LABRYS VE YUNUS EMRE
Amasyalı yurttaşımız Strabon’un Katakekaumene-Yanık Ülke olarak adlandırdığı bölge Uşak ilinin güneyinde ve Manisa’ya kadar uzanıyor.
Bölgede Anadolu’nun 11.000 yıl önce püsküren en son volkanlarından kalan 54 kadar yanardağ konisi var ve lav akıntıları kilometrelerce uzanıyor.
Bodrum'lu hemşerimiz tarihçi Herodot bu bölgeye Maionia adını veriyor ve bölge insanlarının Troi savaşlarında Truva’nın safında çarpıştığından bahsediyor. Kula, yanık toprakların tam ortasında yer alıyor ve yakınında Emre Sultan isimli küçük bir köy var.
Köyün girişinde kadim bir mezarlığın kıyısındaki görkemli bir türbede Tasavvuf ve halk şairimiz Yunus Emre ve hocası Tabduk Emre’ye ait olduklarına inanılan kabirler yer alıyor. Tabduk Emre, eşi ve kızının mezarları Türbe içinde yeralırken, Yunus’un kabri kapı çıkışında.
’’Ben ancak hocamın kapıcısı olabilirim.’’ dediği ve böyle vasiyet ettiği için Hocası Tabtuk’un yanına değilde kapı eşiğinin dışına defnedilmiş. Anadolu’da Yunus Emre’ye atfedilen en az 7 türbe bulunuyor.
Hepsinin kendine has bir hikayesi var ama Emre Sultan Köyü'nde yerlilerin anlattığı hikaye bana çok manalı ve gerçekmiş gibi geliyor. Anlatıldığına göre; Moğol istilası nedeni ile, Anadolu’da halk yokluk ve sefalet içindedir,
yoğun bir kargaşa içinde ve adaletsizliklere karşı sık sık ayaklanmaktadır. Bu halk isyanlarından birine katılan Tabtuk ve Yunus Emre öldürüleceklerini anlayınca, kaçarak kendileri ile ayni görüşleri paylaşan Manisa bölgesinde Saruhan Bey’e sığınmışlar.
Bey’de onları bu kuş uçmaz kervan geçmez kapkara volkanik bölgede saklamış, Şairimiz burada Hocası ile birlikte yaşamış. Yunus’un kapı dışındaki mütevazi kabrinin şahide taşına çok güzel bir Karia baltası nakşedilmiş.
"Tasavvuf inancında çifte baltanın yeri nedir, buraya kim ne zaman ve ne düşünerek dikmiştir, Yunus’un vasiyetimidir?" bilinmiyor ama Plutarkhos, Zeus’un labirentin karanlık yollarını çifte yüzlü balta, labrys ile açtığını, yolunu ve insanlığı aydınlattığını yazmaktadır.
Yunus Emre’de şiirlerinde,inanç dünyasının labirentlerini ‘’insan ve doğa sevgisi’’ ile aşmak ve aydınlatmak ister. Bunun için için durmadan yakarır, yol gösterir.
Bu metaforik yaklaşım; çift yüzlü balta figürünün halk şairimiz Yunus’un Şahide Taşı olarak seçilmesinin çok yerinde olduğunu düşündürüyor.(Reyhan Destan)
• • •
Missing some Tweet in this thread? You can try to
force a refresh
Kavak Dağı'nın zirvesinde yer alan Marmara ya da Likçe adıyla Mnara Antik Kenti. Antik dönemde hatta bugün de ulaşması oldukça güç olan kent, muazzam manzalara sahip. Hele yol üzerindeki Likya'nın Olympos'u Tahtalı Dağ ve Teke Dağı'nın manzaralarının seyrine doyum olmaz.
1400 metredeki düz oturma sıralarına sahip tiyatrosu ise kentin en sağlam yapısı. Tiyatroda oturun kendinizi arkeolojiye ve doğaya bırakın.
Antik yazar Diodoros: "İskender, Kilikia'ya kadar bütün kıyı şeridini, pek çok kenti ve güçlü kaleyi ele geçirmiş, fakat bu kentlerden bir tanesini alışılmadık bir şekilde zaptetmişti.
Doğa en büyük öğretmen. Milyonlarca yıl doğayla uyumlu yaşamış insanlık, kibre kapılarak doğanın kendine ait olduğu yanılgısına düştü.
