İzmir'in (Smyrna) binlerce yıllık yolu. Kentin üstüne yerleşim kurulduğu için eskinin ihtişamından parça parça bölümler görebiliyoruz. Özellikle Kadıfekale (Pagos) eteğinde yayılan kentte agorayı, meclis binasını, tiyatroyu, surları görebiliyoruz.
Kadıfekale civarında nereye dokunsanız toprağın altından yaşanmışlık fışkırır. Bugünün Kemeraltı Çarşısı ise Smyrna'nın limanıydı. Kentte büyük bir stadyumun yeri de biliniyor. Agorası kentin ihtişamını, ışığını en güzel gösteren kanıt.
İlk iki görsel @ihsanalboga
Üçüncü görsel SMYRNA ANTİK KENTİ KAZI, ARAŞTIRMA VE RESTORASYON PROJESİ (Yrd.Doç.Dr. Akın Ersoy)
Dördüncü görsel tarihnutku.blogspot.com/2016/08/bayrak…
Beşinci görsel Smyrna Antik Kenti Facebook sayfası.
Yolun üzerine bugün pazar kuruluyormuş ve pek değer verilmiyormuş. Yakında inceleyenler bilgi verebilir mi?
• • •
Missing some Tweet in this thread? You can try to
force a refresh
Göbekli Tepe
Yok piramitlerden önemli (ikisi de değerli, kıyaslanmaz), yok dünyanın ilk tapınağı gibi sorunlu, kopya anlatılar Twitter'da oldukça yayılıyor. Göbekli Tepe ile ilgili aktarılan din eksenine sıkıştırılmış ezberlerden en çok tekrar edilen tapınak olduğu.
Bu ezber Çanak Çömleksiz Neolitik Dönem olan MÖ 10 bin -9 bin yılı içinde, avcı-toplayıcı halkın varlığı ya da yerleşik yaşama geçiş evresinde, artı ürünün olmadığı çerçevesi içinde aktarılıyor.
Artı ürün olmadan, güçlü bir hiyerarşik sistem oturmadan bu yapıların yapılması mümkün değil. Zira yapılar yerleşik yaşama geçmiş, hiyerarşi oluşturmuş grupların tapınaklarına benziyor.
Örneği Çatal Höyük'te de görülen kerpiç evler. Uşak
Killi toprak saman ve suyla karıştırıldıktan sonra tuğla biçiminde kalıplara konularak güneşte kurutulur. Ağaçtan yoksun olan yerlerde bu tuğlalardan yapılan evler görülür. İnsanın özüne yakın evlerde, insanlar daha huzurluydu.
Bizim ülkede onlarca farklı mimariye sahip ev örneği var. Nereye gitsem kalıptan çıkmış, kimliksiz, çirkin ve insana yabancı beton evlerin her yere istila ettiğini görüyorum.
Aslında günden güne hafızamız, zenginliğimiz, özümüz yok oluyor ve zihinlerde yer edemeyecesine aktarımı duruyor. İlgili kurumlar da işini yapmıyor çünkü birçok özellikli ev, yıkılmak için gün sayıyor ya da betona, ranta teslim oluyor.
Bana en haz veren mitlerden biridir Selene - Endymion hikayesi. Bu hikayenin geçtiği yerlerden biri Latmos Körfezi'dir. Ay Tanrıçası Selene her akşam gümüşten arabasıyla akşam keyfine çıkar, dolaşır, gökte pırıl pırıl parlar.
Selene'nin en haz aldığı yerlerden biri eskinin denizi olan Latmos Körfezi, bugünün gölü Bafa Gölü'dür. Selene her akşam en güzel şualarını Latmos'a yağdırır.
Selene yine bir akşam körfezin sularıyla birleşirken,ram ederken, karışırken, insanın en güzeli,pırıl pırıl parlayan Çoban Endymion'u görür. Endymion o sırada dağın eteğinde bir kuğu gibi derin bir uykudadır.Selene olağanca güzel ışığıyla Endymion'u uyandırır ve kalbini ona açar.
İktidar, pandemi süreci boyunca kendi kitlesini hoş tutacak sembolik olaylar üzerine yasaklar getiriyor. Müzik, içki vb. üzerine var olan yasaklar ve birçok konuda verilen demeçler buna yönelik. +
Semboller üzerine kutuplaşma yaratmaları ve bunun yanında dinselleşme yönünde politikaları var olan açlığı, yoksulluğu ve sefaleti görünmez kılmaya yöneliktir. Semboller üzerinden emekçiyi düşmanlaştırırsan, asıl hedef dışında, içki içen, +
yılbaşında mandalina ve çerez yiyen ve dışarıda bir iki kadeh atanlara düşman olur, açlığını unutur ve düşünemez. Gece dışarı çıkıp bir iki kadeh içerek eğlenmek ve kafa dağıtmak insanı aydın yapmaz, bakılması gereken yön özgürlüktür, +
Zeugma Müzesi'ndeki kayıp eserler Merve'nin (Kaçmış) üstüne yıkılmaya çalışılmış ve bir çıkış yolu bulamayan Merve intihar etmişti. Soruşturma sonunda 5 bin yıllık 10 eserin kaybolduğunu belirlenmişti. Ve kayıp eserlerin envanter fotoğrafları olmadığı için tarifle aranıyor. +
Eserler bulundu mu bilmiyorum ama ben de yazayım tarifi de belki bulunur!: “Tunç çağına ait pişmiş topraktan vazo. Kırmızımsı hamurlu, oval gövdeli, ağız kenarı çift dudaklı, kısa silindirik dar boyunlu halka diplidir. Gövdesinde kırık ve çatlaklar vardır.”
Maruz kaldığımız gündemlere ve kişiliksiz lümpenlere bakın. Çıkar üstüne bir araya gelmiş bir yapının rantı kesilmesin diye ruhumuzu kuruttular, öz suyumuzu emdiler, hayatları gasp ettiler, gülüşleri, umutları çaldılar.
Kendinden başka kimseye yaşam hakkı tanımayan bu zihniyet, var olan her şeyi para edecek ve içi boşaltılacak meta olarak görüyor ve peşkeş çekerek üzerinden rant elde ediyor.
Her yeri yağmaya açtılar, halkı sermayeye tam olarak köle haline getirdiler, emekçilerin en temel haklarını bile almayı engellediler, adaleti yok ettiler, çiftçileri perişan ederek tarımı büyük tekellerin eline bıraktılar,