Gayet hoş...Özellikle son paragrafta şu dikkatimi çekti: Namazda kalben istekte bulunun dilinizle söylemeyin ama kalbinizden dua edin diyor. Ve böyle bir dua makbuldür: Adı da Nida-yı Hafi!''
Meryem Suresi 3. ayette geçer malum nida-yı hafi...Hiç böyle düşünmemiştim.Okuyunuz:
''Allah, Allah'a şikâyet olunur, kula şikâyet olunmaz. Bak Eyyûb Peygamber'e, ne yapdı? "rabbî ennî messeniye'd-durru ente erhamü'r-râhimîn" dedi. Kendine şikâyet etdi kendisini. O vakit ayıp olmuyor. Baban seni döverse, sen "babacığım" diye yine ona sarılacaksın, başka nereye
gideceksin? Gene babana sarılacaksın, "babacığım" diyeceksin tabii.
Biz kaldıramıyoruz, duânı böyle yap. "Yâ Rabbi, dünyâ ve âhiretde bana affınla tecellî et" de. Sakın adâlet isteme. "Affınla tecellî et" de Cenâb-ı Hakk'a. Kaldıramazsın. Kaldırsan çok güzel ama kalkmaz.
Bak zü'l-celâli ve'l-ikrâm, evvelâ celâli gelir, sonra arkasından cemâli gelir ama ağır olur kaldırması. Diken yarılmayınca gül çıkmaz. Evvelâ celâl gelir, sonra cemâl gelir arkasından. Mektebe gidersin, tahsilde büyük zahmet çekersin, arkasından rahat edersin.
Her menzil böyledir, menzile giderken zahmet çekilir, fakat menzil-i maksûda varıldı mı rahata erişilir.
Onun için diyor ki Beyezid-i Bistâmî Hazretleri, Hazret-i Eyyûb aleyhisselâmı görmüş manâda. Demiş ki, "Yâ Nebiyyallah, nasıl oldu da böyle şikâyet etdin" demiş.
"rabbî ennî messeniye'd-durru ente erhamü'r-râhimîn" Demiş ki Hazret-i Eyyûb aleyhisselâm, "Allah bana belâ verdi ben sabretdim, Allah bana belâ verdi ben sabretdim, Allah ban belâ verdi ben sabredince, belâ, Allah ile benim aramda bir dağ oldu.
İmkânı yok Cenâb-ı Hakk'a mülâkat edemeyeceğiz. Sabretdikçe ortaya bir perde geliyor. Onun için ne yapdım, perdeyi çâk etdim, yırtdım, 'Rabbî, ey benim Allahım, innî messeniye'd-durr, bana zara erişdi, ente erhamü'r-râhimîn, sen merhametlilerin merhametlisisin'
deyip Allah'a sığındım" demiş.
Onun için Cenâb-ı Hakk'dan affıyla muamele istemek lâzım. Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi vesellem sahabeden birini ziyârete gitmişler. O adam böyle yatağın içerisinde kadîd kalmışdı diyor.
Müslim-i Şerîf'de var. Kadîd. Yani kadîdin ma'nâsı, pastırma. Kadîd olmuş o adam. Kadîd Arapça pastırma demek. Peygamberimiz ona, "Sen böyle olmayı Allah'dan arzu mu etdin?" demiş. "Evet, yâ Resûlallah" demiş. "Yâ Rabbi, bana âhiretde vereceğin azâbı dünyâda ver dedim.
Çünkü âhiretin azâbı çok şiddetlidir. Allah bana dünyâda verdi. Şimdi bu hâle geldim" demiş. Cenâb-ı Peygamber, "Niye sen iki cihanda Allah'dan af istemedin? Niye af istemedin? Allah af da edebilirdi.
Onun için haydi hep beraber okuyacağız, "Allahümme inneke 'afüvvün kerîmün tuhibbü'l-'afva fa'fü 'annâ, âmîn, bi hürmeti seyyidi'l-mürselîn". Manâsı bu. "Yâ Rabbi sen affı seviyorsun, keremi seviyorsun, bizi affet yâ Rabbi" de, Cenâb-ı Hakk'a boynunu bük.
Her lisânda söylesen Allah anlar. Nidâ-yı hafî ile de söyleyebilirsin, nidâ-yı hafî ile. Ne demek o biliyor musun? Namaz kılarken, imam seni Allah'a takdîm etdiği vakitde, kalbden duâ edebilirsin. Ağızdan değil ha! Yanlış anlama. Ve duâ müstecâb olur ha!
Çünkü mülâkatdır, vuslatdır namaz, mi'râcdır, vuslatdır, mülâkatdır, duâ kabûl olur. Lisânen değil, kalble, nidâ-yı hafî ile, kalble isteyeceksin Allah'dan arzunu, isteğini.
'' Cenâze namazı kıldığın var mı hiç? Cenâze namazı kılıyorsun, değil mi? "Ona var, bana yok" diye kılıyorsan hiç kıymeti yok. Cenâze namazına durduğun vakitde, "Tabutun içerisinde ben yatıyorum,
benim çoluğum çocuğum yetim kaldı" diye düşüneceksin. Çünkü bir gün o senin başına gelecek. Kurtaramayacağız kendimizi o işden. Böyle kılarsan ibret alırsın, hak yolu bulursun, Allah'a mülâkât edersin. Yoksa "Ona var, bana yok" diye kılarsan faydası yok. Hani daha cenâzenin
kefeni soğumadan, iki kardeş birbirinin gırtlağını sıkıyor. Para taksîmi için filan. Ölmeyeceklermiş gibi. O vakit hiç faydası olmaz ölümün. Çünkü kanıksamışdır artık. Öyle insan ol ki eline bir nûr al o nûrla halkı ışıldat. Öldüğün vakitde, arkandan halk ağlasın.
