karşı bir meydan okuma” olduğu söylenmiş, Ermenilerin çektiği “acılara”, başına gelen büyük “felaketlere” değinilmiş
3/25 ancak sonunda 1 Ağustos 1914 ile 20 Kasım 1922 arasında işlenmiş bütün “suçlar” af kapsamına alınarak “Ermeni tabusu”nun ilk ilmeği atılmıştı. Böylece daha önce yerel nitelikteki suç ortaklığı, uluslararası müttefiklerle pozisyonunu güçlendirmiş oluyordu.
1/15 ALKIŞ ALAYLARI
Eski Türkçe alkamak “övmek, medh ü senâ etmek; şükretmek, hamdetmek” kökünden gelen ve Kâşgarlı Mahmud'un Peygamber’e getirilen salavat anlamında da kullandığı "alkış" kelimesi, bugün sadece el çırpmak suretiyle ifade edilen takdir gösterisinin adıdır.
2/15
Alkış, Osmanlı İmparatorluğu'nda devlet teşrifatının vazgeçilmez unsurlarından biriydi. Başlangıçta Padişahlar ve vezirler için merasimlerde ve özellikle bayram törenlerinde Dîvân-ı Hümâyun çavuşlarının yüksek sesle söyledikleri bazı sözler vardı.Sonra alkış kurumsallaştı.
3/15
Modernleşmeci padişahlardan II. Mahmud'un 1827'de Mızıka-yı Hümâyun'u kurmasından sonra törenlerde alkışla Selam Havası adlı mızıka melodisi çalınmaya başlandı.
Ancak "alkış" seremonisi sadece yukarda anlatılan durumlarda ve sıkı kurallar çerçevesinde yapılırdı.
Resmi tarihteki adıyla Şeyh Said İsyanı’nın, Kürt tarihindeki adıyla 1925 Kürt İsyanı’nın dini lideri Şeyh Said ve arkadaşlarının 28/29 Haziran 1925 gecesi idam edilmelerinin 100. yılında bu konuya dair bilgilerimiz neler?
2/16
3/16 “İngiliz parmağı” iddiası ileriki yıllarda resmî tarihçilerin ve bir kısım "sol"un da temel tezi olacaktı. Böylece Kürtlerin kendi öz dinamikleri, kendi öz talepleri ile isyan edemeyecekleri, aksine "önce Osmanlı'yı parçalayan,
1/15 GÜNÜN TARİHİNDEN: 55. ÖLÜM YILDÖNÜMÜNDE ORHAN KEMAL'İ ANMAK
“Çok gençsin. Zaten hiçbir şey veremedim sana. Şimdi de beş yıllık mahkûmiyet girdi araya. İstersen ayrıl benden, kendine yeni bir yol çiz. Beklemekle geçirme en güzel yıllarını.
2/15 Çünkü karıcığım, biliyorum ki, buradan çıktıktan sonra daha da zor ve yoksulluk içinde geçecek hayatımız.”
Eşine büyük bir sevecenlik ve sorumluluk duygusuyla bu satırları yazan geleceğin Orhan Kemal'i Mehmet Raşit daha 23 yaşındayken çırçır işçisi Nuriye Hanım'la evlenmiş,
3/15 24 yaşında Niğde’de askerliğini yaparken tezkeresine 40 gün kala ihbar üzerine tutuklanmıştı. Suçu Nâzım Hikmet ve Maksim Gorki’nin kitaplarını okumak ve komünizm propagandası yapmaktı! 1938 Donanma Davası’yla aynı günlerde kısa bir yargılamada cezası kesildi: 5 yıl hapis!