DiasporaTürk Profile picture
Göç ve göçmenlik deneyimleri üzerine yayın, kitap, sergi, söyleşi, atölye ve etkinlikler. Kitap ➡️ 11.Peron / İletişim: info@diasporaturk.org
Ömer BOZDOĞAN 🇹🇷 Profile picture 2 added to My Authors
1 May
#1Mayıs

1973 yılında Köln’deki Ford Fabrikası’nda çalışanların sayısı 35 bine ulaşmıştı. Yunanistan, İtalya, Yugoslavya gibi ülkelerden işçilerin bulunduğu fabrikada en kalabalık topluluğu yaklaşık 12 bin kişiyle Türkiye’den gelen işçiler oluşturuyordu...
Misafir işçilerin büyük kısmı, koşulları ağır olan alt pozisyonlarda çalıştırılıyordu. Ücret konusunda eşit olmayan bir düzen işliyordu. Misafir işçiler 7,15-8,24 mark arasında saatlik ücret alırken Alman işçiler 8,98-10,59 mark arasında kazanıyordu.
Şartların iyileştirilmesini birçok kez fabrika yönetimine iletseler de sonuç alınamamıştı. Türk işçilerin dile getirdiği taleplerden biri de 4 hafta olan yıllık izin süresinin 6 haftaya çıkartılmasıydı. İzin süresinin 1 haftası yolda geçiyordu ve kalan süre yeterli olmuyordu.
Read 14 tweets
10 Feb
❝Annem ve babam 1959 yılında İtalya’nın Trieste limanında tanışmışlar. Annem bir Hırvat… Hırvatistan’ın Rijeka şehrinde yaşarmış. Babam da Türk bir denizciymiş. O yaz babamın çalıştığı gemi Trieste limanına demirlemiş ve aynı günlerde annem de haftasonu gezisi için oradaymış...
Limanda birbirlerini görmüşler ve ilk görüşte aşık olmuşlar. Biraz İngilizce, biraz İtalyanca anlaşmışlar, birlikte şehri gezip dolaşmışlar. Çok geçmeden ayrılık vakti gelmiş. Babam annemin ev adresini alarak vedalaşmış. Annem Rijeka’ya, babam da gemisine geri dönmüş.
Aradan 3-4 ay geçmiş. Bir gün anneannesi evin kapısından anneme seslenmiş: “Maria buraya gel, bir adam seni soruyor.” Annem kapıda babamı görünce hem şaşırmış hem de çok sevinmiş. Babam anneme “Hazırlan seni almaya geldim, Türkiye’ye gidiyoruz.” demiş.
Read 11 tweets
27 Dec 20
1972 yılında Berlin’deki Zoo Tren İstasyonu’nda 17 metrekarelik küçük bir dönerci açan Kadir Nurman, yıllar sonra “ekmek arası dönerin mucidi” olarak anılacağını hayal bile edemezdi. Nurman, Almanya’ya 1961 yılında konuk işçi (gastarbeiter) olarak gitmişti...
Önce Stuttgart’ta ardından Berlin’de çeşitli fabrikalarda çalıştıktan sonra 1972’de Berlin’de “City Grill” isimli bir dönerci açmaya karar verdi. Ancak dükkanı açtığı yer, istasyonun çok yakınında olduğu için insanlar genelde ayaküstü atıştırmalıklar tercih ediyordu.
Nurman da geleneksel olarak tabakta servis edilen döneri, buraya uygun olarak ekmek arası olarak satmaya karar verdi. İçerisine biraz marul, soğan ve domates ekleyip 1,50 marktan satmaya başladı. Önce Türk işçiler daha sonra da Almanlar, dönerin bu tarzını çok sevdi.
Read 10 tweets
26 Dec 20
Hollandalı fotoğrafçı Robert de Hartogh, 1970’li yıllardan itibaren Rotterdam’da yaşayan Türklerin fotoğraflarını çekmeye başladı. Evler, iş yerleri, okullar, kurslar, kermesler ve günlük hayat üzerinden çektiği fotoğraflar bir döneme ışık tutuyor. 🌿 ImageImageImageImage
ImageImageImageImage
ImageImageImageImage
Read 4 tweets
20 Dec 20
❝1969’un 27 Kasım’ında Münih Tren İstasyonu’nda meraklı bir bekleyiş vardı. Güneydoğu Avrupa’dan Almanya’ya gelecek 1 milyonuncu işçi bekleniyordu. Birkaç gün önce Atina ve İstanbul’dan yola çıkan trenlerden hangisi Münih’e önce varırsa 1 milyonuncu işçi o trenden inecekti...
