Bugün Batı'nın Türkiye'ye yaptığı ekonomik saldırıyı ve bu saldırıda Chp'nin rolünü inceleyelim. Size Chp ile ilgili yeni bir bilgi vermeyeceğim sadece hepimizin bildiklerini doğru bir sıralama ile alt alta yazacağım. Neden bir saldırı altındayız ve Chp hangi plana hizmet ediyor?
Chp aslında siyasi bir örgüt değil mekanizma. Yani belirgin bir ideoloji ya da fikir etrafında değil Batı tarafından dönemsel olarak belirlenen "misyon" etrafında yuvalanmış elit organizasyon topluluğu. Misyonun gereksinimlerine göre dönüşüyor ve siyasetini belirliyor.
O yüzden Chp'yi sağ, sol, faşist, komünist, liberal, Türkçü, Kürtçü, Ermenici, İrancı, Esadçı, Yunan düşmanı, Yunan dostu yani dönemin misyonu neyi gerektiriyorsa o düşünceyi savunurken görebiliyoruz. Her cıvataya göre ayarlanabilen bir İngiliz anahtarı gibi dizayn edilmiş.
Chp'ye birazdan geri döneceğim ama önce Chp'ye bu dönemde verilen misyonun ne olduğuna bir göz atalım. Chp'nin bu dönemde uyguladığı politika aslında hangi daha büyük planın bir parçası ve kendisine vaat edilen iktidar karşılığında neyin gerçekleşmesi için çalışıyor onu konuşalım
Türkiye ile Abd Güney'de bir çıkar çatışması yaşıyor. Abd artık kendi askeri gücü ile ülkeleri işgal edemeyecek kadar yorgun. Petrol kaynakları ve ticaret hatları üzerindeki ülkeleri işgal yoluyla düzene soktuğu günler geride kaldı. İşgal ettiği topraklarda artık tutunamıyor.
Benzeri bir durum da Avrupa ile Afrika arasında yaşanıyor. 2021 yılında yalnızca Fransa sömürdüğü 14 Afrika ülkesinden yılda 500 milyar dolar gelir elde ediyordu. Bu sene sömürülmekten bıkan 7 Afrika ülkesi Fransa'ya karşı isyan başlatmış durumda. Diğerleri de hazırlık içinde.
Abd ve Avrupa şimdilik bu halk isyanlarını kendi kurduğu, desteklediği terör örgütleri ve cunta darbeleri marifetiyle durdurmaya çalışıyor ancak bunun kalıcı bir çözüm olmadığını, dipten gelen bu harekete karşı daha büyük önlemler alması gerektiğini de biliyor.
İşin aslı sömürgecilik faaliyetleri sonunda Batı'nın kendi coğrafyasında semirmiş ve konfora alışmış halkları yabancı topraklarda savaşmak istemiyor. İşgal topraklarında verilen ağır kayıplar Batılı ülkelerin iç kamuoyunda ciddi tepkilere sebep oluyor.
İşte bu noktada Batı sömürge bölgelerinde yeni bir haritaya ihtiyaç duydu. Bu haritanın Orta Doğu ayağında Abd, tamamen kendi kontrolünde ve petrol bölgesinden Akdeniz'e uzanan güvenli bir hat inşa etmek istiyor. Bu gün bu güvenli hatta verilen isim Kürdistan.
Kürdistan aslında bir ülkenin değil Abd'nin kurmaya çalıştığı güvenli bir geçiş ve enerji nakil hattının ismi. Bu sebepten etnik yapıya göre değil Orta Doğu'dan Akdeniz'e uzanan bir hat şeklinde inşa ediliyordu. Bu planı bozan ise Türkiye Cumhuriyeti'nin mevcut hükümeti oldu.
Türkiye kendisini İslam coğrafyasından, ticaret yolarından ve enerji kaynaklarından fiziki olarak koparan bu hattın inşasını savaş sebebi saydı ve ülke tarihinin en büyük askeri operasyonlarını gerçekleştirerek bu inşaatı durdurdu. Şimdi Chp'ye geri dönelim.
