lütfi bergen Profile picture
https://t.co/E1QReRix8Y
18 Oct
"İslâm ekonomisi" denildiğinde kapitalist toplumun alternatifi olabilecek bir modelin varlık bulması anlaşılmalıdır.

Yoksa "aramızda İslâmî iktisat değerlerini yaşayacağız" diyenlerin geliştirdiği grup davranışlarını "İslâm ekonomisi" olarak adlandırmak yanılsamadır.
Dikkat edilirse Hz. Peygamber'in Medine toplumunda sadece Müslümanları değil müşrik Arap kabileleri de ihtiva eden bir iktisat yapılanması vardı.

Diğer ifadeyle İslâm ekonomisi iman/küfür gerilimine neden olmamakta, emek/pazar/lojistik üzerindeki tekelciliğe karşı durmaktaydı.
Medine'nin müşrikleri (müşrik Arapları) Mekke kapitalizminden kurtulabilmek amacıyla Hz. Peygamber'in kurduğu Medine Pazarı'na destek verdiler.

Günümüzde ise "İslâm ekonomisi" çalışmaları kapitalist kurumların "islâmî" görünümlü teşekkülleriyle yol almaktadır.
Read 16 tweets
17 Oct
Dijitalleşmiş bir dünyada 1960-1990 arasında dile getirilen "İslâm ekonomisi" zihniyeti de kapitalist mekanizmalara tamamen teslim oldu.
İslâm ekonomisi zihniyeti, helâl ve meşru yollarla üretim/bölüşüm esaslarını belirlemek iddiasında idi.

Ancak geçen sürede özellikle kentleşme süreçlerine eklemlenmek "kapitalizmin zaferi" haline geldi. Image
İslâm ekonomisi teorisi maaşlı kesimin finansal tasarruf aracı gördüğü ve ayni zamanda işlevsel olarak kullandığı otomobil ve konuta ulaşmanın fon düzlemindeki beklentilerine ahlakî ve meşru kaynaklarını şu an gösteremiyor. Image
Read 10 tweets
29 Jul
Modern toplumda ebeveyn olmak geleneksel toplumda ebeveyn olmaktan daha zor; bu zorluk modern toplumda insanın daha uzun bir "çocukluk evresi" içine hapsedilmesi nedeniyledir.
Bugün hangi görüşten kişilerle konuşursanız konuşun insanın 18 yaşında "reşit" olmadığı, yani "18 yaşında gençlerin evlenemeyeceği, aile kuramayacağı" fikrini kabul ettiğini göreceksiniz.
Yasal olarak 18 yaşında reşit olan kişilere modern Türkiye'de evlenmek, yuva kurmak bakımından reşit olmadığı muamelesi yapılmakta ve ebeveynler bu "çocuklara (18 yaşını doldurmuşlara)" 30 yaşına kadar ana-babalık yapmaktadır.

Gençlik, "ebeveyn"den bağımsızlaşamamaktadır.
Read 11 tweets
9 Jul
Topluluk ile toplum farklı kavramlar.

Topluluk "grup" kavramının karşılığı olmadığı gibi, "cemaat" kavramının da karşılığı değil.

Topluluk değerleri temel alan birlikteliklerdir.
Aynı apartmanda yaşayan kişiler "grup"tur.

Aynı apartmanda oturmak için bir araya gelen aynı düşündeki (ideolojideki) insanlar cemaat olur.

Aynı apartmanda aynı değerleri yaşamak için birlikteliği seçenler ise topluluktur.
Cemaatler niçin topluluk değildir?

Çünkü cemaatler mürşidin/ideolojinin etrafında toplanan kişilerden oluşur.

Oysa topluluk, değerleri esas alır. Peki bu değerler nedir?
a) Ahde riayet, b) Sözde durmak, c) Kul hakkına girmemek, d) ana-babayı korumak, e) komşu haklarına uymak.
Read 20 tweets
6 Jul
"Katılım ortaklığı" yapıısnda şöyle sorun var:
Diyelim A şirketi X işi yapmak için katılımcılar arıyor. İşi tamamlaması için 100.000 TL para toplaması ve bunu 5 yıl boyunca kullanması gerekiyor.

