1. Herkese tekrar merhaba. Benim “TR sol-liberal basın yayın, medya, hukuk ve akademi dünyasının SUSURLUK KAZASI olarak tabir ettiğim” Pınar Dinç- Umut Özkırımlı meselesinin, malumunuz geçen hafta Özkırımlı’nın
2. Dinç aleyhine açtığı iftira ve karalama davasının Özkırımlı lehine karar vermesi sonrası başlamış olduğum final zincirlerinin üçüncüsüne başlıyorum. Bu final zincir bölümleri bitince diğerleri ile birlikte,
3. Twitter hesabımdaki duvarıma pinli 200 TW altındaki ZEYLlere ekleneceğini daha evvel söylemiştim. Gün ola bir gün birileri TR’de #metoo hareketinin tarihini yazmak isterse, yahut daha güzeli, TR sol-liberal entelijansiyasının
4. cümle pisliği, ezberciliği, nepotizmi, yahut adam kayırmacılığı, olanca riyâkarlığı ile nasıl AKP rejiminin araçlarına angaje olduklarının, TR gazete-medya-hukuk-akademi dünyasının nasıl ciddi okuyamama, okuduğunu anlayamama sorunları
5. yaşadığının, kibir ve aptallığının ve insanları sırılsıklam aptal, enayi yerine koymanın nasıl aynı da AKP gibi bu camiada da rutin iş haline geldiğinin hikayesini yazmak isterse, ha işte… bu dava ve bu dava vesilesiyle
6. ortaya dökülen bunca pisliğin en azından benim perspektifimden nasıl görüldüğünün, yaşandığının, gözlemlendiğinin, okunduğunun belgeleriyle birlikte cümle kaydını kuydunu burada bulabilirler.
7. Muhtelif akademik çalışma için -elbette benden izin alan- herkes, işte buyursun kullansın diye tutacağım bu yazıları orada.
Finalin ilk bölümünü 14.10.2021’de şurada:
8. İkincisini 20.10.2021’de burada yayınlamıştım:
Tamamen MM ifşaatına ayıracağım 4. ve 5. bölümleri de inşallah bu hafta içinde girip tamamlayarak artık
9. bu defteri kapatmayı umuyorum.
Bu bölümde ise tartışmamı, tıpkı 2. Bölüm gibi nispeten daha teorik bir zeminde yürütmeyi planlıyorum
10. ve ifşaatımı vereceğim birkaç örnekle ancak örtünün ucundan kaldırıp genel manzarasınından parçalar göstermekle yetineceğim şimdilik. O zemin de yine çok güncel bazı feminist tartışmalar üzerinden yürüyecek.
11. Fakat bu kez bu 2. SUSURLUK KAZASI gibi önümüze dökülüvermesine yol açan devasa çürüme sorunlarını, güncel o şu bu feminizm tartışmaları üzerinden değil de,
12. genel olarak kendine III. DALGA FEMİNİZM adını veren ve eylemsel etkilerinin son yıllarda TRde kadın ve LGBTİ bireylerin hayatlarında, mücadelelerinde hissetmeye başladığı yeni bir akım üzerinden ortaya koyacağım.
13. Çünkü artık şunun adını koyalım bir. Bu sorunlar, mesela bir feminist ifşa o şu bu tartışmanın meselesi değil. 150+ yıllık TR feminist hareketinin GENEL SORUNLARI DA DEĞİL,
14. çok daha küçük ama herkes adına konuşma iddiasında olan çok daha dar bir çevreyle ilgili. Bu sorunlar genel olarak III. dalga feminizmin teorik sorunlarından kaynaklanan bir çürüme sorunu da değil. Bilakis,
15. bu hareketin de dünyadaki feminist mücadele için bazı önemli kazanımlar getirdiğini düşünüyorum. Mesela feminizmin artık toplumsal eşitsizliğin yarattığı avantajlı ve dezavantajlı gruplar arasındaki güç- statü eşitsizliğinin
16. yarattığı sorunlara da dikkati çekmesi gibi. Ancak uygulamada TR’nin sosyolojik ve kültürel alt yapısı teorinin uygulamasında entelektüel üretim alanındaki yaşanan çürümeyi faş eder ve onu büyütür, yayar şekilde gelişti.
17. O yüzden burada teorik eleştiriyi değil, teorinin TR sosyolojik tabanındaki uygulamasında, kastını aşan sündürmelerle küçük bir grubun menfaatlerine hizmet eder şekilde kullanılmasını ve bu türlü
18. kullanımın yol açtıkları üzerine yoğunlaşacağım. Sözgelimi önceki zincirlerde adına FEM-POL-BÜR dediğim ve kendisine makbul kadın, makbul feminist kimliklerini tanımlama, dağıtma,
19. bu makbul tanımlara uymayanları kendi kafasına göre feminizmden ve hatta kadınlıktan aforoz etme yetkisini biçen, kurguyu farklı kavramlar ve idealizasyonlar üzerine kurmasına rağmen
20. pratikte modus operandisi neredeyse aynen Şahsım’dan kopya oluşum, III. DALGA feminizmin ülkemizdeki ürünlerinden. Aynı şekilde bir önceki zincirde yazılarından birine atıf verdiğim Çatlak Zemin ve 5 Harfliler gibi yayınlar
21. bu akımın feminist literatürdeki sözcülüğüne soyunmuş durumdalar. Fakat akımın basın yayın- yazılı medya alanında daha geniş bir kitleye hitap eden sözcülüğü Bianet’ten Sendika’ya, Gazete Duvar’dan P24-T24’e,
22. Medyascope’tan ARTI TV- ARTI GERÇEK’e ve 1+1’e burada tek tek isimlerini zikretmeye hacet görmediğim ve kendilerine “bağımsız” diyen bir alay medya kuruluşuna, irili ufaklı kanala, yayına yayılıyor.
23. Bunların neden III. dalga feminizmin sözcülüğüne soyunduğunun, sonraki iki bölümde de örnekleyeceğim gibi aslında bu konularla hiiiiiç alakası olmayan yazar ve programcılarının neden birdenbire,
24. özellikle de nedense PD’nin (çakma) ifşasını yaptığı 1.6.2020’den bu yana III. dalga feminizmin sözcüsü gibi davrandığının, bu yayınlardan hiç birinde FEM-POL-BÜR önderliğince TERF olarak damgalanan feministlerin neden
25. söz söyleyemediklerinin, kalem oynatamadıklarının, bu mecralarda yazsa, programlar yapsalar bile artık feminizmi ilgilendiren konularda konuşamayacaklarının takdirini size bırakıyorum.