Abd bu noktada mevcut hükümet ile hiçbir şekilde anlaşamayacağını, askeri yöntemlerle Türk devletini yola getiremeyeceğini fark etti ve tek çaresinin bu hükümeti devirmek olduğuna karar verdi. Açık şekilde Türkiye'deki muhalefeti destekleyeceklerini ilan ettiler.
Chp genel başkanı Kılıçdaroğlu bu çağrıya " Abd'nin Türkiye'deki demokrasi hareketlerini desteklemesini isteriz" şeklinde cevap verdi. O dönemden beri Chp, Abd ile her ay görüşmeler yapıyor ve muhalif seçmeni Abd'nin Suriye politikasına alıştırmaya çalışıyor.
Zaten halihazırda bu planı destekleyen Hdp ile ittifak ve işbirliği güçlendirilirken parti içinde Abd'nin planına karşı koyabilecek milliyetçi - Atatürkçü çizgideki muhalifler ayak oyunları ile büyük bir hızla tasfiye edildi ya da susturuldu.
10 sene önce Ak Parti'yi "Çözüm süreci" üzerinden ihanetle suçlayan Chp, Kürdistan'ı tanımak, Hdp'ye bakanlık vermek, Güneydoğu'ya özerklik gibi ülkede güvenlik sorunu oluşturacağı kesin olan söylemleri dillendirmeye başladı. Abd tarafından fonlanan bir medya oluşturuldu.
Amerikan menşeili reklam ve tanıtım ajansları Chp'ye yeni bir imaj çizerken aslında nihai hedef olan Abd'nin Kürdistan politikasına "demokrasi ve özgürlük" kılıfı uyduruldu. Sosyal Medyadaki binlerce troll organize şekilde muhalif kitleyi bu fikre alıştırdı.
Bu noktada Abd'nin Suriye politikasına geri dönelim ve çok önemli başka bir konuya da değinelim. Türkiye'nin ürettiği ve dünyadaki askeri doktrinlerin değişmesine sebep olan Sihalar. Askeri doktrinin değişmesi ne demektir? Bunu kısaca anlatayım.
Dünyadaki her ordu aksiyon anında nasıl davranacağına dair kendine has bir sistem geliştirmiştir. Saldırı ya da savunmada alınacak pozisyonlar ve unsurların katkıları bu doktrinle belirlenir ancak dünyadaki hiçbir ordu bugüne kadar 7-24 bir hava saldırısına hazırlık yapamamıştır.
Türkiye'nin geliştirdiği Siha sistemi bir bölgedeki bütün düşman unsurlarını sürekli olarak kontrol altında tutabiliyor, herhangi bir hedefin dakikalar içinde vurulabilmesine imkan sağlıyor. İşte bu, dünyadaki gerilla savaşı anlayışını yani terör örgütlerini bitiriyor.
Abd'nin Kürdistan kurma planının sebeplerinden birisi de bu. Uluslararası antlaşmalar yüzünden bölgedeki terör örgütlerine hava gücü veremiyor. Bu durumda da bölgeye yaptığı kara gücü yığınağının anlamı kalmıyor. 2 bin tır dolusu ağır silah açık hedef olarak öylece duruyor.
İşte Chp'nin zaman zaman yaptığı " katil sihalar" ve Selçuk Bayraktar'a yönelik çirkin itibar saldırılarının da sebebi bu. Sihalar var olduğu ve bölgede kullanıldığı sürece askeri yöntemlerle Türkiye'nin isteği dışında bir aksiyon alınması mümkün değil. K.Afrika'da da durum bu.
Bu yüzden geriye tek bir seçenek kalıyor, ekonomik saldırı. Batı Türkiye'ye elindeki son silahıyla yani elinde bulundurduğu emperyalist sistemin son aygıtı olan dolarla vuruyor. Chp'nin bu saldırıdaki görevi ise halkın direncini kırmak, ekonomik saldırının etkilerini arttırmak.
