Neden böyle söylediğime dair kısa bir şeyler ifade etmek istiyorum:
Kazakistan, Ukrayna, Suriye ... Bütün bu alanlarda ABD'nin yaptığı hamleler gelecekte Rusya ile karşı karşıya gelme senaryosuna hazırlık niteliğinde adeta.
Kanaatimce Rusya'nın bu bölgelere müdahaleleri üzerinden Rusya'nın olası bir savaştaki kabiliyetleri test ediliyor. Bu kabiliyet sadece ABD ve müttefikleri ile karşı karşıya gelmesi durumu üzerinden değil, Çin ile karşı karşıya gelmesi durumu üzerinden de test ediliyor.
Rusya'nın kara ve deniz gücünü sevk etme esnekliği, askeri lojistik alışkanlıkları, izlediği rotalar, kullandığı iletişim hat ve metodları, sahadaki askerlerini koruma kabiliyeti, hava savunma sistemleri, sahip olduğu vurucu unsurların menzilleri, emir-kontrol ve idare kabiliyeti
Buna ek olarak; 1- Rusya'nın kaybetme korkusunu tetikleyerek aktif olarak savunmak durumunda kalacağı cepleri genişletmek 2- Rusya'nın gücünü ve dikkatini bölmek 3- ABD dışındaki unsurlarla (Örn: Çin, TR) etki kesişim alanları yaratarak çatışma/ayrışma fayları oluşturmak
4- Rusya'nın bu müdahaleler ile genişleyebileceği maksimum alanı saptama ve bu suretle kalan bölgelerde katı bir Rusya karşıtlığı inşa etmek 5- Rusya'nın sınırlı insan ve askeri gücünü olabildiğince zorlamak ve yormak
6- Rusya'nın genişlemesine paralel olarak, Rusya konusunda ikircikli tutuma sahip olan müttefikleri, Rusya sopasıyla kararlı birer müttefik olarak hizaya getirmek 7- Rusya ve Çin'in ekonomik, güvenlik ve askeri politikaları için önem arz eden noktalarda istikrarsızlık yaratmak
8- NATO dışında yer alan, Rusya ile ilişkileri bulunan ülkelerde kitleleri Rusya karşılığı üzerinden örgütleyebilecek bir zemin yaratmak 9- ABD ve müttefiklerinin Rusya ile olası bir savaş durumunda Rusya'nın etki ettiği ülkelerde karşı karşıya kalacakları durumu test etmek.
Bu bakımdan bu tarz durumların ilerleyen dönemlerde kendisini tekrar etmesi hayli mümkün. Burada; "ABD bile isteye neden bu ülkelerin bir bölümünü Rusya'nın almasına zemin hazırlıyor?" sorusu akıllara gelebilir. Ki bu son derece anlamlı ve önemli bir sorudur.
Beni takip edenler bileceklerdir, eski tweetlerimde de mevcuttur, öteden beri emperyalizmin artık yekpare, güçlü, büyük ve merkezi devletleri istemediğine dikkat çekiyorum.
Küresel güç dengeleri süratle değişti. Dünya yeniden çok kutuplu hale geliyor. Bu da aynı ülkede birden fazla emperyal gücün farklı düzeylerde de olsa etki alanına sahip olmasını beraberinde getiriyor. Başka bir deyişle bağımlı ülkelerde artık tek bir emperyal gücün egemenli yok.
Örneğin; Ukrayna'nın Donetsk gibi bölgelerinde öteden beri Rusya yanlısı olan bir kesim mevcuttu ve Rusya bu alanlarda dolaylı da olsa nüfuz sahibiydi. Buna karşın Ukrayna'nın batı kanadı daha ziyade ABD/AB ekseninde yer alıyordu.
Bu bakımdan Ukrayna'nın bir bütün olarak ABD/AB tarafından kontrol edilmesi mümkün bulunmuyordu. Dahası Rusya etkisindeki bölümler Batı için süreğen bir cephe gerisi riski oluşturuyordu. Böyle bir durumda bazen küçük parçayı vermek, daha büyük parçayı korumak için elzem oluyor.
