ATATÜRK'E DİL UZATANLARA ŞEREFSİZ, DÜRZÜ DİYEN NEYZEN TEVFİK, ATATÜRK VE TÜRK DÜŞMANLIĞI YAPAN DİNCİLER İÇİN ŞU ŞİİRİ YAZMIŞTI ZAMANINDA:
"Geldikleri gibi gitmediler
kimi itini bıraktı, kimi bitini.
Kimi de p..çini bıraktı.
Yoksa bu kadar şerefsizin bizden olması mümkün değil."
İroniye bakın ki ATATÜRK düşmanlığı yapan dinciler; kendileri için yazılmış bu şiiri bugünlerde Kemalistlere gönderiyorlar.
Kemalistlere İngilizler'in iti, biti diyorlar.
ATATÜRK önderliğindeki Kuvayi Milliye İstanbul'u İngilizler'den geri aldıktan sonra çok meşhur bir İngiliz gazetesi İstanbul'u ellerinden niye kaybettiği ile ilgili bir özeleştiri yayınladı.
The Guardian 16.11.922
Makalenin son paragrafını dikkatle okumanızı rica ediyorum.
Müttefiklerle (Ingilizlerle) isteyerek işbirliği yapan birkaç yüz Türk saklanıyor ya da İngiliz Büyükelçiliğine sığındı. Kemal'e korku ve nefretle bakan, ancak Müttefikler arası rejim için söyleyecek iyi sözü olmayan etkili Türkler var.
Milliyetçilere (Kuvayi Milliye'ye) karşı artan muhalefet hala eğitimli ve DİNCİLERLE sınırlı. Henüz geniş kitlelere ulaşamadı. Siyasi bir faktör olarak gücü yok ve Müttefikler (İngilizler) burada olduğu sürece böyle olması muhtemel değildir,
ancak bu (DİNCİLERIN SİYASİ OLARAK GÜÇLENMESİ) müttefikler (İngilizler) gittikten sonra kesinlikle olacaktır.
Özetlemek gerekirse; İngiliz gazetesi, İngilizler gittikten sonra geride it, bit olarak kimleri bıraktıklarını kısaca şöyle açıklıyor:
Biz gidiyoruz ama arkamızda Türk Milletine düşman olacak şekilde eğittiğimiz DİNCİLERİ bırakıyoruz.
The Guardian 16.11.1922
ALINTIDIR.
• • •
Missing some Tweet in this thread? You can try to
force a refresh
DOST DÜŞMAN HERKEZİN, HUZURUNDA SAYGIYLA EĞİLDİĞİ TEK "LİDER"
Josef STALİN
Rusya'nın tek hâkimiydi.
2.Dünya Savaşından önce ve savaş esnasında milyonlarca Rus'u katletti.Ardından gelen Nikita Kuruşçev Stalin'in anıt mezarını yıktırıp,O'nu sıradan ölülerin gömüldüğü arka bahçeye nakletti.
Mezarına giden yok,ismini duyan Rus başını çevirir.
Winston CHURCHİLL
İngiltere'ye 2. Dünya Savaşı'nı kazandırdı.
- Eşcinsel olduğunuzu iddia ediyorlar, ne diyeceksiniz? diyen muhabire
- İngiltere'yi popomla değil, aklımla yönetiyorum! diyecek kadar kurnazdı.
Savaştan sonra ilk seçimde kaybetti.
Mezarını ziyaret eden yok.
Yavv kimsede bu genç nesil niye geliyor demiyor....
Karısını kızını bırakıp kimin için geliyor...
Soran var mı...
Mülteci dediğin yaşlı olur, kadın olur, çocuk olur...
Gelenler arasında Özbek Türkmen yok. Onlar hem yurtlarını korumaya hem kendilerini tecavüzden cinayetten soykırımdan korumaya çalışıyor.
"Senelerdir mantığımın almadığı tek düşünce şu oldu; nasıl olur da bir ülkenin halkı kendisini işgalden kurtaran, kölelikten kurtaran, ona insanca, özgür bir yaşam kurmaya çalışan kurucusundan nefret eder?
Nasıl olur da savaş alanında askerlerini kaybeden ülkelerin halkları bile onu ders kitaplarına koyar, ona saygı duyarken, kendi halkı ona bu derece nankörlük eder?
Parlamenter demokrasi bu ülkeye onunla gelmişken, onun sistemi en kifayetsiz, en vasıfsızın bile bu ülkede seçilme hakkını sağlamışken; neden onun verdiği bu haklardan bu derece nefret ederler?
''BANA MALİYEDEN HİÇ ANLAMAYAN BİRİNİ BULUN!''
Mustafa Kemal Atatürk
1879-1961 yılları arasında yaşayan ve Mustafa Kemal'in 'maliyeden hiç anlamayan' birini istemesi üzerine Kurtuluş Savaşı'nın en sıcak zamanlarında göreve getirilen Ataç'ın hikayesi.
Hasan Fehmi Ataç, 'maliyeden hiç anlamayan Maliye Bakanı'dır.
Ama kendisi kurtuluş savaşının mali kahramanı olarak tarihe geçer.
Şöyle ki, Milli mücadelenin ilk yıllarında maliye bakanı olan Hasan Bey'i (Hasan Saka) mali durumun berbat olması sebebiyle muhalefet istifaya zorlamış ve Mustafa Kemal ve arkadaşları buna sinirlenmiştir.
Yobazların, devşirme ve türedilerinin sık sık dillendirdiği; ‘Kemalistleri’ dinsiz hâtta ve hâtta vatan haini olarak gösterip milyonlarca gencin beyinlerini yıkadığı günümüzde ‘Kemâlistlerin’ aslında kim olduğu sorusunun cevabını gelin hep beraber bulalım:
17 Eylül 1922’nin L’Illustration dergisi…
Yani Büyük zaferden yalnızca birkaç gün sonra dış basında zaferi anlatan yazılı ve görsel bir belgeyi görüyoruz. Kapağında Mustafa Kemâl ve İsmet Paşa var.
Bu ana kadar emri altındaki askerî birliklere ve mülkî amirlere doğrudan emir verebilirken, artık sıradan bir Osmanlı vatandaşı durumuna gelmişti. Düşünceliydi… Makam ve rütbe olmadan ne yapılabilirdi?
Güvendiği komutanlar bu duruma nasıl bir tepki gösterirlerdi? Millî gaye için başlatılan çalışmaların yarıda kalmasından endişe ediyordu. Memleketin parçalanmasına göz mü yumacaktı?
Rauf Bey’le bu konular üzerine konuşuyorlardı. Mustafa Kemal endişeli biçimde söze başladı:
-Raufçuğum, her şey bitti. Hele böyle buhranlı zamanlarda makam ve rütbenin halk üzerindeki tesiri büyüktür. Bunlarsız ne yapılabilir?