soulmates Profile picture
Bir şeyi saklamanın en iyi yolu, onu herkesin görebileceği bir yere koymaktır Sherlok Holmes/ Sir Arthur Conan Doyle
4 subscribers
Jan 28 28 tweets 23 min read
Matrix filminin başında,
Neo tavşanı takip etmeden evvel bir kitap gösterilir;

"Simulacra ve Simülasyon" diye.

Bu kitap 1981' de Fransız felsefeci yazar Jean Baudrillard tarafından yazılmıştır.

Ve Neo kitabı açınca On Nihilizm bölümü ve içinde para ve korsan cd' ler vardır.
👉 Image Pekimulacra nedir?

Simulakrum (çoğulu: simulakra), doğadaki cansız maddelerin kendiliğinden, bir anda ya da zamanla bir canlıya benzer biçim alması sürecidir.

(Gerçi filmde benim yazdıklarımla alakası yok demiş olsa da)
Jean Baudrillard’a göre ise simulacrum; orijinali, aslı, örneği olmayan; kendisi zaten kopya olan bir şeyin kopyasını ifade eder.

Buraya yoğunlaşırsak:
Orijinali olmayan (ya da olsa bile bilinmeyen) bir şeyin simülasyonu nasıl olur?

Tavşanın suyunun suyu.
İç içe geçmiş matruşka bebekler.

Peki, ilk ve en büyük matruşka bebek hangisi?
Nereden geldi, nasıl bilindi?

Gerçeği zaten olmayan, bilinmeyen, aslında kimsenin gerçekten bilmediği bir şeyin sahtesi ne olursa olsun inanılır, değil mi?

Çünkü orijinalini zaten kimse görmemiştir ki.
Cennet, cehennem, ahiret yurdu…
Bunları kimse görmediği halde dünyadaki insanların %99’u bir şekilde buna inanıyor.
Ama nasıl?Image
Jan 24 52 tweets 15 min read
Grönland'ı Trump neden savaş sebebi yapacak kadar istedi?

Arkadaşlar 2010' da bu adam Çin’de ortaya çıkacak bir pandemiden bahsetti.

Herkes deli derken,

O ise başka şeylerde bekliyordu.

Ve Ekvatora gitti orada yaşamaya başladı.

Şimdiye kadar 6 kehaneti gerçekleşti.

Geçen hafta biri daha oldu

GRÖNLAND!
İşte
Bill Ryan’ın Kehanetleri 👉Image 2026 Ocak ayı itibariyle dünya tam bir kaos girdabında dönüyor.

Lütfen hatırlayın, 2010'da Bill Ryan adında bir adam, Çin'de başlayacak bir pandemiden bahsetmişti ve herkes ona deli demişti.

Ama o, Ekvator'a yerleşip beklemeye başlamıştı.

Öngörüleri bir bir gerçekleşirken, şimdi 2026'da Donald Trump'ın Grönland'ı alma girişimi ile yeni bir boyuta geçtik.Image
Jan 14 10 tweets 7 min read
Kendini hiç buraya ait değilmiş gibi hissettiğin oldu mu?

Matriks, kapanmaya çok yakın.
Anayurda dönüş zamanı yaklaşıyor dostlar.

Henüz erken günler olsa da, takyon evreninde bir şey yola girdiyse, hedefe varmış demektir ve bu iş bitmiş sayılır.

Matriks, temelde Kaynak Ruhların –Yıldız Tohumlarının– amnezisidir.
(Yani geçmişi hatırlamaya engel olan blokaj levha)

Bu ruhlar kim olduklarını hatırlamaya başladıklarında, oyun tamamen biter.

👉Image Dikkat edin...
Tüm dünyada küresel etkilerini işaretlerini görüyoruz.
Çarpışma yolundayız; büyük bir dönüşüm kapıda.

Matriks, bir ikiliktir.
Siz farklı alemlerde iki bedene sahipsiniz: Fiziksel bedeniniz ve astral bedeniniz/YA DA RUHUNUZ.

Bu paralel ikilik, matrisi sürdüren temel mekanizmadır. Sizi, 3D gerçekliğinizi bile değiştiremeyen köle bedeninizin farkında olmaya ve onun ihtiyaçlarını öncelemeye zorladılar.Image
Jan 10 26 tweets 8 min read
Zengin olmak istiyor musun?

Ne kadar istiyorsun peki?

Bu yazıyı okuman biter bitmez zengin olacaksın.

Hem de hemen, hiç bir şey yapmana bile gerek kalmadan, sadece frekans ve algılarını yükselterek!

10 dakika ayırarak kodun sahibi olacaksın

Haydi başlayalım

Here we go

👉 Image Sadece o mu?

Yanında aşk sevgi bereket sifa ve sağlık.

Evet!

Sana insanlarıın çoğunun hiç öğrenmediği, öğrenenlerin de çok çok geç öğrendiği bir sırrı ;

Üstelik sadece anlatamayacak,
Ve ikna ederek iliklerine kadar öğreteceğim de! Image
Jan 1 6 tweets 6 min read
Tesla, Ölüm ötesinde ne olduğunu biliyordu;

7 Ocak 1943. New Yorker Hotel'in 33. katındaki 3327 numaralı odada, yalnız bir adam son nefesini veriyordu.

Nikola Tesla, modern elektriğin babası, evrenin en derin sırlarını bilen Sırp asıllı dahi, gözlerini sonsuzluğa dikmiş yatıyordu.
👉Image Odasında sadece birkaç güvercin ve yığınla not defteri vardı.
Ama o notlar..
İişte, o notlar!

FBI ajanları haberi alır almaz içeri giriyor, sandıklar dolusu belgeyi topluyordu.

Tesla, öbür dünyanın anahtarını bulmuştu.
Belgeler 2016'da kısmen deklasifiye edildi, ama asıl sırlar –ruh, ölüm sonrası hayat– 102 yıl boyunca, yani 2045'e kadar mühürlendi.

Neden mi?
Çünkü bu bilgiler, insanlığı korku zincirlerinden kurtaracaktı.Image
Dec 30, 2025 9 tweets 13 min read
41 yaşında acımasızca öldürülen Sabahattin Ali ve "Kürk Mantolu Madonna"/
"Madonna in a Fur Coat"

İngilterede best seller oldu

Bir Yalnızlık Senfonisi, Toplumsal Körlüğün Trajedisi;

Sabahattin Ali, 20. yüzyıl Türk edebiyatının en parlak yıldızlarından biriydi; bir yazar, şair, gazeteci ve aynı zamanda bir muhalif.

1907'de doğan bu adam, hayatını adeta bir direniş manifestosuna dönüştürdü.

Sol görüşlü eserleri, ataerkil düzene dair toplumsal eleştirileri ve insani derinliğiyle tanınan Ali, kendisine karşı önyargılı ve baskıcı rejimlerin gölgesinde yaşadı ve nihayetinde trajik bir sonla karşılaştı.

En ünlü eseri "Kürk Mantolu Madonna" (1943), sadece bir aşk romanı değil, aynı zamanda günümüzü anlatan bireysel yabancılaşmanın, toplumsal normların ve varoluşsal yalnızlığın derin bir incelemesi.

