Bana en haz veren mitlerden biridir Selene - Endymion hikayesi. Bu hikayenin geçtiği yerlerden biri Latmos Körfezi'dir. Ay Tanrıçası Selene her akşam gümüşten arabasıyla akşam keyfine çıkar, dolaşır, gökte pırıl pırıl parlar.
Selene'nin en haz aldığı yerlerden biri eskinin denizi olan Latmos Körfezi, bugünün gölü Bafa Gölü'dür. Selene her akşam en güzel şualarını Latmos'a yağdırır.
Selene yine bir akşam körfezin sularıyla birleşirken,ram ederken, karışırken, insanın en güzeli,pırıl pırıl parlayan Çoban Endymion'u görür. Endymion o sırada dağın eteğinde bir kuğu gibi derin bir uykudadır.Selene olağanca güzel ışığıyla Endymion'u uyandırır ve kalbini ona açar.
Kuşlar cıvıldar, rüzgar sevinçle eser, böcekler koro eşliğinde şarkı söyler. Endymion bu aşka duyarsız kalmaz ama bir tanrıça bir ölümlüye aşık olamazdır. Baş Tanrı Zeus da bu büyük aşka karşıdır.
Selene bunun üzerine Endymion'u Latmos'un koynuna saklar ve onu en güzel sözlerle sonsuza kadar uykuya yatırır. Ve her akşam Selene Endymion'u ziyaret eder, ona dokunur ve sever. Endymion ise onu beklemekten asla bıkmaz.
Selene aşkını köle yapmaz ve gücünü kullanarak onu baskı altına almaz.
Hikaye yazarı ise aşkı eril şehvete meze etmez, erkek egemen düzende kadını başrole koyar, kadının beklentisiz sevebileceğini gösterir.
• • •
Missing some Tweet in this thread? You can try to
force a refresh
Hattuša Aslanlı Kapı (soldaki sonradan yapıldı)
Kapıdan giren Hititleri düşündüm, aslanlı kapının ahşap kapısının açılıp kapanırken sesini duyar gibi oldum, gün batımında kapıya vuran kızıllıkla muhafızların kapıyı kapatıp mühürlemesini hayal ettim.
Onlar da bizim gibi "akşam güneşi güzele vurur demişler midir" aralarında, bence demişlerdir.
MÖ 1330'larda ülkeyi imparatorluk haline getiren Šuppiluliuma'yı, III. Hattušiliyi ve eşi Puduhepa'yı, IV. Tudhaliya'nın Yazılıkaya Tapınağı'nı inşa ettiği süreci düşünerek zamanda yolculuk yaptım. Kapıyı bekleyen muhafızlar saatlerce beklerken kim bilir neler hayal ettiler?
Keşke Luvileri daha çok konuşsak ve tartışsak.
Luviler (KUR Lu-ú-i-ya), Anadolu’nun en eski ve gizemli halklarından biridir. Luviler için "Işık İnsanı" terimini Hititolog Ayhan Mert Torun ile istişare ettim ve bu durumun zorlama olduğunu söyledi -ki ben de aynı kanıdayım-.
Ama Hititçe luk ateşlemek, tutuşturmak, sabah olmak, şafak sökmek anlamı varken, Luvice luha ise ışık demek. Lu kökü de birçok dile ışık anlamında geçmiştir. Latince lux; ışık, Ermenice luys; ışık, Almanca licht; ışık, İngilizce light; ışık, Fransızca luire; ışık.
Tüm Batı Anadolu'da etkisi görülen Luviler, Suriye'ye kadar sokulmuştur ve Anadolu'da büyük iz bırakmıştır ve geniş coğrafyaya tekabül ederlerdi. Kizzuwatna, kabaca Adana ve Mersin topraklarına tekabül ederdi ve Luvi ve Hurri halkları birlikte yaşıyordu.
Örneği Çatal Höyük'te de görülen kerpiç evler. Uşak
Killi toprak saman ve suyla karıştırıldıktan sonra tuğla biçiminde kalıplara konularak güneşte kurutulur. Ağaçtan yoksun olan yerlerde bu tuğlalardan yapılan evler görülür. İnsanın özüne yakın evlerde, insanlar daha huzurluydu.
Bizim ülkede onlarca farklı mimariye sahip ev örneği var. Nereye gitsem kalıptan çıkmış, kimliksiz, çirkin ve insana yabancı beton evlerin her yere istila ettiğini görüyorum.
Aslında günden güne hafızamız, zenginliğimiz, özümüz yok oluyor ve zihinlerde yer edemeyecesine aktarımı duruyor. İlgili kurumlar da işini yapmıyor çünkü birçok özellikli ev, yıkılmak için gün sayıyor ya da betona, ranta teslim oluyor.
İktidar, pandemi süreci boyunca kendi kitlesini hoş tutacak sembolik olaylar üzerine yasaklar getiriyor. Müzik, içki vb. üzerine var olan yasaklar ve birçok konuda verilen demeçler buna yönelik. +
Semboller üzerine kutuplaşma yaratmaları ve bunun yanında dinselleşme yönünde politikaları var olan açlığı, yoksulluğu ve sefaleti görünmez kılmaya yöneliktir. Semboller üzerinden emekçiyi düşmanlaştırırsan, asıl hedef dışında, içki içen, +
yılbaşında mandalina ve çerez yiyen ve dışarıda bir iki kadeh atanlara düşman olur, açlığını unutur ve düşünemez. Gece dışarı çıkıp bir iki kadeh içerek eğlenmek ve kafa dağıtmak insanı aydın yapmaz, bakılması gereken yön özgürlüktür, +
Zeugma Müzesi'ndeki kayıp eserler Merve'nin (Kaçmış) üstüne yıkılmaya çalışılmış ve bir çıkış yolu bulamayan Merve intihar etmişti. Soruşturma sonunda 5 bin yıllık 10 eserin kaybolduğunu belirlenmişti. Ve kayıp eserlerin envanter fotoğrafları olmadığı için tarifle aranıyor. +
Eserler bulundu mu bilmiyorum ama ben de yazayım tarifi de belki bulunur!: “Tunç çağına ait pişmiş topraktan vazo. Kırmızımsı hamurlu, oval gövdeli, ağız kenarı çift dudaklı, kısa silindirik dar boyunlu halka diplidir. Gövdesinde kırık ve çatlaklar vardır.”
Kitaplar hep egemenleri yazar. Nereye gitti o devasa yapıları yapanlar? Nerede oturuyorlardı? Egemenlerin lüks şatafatını kim finanse etti? O devasa Hitit surların inşa edenlere ne oldu? Roma'nın anıtsal mezarlarını inşa edenler kimlerdi?
Hep saraylarda mı yaşadılar da halkın evleri bu kadar az? İskender büyük imparatorluğunu kurarken hayatları çalınanlar kimlerdi? Çalışan, hep çalıştırılan, gün yüzü görmeyen, üreten, ürettiğine el konulan ne hissediyordu? Umutları neydi? Beklentileri?
Sarayda yediği önünde yemediği arkasında olanların yanında açlıktan bir deri kalmışların isimleri neydi? Savaşta oğlunu, eşini, babasını kaybedenlerin duyguları neydi? Hep zaferleri yazan kitaplar, zaferler için hayatını feda edenleri yadsır.