5 yıl önce 1964 yılında Güney Avrupa’dan gelen 1 milyonuncu işçi Portekizli Armando Rodrigues olmuş, kendisine Zündapp marka bir moped hediye edilmişti. Bu kez peronun ortasında, beyaz örtülü bir sehpanın üzerinde üstten kolçaklı Schaub-Lorenz marka bir televizyon bekliyordu.
İlk gelen haberlere göre Atina treni önden geliyordu. Yunan gazeteciler gülümserken, Türk gazeteciler de Sirkeci treni daha önce gelsin diye dua ediyordu. Sirkeci treninin içerisindeki 800 işçinin ise bütün bu olup bitenlerden hiç haberi yoktu.
Read 11 tweets
29 Nov 20
Kerstin, Sonja, Elisa ve Annemarie ismindeki dört arkadaş, 1983 yılında Stern Dergisi’nde çıkan yabancı düşmanlığıyla ilgili bir haberden etkilenerek bir sokak deneyi yapmaya karar verirler. Öğretmenlerine giderek fikirlerini paylaşırlar…
Buna göre kılık değiştirerek Türk çocukları gibi görünecek ve Köln sokaklarında gezerek Almanların onlara karşı davranışlarını gözlemleyeceklerdi. Köln-Holweide Gesamtschule’deki öğretmenler, ortaokul öğrencilerinin bu fikrini beğenir ve onlara yardım etmeye karar verir.
Sınıfta 30 öğrenci vardır. Alman öğrencilerin dışında 4 Türk, 1 İtalyan ve 1 Yugoslav öğrenci bulunmaktadır. Öğretmenler deneye katılmak isteyen 8 öğrencinin makyajlarını yapıp saçlarını geçici boyayla boyarlar. Türk öğrenciler de hazırlanmaları için arkadaşlarına yardım eder.
Read 14 tweets
8 Nov 20
1902 yılında Berlin’de Alman mimar Bruno Möhring tarafından tasarlanan Bülowstraße İstasyonu’nun yıllar sonra “Türksicher Basar” ismiyle bir kapalı çarşıya çevrileceği ve hatta içerisinde Öztürk Serengil ve Neşet Ertaş’ın dükkanlarının bulunacağı kimsenin aklına gelmezdi…
Bülowstraße İstasyonu, Berlin’deki 2 numaralı metro ağının bir durağı olarak Schöneberg semtinde inşa edilir. 2. Dünya Savaşı’nda büyük hasar görse de savaştan sonra onarılarak yeniden işler hale getirilir. Ancak Berlin Duvarı’nın inşasıyla birlikte istasyon hepten kapatılır.
1972 yılında Alman bir iş insanı istasyonu içerisinde mağaza ve dükkanların olduğu alışveriş alanına dönüştürmek ister ancak başarılı olamaz. Bir süre sonra Büyükelçiliğin tavsiyesiyle eski Yeşilçam aktörlerinden olan sonradan Almanya’da ticarete atılan Atalay Özçakır’ı arar.
Read 9 tweets
29 Aug 20
❝Kanımca bendeki yol severliğin temel geni, inşaat ustası dedemin Trakya’daki köyünden kalkıp işçi olarak Fransa’ya gittiği 1973 kışına dayanır. 81’de anneannemi ve üç dayımı yanına aldırır, okuyup öğretmen olmuş tek kızı yani annem, evlenip Türkiye’de kalır... Image
İlk kez 1990 yazında, 4 yaşındayken gittim Paris’e. Hayal meyal anımsıyor ya da çok anlatıldığından ve fotoğraflara çok baktığımdan anımsadığımı sanıyorum. Anneannem Corbeil’de 13. kattaki dairesinde bizi bekliyor, kapıyı açınca her yer mis gibi hamur ve yemek kokuyor. Image
Kim bilir kaç saattir mutfakta… Anneannem besleyerek sevgisini gösterenlerden. Gecenin bir saati torunu istedi diye patates kızartmaktan, oğlunun, kızının canı çekti diye akıtma yapmaktan hiç gocunmaz. Hatta bayılır buna... Image
Read 8 tweets
1 Aug 20
❝12 işçi Köln’de bir pansiyonda kalıyorduk. Bizim pansiyonun en yaşlısı Muharrem abinin okuma yazması yoktu. Bir gün elinde mektupla geldi, ‘Yengen yollamıştır belki şunu bana okur musun Bayram?’ dedi. Bir kıyıya geçtik, mektubunu tane tane okudum. Yenge yollamıştı... Image
Hem dinledi, hem ağladı. Birkaç gün sonra ‘Bir de cevap yazalım Bayram’ dedi. Oturduk iki sayfa yazdık. Gel zaman git zaman bu iş benim üstüme kaldı. İki haftada bir mektup okuyup cevap yazıyorduk. Artık aileden biri sayılırdım, her şeylerini biliyordum.
