İngiltere, Kıbrıs'taki askeri üslerini yenileme ve geliştirmek için kolları sıvadı. Yakın dönemde bu konuda bir hareketlenme görmemiz mümkün. Zira Küresel Britanya projesinin geleceği, İngiltere'nin uzak denizlerdeki üslerine doğrudan bağlı.
Bu durum, İngiltere'nin tarihsel Fransa hoşnutsuzluğu üzerinden değerlendirildiğinde, Akdenizde'ki İngiltere varlığı Fransa tarafından pek de hoş karşılanayacaktır. Bu varlığın Türkiye için bir risk mi yoksa destek mi yaratacağı henüz tartışmalı.
*karşılanmayacaktır olacaktı.
Birleşik Krallık Savunma Dergisi, Kraliyet Donanması firkateyn filosunun büyüklüğünün 13 gemiden 24 gemiye çıkacağını bildirdi.
• • •
Missing some Tweet in this thread? You can try to
force a refresh
Çin,% 99,5 metanol içerikli sıvı ürün üreten bir proje ile güneş enerjisini sıvı yakıtlara dönüştürmede bir atılım yaptı. Ocak 2020'de başarılan bu adım, doğrudan güneş yakıtlarını küresel ölçekte sentezlemeye yönelik ilk girişim.
Raporda uzmanlar, tam kapasiteyle çalışması durumunda, projenin yılda 1.500 ton metanol üretebileceğini, 2.000 ton CO2 tüketebileceğini ve güneş enerjisi kullanarak 15 milyon kWh elektrik üretebileceğini belirtti.
"Güneş yakıtları üretimi için yapay fotosentez" üzerine araştırma 2001 yılında başladı: İlk adım ışığı fotovoltaik güç biçiminde enerjiye dönüştürmek, ikinci adım hidroje yapmak için suyu elektrolize etmek ve üçüncü adım ise karbondioksiti metanol yapmak için hidrojene etmektir.
İngiltere Başbakanı Johnson, "Rekabetçi Çağda Küresel Britanya" başlıklı bir raporu bugün parlamentoda açıklayacak. 100 sayfalık rapor, İngiltere'nin dış politika ve ulusal güvenlik yaklaşımını detaylı olarak ifade edecek. Temel konu: Küresel Britanya.👇
Londra, Brexit sonrası kendini yeniden konumlandırmaya çalışırken, kendisini "Küresel Britanya" olarak yeniden adlandırıyor ve Avrupa Birliği'nin ötesindeki yeni fırsatlara bakıyor. Raporun, küresel jeopolitikteki önemi artan, Hint-Pasifik bölgesine odaklanması muhtemel.
Johnson'un sunacağı rapor, daha önce belirttim gibi, İngiltere savunma stratejisini de radikal şekilde değiştirmeyi ele alacaktır. Ordunun insansız hava araçları ve yapay zeka gibi en son teknolojilerle donatılması, donanma gücünün arttırılması bu noktada öne çıkacaktır.
Amerika'nın giderek daha fazla domine ettiği NATO ile dünya genelinde kendi politikalarını dayatması, bunu QUAD (Japonya, Avurstralya, Hindistan, ABD) gibi bölgesel askeri oluşumlarla pekiştirmesi başta Çin, Rusya ve Kuzey Kore olmak üzere bir dizi ülkeyi rahatsız ediyor.
Çin, Rusya ve Kuzey Kore'nin başını çektiği ülkeler, tek elde toplanan bu güce ve tek taraflı yaptırımlara karşı çıkmak için yoğun bir diplomasi yürütüyor. Bu diplomasi kaçınılmaz olarak, onlarca ülkeden oluşan yeni bir blok oluşumuyla sonuçlanacaktır.
Küresel anlamdaki güç rekabeti, yukarıda zikrettiğim diplomasi sonucunda daha büyük bir ayrışma ile tırmanacaktır. Safların giderek daha fazla netleşeceği bu dönemde, fırsatlar ve riskler kol kola gidiyor. Her ülke, artık tarafını belli etme durumu ile karşı karşıya kalacaktır.
Bu soru verilesi ile bu konuda bir iki şey söylemek istiyorum.
Çin’in Bir Kuşak Bir Yol (OBOR) ve Deniz İpek Yolu (MSR), eski ipek ticaret yollarının canlandırılmasını sağlayacak. OBOR ve MSR, altyapı geliştirme, insanlar arası alışverişler, artan ticaret, teknoloji
ve sosyal refah sektörlerinde ortak yatırım projeleri yoluyla Asya-Avrupa kara parçaları ülkeleri arasındaki bağlantıyı geliştirmeyi hedefliyor. Yeni kurulan ve modernize edilen rotalarla, Çin ile Türkiye arasındaki ticari taşımacılık için seyahat süresi 30 günden 10 güne düşecek
ve proje ile 21 trilyon dolarlık bir ticaret döngüsü yaratması bekleniyor. Çin ve Türkiye, ayrıca ikili ticareti 2020 yılı sonuna dek 100 milyar dolara çıkarmayı hedeflediklerini duyurmuştu. Türkiye, kıtalar arası konumu nedeniyle, Çin'in bu projesi için kritik bir güzergâh.
Amerika'da giderek artan bir yoksullaşma var. Bu yoksullaşma, sosyal haklardaki düşüşler ve gelir adaletsizliğinde çatlağın büyümesiyle toplumsal bir patlamanın zeminini yaratıyor. Artık, ABD'nin yeni tipteki sömürgelerinden elde ettiği gelirlerine ortak olmak isteyen güçler var.
Hatta bu güçlerden bazıları -Rusya/Çin- doğrudan ABD'nin bu yeni tipteki sömürgelerinden elde ettiği her şeye göz dikmiş durumda. Bunu belirli oranda başarıyorlar da. ABD'nin küresel güç sopasını sallayarak gasp ettiği zenginliğin bir kısmına, bu güçler de, ortak oldular bile.
Bu ortak olma ya da elinden alma durumu ilerledikçe, dünyanın dört bir yanından ABD'ye akan ve ABD'deki insanların patlamalarını bir nebze de olsa öteleyen zenginliğin azalmasına neden oluyor. ABD'ye akan bu zenginlik azaldıkça, ülkedeki rahatsızlık giderek artacaktır.