Yeterli katılımcı bulundu fakat içlerinde 20.000 TL sermaye koyan bir kesim ayrıldı.
Dolayısıyla henüz "kâr" doğmadı.

Bu durumda ayrılan katılımcı sermayeye neden "kâr payı" ödeniyor?

Bir hususta şu: Katılımcılar şirketin hangi işine yatırım yaptıklarını bilmedikleri için akit "muğlak"tır.
Katılım ortaklığı sistemi, para yatıran her kişiyle 2 hususta anlaşması gerekir ki, kâr ortaya çıksın:

1) Ortaklığa katılan kişiye hangi iş için ortak olduğu belirtilmeli;
2) O belirlenen işin hitamına kadar katılımcının payını çekmemesi gerektiği de baştan kabul edilmeli.
Read 27 tweets
15 Jun
Dindarlık her şeyi aynı anda istiyor.
"2 katlı bahçeli evim olsun" diyor. Ama bu bahçenin otları büyüyünce onu kimin temizleyeceğini düşünmüyor.

"Evdeki bulaşık makinasına tabak-tencere-çatalları dizme sırası sende" diyen karı-kocanın "bahçeli ev" söylemi hevesten ibarettir.
Dindarlar 1969'dan "beri İslâmî hayatı laiklik yüzünden yaşayamadık" dediler.

Konut kredileri düşünce ilk borçlananlar kendileri oldu.
Günümüz dindarlığının "Osmanlı şehri" veya "MEDİNE" inşa etmesi mümkün değildir.

Kredilendirilmiş konutlarla kapitalist toplumların kentsel yerleşme düzeninde "mekân" arayan bir dindarlık nasıl MEDİNE inşa edebilir?
Read 25 tweets
29 May
İstanbul'un fethi Türklerin şehir teorisi ile gerçekleşmiştir. Dİğer ifadeyle "askere hücum emri verelim" denerek gerçekleşen bir fetih tasavvuru yoktur.
İstanbul'un fethi Türk ordu-millet teşkilatlanmasının neticesiydi.

Fetih 1399'da başlamıştı.
Osmanlı Devleti Yıldırım zamanında İstanbul'u kuşatmıştı.

Timur tehlikesi üzerine kuşatmayı kaldıran Yıldırım, Bizans'a bazı şartları kabul etmeyi mecbur kılmıştır.
1) İstanbul'a Türkler yerleştirilecek,
2) Osmanlı'ya ödenen vergi yükselecek,
Read 7 tweets
11 May
Aile meseleleri Medeni kanundan kaynaklanmaktadır.
1) Mal ayrılığı rejimi esas rejim olmalıdır.
2) Evlilik sözleşme ile kurulmalıdır.
3) Süresiz yoksulluk nafakası kaldırılmalıdır.
4) Boşanmalar azami 4 ay sürmeli, boşanmanın feri niteliğindeki ihtilaflar ayrı dava edilmeli.
5) Çocuk teslimi için devlet birimi kurulmalıdır. Çocuğu ile görüşmesini engelleyen eski eşten velayet alınmalıdır.
6) Çocuk icrası kaldırılmalıdır.
7) Boşanma davası derdest iken şehit düşen asker/polislerin eşlerine dul maaşı bağlanması uygulaması kaldırılmalıdır.

Şehidi yetiştiren ana-babalarının mağduriyeti giderilmelidir.
Read 9 tweets
4 May
Üniversite okumanın geniş kitleler için anlamının kalmadığını neredeyse son 10 yıldan beri dile getiriyorum.

"Geçimlik iktisada" dönüş için covid-19 bir fırsattır.
İnsanın en önemli "devrimci" eylemi "helal ekmek kazanmak" idi; helal yaşamak idi.

