Chp harika bir reklam filmi çekmiş. Ak Parti ile Chp arasında "olta" metaforunu kullanmış. Metafor kullanmak zeka işidir. Haydi hep beraber Chp'nin bu reklam filmini içerik, senaryo ve metafor açısından inceleyelim. Bakalım Chp bize ne anlatmaya çalışmış.
Baba Ak Parti seçmenini, genç kız da Z kuşağını temsil ediyor. 20 senelik balıkçı baba iğneye takılan torbayı balık sanıyor, kız balık tutamamalarını oltanın eskiliğine bağlıyor. Sonra oltayı değiştiriyorlar, filmin sonunda pembe oltaları ve bir kova istavritle eve dönüyorlar.
Ak Parti'yi temsil eden 20 yaşındaki olta fiberglass oltalardan. Peki bu durumda Chp'yi temsil eden olta kaç yaşında olmalı? Kendi metaforlarına göre 98 yaşında olmalı. Daha fiberglass teknolojisinin ortada olmadığı yıllar. Balık tutmak için kargı kamışı kullanılıyor.
Filmin sonunda gördüğümüz balıklar istavrit. Bu balık yemle değil çapari denilen bir olta ucuyla tutulur. 20 yıllık balıkçı baba yem takarak istavrit tutmaya çalışıyor. Çapari denen malzeme 8 tl. Bu süper zeki baba kız suçu oltaya atıyor.
Dahası istavrit kayalıklardan tutulmaz çünkü hem olta kayalıklara takılır hem de istavrit derinde ve akıntıda sürüler halinde yaşar. Baba ve kızda ciddi bir zeka problemi var gibi görünüyor. Etraflarına baksalar kendilerinden başka kimsenin orada balık tutmadığını görecekler.
Kızın dediğine göre annesi ve kardeşi de oltanın değişmesini istiyormuş. Yanlış yemle, yanlış yerde seneler boyunca balık tutamadıktan sonra ailece suçlunun olta olduğu sonucuna varmışlar. Halbuki iki dakikalık bir google araştırması yapsalar aç kalmazlardı.
Filmin sonunda ellerinde pembe bir oltayla eve dönüyorlar. Herhalde oltayı satan adam bunların geri zekalı olduğunu anlayınca kargı kamışını pembeye boyayıp yeni olta diye kitlemiş. Sonra da vicdan azabından olacak ucuna bir çapari takıp Haliç Köprüsü'nü tarif etmiş.
Eğer bu aile 20 yıl boyunca o eski oltayla, o yemle, o kayalıklardan balık tutup karınlarını doyurdularsa o olta mucizevi bir oltadır. Muhtemelen o mucizevi oltayı da bunlara kargı kamışını iteleyen kurnaz bedavaya almış şimdi Boğaz'da balık katliamı yapıyordur.
• • •
Missing some Tweet in this thread? You can try to
force a refresh
Cümlenin doğrusunun bu olduğunu aslında hepimiz biliyoruz ama 100 sene sonra bile hala bu gerçeği yüksek sesle söylemekten çekiniyoruz. Mustafa Kemal 29 Ekim 1923'te bir cumhuriyet rejimi kurmadı. Bu tartışmalı bir konu bile değil. İktidarın halk ve temsilcileri tarafından paylaşılmadığı hiçbir rejim, cumhuriyet değildir. Mustafa Kemal'in kurduğu rejim, cumhuriyet rejiminin altı temel özelliliği olan Milli Egemenlik, Seçim İlkesi, Hukukun Üstünlüğü, Kamu Yararı, Eşitlik ve Fikir Özgürlüğü ilkelerinden hiçbirisine sahip değildi.
Mustafa Kemal sadece Türk ordusunun başkomutanlığına sahipti bu yüzden de rejimini ordunun etrafına inşa etmişti. Bitmek bilmeyen savaşlarda takatsiz kalan millet, yeni rejim tarafından çağdaşlaşma ve Batılılaşma adı altında silah zoruyla dönüştürülmeye başladı. Değişime karşı çıkanlar, hem kitlesel hem de bireysel olarak en şiddetli askeri yöntemlerle cezalandırıldı.