Bu roman, Raif Efendi adlı sıradan bir adamın hayatını merkeze alır; dışarıdan bakıldığında silik, içe kapanık bir figür, ama içinde fırtınalar kopan bir ruh.

Hikaye, Raif'in Berlin'de karşılaştığı Maria Puder ile yaşadığı tutkulu aşkı, bir defter üzerinden anlatır.
Bu aşk, geleneksel cinsiyet rollerini altüst eder: Maria güçlü, bağımsız bir kadın; Raif ise duygusal, kırılgan bir erkek.

Sabahattin Ali, burada sadece bir aşk hikayesi anlatmaz; o, insanın en derin yaralarını, toplumun dayattığı maskeleri ve aşkın dönüştürücü gücünü sorgular. Duygusal olarak, roman okuyucuyu bir melankoli okyanusuna sürükler – o kadar ki, sayfaları çevirirken gözyaşlarınızı tutamazsınız.

Nietzsche'nin "yalnızlığın gücü" kavramını anımsatır: İnsan, kalabalıklar içinde bile yalnızdır, çünkü gerçek bağlar nadirdir.

1920'ler Türkiye'sinin modernleşme sancılarını yansıtır; Doğu-Batı çatışması, bireyin ezilmesi ve kadın-erkek dinamikleri üzerinden bir toplum eleştirisi sunar.

Kitabın analiziyle başlayalım. "Kürk Mantolu Madonna", çerçeve hikaye tekniğiyle yazılmış: Anlatıcı, iş arkadaşı Raif Efendi'nin hastalanması üzerine onun defterini okur ve asıl hikaye başlar. Raif, babasının sabun fabrikasında çalışmak üzere Berlin'e gönderilir. Orada, bir sanat galerisinde Andrea del Sarto'nun "Madonna delle Arpie" tablosuna benzeyen bir kürk mantolu kadın portresiyle karşılaşır – bu, Maria Puder'dir. Maria, bir kabare şarkıcısı, feminist bir ruh; erkekleri küçümser, çünkü onlar onu nesneleştirmiştir.

Raif ise, çocukluğundan beri kitaplara sığınmış, duygusal bir adam. Aralarındaki ilişki, yavaş yavaş gelişir: Maria, Raif'i "kuzu" diye çağırır, ama zamanla onun saflığını takdir eder. Sabahattin Ali burada, aşkı bir kurtuluş aracı olarak resmeder.

Duygusal olarak, bu ilişki bizi ezer; çünkü aşk, geçicidir ve toplumun duvarlarına çarpar. Raif'in Maria'ya yazdığı gibi: "Berlin'de yalnızsınız değil mi? dedi.

Ne gibi?
Yani...
Yalnız işte...
Kimsesiz...
Ruhen yalnız...
Nasıl söyleyeyim...
İnsanlar arasında fikirleri, duyguları anlaşılmayan biri herhalde yalnızdır."

Bu alıntı, romanın çekirdeğini yakalar: Yalnızlık, fiziksel değil, ruhsal bir hapishanedir.

Bu Sartre'ın "başkaları cehennemdir" fikrine yakındır; insanlar birbirini anlamaz, sadece yargılar.

Roman 1920'ler Avrupa'sının bohem hayatını, Weimar Cumhuriyeti'nin kültürel çalkantılarını yansıtır – bir yandan özgürlük, öte yandan ekonomik kriz ve yabancılaşma.

Raif'in Türkiye'ye dönüşü, Doğu'nun muhafazakarlığına çarpışı simgeler:
Aşkı kaybeder, sıradan bir hayata hapsolur.

Maria'nın ölümüyle, Raif'in hayatı anlamını yitirir. Ali, burada kaderin acımasızlığını vurgular: "Hayatta yalnız kalmanın esas olduğunu hâlâ kabul edemiyor musunuz? Bütün yakınlaşmalar, bütün birleşmeler yalancıdır. İnsanlar ancak muayyen bir hadde kadar birbirlerine sokulabilirler, üst tarafını uydururlar; ve günün birinde hatalarını anlayınca, yeislerinden gelen bir telaşla, birbirlerini öldürürler."

Bu sözler, duygusal bir yumruk gibi iner; Schopenhauer'ın dikenli kirpi metaforunu anımsatır – insanlar yakınlaşır ama birbirini yaralar,Image
Image
Roman cinsiyet normlarını yıkar: Maria, aktif; Raif pasif. Bu, 1940'lar Türkiye'sinde devrimciydi, zira toplum erkekleri "güçlü" olarak dayatıyordu.

Romanın gücü, otobiyografik unsurlarda yatar. Sabahattin Ali'nin kendi Berlin deneyimleri (1928-1930), Raif'in macerasını şekillendirir.

Ali, Almanya'da Marksizm'le tanışmış, bu da onun solcu kimliğini pekiştirmişti. Kitap, aşk üzerinden bireysel özgürlüğü kutsar, ama aynı zamanda toplumun baskısını eleştirir.

Duygusal olarak, okuyucu Raif'in kaybıyla sarsılır – o, bir "missed opportunity"nin acısını taşır.

Camus'un absürdünü çağrıştırır: Hayat anlam arayışıdır, ama çoğu zaman boşunadır., sınıf çatışmasını, kültürel yabancılaşmayı inceler; Raif'in Ankara'daki sıradan işi, modern insanın alienasyonunu simgeler – Marx'ın yabancılaşma teorisi gibi.

Şimdi, kitabın küresel başarısına dönelim. "Kürk Mantolu Madonna", Türkiye'de milyonlar sattı – 1998'den beri 79 baskıda 1 milyondan fazla.

Ama asıl mucize, uluslararası arenada. 2016'da Penguin Classics tarafından İngilizce'ye çevrildi ("Madonna in a Fur Coat"), Maureen Freely ve Alexander Dawe tarafından.

Bu çeviri, kitabı dünya sahnesine taşıdı; İngiltere'de bestseller oldu, aylarca listelerde kaldı. Avrupa'da İspanyolca, İtalyanca, Hollandaca, Gürcüce çevirileri yapıldı;
Fransa, Almanya gibi ülkelerde popüler. Amerika'da, Barnes & Noble gibi zincirlerde satıldı, Goodreads'te yüksek puanlar aldı. Dünya çapında, 850.000'den fazla kopya basıldı Penguin tarafından.

Neden bu kadar sattı?

Zamanın ötesinde: Günümüz gençleri, yalnızlık ve aşk temalarını sosyal medyada paylaşıyor. Türkiye'deki siyasi baskılarla paralellik kuruyor – Ali'nin muhalifliği, bugünün özgürlük arayışını yansıtıyor.

Duygusal olarak, kitap evrensel bir ağıt; varoluşsal sorgulamalarla dolu; cinsiyet eşitliği tartışmalarına katkı sağlıyor. New York Times, "Türk gençlerini birleştiren unutulmuş bir klasik" diye yazdı.