Türkiye'nin Akdeniz'de, Kuzey Afrika'da ve Orta Doğu'daki savaşına bir iç cephe oluşturmak. Kazanırlarsa Batı güdümünde bir iktidarın da sahibi olacaklar. Abd ve Avrupa ise kendilerine yönelik başkaldırı hareketini bastırmış ve yeni yüzyılda da egemenliğini korumuş olacak.
Türkiye kazanırsa büyük bir hızda büyüyüp bölgeye hakim olacak, Batı'nın kurduğu müstemleke sistemi çökecek ve bölge, dolayısıyla dünyadaki ekonomik dağılım yeniden ve bu kez adil bir biçimde şekillenecek. İçimizdeki mekanizma da kullanılmaz hale gelecek. İşte Chp aslında bu...
• • •
Missing some Tweet in this thread? You can try to
force a refresh
Cümlenin doğrusunun bu olduğunu aslında hepimiz biliyoruz ama 100 sene sonra bile hala bu gerçeği yüksek sesle söylemekten çekiniyoruz. Mustafa Kemal 29 Ekim 1923'te bir cumhuriyet rejimi kurmadı. Bu tartışmalı bir konu bile değil. İktidarın halk ve temsilcileri tarafından paylaşılmadığı hiçbir rejim, cumhuriyet değildir. Mustafa Kemal'in kurduğu rejim, cumhuriyet rejiminin altı temel özelliliği olan Milli Egemenlik, Seçim İlkesi, Hukukun Üstünlüğü, Kamu Yararı, Eşitlik ve Fikir Özgürlüğü ilkelerinden hiçbirisine sahip değildi.
Mustafa Kemal sadece Türk ordusunun başkomutanlığına sahipti bu yüzden de rejimini ordunun etrafına inşa etmişti. Bitmek bilmeyen savaşlarda takatsiz kalan millet, yeni rejim tarafından çağdaşlaşma ve Batılılaşma adı altında silah zoruyla dönüştürülmeye başladı. Değişime karşı çıkanlar, hem kitlesel hem de bireysel olarak en şiddetli askeri yöntemlerle cezalandırıldı.
Adalet ve hukuk kavramları tamamen devre dışı bırakıldıktan sonra, nasıl yaşamamız ve düşünmemiz gerektiğini bugün de hala belirlemeye devam eden o kararlar, çok hızlı bir şekilde ve meşruiyeti silahtan gelen bir adam tarafından alındı.
Ordu, Mustafa Kemal'in tek başına aldığı bu kararların sonsuza kadar koruyucusu ilan edildi. Türk ordusu, Türk Milletinin Askerleri olmaktan çıkarılıp "Mustafa Kemal'in Askerleri" haline getirildi. Askeri okullarda Mustafa Kemal ismi, bayrak-devlet-vatan kavramlarının yanına yazılıp, onlarla eş değerde olduğu öğretilmeye başlandı.
Mustafa Kemal, "Yurtta Sulh Cihanda Sulh" gibi söylemleriyle, sınırları dışındaki her türlü çatışma ve rekabet ortamından çekildiğini, önceki Türk devletlerinin aksine genişlemek ve bölgesinde hakimiyet kurmak gibi ihtiraslarının olmadığını dünyaya ilan etti. Bu sayede ordu, sadece ülke içine odaklanabilme imkanına kavuştu ve bütün gücünü on yıllar boyunca toplumu dönüştürmekte kullanabilecek bir kabiliyete erişti.
2-) Mustafa Kemal tabiiki toplumun kendisinden sonraki zamanlarda ilerlemek zorunda olduğu istikameti de belirlemişti. Ulu Önder'in tanrısal zihninde tasarladığı Türk toplumu için en uygun yaşam biçimi, onun ömrüyle sınırlı kalmamalı, asırlara yayılmalıydı. 29 Ekim bin yıl sürmeliydi...