Adalet ve hukuk kavramları tamamen devre dışı bırakıldıktan sonra, nasıl yaşamamız ve düşünmemiz gerektiğini bugün de hala belirlemeye devam eden o kararlar, çok hızlı bir şekilde ve meşruiyeti silahtan gelen bir adam tarafından alındı.
Ordu, Mustafa Kemal'in tek başına aldığı bu kararların sonsuza kadar koruyucusu ilan edildi. Türk ordusu, Türk Milletinin Askerleri olmaktan çıkarılıp "Mustafa Kemal'in Askerleri" haline getirildi. Askeri okullarda Mustafa Kemal ismi, bayrak-devlet-vatan kavramlarının yanına yazılıp, onlarla eş değerde olduğu öğretilmeye başlandı.
Mustafa Kemal, "Yurtta Sulh Cihanda Sulh" gibi söylemleriyle, sınırları dışındaki her türlü çatışma ve rekabet ortamından çekildiğini, önceki Türk devletlerinin aksine genişlemek ve bölgesinde hakimiyet kurmak gibi ihtiraslarının olmadığını dünyaya ilan etti. Bu sayede ordu, sadece ülke içine odaklanabilme imkanına kavuştu ve bütün gücünü on yıllar boyunca toplumu dönüştürmekte kullanabilecek bir kabiliyete erişti.
2-) Mustafa Kemal tabiiki toplumun kendisinden sonraki zamanlarda ilerlemek zorunda olduğu istikameti de belirlemişti. Ulu Önder'in tanrısal zihninde tasarladığı Türk toplumu için en uygun yaşam biçimi, onun ömrüyle sınırlı kalmamalı, asırlara yayılmalıydı. 29 Ekim bin yıl sürmeliydi...
Ulu Önder, CHP'yi bu görevin yürütücüsü, orduyu da koruyucusu olarak tayin etti. CHP'nin bugün yargı karşısındaki "biz Atatürk'ün partisiyiz, bizi yargılayamazsınız" anlamına gelen söylemlerinin kaynağı da, işte bu kutsal görevleri sebebiyle kendilerini toplumdan ayrı ve üstün görmeleridir. CHP, Mustafa Kemal'in başlattığı toplumsal dönüşümü, ölümünün ardından bütün varlığı ile sahiplenmiş ve bu kutsal görevi, milli iradenin ve hukukun da üstünde görmüştür.
Bu yüzden Türkiye Cumhuriyeti tarihindeki bütün demokratikleşme mücadeleleri, CHP'ye karşı verilmiştir. Kendisini, "halka bağımsızlığını bahşeden elitler" olarak gören CHP'nin iktidar dönemleri, bu yüzden katliamlar, işkenceler, baskı ve zulümler ile doludur.
Mustafa Kemal'in tasarladığı bu dönüşüme direnen muhalif Kürt, Muhafazakar, Milliyetçi, Komünist vs gibi karşıt fikir sahipleri, cezaevlerinde uzun yıllar geçirmek zorunda kalmış, hatta aralarında Sabahattin Ali gibi Mustafa Kemal'i eleştiren şiir yazdığı için öldürülülenler de olmuştur.
3-) Mustafa Kemal'in askerleri haline getirilen ordu da, 1938 sonrasında yine kutsal hedefine varmak için kendisinin de Ulu Önderlik yetkilerine sahip olduğuna inanmış ve yıllar geçtikçe özgürlük talepleriyle Mustafa Kemal rejiminden uzaklaşan toplumu, yaptığı müdahalelerle geri döndürmüştür.
Türkiye'de bugüne kadar okunan darbe bildirilerinin tamamında "Atatürk'ün çizgisinden ayrılan toplumun ya da hükümetlerin, Atatürk'ün çizgisine geri döndürülmesinin hedeflendiği" ifadeleri yer almıştır. Yani aslında asker, okula girdiği ilk günden beri kendisine binlerce kez anlatılan, Ulu Önder'in talimatlarını yerine getirmiştir. Askeri darbe yönetimleri, Mustafa Kemal'in 1923'te kurduğu rejimin benzeri değil, bizzat kendisidir.
Ordunun bu yapısı, AK Parti iktidarının önemli bir bölümünde de devam etmiş, sonrasında FETÖ'nün orduya sızması ve hükümetin FETÖ'yü tasfiye etmesi süreçleriyle birlikte yeniden "milletin ordusu" anlayışına geri dönmeye başlamıştır. Tabi maalesef 100 yıl süren bu korkunç propagandanın travmatik etkileri hala görülmeye devam ediyor.