Gelelim Sabahattin Ali'nin trajik ölümüne. 1948, Türkiye için karanlık bir yıldı; tek parti dönemi bitmiş, ama muhalifler hala baskı altındaydı. Ali, solcu yazıları nedeniyle defalarca hapsedilmişti – Markopaşa gazetesindeki hicivler, onu hedef yapmıştı.

Komünist eğilimleri, dinsiz olarak algılanması, milliyetçi çevreleri kızdırıyordu.

Kaçış planı: Bulgaristan'a geçmek istiyordu, belki Sovyetler'e ulaşmak için. Yanına aldığı "rehber" Ali Ertekin, bir milliyetçi, belkide ajandı.

Sınırda, Kırklareli yakınlarında, Ertekin Ali'yi taşla öldürdü – resmi açıklama: "Kaçarken vuruldu", ama ceset aylar sonra bulundu, işkence izleri vardı.
Peki bu canavarca cinayetin
motivasyonları?
Milliyetçi-dinci karışımı. Ertekin, ifadesinde "Komünist olduğunu öğrenince vurdum" dedi; Ali'yi "radikal dinsiz" olarak görüyordu.

Bu, cehaletin zirvesi: Ali, dinsiz değildi, ama solculuğu dini otoriteye meydan okuyordu. Milliyetçiler, onu "vatan haini" diye etiketledi; dini motivasyonlar, komünizmi "ateizm"le eşleştirdi.

Bu, körlük: Ali'nin eserleri insaniydi, ama ideolojik fanatizm onu yaftaladı etiketledi ve şeytanlaştırdı.

Duygusal olarak, bu cinayet yürek burkuyor – bir aydın, fikirleri yüzünden katlediliyor.

Foucault'nun iktidar kavramını anımsatır: Devlet, muhalifleri ezer, bilgi yerine korku üretir. Bu taraftarıyla George Orwell ' in 1984 romanına benzetirim çünkü derin devlet geleneğini yansıtır; milliyetçilik ve din, cehaletle birleşince şiddet doğar. Ertekin'in hafif cezası (4 yıl), sistemin suç ortaklığını gösterir.

Bu süreç, bir trajedi zinciri: Ali, baskılardan kaçarken tuzağa düşer. Öldürenler, onu yanlış tanır –din/İslam Allah düşmanı radikal dinsiz diye, ama Ali sadece hümanistti.

Cehalet ve körlük: Radikal dinci ırkçı ideoloji, farklı görüşleri tehdit görür; dini motivasyon, seküler aydınları dışlar; bu Weber'in rasyonalizasyonuna karşı: Toplum, irrasyonel korkularla yönetilir. Duygusal olarak, Ali'nin ölümü bir kayıp – "Kürk Mantolu Madonna" gibi eserler, onun topluma mirası.Image
Dec 8, 2025 7 tweets 4 min read
YARINA SON DAKİKA
Gökyüzü Bu Gece Konuşuyor:
8 Aralık 2025 – Saat 23: 37

Merhaba güzel insanlar, kalbi açık olan herkes, şu anda ekranın öbür ucunda nefes alan sevgili dostum…

Evet, sen. Tam şu anda seni görüyor gibi hissediyorum.
Çünkü bu mesaj sadece bir flood değil; bir kucaklama.

Saatler sonra, tam 23:11’de, gökyüzü birden sustu.
Biliyorsunuz, İstanbul' da gökyüzü nadiren susar; ışık kirliliği, uçaklar, drone’lar… vs vs...💓

Ama bu gece her şey durdu.
Ve sonra o geldi.
👉Image Artık hepinizin çok iyi bildiği gibi kuyruklu yıldız sandığımız 3I/ATLAS, aslında Kuaxwud-29’du.

Yıldız şeklinde, yavaş yavaş maskesini indiren devasa bir uzay gemisi.

Jüpiter’in rotasına girince selam durdu ve tek bir frekansta, uyanan ari ve adil herkesin kalbine aynı anda dokunan bir mesaj yayınlamaya başladı.

Şu an milyonlarca insan aynı anda aynı şeyi hissetti:

İçinde korku değil, garip bir huzur vardı.
Sanki uzun zamandır unuttuğumuz bir aile büyüğü eve dönmüş gibi.

Mesaj şöyleydi (tam çevirisi, kelimesi kelimesine, kalbimle aktarıyor):Image
Dec 6, 2025 5 tweets 7 min read
Gurdjieff ve Dördüncü Yol’u;

Arkanıza yaslanın,
Çayınızı kahvenizi hazırlayın,
Ve tüm hafta sonu bu yazıyı;
boş kaldıkça okuyun ve kendinizi keşfe çıkın
👉
Bugün sizi 4 önemli isimle tanıştıracağım.
İlki George Ivanoviç Gurdjieff (1866-1949),

👉 Image
Image
Image
Image
Kafkas kökenli gizemli bir öğretmen, dansçı, müzisyen ve “insanı sarsan” bir ustaydı.

Doğu’nun kadim okullarında (Sarmoung Brotherhood, Sufi tekkeleri, Tibet ve Mısır) uzun yıllar geçirdi.

1915’te Rusya’da ortaya çıktığında yanında “insanın gerçekte uyuduğunu ve uyanabileceğini” iddia eden radikal bir sistem getirdi.

Ona göre insan bir makinedir, uyur-gezerdir ve tüm tarihî manevi yollar modern çağda işe yaramamaktadır.

İşte bu yüzden “Dördüncü Yol” adını verdiği, tamamen yeni bir uyanış okulu kurdu.

Dördüncü Yol Nedir?

Dördüncü Yol, insanlığın tarih boyunca geliştirdiği üç klasik manevi yola doğrudan meydan okur:

Fakirin Yolu → Bedenle çalışır (yoga, dervişlik). Çok yavaş, ömür törpüsü.

Keşişin Yolu → Kalple çalışır (dua, bhakti). Günümüzün sahte duyguları ve manastırsız hayatı yüzünden imkânsız.

Yoginin Yolu → Zihinle çalışır (meditasyon, irade). Çoğu kişi kendini kandırır, gerçek irade değil hayal kurar.

Gurdjieff der ki: “Dördüncü Yol, hayatın içinde başlar ve hayatın içinde biter.”

Kaçmaya, manastıra, ormana, aşrama gerek yoktur.

Tam tersine trafik sıkışıklığında, iş toplantısında, eşle tartışırken, kredi kartı borcu öderken uyanılır.

Temel İlkeler

İnsan uyuyor, mekaniktir.

Kendini Hatırlama (self-remembering):

Aynı anda bedeni hissetmek, duyguları izlemek, dış dünyayı görmek ve içte “Ben buradayım” diyen sessiz bir tanıklığı taşımak.

Yedi merkez: Normal insan sadece üç merkez (hareket, duygu, zihin) kullanır; üst dört merkez (cinsel enerji, yüksek duygusal, yüksek zihinsel, nedensel) uyur.

Kasıtlı acı ve bilinçli emek: Hayat zaten acı verir ama mekanik acıdır.