Son mektupta Muharrem abinin hanımı ‘Sağ olsun bizim komşunun kızı Gülizar ne zaman istesem sana mektup yazıyor’ diye not düşmüş. Meğer yengenin de okuma yazması yokmuş, o da tanıdık birine yazdırıyormuş. Muharrem abi cevabi mektubunda şöyle yazdırdı:
Read 7 tweets
6 Jun 20
Yıl 1974… Hollanda’nın küçük bir kasabasında yaşayan Arie ve Diny van den Beukel çifti, sahibi oldukları domates serasında çalıştırmak üzere işçi aramaktadır. Bir tanıdıkları aracılığıyla Hollanda’da “turist” olarak bulunan Türk işçileri serada çalıştırmaya başlarlar.
O dönem resmi mukavelesi olmayan işçiler Hollanda ve Belçika gibi ülkelerde turist ya da kaçak işçi olarak anılmaktadır. Asıl mesleği hemşirelik olan Diny, işçilerin kalabilmesi için seranın bitişiğindeki bir kulübeyi pansiyon olarak hazırlar.
İlk başlarda el kol işaretleriyle anlaşırken Diny bunun çok zor olduğunu düşünerek işçilere her gün 10 kelime Hollandaca öğretir, kendisi de 10 kelime Türkçe öğrenir. Diny bir yandan da işçilere anne gibi davranmaktadır. Sürekli onlara öğüt vererek bir şeyler öğretmeye çalışır.
Read 11 tweets
24 May 20
1965 yılının ilk günlerinde Köln’deki Türk işçilerinin tatlı bir telaşı vardır. Yaklaşan Ramazan Bayramı için bayram namazını kılacakları geniş ve kapalı bir mekan aramaktadırlar. Düşünüp taşınırken akıllarına birden sürekli önünden geçip gittikleri tarihi Dom Katedrali gelir.
Hem yeterince büyük hem de en nihayetinde bir ibadethane diye düşünürler. Olurdu olmazdı derken inşası 632 yıl süren, Katolik dünyasının en önemli merkezlerinden biri olan Dom Katedrali’nde bayram namazı kılmak için girişimlere başlarlar. Hemen işçilerden bir heyet oluşturulur.
Katedrale giderek isteklerini iletirler ve çok geçmeden talepleri bir şekilde Kardinal Frings Denkmal’a kadar ulaşır. Katedral'de namaz kılınması fikri ilk başta şaşkınlıkla karşılanır, hatta tartışmalar çıkar. Aslında Türk işçiler arasında da bu fikri kabul etmeyenler vardır.
Read 8 tweets
23 May 20
Almanya'nın Eutin kasabasında adı “Damat Meşesi” olan bir ağaç, her yıl birçok ülkeden yazılmış yüzlerce aşk mektubuna ev sahipliği yapıyor. Kendi posta adresi olan dünyadaki tek ağaç olan meşenin şimdiye kadar evlenmelerine aracılık ettiği çift sayısı 200’den fazla... ImageImageImage
1890 yılında kasabada yaşayan Minna adındaki genç kız Wilhelm adında bir çikolata üreticisine aşık olur. Ancak Minna'nın babası görüşmelerine izin vermez. Wilhelm bir çözüm düşünür ve ormandaki en büyük ağaç olan meşenin üzerindeki açık bir oyuğa mektupları bırakmaya başlar. Image
Kız onun mektubunu alırken kendi mektubunu da oyuğa bırakır. Bir süre bu şekilde haberleştikten sonra kızın babası nihayet izin verir ve 1891'de meşenin gölgesinde evlenirler. Çiftin hikayesi kulaktan kulağa yayılınca birçok yerden meşe ağacına mektuplar yazılmaya başlar. Image
Read 12 tweets
10 May 20
Tüm annelerimizin Anneler Günü kutlu olsun... 🌼🌼🌼 #AnnelerGünü Image
❝Kırsalda yaşayanlar bilir, çöpünüzü gününde çıkarmazsanız o çöp iki hafta daha bekler. Yine öyle bir çöp gününde annem çıkarmayı unutmuş ve sabah çöp kamyonunun sesini duymuş. Birden pencereden feryat figan annemin o efsane cümlesi süzüldü: Ich bin Çöpp...❞ 😊 (Derya Kolenko) ImageImage
❝Babam Zürih’ten bir bant göndermiş, oradaki günlerini anlatıyor. En son diyor ki “Hanım arka yüzünü yalnızken dinle” Sonra herkes odasına çekiliyor. Gece annemin sessizce ağladığını duyuyorum. Babam anneme bir şarkı söylüyor: Bilsen uzaklarda kimler ağlıyor...❞ (Şilan Tirman)
Read 6 tweets
26 Apr 20
1964 yılında Almanya’ya işçi olarak giden Osman Kalın, yıllar sonra “Berlin Duvarı’na ev yapan adam” olarak anılacağını tahmin bile edemezdi. İlk yıllarda Stuttgart ve Mannheim’da çalıştık sonra 1980 yılında Berlin’e taşınmıştı Kalın ailesi.