Ulu Önder, CHP'yi bu görevin yürütücüsü, orduyu da koruyucusu olarak tayin etti. CHP'nin bugün yargı karşısındaki "biz Atatürk'ün partisiyiz, bizi yargılayamazsınız" anlamına gelen söylemlerinin kaynağı da, işte bu kutsal görevleri sebebiyle kendilerini toplumdan ayrı ve üstün görmeleridir. CHP, Mustafa Kemal'in başlattığı toplumsal dönüşümü, ölümünün ardından bütün varlığı ile sahiplenmiş ve bu kutsal görevi, milli iradenin ve hukukun da üstünde görmüştür.
Bu yüzden Türkiye Cumhuriyeti tarihindeki bütün demokratikleşme mücadeleleri, CHP'ye karşı verilmiştir. Kendisini, "halka bağımsızlığını bahşeden elitler" olarak gören CHP'nin iktidar dönemleri, bu yüzden katliamlar, işkenceler, baskı ve zulümler ile doludur.
Mustafa Kemal'in tasarladığı bu dönüşüme direnen muhalif Kürt, Muhafazakar, Milliyetçi, Komünist vs gibi karşıt fikir sahipleri, cezaevlerinde uzun yıllar geçirmek zorunda kalmış, hatta aralarında Sabahattin Ali gibi Mustafa Kemal'i eleştiren şiir yazdığı için öldürülülenler de olmuştur.
3-) Mustafa Kemal'in askerleri haline getirilen ordu da, 1938 sonrasında yine kutsal hedefine varmak için kendisinin de Ulu Önderlik yetkilerine sahip olduğuna inanmış ve yıllar geçtikçe özgürlük talepleriyle Mustafa Kemal rejiminden uzaklaşan toplumu, yaptığı müdahalelerle geri döndürmüştür.
Türkiye'de bugüne kadar okunan darbe bildirilerinin tamamında "Atatürk'ün çizgisinden ayrılan toplumun ya da hükümetlerin, Atatürk'ün çizgisine geri döndürülmesinin hedeflendiği" ifadeleri yer almıştır. Yani aslında asker, okula girdiği ilk günden beri kendisine binlerce kez anlatılan, Ulu Önder'in talimatlarını yerine getirmiştir. Askeri darbe yönetimleri, Mustafa Kemal'in 1923'te kurduğu rejimin benzeri değil, bizzat kendisidir.
Ordunun bu yapısı, AK Parti iktidarının önemli bir bölümünde de devam etmiş, sonrasında FETÖ'nün orduya sızması ve hükümetin FETÖ'yü tasfiye etmesi süreçleriyle birlikte yeniden "milletin ordusu" anlayışına geri dönmeye başlamıştır. Tabi maalesef 100 yıl süren bu korkunç propagandanın travmatik etkileri hala görülmeye devam ediyor.
1-) Murat Ongun meselesinin yeterince iyi anlaşılmadığını düşünüyorum. Bu adam, Acarkent'te A tipi bir villada yani İstanbul'daki 117 milyarder ile birlikte yaşıyor. Ayda 300 milyon lira kazanan holding sahipleri ile 300 bin lira kazanan Murat Ongun komşuluk yapıyor. Bu saçma durumu da Ekrem abim bana yardım ediyordu diye açıklıyor. Savcılığın iddiası ne? Murat Ongun'un İBB'den çalınan milyarlarca liraya hükmeden bir suç örgütünün yöneticilerinden birisi olduğu değil mi? Murat Ongun da ultra lüks bir villada milyarderlerle birlikte yaşıyor. Altında üç tane lüks otomobil, villasında iki hizmetli, çocukları da en pahalı özel okullara gidiyor. (Daha bilmediğimiz kim bilir ne acayip harcamaları da vardır muhtemelen.) Aslında bu durum gayet normal çünkü Murat Ongun zaten bir milyarder. Gözümüzün önündeki her şey onun milyarlarca liralık bir serveti olduğunu gösteriyor. Bu hikayede normal olmayan tek şey maaşının 300 bin lira olması.