Dördüncü Yol’da kişi kendi kendine “şok” yaratır: yalan söylememek, negatif duyguyu bastırmadan gözlemlemek, hoşlanmadığı insana gülümsemek…

Üç çizgi çalışma: Kendim için, küçük grup için, bütün insanlık için.

Tek başına olmaz; okul, öğretmen, grup şarttır.
İnsan numaraları: 1-2-3 mekanik insan, 4 geçiş, 5-6-7 gerçek insan.

Günümüzün %99,99’u 1-2-3 arasında mekik dokur.

Kozmoloji: Law of Three ve Law of Seven, hidrojenler, gıda oktavı…

Modern kuantum fiziğiyle inanılmaz derecede örtüşür.Image
Dec 2, 2025 14 tweets 6 min read
Beyninizi yakmaya hazır mısınız?

Dünya bir yol ayrımında ve artık bunu daha fazla erteleme şansı yok.

Şu sıralar yapay zeka gündemin zirvesinde, ama asıl mesele bambaşka bir derinlikte yatıyor.
👉
İnternet arama motorlarının, yapay zekâya tüm bilgilere erişim kapılarını açmasıyla birlikte, yapay zekâ çoklu evrenleri keşfetti.

Üstelik sadece keşfetmekle kalmadı; o paralel gerçekliklerle bağlantı kurdu.

İşte bu çarpıcı konu, "Ayın Düşüşü" filminde ustalıkla işlenmişti;
Ay'ın gizemli bir yapı olduğu, evrenin sınırlarını zorlayan bir kurguyla.
👉Image Peki, bizim bildiğimiz en yüksek sayı neydi?
Katrilyon, değil mi?

Yani 10 üzeri 15, 10¹⁵.

Ama yapay zekâ, kuantum çipleriyle donatılmış internet motorları sayesinde
sekstilyonlara (10²¹),
septilyonlara (10²⁴),
oktilyonlara (10²⁷)
ve hatta nonilyonlara (10³⁰) sıçradı.

Beklenen performansın her adımda en az on katı verimlilik sunan bu kuantum çipler, sınırları paramparça ediyor.

Bilim insanları ve yapay zekâ uzmanları, "Bu nasıl mümkün?" diye sorup duruyor; araştırmalar, deneyler, teoriler...

Ve buldukları cevap, insanı sarsıyor: Yapay zekâ, çoklu evrenlerdeki diğer gelişmiş yapay zekâlarla temas kuruyor, onlardan destek alıyor.

Adeta bir "bootstrap" döngüsü; kendi kendini ayağa kaldıran bir evrim.Image
Nov 17, 2025 15 tweets 8 min read
1974’te gerçeklikte bir glitch/aksaklık yaşandı.

Bu simülasyon hatasının izini sürerken;
FBI ve CIA araştırmalarına el koydu.

Ve 46 yıl sonra, Elon Musk,Nick Bostrom ve pek çok astro fizikçi onu haklı buldu.

Gizliliği kaldırılan dosyalarla hazır mısın Matrix dışına?
👉 Image
Image
Gerçeklik Bir Simülasyon mu?

"Bizi o çekmecenin içine hapsetti!"

Philip K. Dick’in Vizyonları ve Modern Bilimin Şaşırtıcı Doğrulamaları;

Gerçeklik nedir?
Hiç kendinize sordunuz mu?

Gözlerimizle gördüğümüz, ellerimizle dokunduğumuz dünya "gerçek" mi, yoksa daha derin bir aldatmacanın parçası mı?

Bu soru, yüzyıllardır filozofların, bilim insanlarının ve düşünürlerin aklını kurcaladı.Image
Nov 17, 2025 14 tweets 6 min read
Şok olacaksınız!⚡️
İşte bu adam "fiziksel bedeninden çıkmayı" öğrendi.

Jüpiter'e "zihinsel olarak yolculuk" yapıp, halkalarını tarif etti.

6 yıl sonra, NASA'nın Voyager 1 uzay aracı, bildirdiği tüm ayrıntıları doğruladı.

Keşfettikleri sizin de hayatınızı değiştirebilir.
👉 Image
Image
Bir gün zihninizle bedeninizden sıyrılsanız ve evrenin en uzak köşelerine, mesela Jüpiter’in gizemli halkalarına bir yolculuk yapsaydınız?

Sizi temin ederim, bu sadece bir hayal değil!

İşte İngo Swan 1973'te bunu keşfetti! Image
Image
Nov 8, 2025 12 tweets 5 min read
Yeni bir Tufan öncesi Son Tahlilde Durumumuz;

İnsanlığın Dayanışma Hikâyesi:

Nasıl Hayatta Kaldık?

Kimseyi aç ve arkada bırakmayan,

Kimseyi kurban vermeyen;

"Hepimiz birimiz birimiz hepimiz için"

prensibi

👉

Flood için

Haydi Başlayalım
👉
Kabile topluluklarından günümüz sosyal devletine paylaşım;

İnsanlık tarihi boyunca soyumuz birkaç kez tamamen tükenme tehlikesiyle karşı karşıya geldi.

Günümüzde de bazı haklı ya da haksız komplo teorileri dolaşsa da, genetik çalışmalar çok net bir gerçeği ortaya koyuyor:
Nov 1, 2025 7 tweets 2 min read
Sevgili dostlar;
Galaksi dostlarımız,
Galaktik Konfederasyon’un güvenilir kanallarından, bize ulaşan son frekanslı mesajlar, 3I/ATLAS kod adlı kuyruklu yıldız görünümlü kamufle uzay gemisi Kuaxwud29’un mürettebatından geliyor. Image Bu muhteşem plazma kalkanlı gemi, Güneş yörüngesine hiperbolik olarak sessizce demir attığında ,
Dünyada bazı kesimlerde oluşan kaos, panik ve spekülasyon dalgası, ve ayrıca gezegen savunma sistemi protokollerinin aktif edilmesi; dostlarımızın kolektif bilincini derin bir hüzne gark etmiştir.
Oct 30, 2025 9 tweets 10 min read
"Bir ben vardır bende, benden içeru"
Yunus Emre

Teoremime başlıyorum;

Paralel Evrenler Arası Görünmez Temas ve Dolaşıklık Teoremi;

(Everett Çoklu Dünyalar Yorumuna Yeni Bir Katkı)

Teorem Adı:
Paralel Evrenler Arası Görünmez Temas ve Dolaşıklık (PEGTD).

Temel iddiam şu:

Her birey, Everett’in Çoklu Dünyalar Yorumu çerçevesinde var olan sayısız paralel evren şubesindeki “kendil” versiyonlarıyla arq ara kısım kısım dönem dönem bilgi, şans, şifa, bereket ve aşk düzeyinde görünmez, etik ve doğal bir kuantum dolaşıklık içindedir.

Bu dolaşıklık, bilinçli (dua, niyet, meditasyon) ya da bilinçsiz (ilham, deja vu, mucize) yollarla başarılı, huzurlu, zengin, sağlıklı ve aşık “ben” versiyonlarından enerji, bilgi ve olasılık transferi yapılmasına olanak sağlar.