Küresel güç rekabetinin giderek kızıştığı, ABD imparatorluğunun karşısında -tüm ayrışmalarına rağmen- yükselen bir Çin-Rusya ikilisinin olduğu ve vekiller üzerinden savaşların hız kazandığı düşünüldüğünde, yukarıda izah ettiğim durum daha sarih bir şekilde anlaşılacaktır.
Peki bu ne demektir? Bu; küresel güç rekabetinde safların giderek daha da keskin şekilde netleştiği ve belirginleştiği anlamına geliyor. Ki, bence esas ürkütücü olan da budur. Zira müttefikler ve rakipler ne kadar netse, karşıtlık o kadar katı bir hal alır.
Kazakistan özelinde bakıldığında, emperyalizmin yukarıdaki yönelimi çerçevesinde yeni bir risk durumu belirecektir. Rusya'nın asker göndererek Kazakistan'daki halkın eylemlerinin kanla bastırılmasına ön ayak olması, ülkedeki Rusya karşıtlığını tırmandıracaktır.
Bu da Kazakistan'daki Ruslara ya da Rusya yanlısı kesimlere yönelik bir tepki sürecinin önünü açacaktır. Bu tepkinin ne düzeyde olacağı önemli. Zira düzeyin artması, Rusya için Donetsk'teki gibi yeni bir alan için mazeret oluşturabilir.
Daha birkaç gün önce yazdığım aşağıdaki tweette, Kazakistan halkı içinde Rusya ve Çin'e olan tutumun negatif olarak değiştiğinden ve bu iki ülkede çeşitli platformlarda Kazakistan'ın "yutulması"nın tartışıldığından söz etmiştim.
İki ülkedeki "Kazakistan'ı yutma" tartışmaları çerçevesinden bakıldığında Kazakistan'daki olayların zamanlaması, iki ülke arasındaki karşıtlığı derinleştirmek açısından hayli isabetli görünüyor. Rusya'nın askeri olarak ülkeye davet edilmesi, Çin'in burada geriye düşmesi demek.
Ancak Çin'in, zaten Kazakistan'da askeri üsse sahip olan ve ülkede güçlü olan Rusya'nın bu adımından büyük endişe duyacağından şüpheliyim. Zira Çin oturmuş bir devlet kültürüne sahip ve Çin'in en iyi yaptığı şey durumu okuyup sabırla fırsatları beklemektir.
Çin, mevcut insan kaynağı ve ekonomik durumuyla Rusya'nın Kazakistan ve Merkez Asya ülkelerindeki etkinliğini uzun süre devam ettiremeyeceğinin farkında. Bu nedenle bu bölgede uzun süreli ekonomik enstrümanlar üzerinden ilerliyor, kaynaklarına erişime odaklanıyor.
Çünkü sahip olduğu ekonomik gücün, Rusya karşısında en büyük kozu olduğunun farkında. Hele ki günümüz dünyasının ekonomi üzerinden biçimlendiği ve kontrol edildiği göz önüne alındığında! Bu nedenle Çin, bu olayda Rusya ile paralel ama daha alt düzey bir tutum takındı.
Şimdi önümüzdeki dönemde Çin ve Rusya'nın bu bölgede birbirileri ile soft rekabeti sürecektir. ABD de bu noktada önemli bir hamle yaparak iki gücün karşıtlığını bir miktar daha yükseltmenin kazancı içinde.
Tabloya bu çerçevede bakıldığında kısa vadede her üç gücün de kazandığı ve kaybettiği hususlar mevcut, yukarıda izah ettiğim çerçevede. Ancak uzun vadede bu üç gücün de kayıpları söz konusu.
