How to get URL link on X (Twitter) App
Ablası onun çocukluğunu şöyle anlatıyor: Semra içine kapanıktı, neşeliydi ama şımarık değildi. Çocukluğumuz göçebe gibiydi. 1972’ye kadar ya ana yoktu ya baba, ya Türkiye’de ya da Almanya’daydık. Çocukluk yaşlarının en önemli çağlarında Semra depremli bir hayat sürdü. Semra içli bir kızdı. İçli oluşu yazdığı şiirlerden ve edebiyata düşkünlüğünden de ortaya çıkıyor. Çalışkandı. İlk gittiğimizde Almancası yoktu. O zamanlar Alman okuluna gidiliyordu. Semra önceleri okula pek uyum sağlayamadı. Sağladıysa bile sınıfta en arkada kalan kişi oldu. Annem ve babam kendisiyle yeteri kadar ilgilenemedi. 

Ablası onun çocukluğunu şöyle anlatıyor: Semra içine kapanıktı, neşeliydi ama şımarık değildi. Çocukluğumuz göçebe gibiydi. 1972’ye kadar ya ana yoktu ya baba, ya Türkiye’de ya da Almanya’daydık. Çocukluk yaşlarının en önemli çağlarında Semra depremli bir hayat sürdü. Semra içli bir kızdı. İçli oluşu yazdığı şiirlerden ve edebiyata düşkünlüğünden de ortaya çıkıyor. Çalışkandı. İlk gittiğimizde Almancası yoktu. O zamanlar Alman okuluna gidiliyordu. Semra önceleri okula pek uyum sağlayamadı. Sağladıysa bile sınıfta en arkada kalan kişi oldu. Annem ve babam kendisiyle yeteri kadar ilgilenemedi. 

Dedeme haber gönderiyor, gelin kızınızı alın diye. Dedem bir sabah gelip, biz uyurken annemi alıp gidiyor. Ben 11, kardeşim 8 yaşında. Babam bizi kendi anne ve babasına bırakmak istiyor en başta. Babaannem “al çocuklarını git” deyince, mecbur kalıyor bizi Almanya'ya götürmeye...
Kadir Nurman, 1961 yılında Almanya’ya giden ilk nesil misafir işçilerden biriydi. Önce Stuttgart’ta ardından Berlin’de çeşitli fabrikalarda çalıştıktan sonra 1972’de Berlin’de “City Grill” isimli bir döner büfesi açmaya karar verdi. Ancak dükkanı açtığı yer, istasyonun çok yakınında olduğu için insanlar genelde ayaküstü atıştırmalıklar tercih ediyordu. Nurman da geleneksel olarak tabakta servis edilen döneri, buraya uygun olarak ekmek arası olarak satmaya karar verdi. İçerisine biraz marul, soğan ve domates ekleyip 1,5 marktan satmaya başladı. Önce Türk işçiler daha sonra da Almanlar, dönerin bu tarzını çok sevdi. Açılan dönercilerin sayısı zamanla arttı ve ekmek arasına farklı salata ve sos çeşitleri de eklenince döner Almanya’da bugünkü halini almış oldu.
Öğretmenlerinin yardımıyla deneye katılmak isteyen 8 öğrencinin makyajları yapılır, saçları geçici boyayla boyanır ve Türk öğrencilerden onlara göre kıyafetler temin edilir. Artık her şey tamamlanmıştır. Kırık bir Almanca konuşarak mağazaları gezmeye başlarlar. 



“Bir inşaat firmasında işe başlıyorum. Bana buyrulan ilk iş, öteki işçilerden farkımı ortaya koyuyor. Öyle ya yerimin neresi olduğunu başından bilmeliyim! Tuvaletler temizlenecekmiş! Görevim işçilerin kullandığı en az 1 haftadır tıkalı olan tuvaletleri temizlemek…