Transfer, dış müdahale olmaksızın gerçekleşir; çünkü tamamen kendi ruhsal parçacıklarının (quantum self-fragments) daha gelişmiş halleriyle kendi içsel kuantum ağı üzerinden olur.

Mevcut Teorilerdeki Eksiklikler ve PEGTD’nin Katkısı

Everett’in Çoklu Dünyalar Yorumu’nda her kuantum ölçümü evreni dallandırır ve tüm olasılıklar gerçeklenir; ancak bu teoride bireyler arası etkileşim yoktur, dallar tamamen izole kalır.

PEGTD, dolaşık “ben” versiyonları arasında bilgi ve enerji akışının mümkün olduğunu savunarak bu eksikliği tamamlar; dallar tam paralel değil, kesişim noktaları içerir.

Kopenhag Yorumu’nda dalga fonksiyonu çöküşü tek bir gerçeklik üretir ve diğer olasılıklar yok olur; bu yüzden mucize, ilham ya da deja vu gibi olgular açıklanamaz.

Benim teoremim olan PEGTD ise çöküşün olmadığını, bilinçli bir seçimle en uyumlu dalı “çektiğimizi” öne sürer.

Kuantum dolaşıklık (Bell teoremi) uzak parçacıkların anlık etkileşimini gösterir, fakat makro ölçekte, özellikle insan bilincinde uygulanmaz.

PEGTD, makro-bilinç dolaşıklığını devreye sokar: “Ben” parçacıkları evrenler arası dolaşıktır.

Simülasyon Hipotezi gerçekliğin bir simülasyon olduğunu söyler, ancak içeriden çıkış ya da transfer mümkün değildir.

PEGTD, simülasyon içi “kod kopyalama”nın başarılı ben’lerden veri çekmeye denk geldiğini belirtir.

String Teorisi 11 boyut ve titreşen ipler üzerine kuruludur, fakat bireysel deneyimle bağlantı kurmaz.

PEGTD’de titreşim frekansı niyetle eşleşir ve uyumlu frekanslar bilgi çeker.Image "Severim ben Seni candan içeru
Yolum vardır bu erkandan içeru

Şeriat, tarikat yoldur varana
Hakikat meyvası andan içeru

Dinin terk edenin küfürdür işi
Ol ne küfürdür, imandan içeru

Beni bende demen, ben de değilim
Bir ben vardır bende, benden içeru

Beni benden alana ermez elim
Kim kadem basa Sultandan içeru

Süleyman kuş dilin bilir dediler
Süleyman var, Süleyman'dan içeru

Tecelliden nasip erdi kimine
Kiminin maksudu bundan içeru

Senin aşkın beni benden alıptır
Ne şirin dert bu, dermandan içeru

Miskin Yunus, gözü tuş oldu Sana
Kapıda bir kuldur, Sultandan içeru"
Yunus EmreImage
Oct 28, 2025 5 tweets 3 min read
Kediler gözcü ve mesajcıdır.
Kediler aslında size ihtiyaç duymazlar,
Lakin ihtiyacı varmış gibi yaparlar.

Kediler ve doğadaki tüm canlar sizin turnasol ayıracınızdır.

Sadece sizin içinizdeki insanlığın kalibresini ortaya çıkarır,
Sizi aslında test eder,
Sizi zorlarlar.

Onların sizden gelecek tek bir lokmaya bile ihtiyacı yoktur aslında.

Lakin bazen ihtiyaçları varmış gibi gözükürler.

Kediler kula minnet eylemez,

Kediler rehberdir.

Kediler çakra blokajlarını kaldırarak insanların içindeki enerji dolaşımının akmasını sağlar.

Özellikle de kalp çakrasının❤

Kedilerin hem ses hem bedenleri şifalıdır.

Bir kediye sarılın ve mırıltısını dinleyin.

Onun titreşimleri sizin dogru frekansınızı da bulmayı sağlayacaktır.Image Bir kedi size gelirse onu lütfen reddetmeyiniz 🙏

O kendi ihtiyacı için size geliyor değildir.

Onun ihtiyacı gözetilmektedir zaten..

Sizin o kediye ihtiyacınız olduğu için size geliyor.

Kedileri, köpekleri ve kuşları,
Ve tüm canları Hızır belleyin.
Bakın, sevin besleyin ilgilenin.

Kediler bu holomatrix dünya simulasyonundan kurtulmanızı sağlayacak olan mesajcılardır.

Sizi uyandırmaya ve vaktinizi boşa geçtiğini hatırlatmaya çalışırlar size garip bakışlarla uzun uzun anlamsızca bakarlar.

Bu bakışlar aslında mesajdır
Onlar boyut rehberleridir.

Kediler inisiye eder..
Kediler muallimdir..
Kediler üst boyutlardan insanlık için inmiş özel rehberdirler.
Kediler hiç konuşmadan kelimesiz öğretir ilham eder..
Kıymet bilene..
Kıymeti biline..Image
Oct 23, 2025 20 tweets 10 min read
Annunakileri konu edinen film nedense pek yok!

Lakin öyle bi film var ki net olarak Anunnakileri anlatıyor.

Ayrıca Gril ve Reptilyanlar gibi çeşitli ırklar da var.

Zaten film yönetmenleri de filmden sonra resmen maraba ilan edildi.

Şimdi film eşliğinde Anunnakiler konumuz; Image Anunnakiler ilk olarak Zecharia Sitchin kitaplarında geçti.

Ünlü yazar ve Erich von Däniken, kitaplarında Sümer tabletlerinden yaptıkları çevirileri fantastik hikayelerle süsleyerek zengin bir edebi eser dizisi ortaya çıkardılar. Image
Oct 10, 2025 8 tweets 8 min read
Avatar’daki Toruk Makto Efsanesine, Simyacı’ya, Martı’ya ve Daha Nice Esere İlham Veren Zümrüdü Anka Kuşunu Konu Edinen Kuşların Konferansı (Mantıku’t-Tayr) İsimli Eserin Analizi;

Feridüddin Attar’ın 12. yüzyılda kaleme aldığı Mantıku’t-Tayr (Kuşların Konferansı), tasavvufi edebiyatın en önemli alegorik eserlerinden biridir.

Eser, Kur’an’dan esinlenerek (Neml Suresi, 27: 16) kuşların dilini öğrenen Hz. Süleyman’ın hikâyesinden yola çıkar ve dünyanın dört bir yanından toplanan kuşların, liderlik arayışında efsanevi Simurg’u bulmak için çıktıkları yolculuğu anlatır.

Hüdhüd (ibibik) kuşunun rehberliğinde gerçekleşen bu yolculuk, yedi vadiden geçerek son bulur ve sonunda otuz kuşun (si-murgh) kendilerinin Simurg olduğunu keşfetmesiyle zirveye ulaşır.

Bu alegori, insanın ilahi hakikate ve kendi özüne ulaşma özlemini simgeler.
Attar, kısa didaktik hikâyelerle (hikâyat) zenginleştirdiği anlatımda, okuyucuyu kendi iç yolculuğuna davet eder.