Burada kesin kaybeden ise, yılların getirdiği hoşnutsuzluk ile hak talebinde bulunmak için sokaklara dökülen Kazakistan halkı -en azınan bir bölümü- gibi görünüyor. Bu tür kitlesel hareketlerde somut ve gerçekçi hedeflerin belirlenmesi, kazanım için çok önemli.
@ClintEhrlich "Devrim girişiminden -Kazakistan'daki olayları kast ediyor- önceki yıl, ABD Ulusal Demokrasi Vakfı (NED) ülkede 1 milyon dolardan fazla harcadı. Para, hükümete karşı yapılan halkla ilişkiler kampanyalarına ve hükümet karşıtı protestocuların eğitimine gitti.
@ClintEhrlich Ruslar, NED'in CIA için bir cephe olduğuna ikna olmuş durumda. Bunun doğru olduğunu düşünmüyorum. Ancak NED, CIA'in misyonunun bir kısmını devraldığı için bu farksız bir ayrımdır.
@ClintEhrlich 1986'da, NED'in kurucusu Carl Gershman, grubun oluşturulma nedenini; "dünyadaki demokratik grupların CIA tarafından sübvanse edildiğini görmek korkunç olurdu" diyerek açıklamıştı.
Bugün CIA'dan para almak yerine NED'den para alıyorlar.
@ClintEhrlich 1991'de NED Başkanı Allen Weinstein, "Bugün yaptığımız şeylerin çoğu 25 yıl önce CIA tarafından gizlice yapılırdı" dedi.
CIA tarafından gizlice yapılanların bugün NED aracılığıyla açıktan yapılmasının geri tepme riskini "sıfıra yakın" yaptığını iddia etti.
• • •
Missing some Tweet in this thread? You can try to
force a refresh
Davos zirvesi ve sitemin imhası üzerine kaleme aldığım, çeşitli projeksiyonları barındıran bir yazı okunur mu? Dili biraz akademik, çünkü bir sunum olarak hazırlamıştım.
Sizden ricam bu tweet serisini RT eden elden ele yaymanız. Başlayalım:
Post‑Liberal İllüzyonun Sonu ve Yeni Hegemonik Mimarinin İnşası
GİRİŞ
Bu rapor, 2024‑2026 dönemini kapsayan veriler ve Dünya Ekonomik Forumu (WEF) çıktıları ışığında, İkinci Dünya Savaşı
sonrası kurulan “kurallara dayalı uluslararası düzenin” yalnızca zayıflamadığını, aynı zamanda geri döndürülemez bir şekilde çözüldüğünü ortaya koymaktadır. Analiz, içinde bulunduğumuz konjonktürü sıradan bir jeopolitik geçiş olarak değil, sistemin temel aksiyomlarının
Erdoğan, kabine toplantısı sonrası basının önünü çıkar bir açıklamada bulunmuştu. Açıklamada, "Kural ve hukuk temelli olduğu iddia edilen küresel sistem çöküş evresine girmiştir. Uluslararası nizama balyozu en sert vuranlar ise sistemin banileridir". demişti.
Bu beyan birden fazla hakikati ve bu hakikatlerin idraki içinde olunduğunu ortaya koyuyor. Hatırlarsanız geçmişten bu yana Ukrayna, Suriye, Filistin, Gürcistan, Karabağ, Afrika sahalarındaki gelişmelerin küresel sistemdeki çöküşün ürünü olduğunu yazıyorum.
Erdoğan yine aynı konuşmasında "Filistin, Lübnan ve Ukrayna başta olmak üzere dünyanın birçok bölgesinde sarsıntının seslerini hepimiz duymaktayız." diyerek TR'nin, sahadaki gelişmeleri küresel sistemin çöküşünün yansımaları olarak gördüğünü ve buna göre konumlandığını ima etti.
Karar vericiler ustaca kullanabilecekler mi bilinmez, ancak Donald Trump'ın Panama Kanalı konusundaki çıkışı, Türkiye'nin Ege adaları konusundaki tezlerine destek zemini oluşturur nitelikte. Neden? Çünkü Trump, bu iddiasını 1979 anlaşmasına dayandırıyor. Peki nedir bu anlaşma?