1-) Murat Ongun meselesinin yeterince iyi anlaşılmadığını düşünüyorum. Bu adam, Acarkent'te A tipi bir villada yani İstanbul'daki 117 milyarder ile birlikte yaşıyor. Ayda 300 milyon lira kazanan holding sahipleri ile 300 bin lira kazanan Murat Ongun komşuluk yapıyor. Bu saçma durumu da Ekrem abim bana yardım ediyordu diye açıklıyor. Savcılığın iddiası ne? Murat Ongun'un İBB'den çalınan milyarlarca liraya hükmeden bir suç örgütünün yöneticilerinden birisi olduğu değil mi? Murat Ongun da ultra lüks bir villada milyarderlerle birlikte yaşıyor. Altında üç tane lüks otomobil, villasında iki hizmetli, çocukları da en pahalı özel okullara gidiyor. (Daha bilmediğimiz kim bilir ne acayip harcamaları da vardır muhtemelen.) Aslında bu durum gayet normal çünkü Murat Ongun zaten bir milyarder. Gözümüzün önündeki her şey onun milyarlarca liralık bir serveti olduğunu gösteriyor. Bu hikayede normal olmayan tek şey maaşının 300 bin lira olması.
2-) A tipi villa, 1000 metre kareden daha büyük olan villalar için kullanılan bir tanım. Acarkent'te bu villadan 117 adet var. Sahiplerinin bazıları enerji santrali işletiyor, fabrikaları var, dev otomotiv şirketlerinin ortakları vs. Murat Ongun kim peki? Medya AŞ yönetim kurulu başkanı. Anlattığı hikayeye göre 300 bin lira olan maaşının tamamını yaşadığı villaya yatırıyor ama yetmediği için 250 bin lira aylık geliri olan Ekrem abisinden de destek alıyor. Herkes el ele vermiş Murat Ongun'un ultra lüks villada yaşaması için çaba sarfediyor anlattıkları hikayede. Yolsuzluk gerekçesi ile tutuklanmış adamların verebildikleri cevap bu gerçekten.
3-) Şimdi biz bu paralara yabancı olduğumuz için meseleyi tam olarak kavrayamıyoruz ama Acarkent'te A tipi villa kiraları 500 bin liradan başlayıp 1.5 milyon liraya kadar çıkıyor. Biz meseleyi 300-400 bin liralar üzerinden konuşuyoruz ama o paralar sitenin en düşük olan villaları için geçerli. Hayalimize sığmadığı için Ongun'un yaşadığı hayatı tam olarak anlayamıyoruz. Murat Ongun da hırsızlıkla suçlanmasına rağmen buyrun bu benim kira kontratım, bunlar çalışanlarıma ödediğim maaş bordroları, bunlar çocuklarımın okul faturaları, bunlar tatillerimin ödemeleri, bunlar yediklerim, içtiklerim deyip kamuoyunu aydınlatmıyor. Çünkü bunları ortaya koysa öyle Ekrem Abisinin verdiği harçlıkla falan karşılanamayacak derecede lüks bir hayat yaşadığı ortaya çıkacak. Yahu birisi sizi hırsızlıkla suçlasa ilk yapacağınız iş bunun aksini ispatlayacak kanıtları ortaya koymak olmaz mı? Hırsız değilsen neden belgeleri çıkarıp masaya vurmuyorsun? Şimdi herkes eline hesap makinesini alıp kendi hesabını yapsın, böyle bir hayat yaşıyor olmak için ayda ne kadar kazanmak gerekir?
1-) Bu aşağıdaki, İmamoğlu'nun çalışma ekibinden Özkan Çelik. Kendisi CHP İstanbul İl Başkanı Özgür Çelik'in de ağabeyi. İki kardeş 2018 yılına kadar Taksim Balo sokakta "Machine Club" isimli bir mekan işletiyordu. Machine Club bir gey kulubüydü. Haydi şimdi gelin birlikte "çocukken 2 sene Kuran kursuna gittim" diyen İmamoğlu'nun ekibinin 12 sene ne kursuna gittiğine bakalım.
