Bu kadar açlığın, ahlaksızlığın olduğu, insan canının bir hiç sayıldığı, hayatların karartıldığı, milyonlarca çocuğun çalıştığı ve eğitimden yararlanamadığı, emekçinin kıyıma uğradığı, insanca yaşamın ve adaletin rafa kalktığı yerde utanmandan utanmadan birileri işini yap diyor.
İşini yap deme hadsizliğini bunlara kim veriyor? Acayip bir tipoloji oluştu. Ekseriyetle bunu diyenler kendilerinin işine gelmediği için bunu söylüyor. Bu mecraya hangi ücreti ödediniz de hizmet talep ediyorsunuz? İşim sizleri bilgilendirmek mi benim?
Yav şurada istersem magazin yazarım, sense işine gelir alır gelmezse bir tıkla ayrılırsın. Burası 1. takipçiden beri aynı çizgide, 70 bin civarı olunca başka yöne evrilmedi. Dert de takipçi toplamak değil, gizli de değilim. Tarih, arkeoloji nedir, az okuyun.
Orta yolcu, güce tapan, sinik, korkak ve çıkarcılığınızı alın ve takibi bırakın. Katılmadığın fikrim varsa yaz, yaz, tartışalım. Ayrıca sadece sosyal medya değil, pandemi öncesi alanda da mücadele ediyorum/z. Konforu bozulacak diye, çıkarı var diye orta yolcu insan çok,
bu alanda da çok, takılın peşlerine goygoyunuzu orada yapın. Birileri açlıktan, düzenden, politikadan yitip giderken, sen çıkarın için görmezden geliyorsan insan değilsin. Zira bu canavar sana dokunmayacak zannetme, sıranı bekle.
Selahattin Aydın
• • •
Missing some Tweet in this thread? You can try to
force a refresh
Kitaplar hep egemenleri yazar. Nereye gitti o devasa yapıları yapanlar? Nerede oturuyorlardı? Egemenlerin lüks şatafatını kim finanse etti? O devasa Hitit surların inşa edenlere ne oldu? Roma'nın anıtsal mezarlarını inşa edenler kimlerdi?
Hep saraylarda mı yaşadılar da halkın evleri bu kadar az? İskender büyük imparatorluğunu kurarken hayatları çalınanlar kimlerdi? Çalışan, hep çalıştırılan, gün yüzü görmeyen, üreten, ürettiğine el konulan ne hissediyordu? Umutları neydi? Beklentileri?
Sarayda yediği önünde yemediği arkasında olanların yanında açlıktan bir deri kalmışların isimleri neydi? Savaşta oğlunu, eşini, babasını kaybedenlerin duyguları neydi? Hep zaferleri yazan kitaplar, zaferler için hayatını feda edenleri yadsır.
Maruz kaldığımız gündemlere ve kişiliksiz lümpenlere bakın. Çıkar üstüne bir araya gelmiş bir yapının rantı kesilmesin diye ruhumuzu kuruttular, öz suyumuzu emdiler, hayatları gasp ettiler, gülüşleri, umutları çaldılar.
Kendinden başka kimseye yaşam hakkı tanımayan bu zihniyet, var olan her şeyi para edecek ve içi boşaltılacak meta olarak görüyor ve peşkeş çekerek üzerinden rant elde ediyor.
Her yeri yağmaya açtılar, halkı sermayeye tam olarak köle haline getirdiler, emekçilerin en temel haklarını bile almayı engellediler, adaleti yok ettiler, çiftçileri perişan ederek tarımı büyük tekellerin eline bıraktılar,
Kavak Dağı'nın zirvesinde yer alan Marmara ya da Likçe adıyla Mnara Antik Kenti. Antik dönemde hatta bugün de ulaşması oldukça güç olan kent, muazzam manzalara sahip. Hele yol üzerindeki Likya'nın Olympos'u Tahtalı Dağ ve Teke Dağı'nın manzaralarının seyrine doyum olmaz.
1400 metredeki düz oturma sıralarına sahip tiyatrosu ise kentin en sağlam yapısı. Tiyatroda oturun kendinizi arkeolojiye ve doğaya bırakın.
Antik yazar Diodoros: "İskender, Kilikia'ya kadar bütün kıyı şeridini, pek çok kenti ve güçlü kaleyi ele geçirmiş, fakat bu kentlerden bir tanesini alışılmadık bir şekilde zaptetmişti.
LABRYS VE YUNUS EMRE
Amasyalı yurttaşımız Strabon’un Katakekaumene-Yanık Ülke olarak adlandırdığı bölge Uşak ilinin güneyinde ve Manisa’ya kadar uzanıyor.
Bölgede Anadolu’nun 11.000 yıl önce püsküren en son volkanlarından kalan 54 kadar yanardağ konisi var ve lav akıntıları kilometrelerce uzanıyor.
Bodrum'lu hemşerimiz tarihçi Herodot bu bölgeye Maionia adını veriyor ve bölge insanlarının Troi savaşlarında Truva’nın safında çarpıştığından bahsediyor. Kula, yanık toprakların tam ortasında yer alıyor ve yakınında Emre Sultan isimli küçük bir köy var.
Doğa en büyük öğretmen. Milyonlarca yıl doğayla uyumlu yaşamış insanlık, kibre kapılarak doğanın kendine ait olduğu yanılgısına düştü.
Doğadan kopan, her şeyi meta haline getiren, kendilerinin doğaya değil, doğanın kendilerine ait olduğunu zanneden insanlar, ona verdiğimiz her zararın aslında kendimize verdiğimiz zarar olduğunu anlayamadı ve halâ daha anlamamakta direniyor.
Bu dünya bize ait değil, biz doğanın bir parçasıyız ve doğanın döngüsünde sadece bir kum tanesiyiz. Bütün hayvanlar ve bitkiler bizlere sunulan nimet değil, ortak yaşamak ve yaşam alanlarına saygı göstermek zorunda olduğumuz canlılardır. Kimseden üstünlüğümüz yok.
Göbeklitepe'de insanları temsil eden T sütunlarından birinin ayrıntıları. Şuna bakar mısınız? 11.600 yaşında bir taş bu, çakmak taşıyla yontarken hiç mi elin titremedi? Bu yapıların üstünü neden kapatıp gittiniz? Nereye gittiniz? Nereden geldiniz?
Lütfen ayrıntılı incele ve bakıp geçme. Çok gizemli çok, sanırım bazı şeylerin cevabını bulamayacağız.
Çizimlerde evrim konusu anlatılmıyor ve dinozor betimlenmemiş. Burada doğadaki çeşitliliğe yapılan bir vurgu sadece.
O hayvanların önemi neydi, bir kabilenin işareti mi ya da kutsal görülen bir hayvan mıydı? Sorular sorular sorular...