Doğadan kopan, her şeyi meta haline getiren, kendilerinin doğaya değil, doğanın kendilerine ait olduğunu zanneden insanlar, ona verdiğimiz her zararın aslında kendimize verdiğimiz zarar olduğunu anlayamadı ve halâ daha anlamamakta direniyor.
Bu dünya bize ait değil, biz doğanın bir parçasıyız ve doğanın döngüsünde sadece bir kum tanesiyiz. Bütün hayvanlar ve bitkiler bizlere sunulan nimet değil, ortak yaşamak ve yaşam alanlarına saygı göstermek zorunda olduğumuz canlılardır. Kimseden üstünlüğümüz yok.
Göbeklitepe'de insanları temsil eden T sütunlarından birinin ayrıntıları. Şuna bakar mısınız? 11.600 yaşında bir taş bu, çakmak taşıyla yontarken hiç mi elin titremedi? Bu yapıların üstünü neden kapatıp gittiniz? Nereye gittiniz? Nereden geldiniz?
Lütfen ayrıntılı incele ve bakıp geçme. Çok gizemli çok, sanırım bazı şeylerin cevabını bulamayacağız.
Çizimlerde evrim konusu anlatılmıyor ve dinozor betimlenmemiş. Burada doğadaki çeşitliliğe yapılan bir vurgu sadece.
O hayvanların önemi neydi, bir kabilenin işareti mi ya da kutsal görülen bir hayvan mıydı? Sorular sorular sorular...
Sıvacı/Çömlekçi Kuşu ve Latmos Dağları
"Kuşlar da çekip gitmeden, bir kez daha yüreklerimize soralım. On milyonlarca yılda oluşan bir kayayı, 60 -70 yıllık ömrü olan biz insanlara, daha çok tüketmek için parçalayıp yok etme hakkını kim veriyor?"
Latmos (Beşparmak Dağları) Marsyas/Çine Çayın'dan Bafa Gölü'ne 35 kilometre uzunluktaki benzersiz bir dağ kütlesinin bir bölümü. Menderes Masifi de denilen kütlede milyonlarca içinde oluşan başkalaşım kayaları,
ne yazık ki bünyesinde bulundurduğu madenler nedeniyle bugün talan ediliyor.
Muhteşem çam fıstığı (künar) ağaçlarıyla, zeytin dağlarıylave verimli Çine, Yatağan ve Söke Ovaları'nı besleyen sularıyla gerçek bir doğa harikasını ne yazık ki hızla tüketiyoruz.
Eğitim, kültür, sağlık ve kehanet merkezî (Akharaka) Nysa Antik Kenti; Roma mimarisinin en güzel örneğini burada bulabilirsiniz. Topografyaya uygun olarak şehir öyle tasarlanmış ki vadinin her iki yakasına kent muazzam şekilde yerleştirilmiş.
Derin vadinin her iki yakasına kent kuran Nysalılar, Roma Dönemi'nde yapılan köprülerle birbiriyleriyle bağlantı kuruyordu. Şehir vadide yer aldığı için caddeler arası bağlantı köprüler ve tüneller ile sağlanıyordu.
Stadyum yine mimari bir şahaser ve Roma Dönemi mimarisinin üstün özelliklerini yansıtmaktadır. Etkileyici bir alt yapıya sahiptir ve vadinin iki yakasında kısmen korunmuş yapının kuzeybatı köşesindeki oturma sıraları ve altyapısı iyi bir şekilde izlenebilmektedir.
Son alınan kararlardan anladığımız, korkunç bir noktada olmamıza rağmen iktidarın salgın umrunda değil. Sermaye kazansın, çarklar dönsün diye emekçiler virüsün kucağına itiliyor. "Biz size bakarız." diyemedikleri tam olarak kapatma sağlayamıyorlar çünkü halkın parası yendi.
Grevler yasaklandı, işten çıkarma yok söylemi adı altında 1170 TL'ye mecbur bırakıldı ve buna benzer birçok karar ile emekçiyi sadece çalışacak ve gerekirse ölecek bir meta olarak gören bir sistemin içindeyiz.
Canları umursanmayan, bu salgında feda edilmesi gereken olarak görülen ve örselenen emekçiler. Bu sistemde sadece çalışacak, hep çalışacak ve vergi ödeyecek bir "mal" olarak görülen emekçinin bit karar değeri yok. Hakikaten virüs değil ama düzen öldürüyor.