İnsanın kendini tanıma yolculuğunun kilit noktası; "ne olduğunu" değil "ne olmadığını" kavramasıdır.
Yaşam boyu "benim mizacım bu" diye rasyonelize ettiği birçok ruhsal engeli, korkusu, anksiyetesi, özgüvensizliği ya da sınır bilmez cüretkarlığının sonradan eklemlenmiş olduğunu idrak etmesidir mesele. "Ben" diye sunduğu şeyi; gereksiz kabuklardan sıyırma becerisidir.
Üzerine sinmiş kibir kokusunun aslında tabiatındaki cesaretin değil, bilakis güç ve statü olmaksızın değersizlik sendromu olduğunu görmesi; yine, istemediğine hayır diyememesinin kibarlıktan değil; kendine saygı göstermemesi olduğunu idrak etmesidir.
Felsefede via negativa; yani tanrının ne olduğunun değil ne olmadığının bilinebileceği metodunun insanı tanıma konusunda da anahtar olduğunu görüyor ve arttırıyorum; mevzu, kendini bil değil, "ne olmadığını bil"dir; gerisi mecrasından kaymış çorap söküğü gibi gelecektir.
Aksi takdirde, maddesel tek yaşam hakkınızı "ben böyleyim" mazereti çatısı altında bozuk para gibi harcayıp; değişimin önünde donuk şekilde karikatürize ettiğiniz mizacınızla, birçok yeni his ve tecrübeden mahrum kaldığınızı kabul etmiş oluyorsunuz; hükmen mağlubiyetin diğer adı.
Değişim zordur, kabul ediyorum; ancak yaşamın değişimden başka köklü bir tarifi yoktur. Değişimin acılı olduğunu da kabul ediyorum; fakat, kendi benliğini sert-hareketsiz bir kaya gibi kurgulama üzerine gelecek tek düze bir yaşama kani olmanın daha acılı olduğunu görüyorum.
• • •
Missing some Tweet in this thread? You can try to
force a refresh