Bu yaşamı modern kapitalist işletme toplumuna üniversiteyi işçileşmek için okuyarak elde eden hiç görülmedi.
Tarih boyunca bütün peygamberler "sofra iktidarı" kurdular.
Geleceğin dünyası da çobanların ve çiftçilerin, ahilerin ve bacıların fütüvvet hareketiyle kurulacaktır.
Read 7 tweets
10 Mar
Bir erkek annesine "süt hakkı" nedeniyle, kızkardeşine "aile hakkı" nedeniyle hürmetlidir ve onların iaşesinden, emniyet içinde yaşamasından mesuldür.

Bir erkeğin hayattaki en büyük önceliği kadın değildir. Erdemleridir.
Bir erkeğin en büyük hatası erdemlerini kaybetmesidir.
Kadınlar her zaman kendilerine "çok güzelsin", "senden vazgeçemem" denilmesini ister.

Erkeğin değeri, kadının egosunun tatmininden gelmemektedir. Erdemli ve namuslu erkek en değerli erkektir.
Hz Yusuf'u hatırla.
Kadının peşinde koşarak feta/alp/yiğit/ahi olamazsın.

Kur'an'da erkekler (Ricâlun) erdemleri ile övülmüştür:
"Ne ticaretin, ne de alışverişin kendilerini Allah’ı zik­retmekten asla alıkoy­madığı öyle adamlar vardır" (24: 37).
Read 40 tweets
31 Jan
2008'den beri "şehir" hakkında yazılar yazıyorum.
Bu yazılarda Müslüman filozofların (Fârâbî, İbn Sina, Tusi, Icî) bahsettiği "tedbirü'l menzil-tedbirü'l müdün" kavramına dayanıyorum.

Bu filozoflar için ahlâk, bir şehir teorisidir.
İslâm filozofları için "şehir" meselesi, "ahlâk ilmi" kapsamındadır.

"Muhafazakâr" olduğu belirtilen geniş kesimler ise hem Batı kenti ile geleneksel şehiri aynı şey zannettiler, hem de dindarlığın artışının ahlâklı toplumu varlığa çıkarcağı yargısıyla hareket ettiler.
Dindarlığın alanı ile ahlâkın alanı birbirinden farklıdır.

Allah Resulü "Ben ahlâkı tamamlamak için gönderildim" buyurmuştur. Eğer dindarlıkla ahlâk artsaydı "Ben dindarlığı yaygınlaştırmak için geldim" buyururdu.
Read 9 tweets
14 Jan
"Rızkın onda dokuzu ticarettir."
Türkiye'de dindarlık bu beyana dayanmayan bir aile-geçim-eğitim modelinde ısrar ediyor.
Türkiye'de dindarlığın referansları "Sünnet" değil.

"Kamusal alana dahil olmak istiyorum" mücadelesi ticaretten kopmuş bir dindarlık toplumu inşa etti.
Türkiye'de dindarlık 20 yıl boyunca öğrenci okutmak için 200 bin TL (20 yıl x 10.000) para harcayan sonra da evladı işsiz kaldığı için kahreden şaşkın bir yöneliştir.

Not: Mezun olan öğrencinin kredi borcu da 50.000 TL'dir.
Read 11 tweets
7 Jan
Türkiye'de eğitim, istihdam, aile, konut gibi meseleler "kentleşme süreci engellenemez" gibi bir "kaderci modernleşme anlayışı"yla hayata geçiyor.
Hollanda tarımda Türkiye'den daha gelişmiş durumda. Nüfusu 16 Milyon olan Hollanda'nın yüzölçümü: 41 Bin km2.
Tarım Geliri: 90 Milyar $.
Türkiye'de modernleşme anlayışı eğitim-kentleşme-üretim meselelerini tıkadı.
Nüfus: 82 Milyon, Yüzölçümü: 783 Bin km2. Tarım Geliri:18 Milyar $
Türkiye'de "öğrenci yoksulluğu" denilen bir süreç yaşanıyor.
Bunun nedeni Türkiye'de sağcı-solcu-muhafazakâr bütün kesimlerin eğitim ve kentleşme ezberleridir.
Read 29 tweets
1 Jan
Gençlerin üniversite bitirerek işe girmesinin artık kapalı bir yol olduğuna dair ifadelerime şu itiraz geldi:

"En düşük memur maaşı 4500 TL. Sosyal güvencesi ve özlük hakları var. Özel sektörde bir usta aynı maaşı alsa dahi günde 10 saat çalışır. Sigortası tam yatmaz"
Liseden itibaren bir genç için üniversiteye hazırlık imtihanlarına kadar yaklaşık 100.000 TL harcanıyor.
Bu genç üniversitede de 100.000 TL masraf yapıyor.
Mezun olduğunda 30.000 TL kredi borcu oluyor.
Kısaca lise+lisans+yüksek lisans+işsizlik dönemi toplamda 250.000 TL harcıyor.
Üniversiteye gitmeme kararı alıp bir meslek kazanmayı kendisine hedef olarak belirlemiş başka bir genci ele alalım.

Üniversiteye hazırlanmadığından dersane masrafı yapmayacak. (100.000 TL ailesinde kalacak).

18-28 yaşları arasında asgari ücretten çalıştığını düşünün:
Read 6 tweets
22 Dec 19
20. asrın başında teknoloji ve bilim ithalini toplumsal zaruret gören aydınlar teknoloji-bilimin kendisinde "ahlâk karşıtlığı" görmüyor ve bireysel ahlâkın geliştirilmesini teklif ediyordu.
Said Halim Paşa “Her ferdin mevcut kötülüklerden kendi hissesi kadar mesul olduğunu ve bu kötü durumun, ancak kendisini düzeltmeye çalışması ile ortadan kalkabileceğini kabul ve itiraf etmesi lâzımdır" diyordu.

Böylece ahlâk bireyselleşmişti.
Oysa Farabi-İbn Sİna-Devvani-Tusi gibi düşünürler ahlâkın toplumsal olduğunu yani ferdî bir iç arınmanın toplumu değiştirmeye yetmeyeceğini ileri sürmüştür.

Böylece ahlâk meselesinde İslâm düşüncesi bir ayrışma yaşamıştır.
Read 17 tweets
30 Nov 19
"Def'-i mefâsid celb-i menâfiden evlâdır." ilkesinin günümüzdeki hareket hattı, Müslüman toplumun "evlatlarımızı nasıl evlendireceğiz?" sorusuna cevap vermesiyle çizilebilecektir.
"Def'-i mefâsid" ilkesi, öncelikle Müslüman toplumun zihnindeki "aileyi bitiren kültürel istila"yı yıkmak zorundadır.
Aileyi inşa eden ilkeleriniz yoksa, aileyi kimse yıkmaz, yıkamaz. Kurulamamış bir müessese zaten yıkılamaz.
Read 10 tweets
14 Nov 19
2017 TÜİK verilerine göre Türkiye'de 22 milyon 206 bin hane halkı bulunuyor.

Nüfusun yüzde 91'i çekirdek aile içeren hanehalklarında yaşıyor, bunların yüzde 31'ini ise çocuk nüfus oluşturuyor.
TÜİK 2017 verilerine göre ilk evlenme yaşı erkeklerde 27,7'ye, kadınlarda 24,6'ya çıktı.

Bu veriler Türkiye'de "aile krizi"nin boşanma kaynaklı değil "evlenememe" kaynaklı olarak okunmasını gerektirir.
Eğitim sistemi, mesleki ehliyette üniversiteleri tekel kılmıştır. Bu model ülke nüfusunun aile temelinde teşkilatlanmasını, nüfusun doğumla yeniden üretimini kitlemektedir.

Üniversitelerin gerçek işlevi bilim adamı yetiştirmek olmalı, meslek adamı yetiştirmek olmamalıdır.
Read 5 tweets
14 Oct 19
Dindar bir kişinin İnsan hakları teorisiyle aile kurabilmesi imkân dışı.