2-) A tipi villa, 1000 metre kareden daha büyük olan villalar için kullanılan bir tanım. Acarkent'te bu villadan 117 adet var. Sahiplerinin bazıları enerji santrali işletiyor, fabrikaları var, dev otomotiv şirketlerinin ortakları vs. Murat Ongun kim peki? Medya AŞ yönetim kurulu başkanı. Anlattığı hikayeye göre 300 bin lira olan maaşının tamamını yaşadığı villaya yatırıyor ama yetmediği için 250 bin lira aylık geliri olan Ekrem abisinden de destek alıyor. Herkes el ele vermiş Murat Ongun'un ultra lüks villada yaşaması için çaba sarfediyor anlattıkları hikayede. Yolsuzluk gerekçesi ile tutuklanmış adamların verebildikleri cevap bu gerçekten.
3-) Şimdi biz bu paralara yabancı olduğumuz için meseleyi tam olarak kavrayamıyoruz ama Acarkent'te A tipi villa kiraları 500 bin liradan başlayıp 1.5 milyon liraya kadar çıkıyor. Biz meseleyi 300-400 bin liralar üzerinden konuşuyoruz ama o paralar sitenin en düşük olan villaları için geçerli. Hayalimize sığmadığı için Ongun'un yaşadığı hayatı tam olarak anlayamıyoruz. Murat Ongun da hırsızlıkla suçlanmasına rağmen buyrun bu benim kira kontratım, bunlar çalışanlarıma ödediğim maaş bordroları, bunlar çocuklarımın okul faturaları, bunlar tatillerimin ödemeleri, bunlar yediklerim, içtiklerim deyip kamuoyunu aydınlatmıyor. Çünkü bunları ortaya koysa öyle Ekrem Abisinin verdiği harçlıkla falan karşılanamayacak derecede lüks bir hayat yaşadığı ortaya çıkacak. Yahu birisi sizi hırsızlıkla suçlasa ilk yapacağınız iş bunun aksini ispatlayacak kanıtları ortaya koymak olmaz mı? Hırsız değilsen neden belgeleri çıkarıp masaya vurmuyorsun? Şimdi herkes eline hesap makinesini alıp kendi hesabını yapsın, böyle bir hayat yaşıyor olmak için ayda ne kadar kazanmak gerekir?
1-) Bu aşağıdaki, İmamoğlu'nun çalışma ekibinden Özkan Çelik. Kendisi CHP İstanbul İl Başkanı Özgür Çelik'in de ağabeyi. İki kardeş 2018 yılına kadar Taksim Balo sokakta "Machine Club" isimli bir mekan işletiyordu. Machine Club bir gey kulubüydü. Haydi şimdi gelin birlikte "çocukken 2 sene Kuran kursuna gittim" diyen İmamoğlu'nun ekibinin 12 sene ne kursuna gittiğine bakalım.
NOT: Aşağıdaki paylaşımlar eşcinsellik, çıplaklık ve rahatsız edici başka öğeler içeriyor. Bunları paylaşmaktaki amacım bugün dindar taklidi yapan İmamoğlu ve ekibinin gerçek yüzünü size belgeleriyle göstermek. O yüzden affınıza sığınıyorum.
2-) NOT: Video +18 ve iğrençlikler barındırıyor. İşin aslı izlemeniz için değil İmamoğlu'nun kimlerle iş tutuğunu belgelemek için paylaşıyorum.