26. Fakat bunun tam da böyle olduğuyla ilgili: EBŞM. (EBŞM kısaltmasının anlamını atladıysanız, yukarıdan bakarsınız, sıklıkla geçecek artık. Kısaca elimde bu konuda kamyonla yazılı kanıt / şahit var anlamına geliyor demek)
27. Umarım bu basın yayın ve medya kanallarının neden böylesi bir propaganda ve bu konuda tek-sesliliğe yöneldiklerine dair bir açıklamaları vardır ve bu açıklamayı yaparlar,
28. yahut bundan böyle çizgilerini bu alanda çok sesliliğe imkan verir şekilde değiştirirler. (Aman beni karıştırmadan! Ben bu alanda yazıp çizeceklerimi bu zincirlerle nihayetlendiriyorum, benim için bitmiştir.
29. III. dalga feminizmin eylem ve inançlarına, prensiplerine ya da belki daha TR’deki uygulamasındaki prensipsizliklerine itirazı olan başka arkadaşlara söz söyleme imkanının elzemliğine binaen söylüyorum bunu.)
30. Bunu yapmazlarsa zaman zaman iyice bu hareketin propagandasına kaçan tek sesliliğin yegane açıklaması olarak izleyicilerinin, okurlarının, takipçilerinin elinde ne yazık ki sadece bu “bağımsız”
31. medya kuruluşlarının aldıkları fon vs maddi destek karşılığında kendilerine bu desteği sağlayan AB kaynaklarına söz verilmiş mecburi ideolojik bağlılık kalıyor ki, o zaman da tartışma hiç birimizin arzu etmediği şekilde
32. kötü, karamsar ve muhtelif komplo teorilerinin at koşturmasına alan yaratan yerlere kayıyor. Bu da hiç hoş değil. Benim açımdan mesele, muktedir hakimiyetinden bağımsız ses ve
33. (STKlar için) dayanışma eylemleri üretilmek üzere AB kaynakları alınması, kullanılması değil. Tersine içinde yaşadığımız siyasi konjonktürde bu bir gereklilik gibi görünüyor.
34. Ancak hem bu yayınlarda, hem muhtelif STKlarda bu kaynaklarla ilgili özellikle son 1,5-2 yıldır su yüzüne çıkan temel sorun, bir çok kuruluşta bu kaynaklar ve nasıl harcandığıyla ilgili şeffaflığın olmaması.
35. (PS. Medyascope şeffaflık konusunda üstte adı geçen yayınlar arasında bir istisnadır, o konuda hakkını yemek istemem).
36. Bu kaynakların bir alanda tek taraflı yayıncılık ve toplumsal yapıda dezavantajlı bir kesimi destekleyeceğim derken, dezavantajlı başka kesimleri hedefine koyar şekilde yapılması;
37. ayrıca mesela intihar haberi bu haftasonu gündem olup, çok şükür ki bu haberi gerçek çıkmayan trans-kadın Cemre’nin hikayesinde olduğu gibi, sözcülüğüne, dayanışmasına soyulan dezavantajlı kimliğe sahip insanlar arasında,
38. siyasi görüşler başta olmak üzere “makbul olanlar” ve “olmayan”lar ayrımının yapılarak, makbul olmayanlarla dayanışılmaktan imtina edilmesi, dahası bu insanların çalıştıkları kurumlardan cancellama girişimleri,
39. zaten ayrımcılığa uğrayan insanları bir kez daha ayrımcılığa maruz bırakılarak ikinci kez mağdur ediyor. Bu durum da elbette yukarıda işaret ettiğim “kaynak sarfiyatının şeffaf olmayışı” sorunlarını gündeme taşıyor.
40. Bugün burada III. dalga feminizmin TR’deki uygulaması üstünden sol-liberal camiadaki yaygın dejenerasyona dikkat çekeceğimi yukarıda belirtmiştim. Ancak bu camiadaki yaygın çürümeyi bir SUSURLUK KAZASI halinde
41. gözümüzün önüne döken olay başka türlü bir hadise olsaydı, çürüme ve zafiyet olarak semptomu olarak burada tespiti yapılan davranış ve düşünce kalıpları, belki yine sol-liberal kesimde yer alan başka bir özel siyasi pozisyonun
42. cephesinden zuhur edecekti ve şimdi biz o pozisyonu/ akımı konuşuyor olacaktık. Kuşkusuz, ilkesizlik gerçeği inkar, hukuk tanımazlık ve 2000ler sonrasının politik marazı post-truth (hakikat ötesi)
43. dünya yaratarak materyal gerçeklikten kopuş, amaçlarına ulaşmak için tehdit ve şantaj gibi yöntemlere başvurma, kendisi gibi düşünmeyen, fikrine muhalif insanları etiketleme, fişleme, hedef gösterme gibi
44. yöntemlere tevessül etme, içinde bulunduğumuz ve dünyadaki siyasi-ekonomik gidişattan da kopuk olmayan koşulların yarattığı bir durum. Öyle görünüyor ki memleket siyasi yelpazesinin
45. heeeer bir köşesi bu çürüme ve onun mafyatik yöntemlerinden nasibini almış.
Ancak ne yazık ki bu olay özelinde MM öncülüğü bu cepheden çıktı ve o yüzden ben de bu cephenin neden ve nasıl bilinçli şekilde
46. kamuoyu manipülasyonuna giriştiklerini ortaya koyarak, işin sonunda TR’de gönül verildiği, aktivizminin üstlenildiği şekliyle III. dalga feminizminin bir eleştirisini, genel bir sol-liberal entelijansianın eleştirisiyle birlikte,
47. ortaya koymuş olacağım. Bunu yaparken de örneklerimi Pınar Dinç ve İrem Aydemir (çakma) ifşaatı ertesi yaşananlardan seçeceğim. Ama belki daha sonra bir başkası, bu hareketin TR uygulamasındaki problemlerini başka vukuat özelinde,
48. mesela son yıllardaki 8 Mart eylemleri üzerinden yapar, çünkü son yıllarda bu eylemlere de damgasını vuran III. dalga feminizm. Ben burada genel bir uygulama eleştirisi için ana arter yollarını açarım. Sonra isteyen istediği gibi +
49. bu eleştirileri başka eylem alanlarındaki uygulamaya taşıyabilir, eleştirileri genişletebilir/ daraltabilir, ya da eleştirinin eleştirisini yapar. Ama işin o kısmıyla bizzat ilgilenmeyi düşünmüyorum artık. Yoruldum.