Osman Kalın, bir süre sonra Berlin Duvarı’nın kıyısında küçük bir araziyi gözüne kestirmiş, burayı atıklardan temizleyerek meyve sebze ekmeye başlamıştı. Arazi aslında Doğu Almanya’ya aitti ancak duvarın inşası sırasında arazinin şeklinden dolayı bu bölüm batı kısmında kalmıştı.
Tünel kazdığını sanan Doğu Almanya askerleri çok geçmeden yanına gelmiş, onun ne yaptığını anlayınca da arkalarını dönüp gitmişti. Araziden çıkmasını isteyen Batı Berlin polisleriyle tatsızlık yaşasa da bir süre sonra iki taraf da durumu kabullenmişti. Osman Kalın devam ediyordu.
Read 11 tweets
11 Apr 20
2012 yılında Berlin’de bir kafede garsonluk yapan Avustralyalı Zoe Spawton’un, her sabah aynı saatte kafenin önünden geçen ve sıradışı kıyafetler giyen yaşlı adamı fark etmesi çok uzun sürmemişti.
“Star Ali” olarak bilinen Ali Amca o zamanlar 83 yaşındaydı ve 44 yıl önce Berlin’e gelmişti. Emekli bir doktordu ve 10 yıldır Berlin’de terzilik yapıyordu. Ali Amcanın yalnızca kıyafetleri değil kendine özgü “çalımlı” yürüyüşü de Zoe’nun dikkatini çekmişti.
Star Ali, kırmızı, mavi, yeşil ve hemen renkteki takım elbisesi, askeri kamuflajı, spor kıyafetleri, şapka, çanta ve takılarıyla farklı bir sokak tarzına sahipti. Soranlara kendine özgü ve içinden geldiği gibi giyinmeyi sevdiğini söylüyordu.
Read 6 tweets
4 Apr 20
Alman gazeteci Günter Wallraff, 1983 yılında sıra dışı bir iş yapmaya karar vermişti. Kılık değiştirip 2 yıl boyunca Türk işçisi "Ali Levent Sinirlioğlu" takma adıyla işçi olarak çalışacak, böylece göçmen işçilerin çalışma şartlarını yakından görmüş olacaktı.
Küçük ve kısa süreli işlerin dışında McDonald's ve Thyssen gibi büyük işletmelerde de iş bulacak, ilaç geliştirme laboratuvarında üzerinde ilaç denenen insanların arasında yer alacak ve göçmen işçilerin yaşam koşullarını “En Alttakiler” isimli kitabında anlatacaktı.
Siyah bir peruk ve lens taktı. Türk bir babanın Yunanistan’da büyüyen oğlu olarak Türkçesinin az olduğunu söyleyecekti. Ve gazeteye ilan verdi. “Sağlam ve yapılı yabancı işçi iş arıyor. Ağır ve pis işlerde çalışırım. Ücret önemli değil.” İlk bulduğu işlerden biri inşaat işiydi:
Read 12 tweets
10 Nov 19
❝70’lerin sonuna doğru Almanya’ya işçi olarak gidiyor babam. Orada kalmak için Alman bir kadınla evleniyor, sonra ayrılıyor. Bir süre sonra İzmir’de yaşayan annemle severek evleniyor. Ancak vize çıkmadığı için annemi Almanya’ya götüremiyor. Biri İzmir’de, biri Berlin’de...
Annem en sonunda “Bu böyle olmayacak” deyip babamın kesin dönüş yapmasını istiyor. O sırada Ford’da çalışan ve kazancı iyi olan babam, bunun üzerine dönmeye karar veriyor. Ancak tahmin etmediği bir şey oluyor. Yıllar önce boşandığı eski eşi babamdan bir kızı olduğunu söylüyor...
Babam bir yandan inanamıyor, bir yandan bu durumu anneme nasıl açıklayacağını düşünüyor. Kızın kendinden olup olmadığını anlamak için DNA testi yaptırıyor ve kızın babası olduğu kesinleşiyor. Durumu anneme anlatıyor ve annem herhangi bir sorun çıkarmıyor...
Read 9 tweets