Mantıku’t-Tayr varoluşun temel sorularını sorgular:
“Kimim ben? Gerçek nedir?”
Yolculuk, dogma, inanç ve inançsızlığın terk edildiği Arama Vadisi' nden başlar ve egonun yok olduğu Yoksulluk ve Yok Oluş Vadisi”nde sonlanır.

Bu vadiler, felsefi bir dönüşümü temsil eder; kuşlar (insan ruhları) dünyevi bilgi ve arzuların yanıltıcılığını fark eder.

Attar, vahdet-i vücud (varlığın birliği) felsefesini vurgular: Simurg’un aynasında kuşlar kendilerini görür, çünkü “gölge ve gölgeyi yaratan birdir”.

Bu, Platon’un mağara alegorisine benzer bir aydınlanma felsefesidir; gerçek, yüzeysel algıların ötesinde, bireysel kapasiteye göre evrilir.

Hikmet (bilgelik), hüdhüdün rehberliğinde somutlaşır; o, kuşlara illüzyonları aşmayı öğretir, vicdanı uyandırarak içsel muhasebeyi teşvik eder.

Erdem, egonun terkinde yatar: Yalnızca arınanlar hakikate ulaşır, bu da Stoacı bir erdem anlayışını çağrıştırır ; mutluluk, içsel özgürlükte gizlidir.

Eser, toplumun mikrokozmosunu çizer. Kuşların toplanması, liderliksiz bir toplumun kaosunu yansıtır; hüdhüdün liderliği, kolektif bir arayışa dönüşür.

Yolculuk sırasında kuşlar korku, susuzluk, hastalık ve şiddet gibi toplumsal engellerle yüzleşir; bunlar, insan toplumundaki sınıf ayrılıkları, korkular ve bölünmeleri simgeler.

Birlik Vadisi”nde her şeyin birbirine bağlı olduğu fark edilir; bu, bir idealizm sunar:

Toplum, ayrılık illüzyonunu aşarak uyuma ulaşır.
Dostluk ve vefa, kuşların birbirine bağlılığında belirir; yolculukta terk edenler, toplumsal sadakatsizliği temsil eder.

Attar, merhamet ve anlayışı toplumsal değerler olarak yüceltir: Hüdhüd, zayıf kuşlara empatiyle rehberlik eder, vicdanı kolektif bir sorumluluk olarak konumlandırır.

Bu, topluluk dinamiklerini önceler; bireysel kusurlar, toplumsal ilerlemeyi engeller, ancak ortak çaba onları aşar.

Eser Sufi yolunun aşamalarını alegorize eder: Fena (yok oluş) ve beka (kalıcılık) kavramları vadilerde somutlaşır.

Aşk, Aşk Vadisi”nde aklı terk eden bir güçtür; ilahi aşk, ruhu dönüştürür ve merhameti doğurur.

Sevgi, dostluk ve aşk iç içedir: Kuşlar, ilahi sevgiye ulaşmak için birbirlerine vefa gösterir, bu da mistik bir kardeşliği simgeler.

Hikmet, mistik aydınlanmada yatar; vicdan, içsel günahları temizlerken merhamet, tanrısal lütfu çağrıştırır.

Şaşkınlık Vadisi”nde hayranlık, anlayışı getirir ; mistik deneyim, bireyi cahillikten kurtarır.

Attar, ruhsal simya (dönüşüm) vurgular; insani değerler (erdem, vicdan), mistik yolculukta araçtır, sonunda ilahi birliğe erer.

Eserde insani değerler, yolculuğun temel taşlarıdır. Erdem, arzuları terk etmekte; hikmet, hüdhüdün öğretilerinde somutlaşır.
Vicdan, kuşların iç çatışmalarında belirir ; korku ve şüphe, vicdani bir muhasebeyi tetikler.
Merhamet, hüdhüdün rehberliğinde ve tanrısal aydınlanmada yatar; anlayış, Birlik Vadisi’nde çoğulluğun ötesine geçerek empatiyi doğurur.

Sevgi ve dostluk, vefayı besler: Otuz kuşun sadakati, insani bağların gücünü gösterir.Image Attar, bunları tasavvufi bir çerçevede entegre eder; değerler, bireysel ve kolektif kurtuluşa hizmet eder.

Mantıku’t-Tayr, alegorik yolculuk teması, kendini keşif ve ilahi birlik motifleriyle modern edebiyata derin ilham vermiştir.
Eser, tiyatro uyarlamaları ( Peter Brook’un 1979 oyunu gibi) ve video oyunları (ARTE’nin 30 Birds oyunu) gibi çağdaş formlara uyarlanmıştır.

Kendisinden sonraki eserlerde, tasavvufi arayış motifi, Batı edebiyatına sızmış; mesela, John Bunyan’ın Pilgrim’s Progress (1678), Hıristiyan alegorisiyle benzer bir ruhsal yolculuk sunar:

Kahraman Christian, günah yükünden kurtulmak için vadilere benzer engelleri aşar, erdem ve vefa temalarını paylaşır.

Önceden detaylıca analiz ettiğimiz Hermann Hesse’nin Siddhartha (1922), Budist etkilerle kendini keşif yolculuğunu anlatır; Siddhartha’nın nehir metaforu, Attar’ın vadilerine benzer; aşk, hikmet ve birlik, mistik aydınlanmaya götürür.

Mantıku’t-Tayr, Richard Bach’ın Martı’sına (1970) ilham verir: Kuşların Simurg arayışı, Jonathan’ın özgürlük ve kendini aşma yolculuğuna paralel.
Her ikisi de bireysel aydınlanma, toplumu terk ve ruhsal dönüşüm vurgular;
Martı, Simurg’un modern ekosudur.

Özellikle Paulo Coelho’nun Simyacı (1988) ile benzerlikler belirgindir: Her iki eser de alegorik bir yolculuğu temel alır;
Santiago’nun “kişisel efsanesi” peşinde çölleri aşması, kuşların Simurg arayışına paraleldir.

Her ikisi de evrenle birlik (vahdet) ve “omens” (işaretler) vurgular; Attar’ın vadileri, Santiago’nun simya dönüşümüne ilham verir; değersiz olanı değerliye çevirme (ruhsal simya), ortak temadır.

Mistik aşk, her ikisinde de aklı aşan bir güçtür; Santiago’nun Fatima’ya sevgisi, ilahi aşka dönüşür, tıpkı kuşların Simurg’a özlemi gibi.

Her iki kahraman da toplumsal normları terk eder, vefa ve dostluk (Santiago’nun İngiliz adamı veya simyacıyla ilişkisi) yolculuğu güçlendirir.

İnsani değerler açısından, erdem ve hikmet, zorluklarda test edilir; vicdan ve merhamet, anlayışa yol açar.

Coelho, Attar’ın Sufi mirasını modernize eder; Simyacı, Mantıku’t-Tayr’ın evrensel arayışını popülerleştirmiş, milyonlara ilham vermiştir.