50. Son bir buçuk senedir bu olay vesilesiyle gözlemlediğim kadarıyla, TR’de III. DALGA olarak adlandırılan feminizm, uygulamada da birbiriyle düşünüş, eylem ve ilişkiler ağı ile bağlantılı şekilde şu üç alanın sözcülüğüyle birlikte,
51.bir paket halinde TR’ye geldi:

I. TR #metoo hareketi
II. Trans-aktivizm (trans-aktivizm eylemlerinin kadın hareketi içine entegre edilmesinin “kapsayıcılık” olduğu iddiasıyla)
52. III.- Fuhuş ve porno endüstrisinin herhangi bir işkolu kadar saygın, herhangi bir sektör olduğu
53.

-Bu sektörde çalışan kadın, çocuk, LGBTİ bireylerin pek ala da sıradan bir geçim kaynağı olarak çalışmak için bu sektörlere girip, istedikleri zaman da çıkabilecekleri
yönünde “inanç” ve bu inancın propagandası
54.

-Bu sektörlerin varlığını müesses ataerkil nizamın “erkeğin mutlak surette giderilmesi gereken seks ihtiyacı” varsayımı üstüne bina edildiğine ve sektörde köleleştirilmiş,
55. fuhşun çalışanları üzerinde savaştaki askerlerin tecrübe ettiği kadar derin ruhsal travmalara ve fiziki saldırılara yol açabildiği gerçeğine ideolojik körlük

İLE ÖZETLENEBİLECEK, burada kısaca “fuhşiyat promosyonu” olarak niteleyeceğim
56. görüş, argüman. Tekrar:

1. #metoo hareketi,
2. Transaktivizm
3. Fuhşiyat promosyonu,
57. TR’de en az 2010lu yılların ikinci yarısından bu yana 3. dalga feminizmin teorisinde tartışmalar yaratan ve TR’deki eylemlerine yansıyan uygulamasının olmazsa olmaz üçlü sacayağını teşkil ediyor.
58. Akademisyen Pınar Dinç ve öğrenci İrem Aydemir’in yaptığı (çakma) ifşalar ve bu ifşaların aldığı tepki dalgası bu anlamda III. dalga “feminizm”in uygulamadaki örneklemesine mükemmelen oturuyor.
59. Çünkü 1,5 yıldır bu üçlü sacayağının temsilcileri, ifşaların başından beri birlikte hareket ettiler ve kendileri gibi düşünmeyen herkesi hareketten hatta “eril şiddet faili” olma suçlamasıyla kadın kimliğinden bile aforoz etme işine giriştiler.
60. Mesela bkz.

5harfliler.com/kadinlarin-ve-…

Dahası bu birlikte hareket etmenin önceden planlı ve organize olduğunu gösterir nitelikte çok delil var (EBŞM).
61. Aslında daha en başından Pınar ve İrem’in aynı belgeyi kullanmalarına, aynı okulda, aynı soruşturmanın konusu olan “cinsel taciz” şikayetini yapmış olmalarına rağmen, sanki bunlar ayrı soruşturma, soruşturmalar ayrı okullarda cereyan
62. etmiş gibi gösterme ve sanki birbirlerini önceden birbirlerini tanımıyor, şikayet hikayelerinden yeni haberdar olmuş gibi gösterme, İrem’i belge üzerinde tahrifatla yayınlamaya kadar itebilen çabaları,
63. ifşaların evvela ikisi (aslında üçü ama, ikisi arasında diyelim) arasında önceden planlı sahnelendiğini ortaya koyuyor. Dahası PD’nin en az bir yıldır özellikle cinsel taciz, mobbing, aile içi şiddet vs. mağduru kadın ve LGBTİ
64. bireylerinin takibinden olduğunu, bu kişilerle birebir yakınlık kurmak ve kendi çakma ifşasına desteklerini alma amaçlı onlarla irtibata geçtiğini, bunlardan bazılarıyla akademik ortak çalışmalar yaparak,
65. bağlarını güçlendirdiği ve onları bu şekilde ifşasına desteğe borçlu bıraktığını da biliyorum. Nereden mi biliyorum? Arkadaşlar ifşanın bir mekaniği var. Sedat Peker ifşaatından da bilin işte. Gerçi ben ifşamı Peker’den bir sene önce yaptım,
66. ama ifşa mekanizmasının aynı şekilde işlemesi dikkatimi çekiyor. TÜGVA ifşasında da aynı şey oldu. Şöyle ki, 72 TW’de ben sadece Google taraması ile ulaştığım açık kaynakları ve tarafların yayınladıkları
67. belgeleri kullanarak ifşa yapmıştım. 200 TW’de de buna devam ettim. Ancak PD ve erkek arkadaşının çevresine konuşlanmış III. dalga feminist ve küçük bir kısım BAK çevresinin tahakküm ve şımarıklıklarından yılmış
68. o kadar çok KHKlı ya da yine BAK’tan o kadar çok akademisyen ve PD’nin kendisi gibi müfteri ve manipülatör güya “feminist” avukatlarının mesleki etiğe uymayan tutum ve hareketlerinden yaka silken
69. İstanbul Barosu’ndan o kadar çok avukat var ki, bana bu arkadaşlar başta olmak üzere çok kişiden teşekkürlerle birlikte enformasyon aktı ve halen de akmakta. Yani ifşanız haklı temellere dayanıyorsa, ifşanıza katkı yeni veriler
70. çağlayan misüllü mesaj kutunuza akmaya başlıyor. Ayrıca Twitter’da insan fişlemeye TERF listesi yapan Viyan da çok yardımcı oldu bana istemeden. Sayesinde zehir gibi akıllı, sizin riyakârlığınızdan bencileyin ikrah getirmiş,
71. bir dünya kadın + lgbti bireyle tanıştım ve onlar da çok yardımcı oldular veri birikimine. Yoksa 1,5 yıldır alayınızda bloklu olduğum halde elde telefon SSleriniz peşinde koşturuyor değilim, onlar ne vakittir zaten bana
72. kendiliğinden ve anında geliyor. Yoksa efenim, Allah’ın Bursa’sının bir köyünde ektiği domatesi toplayıp salça yapıp, hıyar turşusu kuran şu biçare köylü kadınceğiz nireden bilsin mesela
73. bu ifşa olayının birilerinin sevdiceği olarak (yoksa “mutually beneficial relationship/ “karşılıklı çıkara dayalı ilişki” mi demeliyim?) ta orta göbeğinde olan ya da sonrasında vuku bulan cadı avında taşı herkeslerden en önde atmaya
74. yarışan ve şahsen hiç biriyle yollarımın kesişmediği bağzı erkek akademisyenlerin dünyalaaaar kadar öğrenciyi taciz, (artık eski olan) eşe şiddet, öğrenci sevgiliye/ eşe nepotizm kıyağı, aldatma vukuatı olduğunu??? (EBŞM)
75. Ve bu kadınceğiz yine mesela niiiiireden bilsin, öyle kendi aranızdaki konuşmalarınızda, mail ve whatsup gruplarınızda uçkurunun gevşekliği bilgisini aranızda dolaştırdığınız, bu yönü zaten pek iyi bilinen
76. akademi-basın yayın-medya dünyasından bağğğğzı mümtaz isimlere İFŞAyı kendi gayeleriniz için aba altından bir şantaj unsuru olarak kullandığınızı?