Burası CHP'li Özkan Çelik'in işlettiği ve CHP İl Başkanı Özgür Çelik'in de ortağı olduğu Machine Club. Aslında bu gey kulübüne ait çok daha aşırı videolar var ama paylaşılamayacak durumda olduğu için en izlenebilir olanı buraya bırakıyorum. Mekanın Youtube'daki yorumlarında LSD, DMT ve Ecstacy gibi uyuşturucuların kullanıldığı yazılı. Youtube'daki videolarını izlerseniz içerideki kalabalığın ağır uyuşturucu madde etkisinde olduğunu kendiniz de görebilirsiniz. Videolarda zaman zaman CHP'li Özkan Çelik de karşınıza çıkıyor. Zaten bu mekan, tam da bu özelliği ile ünlüymüş ve polis denetimleri çoğaldığı için kapatılmak zorunda kalmış.
3-) +18 VİDEO
Nitekim tanıtım videolarının bazılarında bazı tiplerin dillerinde bu maddeleri görebiliyoruz. Videolar çekildiğinde henüz siyasette makam sahibi olmadıkları için oldukça rahat davranmışlar.
1-) 28 Şubat vesilesiyle muhalefetin şu an öve öve bitiremediği AK Parti öncesi Türkiye'ye bir göz atalım mı? Bakın bu o dönem tiyatroların durumu. Tiyatrolar parasızlık birer birer kapanırken 1997'de 97 olan tiyatro sayısı 2001'de 72'ye düşmüş. Erdoğan sonrası 2023 yılı verileri ile Türkiye'deki tiyatro sayısı 808. AK Parti döneminde bütün cumhuriyet tarihinde açılan toplam tiyatro sayının on katından fazla tiyatro açıkmış Türkiye'de. Videoda açız diye ağlayan tiyatrocuların hayatı ise AK Parti'ye sövmekle geçti. Erdoğan sayesinde büyüttükleri tiyatrolarında ona küfür ede ede ölüp gittiler. Buyrun size AK Parti öncesi Türkiye arşivi
2-) AK Parti öncesi hastanelerin durumu da buydu. Böcekli, fareli, pislik içinde hastanelerde haftalarca sıra bekliyordu insanlar. Özellikle CHP kitlesinin "old laik days" diyerek hasretle andığı hastane tuvaletlerine de bir göz atın lütfen.
3-) Bu sunucu hanım da bugünün muhaliflerinden değil mi? Sunduğu haberdeki Türkiye'yi özlemiş bellki. Doktorsuz, hemşiresiz, güvenliksiz AK Parti öncesi Türkiye hastaneleri.
1-) Özgür Özel'in Instagram profilinde çok enteresan bir durumu farkettim. CHP Genel Başkanı çok sayıda şair ve sanatçıyı paylaşmış anacak paylaştığı kişilerin neredeyse tamamı CHP diktatörlüğünün baskısı yüzünden hapis yatan kişiler. Mesela Nazım Hikmet CHP'nin ülkeyi tek parti diktatörlüğü ile yönettiği 1938 ile 1950 yıllarında hapis yatmıştı. Bu durumu protesto etmek için annesi Celile Hanım, Orhan Veli, Melih Cevdet, Oktay Rıfat gibi isimler açlık grevine başlamış 1950'de CHP iktidarının bitimine kadar da devam etmişlerdi. CHP döneminde Nazım Hikmet'in bütün şiirleri ve eserleri yasaklanmıştı. Şimdi bütün CHP'lilerin profilleri nazım Hikmet paylaşımları ile dolu. (Bu arada Nazım Hikmet Mustafa Kemal için Burjuva Kemal diyor) İkiyüzlülüğe bakın. Özgür Özel başka kimleri paylaşmış? Hadi onlara da bakalım.