NOT: Aşağıdaki paylaşımlar eşcinsellik, çıplaklık ve rahatsız edici başka öğeler içeriyor. Bunları paylaşmaktaki amacım bugün dindar taklidi yapan İmamoğlu ve ekibinin gerçek yüzünü size belgeleriyle göstermek. O yüzden affınıza sığınıyorum.
2-) NOT: Video +18 ve iğrençlikler barındırıyor. İşin aslı izlemeniz için değil İmamoğlu'nun kimlerle iş tutuğunu belgelemek için paylaşıyorum.
Burası CHP'li Özkan Çelik'in işlettiği ve CHP İl Başkanı Özgür Çelik'in de ortağı olduğu Machine Club. Aslında bu gey kulübüne ait çok daha aşırı videolar var ama paylaşılamayacak durumda olduğu için en izlenebilir olanı buraya bırakıyorum. Mekanın Youtube'daki yorumlarında LSD, DMT ve Ecstacy gibi uyuşturucuların kullanıldığı yazılı. Youtube'daki videolarını izlerseniz içerideki kalabalığın ağır uyuşturucu madde etkisinde olduğunu kendiniz de görebilirsiniz. Videolarda zaman zaman CHP'li Özkan Çelik de karşınıza çıkıyor. Zaten bu mekan, tam da bu özelliği ile ünlüymüş ve polis denetimleri çoğaldığı için kapatılmak zorunda kalmış.
3-) +18 VİDEO
Nitekim tanıtım videolarının bazılarında bazı tiplerin dillerinde bu maddeleri görebiliyoruz. Videolar çekildiğinde henüz siyasette makam sahibi olmadıkları için oldukça rahat davranmışlar.
1-) 28 Şubat vesilesiyle muhalefetin şu an öve öve bitiremediği AK Parti öncesi Türkiye'ye bir göz atalım mı? Bakın bu o dönem tiyatroların durumu. Tiyatrolar parasızlık birer birer kapanırken 1997'de 97 olan tiyatro sayısı 2001'de 72'ye düşmüş. Erdoğan sonrası 2023 yılı verileri ile Türkiye'deki tiyatro sayısı 808. AK Parti döneminde bütün cumhuriyet tarihinde açılan toplam tiyatro sayının on katından fazla tiyatro açıkmış Türkiye'de. Videoda açız diye ağlayan tiyatrocuların hayatı ise AK Parti'ye sövmekle geçti. Erdoğan sayesinde büyüttükleri tiyatrolarında ona küfür ede ede ölüp gittiler. Buyrun size AK Parti öncesi Türkiye arşivi
2-) AK Parti öncesi hastanelerin durumu da buydu. Böcekli, fareli, pislik içinde hastanelerde haftalarca sıra bekliyordu insanlar. Özellikle CHP kitlesinin "old laik days" diyerek hasretle andığı hastane tuvaletlerine de bir göz atın lütfen.
3-) Bu sunucu hanım da bugünün muhaliflerinden değil mi? Sunduğu haberdeki Türkiye'yi özlemiş bellki. Doktorsuz, hemşiresiz, güvenliksiz AK Parti öncesi Türkiye hastaneleri.
1-) Özgür Özel'in Instagram profilinde çok enteresan bir durumu farkettim. CHP Genel Başkanı çok sayıda şair ve sanatçıyı paylaşmış anacak paylaştığı kişilerin neredeyse tamamı CHP diktatörlüğünün baskısı yüzünden hapis yatan kişiler. Mesela Nazım Hikmet CHP'nin ülkeyi tek parti diktatörlüğü ile yönettiği 1938 ile 1950 yıllarında hapis yatmıştı. Bu durumu protesto etmek için annesi Celile Hanım, Orhan Veli, Melih Cevdet, Oktay Rıfat gibi isimler açlık grevine başlamış 1950'de CHP iktidarının bitimine kadar da devam etmişlerdi. CHP döneminde Nazım Hikmet'in bütün şiirleri ve eserleri yasaklanmıştı. Şimdi bütün CHP'lilerin profilleri nazım Hikmet paylaşımları ile dolu. (Bu arada Nazım Hikmet Mustafa Kemal için Burjuva Kemal diyor) İkiyüzlülüğe bakın. Özgür Özel başka kimleri paylaşmış? Hadi onlara da bakalım.
