#France wants to secure its access to strategic metals.
The executive is working to create a fund that would invest in mines to ensure a supply of strategic metals to industrialists.
By replacing heat engines with electric motors in cars, or coal-fired power plants with wind turbines, the energy transition will reduce France's - and Europe's - dependence on fossil fuels.
"The electrification of the production of new vehicles will greatly increase the need for copper, nickel, lithium and rare earths", analyzes Philippe Varin, the former head of the professional organization France Industrie.
#Europe and France have great ambitions in the industrialization of the #energy transition. In this area, however, the European Union's dependence on third countries is around 70%. And it is 100% for France.
The issue of supply has become crucial. Especially since tensions are inevitable. There may be imbalances between supply and demand, as with nickel or copper today, causing price increases.
Political risks are also very real, especially when the bulk of production comes from one country. This is the case for cobalt with the Democratic Republic of Congo or for rare earths with #China.
China is about 20 years ahead of Europe in security of supply. The country implemented its strategy in the 1990s. Today, Europe and France must act, underlines Philippe Varin.
• • •
Missing some Tweet in this thread? You can try to
force a refresh
Davos zirvesi ve sitemin imhası üzerine kaleme aldığım, çeşitli projeksiyonları barındıran bir yazı okunur mu? Dili biraz akademik, çünkü bir sunum olarak hazırlamıştım.
Sizden ricam bu tweet serisini RT eden elden ele yaymanız. Başlayalım:
Post‑Liberal İllüzyonun Sonu ve Yeni Hegemonik Mimarinin İnşası
GİRİŞ
Bu rapor, 2024‑2026 dönemini kapsayan veriler ve Dünya Ekonomik Forumu (WEF) çıktıları ışığında, İkinci Dünya Savaşı
sonrası kurulan “kurallara dayalı uluslararası düzenin” yalnızca zayıflamadığını, aynı zamanda geri döndürülemez bir şekilde çözüldüğünü ortaya koymaktadır. Analiz, içinde bulunduğumuz konjonktürü sıradan bir jeopolitik geçiş olarak değil, sistemin temel aksiyomlarının
Erdoğan, kabine toplantısı sonrası basının önünü çıkar bir açıklamada bulunmuştu. Açıklamada, "Kural ve hukuk temelli olduğu iddia edilen küresel sistem çöküş evresine girmiştir. Uluslararası nizama balyozu en sert vuranlar ise sistemin banileridir". demişti.
Bu beyan birden fazla hakikati ve bu hakikatlerin idraki içinde olunduğunu ortaya koyuyor. Hatırlarsanız geçmişten bu yana Ukrayna, Suriye, Filistin, Gürcistan, Karabağ, Afrika sahalarındaki gelişmelerin küresel sistemdeki çöküşün ürünü olduğunu yazıyorum.
Erdoğan yine aynı konuşmasında "Filistin, Lübnan ve Ukrayna başta olmak üzere dünyanın birçok bölgesinde sarsıntının seslerini hepimiz duymaktayız." diyerek TR'nin, sahadaki gelişmeleri küresel sistemin çöküşünün yansımaları olarak gördüğünü ve buna göre konumlandığını ima etti.
Karar vericiler ustaca kullanabilecekler mi bilinmez, ancak Donald Trump'ın Panama Kanalı konusundaki çıkışı, Türkiye'nin Ege adaları konusundaki tezlerine destek zemini oluşturur nitelikte. Neden? Çünkü Trump, bu iddiasını 1979 anlaşmasına dayandırıyor. Peki nedir bu anlaşma?
Bu anlaşma, ABD ile Panama arasında yapılan ve kanalın Panama'ya devrini belirli şartlara bağlayan bir anlaşma. Bu şartlardan en önemlisi ise Kanal'ın herhangi bir başka ülkenin etkinliği altına girmemesi, Kanal'ın işletmesinin Panama dışındaki bir ülkeye geçmemesi.
İlgili anlaşma, aksi bir durumun oluşması halinde ABD'ye Kanal'ın askeri güvenliği sağlama hakkı tanıyor. İşte Trump tam da bu noktadan destek alarak son yıllarda Kanal'ın ve çevresinin Çin'in etkinliği altına girdiğini dillendiriyor ve Kanal'a göz dikiyor.
Avrupa'da patlak veren çiftçi eylemlerinde, Ukrayna'dan vergisiz olarak yapılan tarım ürünleri ithalatı konusu çokça eleştirilmişti. Ortaya çıkan yeni bilgiler, Ukrayna'daki tarım arazilerinin %70'inin Monsanto, Blackrock ve Vanguard tarafından satın alındığına işaret ediyor.
Ukrayna yönetimi ile BlackRock, Vanguard ve JP Morgan arasında gerçekleştirilen görüşmelerde Ukrayna'nın yeniden inşaasını sağlamak üzere Ukrayna Kalkınma Fonu'nun kurulması için imzalar atılmıştı.
ABD Senatosu Azınlık Lideri Mitch McConnell vaktiyle boşuna, "Endişelenmeyin, Ukrayna'ya gönderilen yardımlar gerçekten Ukrayna'ya gitmiyor, Amerikan şirketlerine gidiyor." dememişti.
Göç edenlerin gelişmiş ülkeleri seçmesi bağlamında bu söylem doğru fakat ziyadesiyle eksik. Buradaki "eksiklik" öylesine geniş bir kavram ki, içinde bulunduğumuz küresel yeniden biçimleniş tam da bu eksikliklerin üzerine bina oluyor. Gelin bu konuya girelim, sonuna kadar okuyun👇
1: Nüfus Sorunu:
Avrupa ve Kuzey Amerika'nın sosyo-ekonomik olarak gelişmiş ülkeleri büyük bir nüfus sorunu sorunu yaşıyor:
- Dünya nüfusunun %59.76'sı Asya'da
- %18.68'i Afrika'da
- %9.6'sı Avrupa'da
- %7.6'sı Kuzey Amerika'da
- %5.53'ü Güney Amerika'da
2: Genç Nüfus Sorunu:
- Afrika'nın %40'ı 15 yaşın altında, %3'ü 65 yaşın üstünde
- Asya'nın %23'ü 15 yaşın altında, %10'u 65+
- K. Amerika'nın %18'i 15 yaşın altında, %17'si 65+
- Avrupa'nın %16'sı 15 yaşın altında, %19'u 65+
- Güney Amerika'nın %23'ü 15 yaşın altında, %9'u 65+
Kör ölünce badem gözlü olurmuş. Henry Kissinger'ın ölümünün ardından kendisinin uluslararası politikadaki ağırlığına dair bolca övgüler yapıldı. Peki "uluslararası politikadaki ağırlığı"nın altını dolduran gerçekler nelerdi? Bunları pek yazan olmuyor. Gelin hafızamızı tazeleyelim
Şili'de Pinochet'in darbesini organize etti ve destekledi. Bu darbe sürecinde sonrasında on binlerce insan öldü, kayboldu, çocuklar kaçırıldı...
1976 yılında yine bir başka Latin Amerika ülkesi olan Arjantin'deki darbenin arkasında bu politik deha vardı. Bu darbe neticesinde insanlar uçaklardan atılarak öldürüldü, işkencede binlerce kişi öldü. Plaza de Mayo anneleri halen kayıp çocuklarını arıyorlar!