HADİSLER IŞIĞINDA 'BÜYÜK BİR FELAKET'E' GİDEN YOLUN TOPLUMSAL İŞARETLERİ:
Zamanın sonu olarak nitelendirilen ahirzamanda, büyük değişimlerin,sarsıcı olayların yaşanacağı hem Kur’an’da hem de hadislerde ifade edilmiştir.
İnsanoğlunun tarihindeki belki de en büyük kırılmalardan biri olacak bu döneme giden yolda, tüm toplumların,hususiyetiyle de Müslüman toplumların adım adım nasıl ‘başkalaşım’ geçireceğini de özellikle yine Efendimiz’in sav hadislerinden açıkça görebilmekteyiz.O sav, vahyin
sarsılmaz basiretiyle ahirzamanı bir sinema perdesine yansıtır gibi tasvir etmiştir.Çoğunu belki ilk defa burada okuyacağınız hadislerin bugünleri ta 14 asır öncesinden nasıl tam isabetle yansıttığını şaşkınlıkla izlerken ‘Bu,ancak tüm mazi yada müstakbel hadiseleri vahyin sönmez
Hz Ali ra bir hutbesinde zamanının ve istikbale ait bir zamanın fitne, fesat zorluklarından bahsederken ilginç bir cümle kurar: 'O gün geldiğinde en büyük sarsıntıyı Allah'a hüsn-ü zan edenler yaşayacaklar'
-Dikkatli okumak şartıyla- Konumuz Allah ile imtihan olmak;
''O hanginizin daha güzel iş yapacağını denemek için ölümü ve hayatı yarattı.'' ayetinde olduğu üzere dünya hayatı 'sınanmak, fitne ve belalarla tekamül etmek' üzerine kurulmuştur. Kur'an'da da imtihan anlamında sıklıkla bela ve fitne kelimelerini görürüz.
Fitne kelimesi, sözlükte “altın ve gümüş gibi değerli madenleri saflığını anlamak için ateşte eritmek” manasına gelen fetn (fütun) kökünden türemiştir. Anlamından da açıkça belli olduğu üzere insan saflığa kavuşmak adına kaderin cilveleriyle fitne ateşlerine sokulmuştur.
Esma'ül Hüsna içinde bugün Rezzak ismine göz atıyoruz efendim buyrunuz:
Rezzak ismi mübalağa kipindedir. Yani onu sadece 'rızık veren' şeklinde çevirmek anlam kaybına yol açar. Rezzak 'a) kesintisiz şekilde sürekli veren
b) her alemin ve boyutun ve onun varlıklarının kendi hassa ve ihtiyaçlarına göre farklı nimetler veren c) rızkı çeşitli lütuflar eşliğinde veren demektir.
Bu pencereden bakıldığında Rezzak sizin hem bedeninizin hem ruhunuzun ihtiyaçlarını kesintisiz şekilde ve
farklı lütuf ve nimetler eşliğinde de veren demektir. 'farklı lütfu ve nimetler'den ne kast ediliyor derseniz rızkın sebepler üstü bir tarafı vardır ve bazen rızık sebepler perdesini yırtarak gelir. Mesela işsiz kalmışsınızdır
Kelime anlamı itibariyle huzur, güven, sükunet, itminan anlamındaki Sekine duası 19 harfli ayetlerden müteşekkil 19 ayetten ibaret olup 19 kez okunması tavsiye edilmiştir. Bediüzzaman Hzlerinin talebesi Hulusi Bey ise öncesinde 7şer istiğfar ve salavat çekmeyi tavsiye edermiş
1. Allah her sıkıntıdan sonra kolaylık lütfedecektir. (Talak, 65/7)
2. Bütün yüzler gerçek hayat sahibi, her şeyi ayakta tutan Allah'a baş eğmiştir. (Taha, 20/111)
3. Şüphesiz, Allah size karşı çok şefkatli, çok merhametlidir. (Hadid, 11/9)
4. Şüphesiz, Allah tövbeleri çok kabul edici ve kullarına çok merhamet edicidir. (Nisa, 4/16)
5. Muhakkak ki, Allah çok bağışlayıcı ve çok merhamet edicidir. (Nisa, 2/23, 106)
6. Muhakkak ki, Allah her şeye gücü yettiği halde çok bağışlayıcıdır. (Nisa, 4/149)
Kimse kızmaz ve dünkü gelişmelerden kendine hisse topluyor demezse acizane bir rüyamı anlatayım. Bu rüyayı yaklaşık 1 ay önce birkaç kere neredeyse aynısıyla gördüm. Amacım kendimi öne çıkarmak değil hadiseleri tefsir edebilmek ve kendime not düşüyorum:
Rüya(larım)da ucu sivri kocaman bir uzay gemisi dünyanın atmosferine ucu değecek kadar yaklaşmış ve beklemekte idi. Ben ilk olarak 'Bunlar acaba melekler mi?' diye düşünüyorum. Acaba 'dünyaya yardım mı etmeye geldiler' diye bir düşüncem var.
Fakat hissiyatım gelenleri anlamaya yetmiyor. Kötü niyetliler mi onu da anlamıyorum. Uzaylı mı başka bir gezegenden mi geldiler diye anlamaya çalışıyorum ama anlayamıyorum.