77. Mesela bu kadrodan, ne PD-UÖ vakasından ne TERF TÜRF tartışmalarından zerrece haberi, bilgisi olmadığı halde, öyle duvar muvar gazete köşelerinde yine el alemin mağduriyetinden kendinize imtiyazlar devşirmeye
78. çıkarttığınız tartışmalara “otorite” olarak yazılar düzen, yazısında “otoriteden” sayıldığı konuya kel alaka bir mevzu olan TERF TÜRF meselelerine de girmeyi kendine nedense (?!!) bir borç bilen bi yayımcı vardı,
79. hatırladıkça gülerim :D

Ama bu ikisi gibi kaç tanesi var daha…Bir laf etsen önüne siper olmaya atlayacakları, vukuatı bol, vukuatının dedikodusu gırla, amma bu taifece “kullanışlı” bulunduğundan “dokunulmaz” cinsinden
80. âli, bıyıklı otoriteler… Bana yanınızdan yörenizden, mesela dün bir kafeteryada yemek yediğiniz, kahve içtiğiniz bir arkadaşınızdan, tanıdığınızdan, bölümdeki meslektaşınızdan,
81. kısaca hemen yanı başınızdan böyle veriler akmasa ve araştırmamda bu kadar ilerlemeseydim bile, yine önüme düşen verilerden iyi kötü noktaları birleştirmeme yetecek kadar aklım fikrim çalışıyor ve ne yazık ki içinizden biri olarak,
82. bu camiayı da pek de güzel okumasını yapabilecek kadar iyi tanıyorum. Mesela aşağıdaki, PD’nin ifşasını takip eden daha ilk günlerde Facebook’ta tam gaz yürütülen SM lincinde, bir paylaşımın altına UÖ’ye ilk taşı atmaya
83. koşturan erkek akademisyenleri görünce şöylecene şaşkınlığını ortaya koyan bir kadın akademisyen, @KarakusIlkim. Fark ettim ki aynı kadın akademisyen, ki Harvard antrapolojilerde falan okuduğuna aslında göre gayet de zeki bir kadın,
84. okuduğunu, dinlediğini idrak edememe noktasına gelecek bir fanatizme sürüklenmiş. Üstüne tutmuş vakanın MM’lerinin önde gelenlerinden birinin saçma sapan argümanlarını neredeyse harfiyen Facebook’tan
85. Twitter’a taşıyor. Bu örnekten çıkaracağınız şey de bu kez cadı avı ya da tamamen aynı mekanizmada işleyen sosyal medya linçinin mekaniği.
86. Cadı avında (siz isterseniz SM linci de diyebilirsiniz) taşı en önce, en canhıraş şekilde atanlara dikkat edin. Bunlar ya kendi günahlarından arınmak isteyen, ele güne “aman haa, görün bakın ne güzel de taş atıyorum,
87. anlayın ki ben öyle değilim, onlardan değilim”in ispatının peşinde olan fırsatçı gevşeklerdir. Önde gelen, yediği herze bini aşmış x-cemaatçilerde de bu böyle ya. Hiç şaşmıyor: “FETÖ FETÖ..diye” en çok sövüp saydıran bi bakıyorsunuz,
88. hoop, 3-5 sene evvel Hocaefendi’ye pehlivan tefrikası gibi övgüler düzmüş, el ele kol kola fotoları çıkıyor. Tamamen aynı psikoloji, aynı reaksiyon, aynı cibilliyetsizlik.
89. İkinci grup da işte mesela üstteki arkadaşımız ve nicesi gibi attığı taşla, kendi yaralarını sağaltma peşinde, ama onun yaraların açılmasına neden olan kişi ve faktörleri de birebir karşısına
90. almaya cesareti olmayan, olsa da bu cesaret karşılığını, hak ettiği adaleti bulmamış yaralılar… Bu iki grup için de cadı avının nesnesi, “fail” ilan edilen kişinin gerçekten fail olup olmadığı, vakanın kendisinin ne olduğu
91. nasıl gerçekleştiği, anlatının tutarlı olup olmadığı falan o kadar da önemli değil. Bu arkadaşlar başkasına taş atarken aslında kendi dertlerinin peşinde. 2. grup için ayrıca acılarını, yolsuzluğunu örtmek için kuştan ödünç aklıyla böylesi
92. bir büyük çapta bir manipülasyona muvaffak olabilen bir şarlatana kullandırdıkları ve yaralarının yarattığı zafiyet yüzünden bile isteye şu olayda kullanışlı aptallığa girişmelerine bir kadın olarak çok üzüldüğümü de ekleyeyim.
93. Bu arkadaşın en azından bugün kendisine şunu sormasını dilerdim: Belki de mesela kimin ifşalandığı değil, kimin, ne kadar daha fazlasının yediği bilumum herze herkesçe bilinmesine rağmen hâlâ NEDEN İFŞA EDİLMEDİĞİDİR?
94. Mesela işte o Facebook mesajında koştur koştur UÖ taşlamaya gelen, senin de tespit ettiğin o iki kerli ferli akademisyen neden ifşa edilmiyor sevgili @KarakusIlkim? Mesele sadece bu adamların “sarsılmaz” itibarları mı, yoksa
95. nüfuzlarının etkileri, ulaşabildiği eller kollar bakımından onlar ve onlar gibilerini ifşa etmemek, bunları ettikleri kakanın üstünde koltuklarında rahat bırakmak birilerinin işine mi geliyor?
96. Daha açık söyleyeyim, içimizden bazılarına olanca günahlarıyla bulundukları yerlerde fonksiyonel oldukları için mi bu adamlar, herzeleri pek de iyi bilindiği halde, işte üstelik bi de böyle sanki kendi elleri
97. tertemizmiş gibi yüzsüzce “tacizci” taşlamaya koştururken sobelendikleri durumda bile açıkça korunuyor? Mesela sen neden bu postta açıkça, “bi dakka sen önce kendi günahlarının hesabını ver”,
98. diye bu akademisyenlerin oracıkta ifadelerini alamadın @KarakusIlkim? Yanlış anlama ve çok da alınma ne olur, çünkü o paylaşım altında gördüğünü gören bilen yegane kadın olmadığının da farkındayım.