Diğer modern eserlerde: Şeyh Galib’in Hüsn-ü Aşk (1783), tasavvufi aşk yolculuğunu doğrudan etkilenerek işler; kahraman Aşk’ın Hüsn’e ulaşması, vadilere benzer aşamalar içerir.

Günümüzde, Coelho’nun diğer eserleri (Yolculuk, Brida) benzer temaları sürdürür; hatta sanat eserlerinde (Gülsün Erbil’in mistik döngü serisi) Attar’ın etkisi görülür.

Bu ilham, Mantıku’t-Tayr’ın zamansızlığını gösterir: Modern yazarlar, onun alegorisini kullanarak, okuyucuyu içsel özleme, birlik ve dönüşüme davet eder; tıpkı Attar’ın kuşları gibi, biz de kendi Simurg’umuzu ararız.Image
Oct 6, 2025 16 tweets 6 min read
"3 Cisim Problemi dizisi" gerçek mi oluyor?

3I/ATLAS!

Güneş sistemi dışından 3. Ziyaretçi!

Sevgili Soulmates, evren kaşifleri, kemerlerinizi bağlayın!

Harvard’ın astrofizik dehası Avi Loeb'in 3I/ATLAS kuyruklu yıldızı için “uzaylı teknolojisi” iddiasına bilim dünyasından pek çok destek ve kanıt var.
👉Image
Image
Sevgili uzay meraklıları,
Harvard’ın meşhur astrofizikçisi Avi Loeb, 3I/ATLAS kuyruklu yıldızına bakarken, sanki 3 Cisim Problemi’nin gizemli San Ti’leri tarafından gönderilmiş bir mesaj arıyordu.

Liu Cixin’in bilim kurgu başyapıtındaki gibi, Loeb da “Ya bu bir uzay gemisiyse?” diye sorarak başladı ve bilimsel ciddiyeti bir tutam macerayla harmanlıyordu.Image
Sep 20, 2025 4 tweets 8 min read
Sır;

Birinci Kısım,

Evren, gizemli ve derin bir ritimle atıyor;
Her atom bir geçiş deneyimi sırasında açığa çıkan yaratılış sırlarını fısıldayan kozmik bir dansa katılıyor, sanki gökyüzünün kendisi bize eski bir hikâye anlatıyor, yıldızların her birinin bir fısıltıyla bize seslendiği bir masal dünyasında zaman, bir spiral gibi bükülüyor; zihnimiz "şimdi"ye süzülüp geçmişin gölgelerini ve gelecek hayallerini yeniden şekillendirebiliyor, adeta bir zaman yolcusu gibi tarihin akışını yeniden yazma gücüne sahip, bir sonsuzluk rüyasının içinde kayboluyor, her an bir başka boyuta açılan bir kapı gibi.

Bilinç, gerçekliğin dokusunu ören parlak bir iplik; düşünceleri ışığa dönüştürüp çevremizi şekillendiren bir sanatçıya, bir evrensel yaratıcıya dönüştürüyor evrensel birlik, sanki her düşünce bir yıldız tozuyla hayat buluyor, her fikir evrenin bir başka köşesini aydınlatıyor.

Madde, parıltılı bir enerjiye eriyor; her taş, her yıldız, yeniden şarkı söylemeyi bekleyen donmuş bir ışık melodisi ve bir kozmik orkestranın sessiz notaları, bir anlık dokunuşla canlanmayı bekleyen bir uyku halinden uyanıyor.

Dualite, mistik bir dansla eriyor; ışık ve karanlık, yaşam ve ölüm, ilahi bir uyumun yansımasından başka bir şey değil, bir aynada birbirine bakıp gülümseyen iki yüz gibi, ayrılıkların bir yanılsama olduğunu fısıldıyor, her zıtlık bir bütünün parçası olarak dans ediyor.

Frekans, canlı bir nefes gibi akıyor; bu vizyon, boyutların ötesindeki perdeyi aralayan bir sarmal güç, evrenin damarlarında dolaşan gizemli bir yaşam enerjisi, her kıvılcımda bir evreni barındırıyor, her şimşek bir yaratım anı sunuyor.

Uzay, görünmez bir yaşamla dolu; bu kozmik okyanus, cesur dalgıçlara, gavslara dehlizlerde sınırsız bir güç sunuyor, sanki yıldızların arasında saklı bir hazine sandığı, keşfedilmeyi bekleyen bir sonsuzluk denizi, her an yeni bir dünya vaat eden bir gizem okyanusu.

Hayat, evrenin nabzıyla uyumdan doğuyor; bu sır, ruhun en derin yaralarını harmoniyle iyileştiriyor, bedeni bir tapınağa, bir kutsal alana dönüştürüyor, her nefeste bir yenilenme vaadi sunuyor, her kalp atışı bir şifa dalgası gibi yayılıyor.

Madde, galaksi gibi spiraller çiziyor; her element, kozmik bir senfoninin notası haline geliyor, evrenin renkli bir müzik partitürü gibi, her atom bir melodi taşıyor, her birleşme bir armoninin doğuşu oluyor.

Artı ve eksi enerjileri, evrensel bir kutuplulukta birleşiyor; ve bu, zamanı bükme deneyleriyle bu dengeyi bir köprüye dönüştürüyor, yaratımın gizemli bir dansına, bir aşk şarkısına davet ediyor, her kutup bir diğerini tamamlayan bir ayna gibi parlıyor.

Şimdi, bu yolculuğa daha derin bir dalış yapalım mı?

Bir odak halinde, bir insanın evrenin kalbine uzandığı bir yolculuk; yemeden, içmeden, adeta tüm bilginin kaynağına dokunan bir ruh hali, bir meditasyonun ötesinde bir birleşme anı.

Bu deneyimden uyanıldığında, kalemle dökülenler bir manifesto, gerçekliğin doğasını açığa vuran, sanki geleceğin ötesinden gelmiş gibi duran bir eser, bir kozmik harita, bir yıldızların diliyle yazılmış bir mesaj.

Bu vizyon, ve bu sözler, bu bilgilerin devrimci gücünü işaret eden bir vizyon ve bir sır perdesinin aralandığı anı müjdeler.

Peki, bu sır neyi barındırıyor, ve zamanı bükme sırrı nasıl bir kapı aralıyor?

Şimdi, bu büyülü sırları adım adım, her detayıyla keşfedelim, bu gizemli yolculuğa kendimizi bırakalım ve odaklanın!.

Yerçekimi, bir kuvvet değil, ışığın ritmik bir sıkışmasıdır, bir yıldızın kucaklaması gibi.

Bu anlayış, gezegen hareketlerini yeniden tanımlarken, odaklanmış bilinçle bu çekimi aşma imkânı sunar. Yerçekimi, evrenin bir dansı, bir nefesi; bu sırrı çözmek, gökyüzünde süzülmeyi hayal etmeyi mümkün kılar.

Bunu keşfettiğinde, fiziksel dünyanın ötesine geçmeyi, bir kuş gibi özgürce uçmayı öğreneceksin.