Misafir işçilerin büyük kısmı, koşulları ağır olan alt pozisyonlarda çalıştırılıyordu. Ücret konusunda eşit olmayan bir düzen vardı. Misafir işçilerin saatlik ücreti Alman işçilere göre daha düşüktü. Ve yıllık izin süreleri yetersizdi. İzin süresinin 1 haftası yollarda geçiyordu.
Üzerinde bir takım çizgiler vardı, yarım yamalak okuma bilgimle ilk önce Sofya yazısını okudum. Devamında Yugoslavya yazıyordu ve Köln’e kadar uzanan bir güzergâhta devam ediyordu. Dedem vakti zamanında Köln’e giden bir arkadaşından almıştı bu eski zaman navigasyon bilgisini. 😊
Annem hiç dil bilmediği ve korktuğu için bizi kreşe göndermiyor. Sadece zorunlu olduğu için ilkokuldan önce, son 6 ay gidiyoruz. Okula başladığımda neredeyse hiç Almanca konuşamıyor, hiçbir şey anlamıyorum. Ama öğretmenim çok ilgileniyor, göz hizama eğilip benimle özel çalışıyor.
Sınıfa ilk girdiğimde öğrencilerin hepsi ayağa kalktı. Hollandalı öğretmenler şaşırmıştı. Öğrenciler Hollanda’ya geldikleri halde kendi adetlerini unutmamışlardı. Gerçekten okula başladığıma o kadar mutlu oldum ki, sanki Hollanda’da değil Türkiye’de ders veriyormuş gibiydim.
Anneannem yakın komşusu olduğu için müsaade etmiş gitmelerine. Oma’nın Amerika’daki kızı ve damadı da o akşam oradalar. Çocukları olmuyormuş ve meğer Oma annemi onlara göstermek için çağırmış. Bizimkilerin hiçbir şeyden haberi yok. Annem çok uslu ve utangaç bir çocuk…
O dönem resmi mukavelesi olmayan işçiler, Hollanda ve Belçika gibi ülkelerde turist ya da kaçak işçi olarak anılmaktadır. Asıl mesleği hemşirelik olan Diny, işçilerin kalabilmesi için seranın bitişiğindeki bir kulübeyi pansiyon olarak hazırlar.
Annem en sonunda “Bu böyle olmayacak” deyip babamın kesin dönüş yapmasını istiyor. O sırada Ford’da çalışan ve kazancı iyi olan babam, bunun üzerine dönmeye karar veriyor. Ancak tahmin etmediği bir şey oluyor. Yıllar önce boşandığı eski eşi babamdan bir kızı olduğunu söylüyor...
1980’li yıllar “Nazi Rocker”, “Eski Savaşçılar”, “Yabancıları İmha Komandosu” gibi örgütlerin ırkçılığı körüklediği yıllardı. Hemen her gün bir ırkçı saldırı haberi geliyordu. 1984’te Satır ailesinden 7 kişinin hayatını kaybettiği Duisburg yangınının failleri hala bulunamamıştı.
Henüz ambulans gelmemişti ve eli yüzü kanlar içerisinde olan adam yattığı yerden çaresizce etrafına bakınıyordu. Babam hemen arabayı park etti ve birlikte yanına gittik. Yalnız olduğunu öğrendik. Babam adama “senin için ne yapabilirim?” diye sordu.
❝Sağlamlar çürüklerden ayrılıyor. 5 kişiden biri sağlam çıkmıyor. Aralarında 8 yıldır bekleyenler var.❞
Misafir işçilerin büyük kısmı, koşulları ağır olan alt pozisyonlarda çalıştırılıyordu. Ücret konusunda eşit olmayan bir düzen işliyordu. Misafir işçiler 7,15-8,24 mark arasında saatlik ücret alırken Alman işçiler 8,98-10,59 mark arasında kazanıyordu.
Limanda birbirlerini görmüşler ve ilk görüşte aşık olmuşlar. Biraz İngilizce, biraz İtalyanca anlaşmışlar, birlikte şehri gezip dolaşmışlar. Çok geçmeden ayrılık vakti gelmiş. Babam annemin ev adresini alarak vedalaşmış. Annem Rijeka’ya, babam da gemisine geri dönmüş.
Önce Stuttgart’ta ardından Berlin’de çeşitli fabrikalarda çalıştıktan sonra 1972’de Berlin’de “City Grill” isimli bir dönerci açmaya karar verdi. Ancak dükkanı açtığı yer, istasyonun çok yakınında olduğu için insanlar genelde ayaküstü atıştırmalıklar tercih ediyordu. 