99. Bir ucunun önceden kurulup organize edilmiş olması dışında bu ifşa neden böyle süratle ve büyüyerek yayıldı biliyor musunuz? Bundan da erkeklere, bilhassa erkek akademisyenlere alınacak büyük dersler var.
100. Ve bu da ifşanın mekaniğinden devamla: Birinin bir konuda, atıyorum rüşvet, atıyorum uçkur gevşekliği, atıyorum madde bağımlılığı, öfkesini kontrol edememesi,
101. ya da işte kişilik ve/ya mesleki açıdan kendi zafiyet ve çürüklüğüne dair her ne açık var ise bu yönleri ayyuka çıkmış insanı, alanında çalışan heeerkes bilir. Fısıltı gazetesi insanlık tarihi kadar eskidir ve çok iyi çalışır.
102. Bu isimlerin mesleki pozisyonu her ne kadar güçlü olursa olsun, kapalı kapılar ardında, kahve sohbetlerinde, mail ve whatsup gruplarında ve bin bir yerde isimleri zafiyetleri ile birlikte zikredilir.
103. O isimler döneeeer dolaşır, gün gelir ömrünüzde bir kere bile yüzyüze gelmediğiniz, Allaan bi köyünde salça yapıp romanını okuyan bir kadına bile ulaşır. Daha evvel de söyledim, UÖ kesinlikle tacizcidir ya da tacizci değildir diyemem.
104. Bilmiyorum, tanımıyorum kendisini ve ayrıca bir insanın sonsuz zaman ve uzam düzleminde bu konuda daima suçlu ya da masum değil, ancak tek tek vakalar özelinde suçlu ya da masum olabileceğini söyleyen
105. hukuki yaklaşımdan yanayım ben. Ancak işte besbelli ki bu vakada UÖ’nün adı işte böyle kahve sohbetlerinde, mesaj gruplarında vs. dolaşımda olan isimlerden biriymiş ki, insanlar bu kadar kolayca,
106. neyin ne olduğuna bakmadan, belgeleri incelemeye bile tenezzül buyurmadan “yapmıştır kesin!” diye meseleye atladılar. Kıssadan hisse: insanın adı çıkacağına canı çıksın.
107. Buradaki parantezi biraz geniş açtığımın farkındayım, tekrar dönüyorum III. dalga feminizmin üçlü sacayağının ( 1. Metoo 2. Transaktivizm 3. Fuhşiyat promosyonu) . Şimdi:
108. Haziran 2020 başındaki çakma ifşalarının en başından PD ve İA peşlerine bir transaktivist (kısaca TRA: trans-hakları aktivisti) ordusunu arkalarına aldılar. Hemen başından söyleyeyim: Ne aktivizmin geneli ne transaktivizmin
109. kendisiyle prensipte bir sorunum var. Yani nasıl olsun ki? Benim Twitter hesabımı açtığım 2013 tarihinden beri biomda: “HR & Environmental activist” yazıyor! Sorun bir aktivizmin üyelerinin, ataerkiyi değil,
110. kadınları, özellikle de feminist kadınları hedef almasında, onları tehdit ve şantaj yoluyla susturmaya, susturamazlarsa işinden gücünden etmeye organize olmaları ve literatürde “kadın”ın kelimesine dahi tahammül edemedikleri
111. noktada başlıyor şekerlerim. Devam! Normal koşullarda, aklı başında, mantık sahibi herkesin, “bir erkek akademisyenin tacizci ve stalker” olduğuna dair yapılmış ifşanın, trans-dışlayıcı radikal feminizm
112. ( ve trans-dışlayıcı radikal feminist= TERF) karşıtlığı ile ne alakası olabileceği konusunda zorlanması, iki olay arasında bağlantıyı kuramaması gayet normal. Çünkü gerçekten hiç bir alakası yok.
113. Ama Pınar Dinç ve İrem Aydemir’in çakma ifşaları ertesi vuku bulan SM zorbalığı, öyle bir organizasyonla gerçekleşti ki,
114. PD – İA ifşaatlarındaki tutarsızlıkları, samimiyetsizliği ortaya koyan herkes TERF,

dahası “kadın düşmanı” ilan edildi. (EBŞM- küfeyle hem de!)
115. TR #metoo hareketiyle TR TRA hareketinin nasıl en başından beri atbaşı yürütüldüğüne dair, yayını günlerce sürebilecek kadar çok materyal dökebilirim buraya ama uzatmak istemiyorum şimdi,
116. gerekli görürsem kullanırım bilahare. Ya da daha iyisi, durumun hâlâ daha farkında olmayanlara “araştırmalarını öneririm”. ✍️😁Şimdilik şu kadarını koyayım mesela bir fikir vermesi açısından:
117. Ben PD tarafından “2020’de 2019’un en TERF yazısı paylaşma” ve feminist Julie Wark’ın yazısını beğenme” günahım (!) yüzünden “iyi” PD ve çevresinden ayıklanacak “kötü” kadın çağrısıyla hedef gösterildiğim
118. günlere kadar TERF kısaltmasının anlamını bile bilmiyordum bile! :D (bilmeyenlere tekrar! TERF= Trans Dışlayıcı Radikal Feminist. Bugüne dek Twitter’da gördüklerinizden “dişi iblis” vs. anlamlara geldiğini düşünmüş olabilirsiniz)
119. Diğer görsel de yine TR LGBTİ Onur Haftası etkinlikleri çerçevesinde artık bir gelenek halini alan HORMONLU DOMATES ÖDÜLLERİ töreni gecesinden; 2020 yılından.
120. 2020’de PD ifşasının hemen ertesinden beri, TERF/ TRANSFOBİK olmakla itham edilen bir grup feminist kadının topluca yuhalanması vs. ile kamuoyu önünde tahkir edilmesi ritüeline dönüşen ve
121. 2020 HORMONLU DOMATES ÖDÜLLERİ’NDE (2020 yılı), bu görüntüleri yayınlamayı reddeden youtube’a PD’nin tepkisini koymayı yeterli buluyor ve buradaki dilin erilliği dirilliğini falan da takdirinize bırakıyorum.