2-) CHP tarafından hapsedilen Ahmed Arif de bugün CHP'lilerin sosyal medya hesaplarını süslüyor. Bu adamların yazdıkları şiirler CHP zorbalığını anlatıyor ama CHP'liler bu şiirleri AK Parti hükümetine hitaben paylaşıyorlar. Ahmed Arif CHP döneminde yazdığı şiirler yüzünden önce işten atılıyor daha sonra Kemalist general Mustafa Muğlalı'nın 33 kişiyi yargısız şekilde infaz etmesini anlatan 33 kurşun şiiri dolayısı ile tutuklanıyor. Bu katliamın üstü CHP tarafından kapatılıyor ancak iktidar değişince yeniden gündeme geliyor ve sorumluları cezalandırılıyor. Henüz gücü devam eden CHP yargısı bir sene sonra Ahmed Arif'i örgüt kurma suçlamasıyla tekrar tutuklayıp hapishanede işkenceye maruz bırakıyor. Şimdi özgür Özel gelmiş Ahmed Arif paylaşımı yapıyor. Ne kadar enteresan değil mi?
3-) Roman ve öykü yazarı Orhan Kemal de 1938 CHP diktatörlüğü tarafından tutuklananlardan. Sebebi de yine CHP'nin hapsettiği Nazım Hikmet'İn kitaplarını bulundurmak. CHP adama double yapmış yani. Orhan Kemal'i sürüm sürüm süründülerin fotoğrafları bugün CHP Genel Merkezi'nin duvarlarında asılı. Kendi süründürdükleri adamları anıyorlar utanmadan. Ne acayip bir ikiyüzlülük değil mi? Daha bitmedi bol bol var bu örneklerden.
Ön Uyarı paylaşım sansürlenmiş olsa da (18+) öğeler içermektedir.
CHP Beyoğlu okul öncesi koordinatörü Kerem Kitay, Mahu paylaşımı ile alakalı olarak bir açıklama yapmış. Şimdi açıklamasındaki ilgili bölümlere tek tek cevap veriyorum.
1-) "Mahu bir tiyatro sitesidir, bu siteyi eşcinsel ve satanist eğilimli bir tarikat olarak olarak göstermek zavallılıktır."
2-) Hiçbir gösteride şiddet ya da pornografi övücülüğü yoktur aksine eleştirisi vardır.
3-) Mahu ismini Endonezya'daki bir trans kavimden değil kurucusunun isminin ilk hecelerinden alır.
4-) Mahu üyesi değilim hiçbir organik bağım yoktur.
Cevap 1 ve 2-) Maalesef yine pornografi, satanizm ve şiddet barındıran görseller sunmak zorundayım. CHP'li belediyelerin çocuk sorumlusu bu şahıslar, videoları paylaşmaktan çekindiğimizi biliyor ve bu çirkinlikleri bizim ar duygumuzun arkasına saklamaya çalışıyorlar. Gerçeklerin Türk Milleti tarafından bilinmesi adına bu çirkin görselleri sadece içeriğin anlaşılabileceği uzunlukta ve blurlayarak sizinle paylaşıyorum. The Campagnie Mahu ismiyle paylaşılan "sanat eserleri" işte bunlar.
Cevap 1 ve 2-) Herkesten özür dileyerek CHP Beyoğlu okul öncesi çocuklar koordinatörü Kaan Kitay'ın "porno ve şiddet karşıtı" olduğunu söylediği Mahu gösterilerinden bazı kareleri paylaşıyorum. Bunlar detaylı bir filtrelemeden geçirdikten sonra paylaşabildiklerim. Öyle acayip şeyler var ki %99'unu da blurlasan yine de paylaşılabilecek düzeye gelmiyor.
3-) Mahu ismini Endonezya'daki bir trans kavimden değil kurucusunun isminin ilk hecelerinden alır.
Cevap 3-) Mahu Pasifik adalarında travestiye verilen isim. Bu öyle tartışma götüren bir konu da değil zaten. Wikipedia da dahil olmak üzere arama yaptığınızda, karşınıza hep bu bilgi çıkıyor. Dahası bu Mahu travestilerini anlatan ödüllü bir kitap da var. Tam olarak neyi tartışıyoruz, Kerem Kitay neyi inkar ediyor anlamakta zorlanıyorum.