Çin, su kaynaklarına yönelik yatırımlarını sürdürüyor. Su Kaynakları Bakanlığı yaptığı açıklamada, Çin'in önümüzdeki beş yıl içinde harap olmuş su rezervaurlarını güçlendirmek için yaklaşık 100 milyar yuan (yaklaşık 15,2 milyar ABD doları) yatırım yapılacağını açıkladı.
#Konuşanİstatistikler
💧Çin, dünya tatlı su kaynaklarının %7'sine sahip.
💧323 milyon kişi hijyenik koşulları uygun suya erişemiyor.
💧Her yıl 190 milyon Çinli, sağlıksız su nedeniyle rahatsızlanıyor.
#Konuşanİstatistikler
💧Her yıl 60 bin Çinli, kirli su nedeniyle ölüyor.
💧Nehirlerin %29'u, rezervuar ve göllerin %40' kirletilmiş.
💧Çin'in su israfı 13 yılda %65 arttı. 2013 yılında 70 milyar ton iken 2000 yılında 41.5 milyar tona ulaştı.
#Konuşanİstatistikler
💧İçme sularının %50'si zararlı bakteriler içeriyor.
💧İçme suyu pazarı Çin'de, 2019 yılında milyar doları aştı.
💧Çinlilerin %53 yabancı içme suyu markalarını tercih ediyor.
💧Çin, su kaynakları kurtarmak/korumak için 300 milyar $ bütçeyi gözden çıkarttı.
"İçme suyu pazarı Çin'de, 2019 yılında 30 milyar doları aştı." olacaktı. Rakamı yazmayım unutmuşum 😅
Çin, hava durumunu değiştirme yeteneğini artırmak istiyor ve yapay kar/yağmur programını, 2025 yılına kadar en az 5,5 milyon kilometrekarelik araziyi kapsayacak şekilde genişletecek.
• • •
Missing some Tweet in this thread? You can try to
force a refresh
Yeni ödeme yöntemleri, sanal varlıklar, dijital/kripto paralar,... Global finansal teknolojinin son yıllarda ortaya koyduğu hızlı dönüşüm, bir dizi yeni tartışmayı ve güvenlik riskini de beraberinde getirmiş durumda. Birçok devlet, bu yeni duruma dair pozisyon alma arayışında.
𝕱𝖎𝖓𝖆𝖓𝖘𝖆𝖑 𝖙𝖊𝖐𝖓𝖔𝖑𝖔𝖏𝖎, finansal arenada uygulanan bir dizi teknolojiyi tanımlayan geniş bir terimdir. Kredi kartlarından erken sürüm cep telefonu ödeme uygulamalarına, bankadan bankaya ödeme platformlarına, borsalara ve ödeme mekanizmalarına kadar onlarca yıllık
dijital ödeme teknolojisi evrimini kapsar bu kavram. Örneğin, sınır ötesi ödemelerde, 𝐒𝐖𝐈𝐅𝐓 gibi uzun süredir devam eden finansal teknoloji geliştiricileri ve blockchain tabanlı yerleşim mekanizmalarını ve yeni transfer yöntemlerini araştıran şirketleri içerir.
Suudi Arabistan'ın gönderdiği silah yüklü bir gemi, Yemen'e ait Sokotra adasına ulaştı.
BAE destekli Güney Geçiş Konseyi (STC), silahlı unsurları arasındaki gerginlik ve küçük ölçekli çatışmalar sonrası El Nasr kampını kontrol etmek için bölgeye büyük bir askeri güç sevk etti.
ABD uçakları, Yemen'in güney sınırında uçuş gerçekleştirdi. Dün de ABD'nin Yemen büyükelçisi, Güney Geçiş Konseyi'ni ziyaret etmişti.
Madem İsrail-Türkiye meselesi gündeme geldi, sizlerle, İsrail’in eski Dışişleri Bakanı ve Bölgesel Kalkınma Bakanı Silvan Şalom'un Ağustos ayı içinde yaptığı bir açıklamayı paylaşmak istiyorum. Zira kendisinin söylemleri bazı noktaları anlamak konusunda veri barındırıyor.
Şalom, görev süresi boyunca (2003-2016) birçok Körfez, Arap ve İslam ülkelerini ziyaret ettiğini ve bu bölgelerde çok sayıda yetkiliyle görüştüğünü söylemişti. Bu görüşmelerin bir kısmının Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın girişimiyle ve Türkiye'de gerçekleştiğini belirtmişti.
Şalom şöyle devam ediyordu: “Filistinlilerle çatışmaya çözüm bulmadan önce İsrail ve Arap ülkeleri arasında ilişkiler kurmanın, bu çatışmanın çözümüne daha fazla yardımcı olacağına ikna olmuştum. Halen de aynı düşünüyorum.
Protestoların olağan hale geldiği ülkede, özellikle son günlerde polisin göçmenlere yönelik sert tutumu, eylemlerin giderek daha radikal bir hal almasına neden olacak gibi.
İran, 5 önemli nükleer kadrosunu kaybetti. Bugünkü özellikle önemliydi, çünkü bu alanda sembol bir isimdi. Şimdi sorulması gereken, bu isimlere nasıl ulaşıldı, neden bu suikastler peş peşe geliyor.
ABD ve İsrail, bu suikastler ile esasta üç amaca ulaşmayı hedefliyorlar: 1- İran'ı hazır olmadığı bir savaşa çekmek. 2- İran'ın bu suikastlara etkin yanıt verememesi nedeniyle ülke içinde yönetimi hedef alacak bir tepkinin gelişmesuve bunun radikalleşip
ülke içindeki liberal kesimleri hedef alması. Bu suretle bir iç karışıklık oluşması ve saldırı için zemin oluşması. 3- Ülkedeki muhalefete, iktidarın korkulacak kadar güçlü olmadığını göstermek.
Türkiye'nin Arabistan, BAE, Mısır vb ile karşı karşıya getiren ABD politikalarıydı. Kaşıkçı cinayetinin bu ülkede tertiplenmesi ve sonrasında yaşananlar, Türkiye'nin Mısır'da İhvan'nın yanında durup Sisi ile ters düşmesi vb ABD-İsrail tarafından ustaca yürütülen bir süreç oldu.
Peki neden? Çünkü bu suretle Arap ülkeleri İsrail karşısında yalnız bırakılmış oldu, buna bir de bu ülkelere yönelik "Türkiye tehdidi" eklenmiş oldu. Hal böyle olunca ve dışarıdan da baskı uygulanınca Arap devletleri bir bir İsrail'e yanaştı.
İsrail, Arap devletleri frenleyebilmek/dengeleyebilmek adına Türkiye'ye duyduğu ihtiyaçtan kurtuldu. Bu aynı zamanda İsrail ile at başı şekilde Türkiye'yi destekleyen ABD'nin, tüm enerjisini İsrail'i desteklemek için harcayabilmesini mümkün kıldı. İsral biricik partner oldu.