122. Bu ödül töreninde “transfobik/ TERF” vs. diye adı geçen kadınların aylar süren hedef gösterilme, isimlerinin Hormonlu Domates’te oylanması vs. süreçlerinde en ateşli şekilde yer alanların,
123. bugün dahi hâlâ PD manipülasyonunda yer alması kesinlikle tesadüf değil. Ben dahil mezkur feministlerin hiç birinin fobik falan olmadığı da zaten ayrı mesele de konuyu ol babda genişletmeyi yersiz buluyorum şimdi.
124. Ha, aradan geçen 1,5 süre zarfında yıllardır süregiden bu cadı avına, cinsiyet çalışmalarında “kadın”ın adını bile sildirmeye uğraşan, ona “regl olan”, “doğum yapan” birey, “womxn” gibi saçma sapan isimler takmaya yeltenen
125.TRA aktivizmine karşı hem TR hem dünyada doğal olarak bir tepki gelişti. “Araştırmanızı öneririm” ✍️✍️😉, bu süreç bir TR’de yaşanmıyor; başından beri zaten TR düşünce tarihindeki her gelişme gibi
126. Evropa ve ABD üzerinden TR feminizmi gündemine giriyor. Son yıllarda önce Batı’da patlayıp, sonra dünyaya yayılan ve kendine orada/n büyük siyasi ve maddi kaynak desteği bulan evrensel bir trend yani.
127. Elbette ataerkiyle asırlardır süren mücadelesinde, hayatın her alanından isminin silinmeye çalışılmasına yüzyıllardır çoook aşina kadın cinsinin ismini basın ve literatürden silmeye çalışan
128. patriyarkayı şıp diye gözünden tanıyarak, isim ve alanlarının gaspına tepkisini koyması kadar doğal bir şey yok.
129. Ayrıca işin feminist örgüt, yayın ve üniversite kürsülerinde, feminist kadınları cancellama marifeti ve cancellama tehdidiyle, onlara şantaj yapılarak TRAlarca gaspı ve feminist kadınların alandan silinmesi,
130. örgütlerinin mülksüzleştirilmesi meselesi de var. Mesela, önceki zincirde ele aldığım @Filmmor_ ‘a karşı yürütülen ifşa harekatı da “#metoo önderliği ve TRA aktivizmi işbirliğiyle” yönlendirilmiş TİPİK 1 “feminist kuruma çökme”
131. girişimiydi. Kurumun hedefteki yöneticileri, muhtemelen bunu görerek kurumu kapatma yönünde karar aldı, kurumu teslim etmektense. Ha bu tespit ve görüşler beni TERF yapıyorsa, açıkçası çok da umurumda değil ama
132. bütün bu fobikti değildi tartışmalarının ardında asla göz ardı edilmemesi gereken ciddi bir maddi boyut olduğunun burada altını çizmek istedim sadece. PD-UÖ meselesine geri dönersek, sonradan da TR #metoo hareketini
133. araştıranlar da göreceklerdir: PD-İA çakma ifşaları ve bu ifşaların ardına aldığı iktidar desteğiyle, anında Haziran 2020 TR gündemine yerleşen #metoo hareketi ve TR-TRA aktivizminin patlama yapması eş-zamanlı gerçekleşmiştir.
134. PD de İA da (hatta onlarla birlikte yeni bir ifşayla çıkan ve PD-UÖ davasının aktörleriyle ilgisi çok dolaylı olduğu adını zikretmek istemediğim 3. Kişi de) ifşalarında -ki bu ifşalar hep Haziran 2020’nin ilk haftasında
135. gerçekleşti- daha bu ifşalarının içinde ya da ifşalarının birkaç gün sonra -dakika bir, gol bir- nedense bi şekilde utanması gereken “bağzı” feminist akademisyenleri hedef aldılar. Oysa normal koşullarda bu kadınların
136. akademide taciz-ısrarlı takibe güya bayrak açtıkları bir harekette evvela feministleri yanlarına çekmelerine beklersiniz. Halbuki durum tam tersi şekilde başladı en başından ve
137. ne sihirdir ne keramet, PD ve İA, yakın çevreden bir grup arkadaşlarının da el vermesiyle, daha ifşaların ikinci haftasından kendi davalarını TRA aktiviziminin meselesiyle hoop birleştiverdiler;
138. ve ondan sonra da TRA aktivistleri ve “TR #metoo önderliği” Haziran ortası itibariyle bir grup feminist kadını “eril şiddet FAİLİ TERFler” olarak etiketleyerek, o sene 26 Haziran’da yapılan Hormonlu Domates ödül törenleri öncesinde
139. şiddet kazanan cadı avında coşkuyla birlikte hareket ettiler. Aralarındaki simbiyotik ilişkide kim kimi daha çok kullandı meselesi tartışılır. Ama BİR YANDA bu cadı avına “akademik” hüviyet ve güya bilimsel otorite kazandıran akademi-
140. ve sol liberal basın yayın, ÖTE YANDA aynı toplu gayet eril ve çirkef bir dili kendilerine kitleleri susturma aracı olarak kullanan bir TRA aktivizmi Haziran 2020’den bu yana birlikte hareket etti.
141. Böylesi bir dilin kullanımının, hedeflerine kimi zaman akıl almaz absürdlükte ithamlar, iftiralar gayet de bel altı ifadeler ve bir anda yapılan toplu saldırılarla yürütülen #metoo + TRA aktivizmi ortaklığının
142. bilinçli seçimi olduğunu düşünüyorum, çünkü insanları terörize ederek yıldırmakta ve onları susturmakta gerçekten başarılı oluyor yazılı-sözlü şiddet. Kendine TR’de ve dünyada III. dalga feminizmi adı veren,
143. Judith Butler ve Sara Ahmed gibi post modern zaman gurularının önderliğinde, materyal gerçekliğin külliyen reddedilip, temel aksiyomlarının sonsuz bir döngü halinde yalnız kendi kendini onayladığı
144. bir post-truth (hakikat-ötesi) inşasına girişen III. dalgadan bir uç, ülkemizde işte Haziran 2020 ile başlayan bir süreçte, dünyada da olduğu gibi arkasına hem akademi otoritesi,
145. hem de kitleleri çirkeflikle susturan, iftira ve cancellamalarla aykırı sesleri işinden edebilen, sol- liberal basın-medya desteğiyle topluca yapılan cancellama eylemleri ile insanları tehdit edebilen bir sosyal medya aktivizmi ile birleşti.
