Bir şehre, hele de İstanbul'a küsülür mü? Atatürk küsmüştü. İstanbul'a ilk kez 13 Mart 1899'da gelen Atatürk, Harbiye Mektebi'nde okurken, yani tam beş yıl İstanbul'u "çok sevmişti". Öyle ki Zeuve Alman Birahanesi'nde ilk birasını içmiş,
2/11 İngiliz Can Paşa'nın lokantasında yemek yemiş, Taksim Bahçesi'nde müzik dinlemiş, Adalar'da çamların altında sabahlamış, Alemdar mesiresinde rakısını yudumlamış, Mercan'daki Altın Makas Terzihanesi'nde ilk kurmay subay elbisesini diktirmişti.
3/11 1905'te Şam'daki 5. Ordu'ya stajyer olarak atanmasıyla ilk kez İstanbul'dan ayrılan; 1909, 1910, 1912, 1913, 1915, 1917, 1918'de yedi kez İstanbul'a gelip uzunlu kısalı kalan Atatürk 16 Mayıs 1919'da Bandırma Vapuru ile dokuzuncu kez ayrılışından sonra İstanbul'u ilk kez
4/11 Ankara'nın resmen başkent ilan edilmesinden (13 Ekim 1923) bir yıl sonra 12 Eylül 1924 günü, Mudanya'dan hareketle Boğaz'dan geçen Hamidiye Zırhlısı'nın güvertesinden bakmış ancak karaya inmeden Karadeniz'e geçmişti. Bir çatanayla zırhlıya ulaşıp Atatürk'ün huzuruna çıkmaya
5/11 çalışan İstanbul Şehremini (vali-belediye başkanı) Ali Haydar (Yuluğ) Bey'i kabul etmemesi hem heyette hem şehirde şok etkisi yaratmış, Atatürk'ün İstanbul'a küskün olduğuna büsbütün inanılmıştı. Bunun üzerine kimi vatandaşlar Ankara'ya protesto telgraflar çekmişlerdi.
6/11 Hilafetin ilgasının arifesinde 5 Şubat 1924'te İzmir'de topladığı İstanbullu gazetecilerin davetini de; 22 Eylül 1925'te 500 kadar İstanbullunun Kınalıada Vapuru ile Armutlu'ya gelip Ertuğrul Yatı'nda dinlenen zatına bağlılıklarını bildirip şehre davetlerini de;
7/11 31 Mayıs 1926'da Bursa'da iken İstanbul'dan gelen heyetin davetini de karşılıklıksız Atatürk'e kendilerini affettirmekten ümidi kesen İstanbullular 3 Ekim 1926'da Sarayburnu'nda açılan Atatürk Heykeli için Şehremini Emin (Erkul) Bey'e çekilen telgrafla yeniden ümitlendiler.
8/11 Telgrafta "Heykeliniz, minnet ve şükran hisleriyle çalkalanan İstanbul çocuklarına mutaf-ı mukaddes oldu" deniyordu.Nihayet 1 Temmuz 1927'deki ziyaret yıllar süren küskünlüğe nokta kondu. Bu ziyaretin hazırlıkları aylar önce başlamış, kent baştan başa temizlenmiş, süslenmiş,
9/11 "Büyük Gazi","Büyük Münci","Halaskar Gazi" pankartlarıyla bezenmişti.O gün,neredeyse tüm halk ayaktaydı. Ertuğrul Yatı'ya Boğaz'a girmesi beklenen Atatürk'ü karşılamak için tüm sahiller tıklım tıklım dolmuş, Şirket-i Hayriye vapurları, takalar insan hevenkleriyle örülmüştü.
10/11 Atatürk Dolmabahçe rıhtımına çıktıktan sonra şehirde şenlikler sürerken Atatürk bazen otomobille, bazen tramvayla, bazen yaya şehri dolaşmış,Tokatlıyan Hanı'nda Karabet Efendi ile kahve içmiş,Lebon Pastanesi'nde dondurma yemiş,Göksu ve Çırçır mesirelerini ziyaret etmiş;
11/11 Taksim Bahçesi'ne,Taksim gazinolarına gitmiş, Moda Deniz Kulübü'nde yelken yarışları izlemiş, balolara katılmıştı.Bu ziyaret küllenen aşkını canlandıracak,30 Eylül 1927'de İstanbul'dan ayrıldıktan sonra şehre 23 kez daha gelecek, aylarca kalacak, hayatı burada sonlanacaktı.
• • •
Missing some Tweet in this thread? You can try to
force a refresh
6 Kasım 1914'te 118 bin kişilik 3. Ordu'nun Rusları Köprüköy’de durdurmasıyla başlayan Sarıkamış Harekatı 4 Ocak 1915'te Rusların 9. Kolordu’dan kalan 200 subay, 100 asker, 20 makineli ve 30 dağ topunu teslim almasıyla sona ermişti.
2/25 8 Ocak 1915 günü savaşın kaybedildiğini nihayet idrak eden Enver Paşa, Albay Hafız Hakkı Bey’i "Paşa" yapıp iki kolordudan kalanları “Sol Kanat Ordusu” adıyla toplayarak başına geçirdikten sonra 8 Ocak günü İstanbul'a gitmek üzere Erzurum’a doğru yola çıktığı sırada
3/25 Ruslara esir düşen teğmen Tahsin (İybar), Birinci Kafkas Tümeni Komutanı General Baratof ile aralarında geçen konuşmayı anılarında şöyle anlatmıştı:
“[Baratof:] Sarıkamış üzerine yaptığınız bu hareketi bir türlü anlayamadım.
