Doğa en büyük öğretmen. Milyonlarca yıl doğayla uyumlu yaşamış insanlık, kibre kapılarak doğanın kendine ait olduğu yanılgısına düştü.
Doğadan kopan, her şeyi meta haline getiren, kendilerinin doğaya değil, doğanın kendilerine ait olduğunu zanneden insanlar, ona verdiğimiz her zararın aslında kendimize verdiğimiz zarar olduğunu anlayamadı ve halâ daha anlamamakta direniyor.
Bu dünya bize ait değil, biz doğanın bir parçasıyız ve doğanın döngüsünde sadece bir kum tanesiyiz. Bütün hayvanlar ve bitkiler bizlere sunulan nimet değil, ortak yaşamak ve yaşam alanlarına saygı göstermek zorunda olduğumuz canlılardır. Kimseden üstünlüğümüz yok.
Bizler de onlar gibi uyumlu, birbirimize saygı göstererek ve destek vererek yaşayabiliriz.
• • •
Missing some Tweet in this thread? You can try to
force a refresh
Göbeklitepe'de insanları temsil eden T sütunlarından birinin ayrıntıları. Şuna bakar mısınız? 11.600 yaşında bir taş bu, çakmak taşıyla yontarken hiç mi elin titremedi? Bu yapıların üstünü neden kapatıp gittiniz? Nereye gittiniz? Nereden geldiniz?
Lütfen ayrıntılı incele ve bakıp geçme. Çok gizemli çok, sanırım bazı şeylerin cevabını bulamayacağız.
Çizimlerde evrim konusu anlatılmıyor ve dinozor betimlenmemiş. Burada doğadaki çeşitliliğe yapılan bir vurgu sadece.
O hayvanların önemi neydi, bir kabilenin işareti mi ya da kutsal görülen bir hayvan mıydı? Sorular sorular sorular...
Sıvacı/Çömlekçi Kuşu ve Latmos Dağları
"Kuşlar da çekip gitmeden, bir kez daha yüreklerimize soralım. On milyonlarca yılda oluşan bir kayayı, 60 -70 yıllık ömrü olan biz insanlara, daha çok tüketmek için parçalayıp yok etme hakkını kim veriyor?"
Latmos (Beşparmak Dağları) Marsyas/Çine Çayın'dan Bafa Gölü'ne 35 kilometre uzunluktaki benzersiz bir dağ kütlesinin bir bölümü. Menderes Masifi de denilen kütlede milyonlarca içinde oluşan başkalaşım kayaları,
ne yazık ki bünyesinde bulundurduğu madenler nedeniyle bugün talan ediliyor.
Muhteşem çam fıstığı (künar) ağaçlarıyla, zeytin dağlarıylave verimli Çine, Yatağan ve Söke Ovaları'nı besleyen sularıyla gerçek bir doğa harikasını ne yazık ki hızla tüketiyoruz.
Eğitim, kültür, sağlık ve kehanet merkezî (Akharaka) Nysa Antik Kenti; Roma mimarisinin en güzel örneğini burada bulabilirsiniz. Topografyaya uygun olarak şehir öyle tasarlanmış ki vadinin her iki yakasına kent muazzam şekilde yerleştirilmiş.
Derin vadinin her iki yakasına kent kuran Nysalılar, Roma Dönemi'nde yapılan köprülerle birbiriyleriyle bağlantı kuruyordu. Şehir vadide yer aldığı için caddeler arası bağlantı köprüler ve tüneller ile sağlanıyordu.
Stadyum yine mimari bir şahaser ve Roma Dönemi mimarisinin üstün özelliklerini yansıtmaktadır. Etkileyici bir alt yapıya sahiptir ve vadinin iki yakasında kısmen korunmuş yapının kuzeybatı köşesindeki oturma sıraları ve altyapısı iyi bir şekilde izlenebilmektedir.
Son alınan kararlardan anladığımız, korkunç bir noktada olmamıza rağmen iktidarın salgın umrunda değil. Sermaye kazansın, çarklar dönsün diye emekçiler virüsün kucağına itiliyor. "Biz size bakarız." diyemedikleri tam olarak kapatma sağlayamıyorlar çünkü halkın parası yendi.
Grevler yasaklandı, işten çıkarma yok söylemi adı altında 1170 TL'ye mecbur bırakıldı ve buna benzer birçok karar ile emekçiyi sadece çalışacak ve gerekirse ölecek bir meta olarak gören bir sistemin içindeyiz.
Canları umursanmayan, bu salgında feda edilmesi gereken olarak görülen ve örselenen emekçiler. Bu sistemde sadece çalışacak, hep çalışacak ve vergi ödeyecek bir "mal" olarak görülen emekçinin bit karar değeri yok. Hakikaten virüs değil ama düzen öldürüyor.
Büyük ihtimalle halkı Luviler olan Puruşhanda kentinin lokasyonu belli değildi. Bolvadin'de yer alan Üçhöyhük’te, yakın zamanda kurtarma kazısı başlamıştı ve ele geçen bulgulara göre burasının Puruşhanda olduğu düşünülüyor. Umarım doğru çıkar.
Bu kent Hititlerden (MÖ 2000-1170/1190) daha eski. Şöyle, Hititlerden önce var olan Hattiler (MÖ 2500-1750) zamanında merkezi bir güç olmadığı için her şehir bir devletti. Yani daha doğru bir tabirle bölge şehir devletlerinden oluşuyordu.
Bundan 4 bin 300 yıl evvel Akad Hanedanı’nın kurucu Kral Sargon, Kültepe tabletlerinde Puruşhattum olarak çok sık geçen Puruşhanda şehrine bir sefer yapmıştı. Bu seferin öyküsünün anlatıldığı Boğazköy’de bulunmuş şar tamhari “savaşın kralı” diye bilinen,
Niğde, Gümüşler Manastırı
Bana göre dünyanın en güzel manastırlarından biridir. MS 8. yüzyılda büyük bir kaya kütlesinin içine oyularak yapılmıştır. Manastır, Hıristiyan rahipler tarafından döneminde misyonerlik faaliyetleri için kullanılmış.
Bir avlu, giriş holü, birbirleri ile bağlantılı yaşam alanları, ibadet bölümleri, freskler, mezarlar, gıda, zeytinyağı, şarap yapım ve saklama üniteleri ve haberleşme için açılmış küçük çaplı delikler bulunur. Yaşam alanları ve dehlizler oldukça etkileyicidir.
Manastırda Cebrail ve Mikail meleklerini tasvir eden freskler de yer almaktadır. Bir yanlışı düzeltelim.
Niğde Gümüşler Manastırında "Gülümseyen Meryem Ana Freski" olarak dünyada tek olduğu iddia edilen fresk,