146. İlginç bir şekilde, güya patriyarkayla mücadele ettiği halde, hedefine erkeklerden çok, kadınları, özellikle de artık 2. Dalga olarak tanımlanan feminist kadınları hedefine koyan bu hareket,
147. somut gerçekliği külliyet reddettiği için, eylemlerinde, ilkelerinde tutarlı olma gibi bir zorunluluk da görmüyor. Tıpkı insanlara atfettikleri “akışkan” biyolojik cinsiyetler gibi (buna göre cinsiyetiniz hislerinize göre
148. varlığınızın her anında değişebilir. Tamamen hislerinize göre mesela bir gün erkek, bir gün kadın olmaya karar verebilir, her iki kimliğin de “biyolojik” kadın ve erkek olduğunu iddia edebilirsiniz) bu arkadaşların kurgu dünyasında
149. hakikatin kendisi de akışkan. Hislerinize göre (ve elbette o günkü çıkarlarınıza göre) bir gün söylediğiniz ertesi gün söylediğinizle çelişebilir ve bunda da hiçbir etik yoktur. Bu post-truth dünyanın öznesi de birey olduğuna göre
150. fiziksel, biyolojik ve hukuki yasaların alayı, bu görüşe göre toplumsal inşadan başka bir şey değildir. Neyin ne olduğu (post-truth) gerçekliğinin yegane öznesi birey tarafından nasıl algılandığı ile ilgili bir şeydir.
151. Bunun pratik sonucu ne? Mesela işte bir eylemin taciz ya da genel olarak şiddet olarak adlandırılması, yasalarda o eylemin “taciz” yahut “şiddet” olarak tanımlanmasıyla ilgili değildir. Çünkü yasalar zaten cinsiyet ve sınıfsal
152. eşitsizliğin hüküm sürdüğü dünyada, istisnasız her toplumda statükonun devamı için inşa edilmiştir. Bir eylemin taciz vs. şiddet olduğu bireyin falanca kişinin o eylemini nasıl algıladığı ile ilgili bir durumdur.
153. Özetle “o bana şiddet uyguladı, beni taciz etti”, diyorsa demek ki o öyledir gibi sonucu çıkıyor bundan. Objektivitenin nirengi noktasına kendisine kurban rolü biçilen, koşulları “dezavantajlı” özneyi koyduğunuzda,
154. bu yaklaşım ona herkese her ithamı yapma hakkı tanıyor. Eh bu hak da kendi içinde bir imtiyaz ne de olsa, bir nevi iftira atma, kişilere özgürce kara çalma hatta onları cancellama özgürlüğü…
155. Hal böyle olunca hareketin özneleri kendilerini bir mağduriyet yarışı içine sokuyorlar. Mesela, kadınsan iyi, siyah kadınsan daha iyi, siyah trans kadınsan daha iyi, bedensel engelli siyah trans kadınsan…bu böyle gider.
156. Bu mağduriyet yarışının ülkemizdeki eşleniğini siz doldurabilirsiniz. KİB de kendinize yontup bu ilkenin mahkeme ve soruşturma süreciyle ilgili bir hukuki prensip olduğunu külliyen gözardı ederek,
157. bu prensibi, “kadın ne iddia ederse etsin, iddiasını yalanlar nitelikte sayısız kanıt olsa dahi kadının beyanı esastır” şeklinde yorumlarsınız. Bu durumda bir kadın erkek çatışmasında kadın ne iddia ediyorsa,
158. amasız fakatsız, kayıtsız şartsız doğrudur. Bir kadın ve bir trans-kadın çatıştıysa, trans-kadının beyanı esastır. İki trans-kadın çatışmışsa, Kürt trans-kadının beyanı esastır. İki Kürt trans-kadın çatıştıysa, babaannesi Ermeni olanın beyanı…
159. bu böyle gider. Dalga geçiyorum zannetmeyin, dili renklendirmek için biraz abartıyor olabilirim, ama işte bilen biliyor. Bu tartışmaların tam karşılıkları, ağzımızı hayretten açık bırakır şekilde yaşandı son 1,5 yıllık süre içinde.
160. Merak eden mesela Aylak Cafe tartışmalarına baksın.

Söylemine bakarsanız, toplumun en dezavantajlı kesimlerini toplumda avantajlılarla eşitleme hedefini biçen bu ideolojik pozisyon,
161. maalesef bir sosyal harekete dönüşüp iş pratiğe döküldüğünde, toplumun en dezavantajlı ve şiddeti, yoksulluğu en kesif gerçeklikte yaşandığı kesimlerin imtiyazlılarla eşitlenmesini değil,
162. ZATEN İMTİYAZLI olanların çekenin çektiğini çekenden iyi bildikleri iddiasıyla kendilerine işte hukuk tanımama, iftira atabilme, kendilerine objektif gerçekliğin hakimi payesi biçme
163. (“siz ne bilirsiniz, burada otorite biziz, bi ne diyosak o”culuk) gibi imtiyaz talepleriyle ve aklımızla alay eden cüret ve iddialarla karşımıza gelmelerine yol açtı. Dezavantajlı- ezilen kimliğin yaşattığı tarihsel ve toplumsal maliyetlerinin
164. deneyiminden uzak, ama kimliğin sözcülüğünü yapabilecek sosyal ağlara ve kimlik dilinin bilgisine ulaşımı olan bu orta üst sınıftan gelen akademisyenler, yazar çizer takımı vs. mağdur kimliğin varoluş koşullarının yalnız kültürel kısmını
165. üzerlerine giyerek, toplumun alt kesimlerinde o kimliğin en alttakileri adına konuşma, söz söyleme, o kimlik hakkında otorite olma iddiasını kendilerine biçmekteler.
166. Bu otorite ve onun sağladığı maddi ayrıcalıklar için, mesela işte Avrupa ya da ABD üniversiteleri Cinsiyet çalışmalarında doktora/ post-doc imkanı, AB’den TR’deki Kadın ve LGBTİ örgütlerine aktarılan fonlar,
167. araştırma bursları, falanca “bağımsız” medya kuruluşunda düzenli program yapabilme, bir köşecik edinme, kamuoyu önünde kadın ve LGBTİ hakları savunucusu uzman avukat olarak tanınma,
168. bu kimlikle falanca baronun YK kadrosu yahut kadın kollarında yer alabilme imkanı vs. gibi, zaten imtiyazlı olan bu kesimin birbiriyle de kıyasıya, adeta kanlı bıçaklı rekabet halinde olduklarını da ilave etmeliyim.
169. Elbette toplumda dezavantajlı kimliklere dair yapılan sosyal çalışmalara fon, burs vs. maddi kaynak aktarılacak. Burada sorun, bu alanda çalışan insanların bu maddi kaynakları ve imkanları kullanmaları değil.