İlk kez 1964'te Hacı Bektaş Dergahı'nın açılışı ile başlayan, 1970’lerde sol rengi belirginleşen, 1980’lerde apolitikleşen, 1990’larda tekrar politikleşen, 2000'lerden itibaren devletin patronajı altına alınan
2/13
Hacı Bektaş Şenlikleri'ne alternatif olarak bu yıl ilk kez 16–17–18 Ağustos tarihlerinde yapılacak olan 62. Ulusal ve 36. Uluslararası Hacı Bektaş Veli Anma Törenleri ve Kültür ve Sanat Etkinlikleri'nin programını👆 inceledim.
Gözüme ilk çarpanlar:
3/13
"Saat 11.00'de Atatürk Anıtı'na çelenk sunma, saygı duruşu ve İstiklal Marşı."
Kadim bürokratik ritüel: Halkın belli bir nizam içinde devletlilerle (vali, kaymakam, yargıç...) uzaktan bakışabildiği tek mekan olan Cumhuriyet meydanı, oraya daha Tek Adam yaşarken dikilen
CUMARTESİ ANNESİ Emine Ocak'ın vefatı dolayısıyla "gözaltında kaybetmek" diye yumuşatarak tarif ettiğimiz suç tipinin faili olanları, bırakın cezalandırmayı, adlarını dahi öğrenememiş olmamızdan hareketle "cezasızlık" tarihimize gözatalım dedim.
2/25 Lozan Affı
Cezasızlığın miladı bu ülkenin kurucu metni. Kasım 1922-Temmuz 1923 arasındaki Lozan Barış Görüşmeleri boyunca, 1915 Ermeni Tehciri’nin “uygarlığa karşı bir meydan okuma” olduğu söylenmiş, Ermenilerin çektiği “acılara”, başına gelen büyük “felaketlere” değinilmiş
3/25 ancak sonunda 1 Ağustos 1914 ile 20 Kasım 1922 arasında işlenmiş bütün “suçlar” af kapsamına alınarak “Ermeni tabusu”nun ilk ilmeği atılmıştı. Böylece daha önce yerel nitelikteki suç ortaklığı, uluslararası müttefiklerle pozisyonunu güçlendirmiş oluyordu.
1/15 ALKIŞ ALAYLARI
Eski Türkçe alkamak “övmek, medh ü senâ etmek; şükretmek, hamdetmek” kökünden gelen ve Kâşgarlı Mahmud'un Peygamber’e getirilen salavat anlamında da kullandığı "alkış" kelimesi, bugün sadece el çırpmak suretiyle ifade edilen takdir gösterisinin adıdır.
2/15
Alkış, Osmanlı İmparatorluğu'nda devlet teşrifatının vazgeçilmez unsurlarından biriydi. Başlangıçta Padişahlar ve vezirler için merasimlerde ve özellikle bayram törenlerinde Dîvân-ı Hümâyun çavuşlarının yüksek sesle söyledikleri bazı sözler vardı.Sonra alkış kurumsallaştı.
3/15
Modernleşmeci padişahlardan II. Mahmud'un 1827'de Mızıka-yı Hümâyun'u kurmasından sonra törenlerde alkışla Selam Havası adlı mızıka melodisi çalınmaya başlandı.
Ancak "alkış" seremonisi sadece yukarda anlatılan durumlarda ve sıkı kurallar çerçevesinde yapılırdı.
Resmi tarihteki adıyla Şeyh Said İsyanı’nın, Kürt tarihindeki adıyla 1925 Kürt İsyanı’nın dini lideri Şeyh Said ve arkadaşlarının 28/29 Haziran 1925 gecesi idam edilmelerinin 100. yılında bu konuya dair bilgilerimiz neler?
2/16
3/16 “İngiliz parmağı” iddiası ileriki yıllarda resmî tarihçilerin ve bir kısım "sol"un da temel tezi olacaktı. Böylece Kürtlerin kendi öz dinamikleri, kendi öz talepleri ile isyan edemeyecekleri, aksine "önce Osmanlı'yı parçalayan,
1/15 GÜNÜN TARİHİNDEN: 55. ÖLÜM YILDÖNÜMÜNDE ORHAN KEMAL'İ ANMAK
“Çok gençsin. Zaten hiçbir şey veremedim sana. Şimdi de beş yıllık mahkûmiyet girdi araya. İstersen ayrıl benden, kendine yeni bir yol çiz. Beklemekle geçirme en güzel yıllarını.
2/15 Çünkü karıcığım, biliyorum ki, buradan çıktıktan sonra daha da zor ve yoksulluk içinde geçecek hayatımız.”
Eşine büyük bir sevecenlik ve sorumluluk duygusuyla bu satırları yazan geleceğin Orhan Kemal'i Mehmet Raşit daha 23 yaşındayken çırçır işçisi Nuriye Hanım'la evlenmiş,
3/15 24 yaşında Niğde’de askerliğini yaparken tezkeresine 40 gün kala ihbar üzerine tutuklanmıştı. Suçu Nâzım Hikmet ve Maksim Gorki’nin kitaplarını okumak ve komünizm propagandası yapmaktı! 1938 Donanma Davası’yla aynı günlerde kısa bir yargılamada cezası kesildi: 5 yıl hapis!