Bu ifademi Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi kapsamında değerlendirdiğimizde haklı olduğumuz teslim edilebilecektir.
AİHS
Madde 8- Özel yaşama ve aile yaşamına saygı hakkı
Madde 9 – Düşünce, vicdan ve din özgürlüğü
Madde 14 – Ayrımcılık yasağı

getiriyor.
Kadın ve erkeğin evlendiğini varsayalım.
Akit taraflarından biri dese ki "aile de olsak benim özel bir yaşamım var, buna müdahale etmeyeceksin" insan hakları çerçevesinde bu talebi "haklı"dır. Fakat "geleneksel dindarlık" anlamında bunu aktin diğer tarafına kabul ettirebilir mi?
Read 15 tweets
8 Oct 19
Kavvam kelimesi erkek için ağır mesuliyet demektir.

Modern dindar kadın yazarlar bu kavramı bozmaktadır.
Mezkur kadın yazarlar "biz de para kazanıyoruz, hatta evi geçindiren biziz. O halde erkek artık kavvam değildir" dediler.
Oysa erkeğin kavvamlığı sadece evin geçimiyle ilgili değildir, kadın ve çocukların güvenliği de işin içindedir.

Modern kadın "evi artık biz de geçindiriyoruz" dedikleri anda konut kredisi borçlusu oldu.
Fıkıhta kadın barınağın (konutun) tedariki ile uğraşmaktan muaf tutulmuştur.

Yani, kadın bekâr ise, barındığı evin kirasını/elektriğini/suyunu/yakıtını/gıdasını düşünmez.

Kadın evli ise aynı kalemleri yine düşünmez.
Bu masraflar ve evin tedariki babanın ve kocanın yüküdür.
Read 21 tweets
7 Oct 19
Türk Medeni Kanunu'nun 186. maddesi görünüşte evlilik birliğinde eşler arasında EŞİTLİK ilkesi gereğince düzenlenmiştir.

Ancak bu madde gerçekte kadın erkek eşitliğine aykırı bir düzenlemedir.
TMK 186/2: Birliği eşler beraberce yönetirler.
TMK 186/3: Eşler birliğin giderlerine güçleri oranında emek ve malvarlıkları ile katılırlar.

TMK 186, gerçekte eşit olmayan kadın ve erkeğin evlilik birliği kurabileceğini ikrar etmektedir.
TMK 186'ya göre 5.000 TL maaşı olan kadın, 15.000 TL maaşı olan bir erkekle evlenebilir.

TMK 186 evlilik birliğini "eşitsizler arasında" kurmaktadır.

Medeni Kanun, boşanma davası açıldığında ise madde 236 gereğince erkeğin gelirinin yarısını kadına transfer eder.
Read 50 tweets
5 Oct 19
Nafaka meselesinde bir teklif de şudur: "Boşanma davası açıldıktan itibaren nafaka 5 yıl ile sınırlandırılmalıdır."

Böyle bir davada dava beş yılda neticelenmediğinde nafaka konusu nasıl düzenlenecektir.

Bu nedenle asıl olan TMK 175 "yoksulluk nafakası" hükmünün iptalidir.
"Yoksulluk nafakasının her davada müşterek çocuk olup olmaması hususuna bakılarak hakim tarafından takdir edilmesi gerektiği" de teklif edilmektedir.

Oysa boşanma halinde çocuklara "iştirak nafakası" bağlanmaktadır.
Yoksulluk nafakasının çocuklarla ilişkisi bulunmamaktadır.
Boşanma davalarının en fazla 1 yıl içinde sonlandırılmasını sağlayan bir düzenleme yapılmalıdır.

Boşanmanın feri (ikinci dereceden) sonuçlarını ilgilendiren davalar aynı mahkemede ayrı bir dosya konusu olarak görülmelidir.
Read 22 tweets