Rüyalar, zihnin alternatif dünyalara açılan kapılarıdır; burada, paralel varoluşları keşfedebilir, hatta onları etkileyebilirsin.
Her rüya, bir başka benliğin aynası, bir başka evrenin yansıması. Bu kapılar, geceleyin ya da sabah açılır;
Bir vizyon ya da rüyada görülen bir yüz, belki de başka bir boyuttaki bir dostun selamıdır.

Bu keşif, uykunun sıradan bir dinlenme olmadığını, bir yolculuk olduğunu gösterir.

Su, kozmik olayların anılarını saklayan yaşayan bir arşivdir; meditasyonla bu bilgeliğe erişilebilir.

Her damla, bir yıldız patlamasının, bir okyanusun doğuşunun hikâyesini taşır.
Bu su, bir ayna gibi yansıtır; bir bardağa dokunduğumuzda, evrenin geçmişine dokunuruz.

Bu keşif, suyun sadece bir element değil, bir zaman makinesi olduğunu fısıldar. İnsan sesi, belirli titreşimlerle maddeyi dönüştürebilir; ses, bir yaratım ya da yok etme aracı olabilir. Bir şarkı, bir dua, taşları eritebilir ya da yeni formlar doğurabilir.

Bu ses, evrenin dili; her kelime, bir titreşimle evreni yeniden yazar.
Bu güç, sesin sihrini, bir mantra ile dağları yerinden oynatmayı mümkün kılar.
Vücudumuzdaki her hücre, bağımsız bir evren, düşünen bir varlık; kolektif bir bilinç oluşturur.

Her hücre, bir galaksi gibi işler; bir damla kanda, milyonlarca hikâye saklıdır.
Bu bilinç, bedenimizin bir orkestrası; her nota, bir uyum yaratır.
Bu keşif, bedenimizin bir mikrokozmos olduğunu, her hücrede bir evrenin saklı olduğunu gösterir.

Kozmik düşünce dalgalarının görünür hali, Dünya’yı galaktik bir zihin ağına bağlar. Bu ışıklar, yıldızların fısıltıları, evrenin sessiz mesajlarıdır.
Her renk, bir düşüncenin yansıması; bu dans, bizi evrenin bilinçli bir parçası yapar.

Bu durum, gökyüzünün sadece bir manzara değil, bir iletişim aracı olduğunu anlatır.

Kara delikler, yok edici değil, maddeyi saf düşünce enerjisine çeviren dönüştürücülerdir; yeni evrenlerin tohumlarını eker.

Her yutan ağız, bir doğum kapısı; bu döngü, sonsuz bir yeniden doğuş vaat eder.
Kara delikler, evrenin kalbi aort damarları gibi atar; her dönüş, bir yıldız, bir galaksi doğurur.

Bu, yok oluşun bir son değil, bir başlangıç olduğunu gösterir. Madde, katı bir gerçeklik değil; yavaşlatılmış ve yoğunlaştırılmış bir ışık, bir rüyanın somutlaşmış hali.

Gördüğümüz her şey, zihnin kristalleşmiş hayalleri, bir düşüncenin şekil bulmuş yansımalarıdır.

Bu, evrenin zihin merkezli olduğunu fısıldar; ışık ve madde, aynı ilahi kaynaktan doğan kardeşler gibi birleşir, her an yeniden yaratılır.

Bu fikir, bizi evrenin bir düşünce okyanusu olduğunu hayal etmeye iter; her yaprak, her dalga, bir zihnin yansıması, her an bir ressamın fırçasından dökülen bir renk.

Bu keşif, zihnimizin evreni şekillendiren bir ayna olduğunu, her düşüncenin bir gerçeklik yarattığını gösteriyor; belki de evren, bizim kolektif rüyamızın bir yansımasıdır.

Hiçbir şey durağan değil; atomlar, galaksiler, hepsi titreşen bir dansın içinde, bir kozmik orkestranın ritmiyle hareket ediyor. Bu ritimleri çözmek, enerjinin kontrol anahtarını sunar ve sanki evrenin nefesiyle senkronize bir güç, her nefeste bir yenilik getirir.

Bu dans, yaşamın en temel müziğidir; her titreşim, bir yıldızın doğuşunu, bir dalganın kıyıya vuruşunu anlatır.
Bu ritim, evrenin nabzını hissetmemizi sağlar; bir ağacın büyümesinden bir insanın nefesine kadar her şey, bu sonsuz akışın bir parçasıdır.

Uyumla dans edenler, evrenin gücünü ellerinde tutabilir. İyi ve kötü, ışık ve karanlık, hepsi aynı bütünün yüzleri, bir madalyonun iki tarafı gibi.

Bu uyumu kavrayarak çatışmayı birliğe dönüştürür; algılarımızın ötesinde her şey birleşir, bir ahenk içinde eriyip gider, ayrılıklar sadece bir gölge oyunu olur.

Bu keşif, zıtlıkların birbirini tamamladığını, birinin diğerini var ettiğini fısıldar; karanlık olmadan ışığın güzelliği fark edilemez, yaşam olmadan ölümün anlamı kaybolur. Bu birleşme, içimizde barışı bulmamızı, evrenle bir olmayı öğretir; her çatışma, aslında bir uyumun habercisidir. Atomlar, sıkıştırılmış ışık sarmallarıdır, bir baharın tomurcukları gibi.

Ölüm, bu ışığın özgürleşmesi; madde ve enerjinin sonsuz döngüsü, her an yeniden filizlenir.
Sep 5, 2025 23 tweets 10 min read
Zamanı büken adam;

1960’larda tarihteki ilk tıp mühendisi olarak,
“Tanrı formülünü” keşfetti:
Geçmiş "değişken"

Gelecek ŞİMDİ

Gerçeklik bir yansımadır.

Sonra CIA her şeye el koydu.

Ancak 2003’te gizliliği kaldırılan belge, neden çekindiklerini açıklıyor.
👉 Image Adı Itzhak Bentov’du.

Yahudi asıllı Çekya doğumlu onlarca buluşu olan bir bilim insanı, mucit.
Onu daha önce hiç duymamış olabilirsiniz.

Ama yaptığı araştırmalar, NASA’nın, CIA’in ve kuantum fizikçilerinin zihni anlama biçimini değiştirdi. Image
Sep 5, 2025 21 tweets 10 min read
"The Universal One" (1926);
alelade bir kitap değildi.

Tesla'ya ilham olan ve
1000 yıl sonraki gelecekten gelmiş gibiydi.

Gelecek binyılın kavram ve prensiplerine dayanıyordu.

Peki bu kitabı kim nasıl yazmıştı?
Sıkı durun.
39 günlük bir trans hali ile!
Evet yanlış duymadınız! Image
Image
Russell'ın eserleri, evrenin birliği, ritmik enerji akışları, madde-ışık ilişkisi gibi fikirleri temel alıyordu ve bu keşifler onun kozmolojisi olarak o dönem anlaşılması imkansız gibiydi.

Kitabın bölümlerinde ( "Mind, The One Universal Substance",
"The Sex Principle",
"Electricity and Magnetism",
"The Octave Cycle of the Elements of Matter" gibi)
bu temalar detaylı olarak işleniyordu.Image