2-) CHP tarafından hapsedilen Ahmed Arif de bugün CHP'lilerin sosyal medya hesaplarını süslüyor. Bu adamların yazdıkları şiirler CHP zorbalığını anlatıyor ama CHP'liler bu şiirleri AK Parti hükümetine hitaben paylaşıyorlar. Ahmed Arif CHP döneminde yazdığı şiirler yüzünden önce işten atılıyor daha sonra Kemalist general Mustafa Muğlalı'nın 33 kişiyi yargısız şekilde infaz etmesini anlatan 33 kurşun şiiri dolayısı ile tutuklanıyor. Bu katliamın üstü CHP tarafından kapatılıyor ancak iktidar değişince yeniden gündeme geliyor ve sorumluları cezalandırılıyor. Henüz gücü devam eden CHP yargısı bir sene sonra Ahmed Arif'i örgüt kurma suçlamasıyla tekrar tutuklayıp hapishanede işkenceye maruz bırakıyor. Şimdi özgür Özel gelmiş Ahmed Arif paylaşımı yapıyor. Ne kadar enteresan değil mi?
3-) Roman ve öykü yazarı Orhan Kemal de 1938 CHP diktatörlüğü tarafından tutuklananlardan. Sebebi de yine CHP'nin hapsettiği Nazım Hikmet'İn kitaplarını bulundurmak. CHP adama double yapmış yani. Orhan Kemal'i sürüm sürüm süründülerin fotoğrafları bugün CHP Genel Merkezi'nin duvarlarında asılı. Kendi süründürdükleri adamları anıyorlar utanmadan. Ne acayip bir ikiyüzlülük değil mi? Daha bitmedi bol bol var bu örneklerden.
Ön Uyarı paylaşım sansürlenmiş olsa da (18+) öğeler içermektedir.
CHP Beyoğlu okul öncesi koordinatörü Kerem Kitay, Mahu paylaşımı ile alakalı olarak bir açıklama yapmış. Şimdi açıklamasındaki ilgili bölümlere tek tek cevap veriyorum.
1-) "Mahu bir tiyatro sitesidir, bu siteyi eşcinsel ve satanist eğilimli bir tarikat olarak olarak göstermek zavallılıktır."
2-) Hiçbir gösteride şiddet ya da pornografi övücülüğü yoktur aksine eleştirisi vardır.
3-) Mahu ismini Endonezya'daki bir trans kavimden değil kurucusunun isminin ilk hecelerinden alır.
4-) Mahu üyesi değilim hiçbir organik bağım yoktur.
Cevap 1 ve 2-) Maalesef yine pornografi, satanizm ve şiddet barındıran görseller sunmak zorundayım. CHP'li belediyelerin çocuk sorumlusu bu şahıslar, videoları paylaşmaktan çekindiğimizi biliyor ve bu çirkinlikleri bizim ar duygumuzun arkasına saklamaya çalışıyorlar. Gerçeklerin Türk Milleti tarafından bilinmesi adına bu çirkin görselleri sadece içeriğin anlaşılabileceği uzunlukta ve blurlayarak sizinle paylaşıyorum. The Campagnie Mahu ismiyle paylaşılan "sanat eserleri" işte bunlar.
Cevap 1 ve 2-) Herkesten özür dileyerek CHP Beyoğlu okul öncesi çocuklar koordinatörü Kaan Kitay'ın "porno ve şiddet karşıtı" olduğunu söylediği Mahu gösterilerinden bazı kareleri paylaşıyorum. Bunlar detaylı bir filtrelemeden geçirdikten sonra paylaşabildiklerim. Öyle acayip şeyler var ki %99'unu da blurlasan yine de paylaşılabilecek düzeye gelmiyor.
3-) Mahu ismini Endonezya'daki bir trans kavimden değil kurucusunun isminin ilk hecelerinden alır.
Cevap 3-) Mahu Pasifik adalarında travestiye verilen isim. Bu öyle tartışma götüren bir konu da değil zaten. Wikipedia da dahil olmak üzere arama yaptığınızda, karşınıza hep bu bilgi çıkıyor. Dahası bu Mahu travestilerini anlatan ödüllü bir kitap da var. Tam olarak neyi tartışıyoruz, Kerem Kitay neyi inkar ediyor anlamakta zorlanıyorum.