Bu anlaşma, ABD ile Panama arasında yapılan ve kanalın Panama'ya devrini belirli şartlara bağlayan bir anlaşma. Bu şartlardan en önemlisi ise Kanal'ın herhangi bir başka ülkenin etkinliği altına girmemesi, Kanal'ın işletmesinin Panama dışındaki bir ülkeye geçmemesi.
İlgili anlaşma, aksi bir durumun oluşması halinde ABD'ye Kanal'ın askeri güvenliği sağlama hakkı tanıyor. İşte Trump tam da bu noktadan destek alarak son yıllarda Kanal'ın ve çevresinin Çin'in etkinliği altına girdiğini dillendiriyor ve Kanal'a göz dikiyor.
Avrupa'da patlak veren çiftçi eylemlerinde, Ukrayna'dan vergisiz olarak yapılan tarım ürünleri ithalatı konusu çokça eleştirilmişti. Ortaya çıkan yeni bilgiler, Ukrayna'daki tarım arazilerinin %70'inin Monsanto, Blackrock ve Vanguard tarafından satın alındığına işaret ediyor.
Ukrayna yönetimi ile BlackRock, Vanguard ve JP Morgan arasında gerçekleştirilen görüşmelerde Ukrayna'nın yeniden inşaasını sağlamak üzere Ukrayna Kalkınma Fonu'nun kurulması için imzalar atılmıştı.
ABD Senatosu Azınlık Lideri Mitch McConnell vaktiyle boşuna, "Endişelenmeyin, Ukrayna'ya gönderilen yardımlar gerçekten Ukrayna'ya gitmiyor, Amerikan şirketlerine gidiyor." dememişti.
Göç edenlerin gelişmiş ülkeleri seçmesi bağlamında bu söylem doğru fakat ziyadesiyle eksik. Buradaki "eksiklik" öylesine geniş bir kavram ki, içinde bulunduğumuz küresel yeniden biçimleniş tam da bu eksikliklerin üzerine bina oluyor. Gelin bu konuya girelim, sonuna kadar okuyun👇
1: Nüfus Sorunu:
Avrupa ve Kuzey Amerika'nın sosyo-ekonomik olarak gelişmiş ülkeleri büyük bir nüfus sorunu sorunu yaşıyor:
- Dünya nüfusunun %59.76'sı Asya'da
- %18.68'i Afrika'da
- %9.6'sı Avrupa'da
- %7.6'sı Kuzey Amerika'da
- %5.53'ü Güney Amerika'da
2: Genç Nüfus Sorunu:
- Afrika'nın %40'ı 15 yaşın altında, %3'ü 65 yaşın üstünde
- Asya'nın %23'ü 15 yaşın altında, %10'u 65+
- K. Amerika'nın %18'i 15 yaşın altında, %17'si 65+
- Avrupa'nın %16'sı 15 yaşın altında, %19'u 65+
- Güney Amerika'nın %23'ü 15 yaşın altında, %9'u 65+
Kör ölünce badem gözlü olurmuş. Henry Kissinger'ın ölümünün ardından kendisinin uluslararası politikadaki ağırlığına dair bolca övgüler yapıldı. Peki "uluslararası politikadaki ağırlığı"nın altını dolduran gerçekler nelerdi? Bunları pek yazan olmuyor. Gelin hafızamızı tazeleyelim
Şili'de Pinochet'in darbesini organize etti ve destekledi. Bu darbe sürecinde sonrasında on binlerce insan öldü, kayboldu, çocuklar kaçırıldı...
1976 yılında yine bir başka Latin Amerika ülkesi olan Arjantin'deki darbenin arkasında bu politik deha vardı. Bu darbe neticesinde insanlar uçaklardan atılarak öldürüldü, işkencede binlerce kişi öldü. Plaza de Mayo anneleri halen kayıp çocuklarını arıyorlar!