170. Daha evvel de yazdım, ama bu final zincirleri daha evvel de yazıp da bir türlü anlaşılamayan şeyleri vurguladığım zincirler de bir anlamda. Melih Gökçek gibi BÜYÜK HARFLERle yazdırıyorsunuz insana!
171. Zaten yukarıda yazdığım için bir daha tweet olarak girmeye üşendim. Şuraya fotosunu koyayım okuğunu anlayamayanlara yeniden:
172. İmdi III. dalga feminizmin eylemsel uygulamasında paketin olmazsa olmaz parçası olan, kadınların çocukların ve lgbti bireylerin “özgür” ve de “onurlu” seçimi olarak “seks işçiliği meselesi”ne gelelim. Ele aldığımız vakada bkz. yine bingo:
173. Kölelik şartlarında bu işi yapmak zorunda olan milyonlar yanında, eh varsa bir avuç mutlu azınlığın sözcülüğü, kalanın milyonlarca kişilik kitlenin bir “seçim”i olamadığı gerçeğinden daha mühim tabii. Ne de olsa syn akademisyen adayımız ve
174. onun Terf diye etiketlediğini Perinçekçiler gibi CIA ajanı olmakla itham eden, feminist literatürü soluksuz (!) eeeen bi güncelinden takip eden basın sözcümüz Pınar Doğu (PD2) Hanım ne mutlu ki özgür seçimlerini yaşama ayrıcalığına sahipler.
175. Kendileri özgür iradeleri ile bu sektöre girmeyi düşünürlerse o kadarını bilemem ama, hiçbir zaman karınlarını doyurmak, ya da canlarını pzvklerin, insan kaçakçılarının elinde riske atmamak, ya da
176. mesela onların elinde rehin kalan pasaportlarını kurtarmak için bu işte çalışmaya MECBUR kalmayacaklar. Ne güzel, ne mutlu. O zaman teorik zevzeklik ne tatlı. Mesela aşağıdaki Sevgi de aynı kadrodan, PD tetikçilerinden.
177.Malzemesi çok bende ama tek tek bulmaya üşendim şimdi, mesela şuradan bakın işte:
178. İsmini açıklamayayım hadi şimdi. Dijital pazarlama uzmanı, prodüktör, LA’de yaşıyor. Lisans Boğaziçi İşletme, ABD’de de MBA vs. Yani özetle bu arkadaş da hayatında çok büyük facia falan yaşamazsa, bu sektörde
179. hiçbir zaman “seks işçiliği” yapmaya MECBUR BIRAKILMAYACAK, bir fantezi olarak arada beğendiğinle tadımlık yaşanabilecek macera zannediyor.
180. Altında kendisine ağzının payını veren de Markiz de bir trans-kadın, her gün yüz yüze olduğu, şahitlik ettiği ateşin içinden yazıyor. Ne kadar acıtıcı, insanın yüzü kızarır had bildirmenin böylesinden ama öyle olmuyor.
181. Markiz bu sitede işte bu PD çetesi tarafından TERF yani, "trans dışlayıcı radikal feminist" ilan edilen bir trans-kadın!
İnsan hem trans, hem de transfobi atfedilen TERF nasıl ilan edilir diye sormayacaksınız herhalde. Çünkü dediğim gibi, formül şaşmıyor,
182. III. dalga feminizmin TR’deki eylemsel uygulamasının gerek şartı üçlü paket birlikte geliyor. Eğer sadece birinde bile itiraz eden sesinizi çıkartmışsanız, aynı anda kadın düşmanı-tacizci aklayıcısı, TERF-transfobik ve af buyurun
183. bu arkadaşların ifadesiyle “orspfobik” ilan ediliyorsunuz.
Dikkat ederseniz, yine gayet imtiyazlı sınıftan bir grup, hiçbir zaman yaşam ve ölüm sınırındaki hayat tecrübelerini asla paylaşmadıkları ve paylaşmayacakları
184. insanların mağduriyetlerini kendi imtiyazlı pozisyonlarına bariyer edip, onun bir milyonda bir olan bir kültürel tat, fantezi ve bir hayat tercihi olarak yaşanabilme olanağı üstünden söylem satıyorlar.
185. Bir de bu söylemi el-aleme -yerseniz- entelektüel ve ahlaki üstünlük olarak pazarlanması var.
186. Ah canım Markiz, 20-30 sene öncesinde kalmayıp, literatürü takip etseydi, o da bilecekti, ama cahil işte, ne bilsin, değil mi kadrolu @t24comtr köşecisi @NarDogu ?
187. Ha, bu abuk sabuk tartışma burada kalsa iyi, ama ben PD-UÖ davasındaki “nepotizm”i ortaya koyduğum 72 TW’yi yayınladıktan sonra fuhşiyat promosyonunun, yemin ederim ki o zinciri yazarken
188. aklımın köşesinden geçmeyen daha derin bir boyutu olduğu ortaya çıktı. Buyurun 72 TW’yi yayınlar yayınlamaz, PD cephesinden gelen (cephe çünkü bu üçlü konuda milim şaşmadan birlikte
189. komünal şekilde hareket ediyor, beyan bildiriyorlar) bir yorum.
Bu arkadaş da akademisyen! “Romantik/ samimi bir ilişki” üzerinden -ki tam da PD’nin üniversite soruşturmasındaki kendi ifadesiydi- vuku bulan nepotizmi
190. ortaya koymak orspfobi oluyormuş! Kadınlar kariyerlerinde yükselmek için üstleri erkeklerle birlikte oluyorlarsa, bunun suçu “maruz kaldığımız sistematik sömürü” imiş! Ha gerçekten mi ya? Gerçekten kendimizi sömürterek mi
191. ataerkiyle mücadele edeceğiz…? ve kendini sömürtmeden emeğiyle kariyerinde ilerlemeye çalışan başka kadınların hakkını yiyerek? Sizin fahişeliğin onurunu savunmanıza falan gerek yok, çünkü şüphesiz
192. sizin savunduğunuz pozisyondan çok daha onurludur fahişelik. Ruh ve beden sağlıklarını pahasına da kah zaruriyetten, kah hadi diyelim sizin söylediğiniz gibi keyifleri öyle istediğinden bu işi yapıyorlar,
193. -ve de keyfi için hakkıyla yapana da helal olsun- en azından başkalarının hakkını yiyerek ekmeklerini çıkartmıyor. Kendi sefil çıkarlarınıza, başkalarının hakkını yemeye, bu insanların kimliğini, mağduriyetlerini alet etmeye
194.utanmıyor musunuz? Bu “akademik” yaklaşıma en büyük itiraz kadınlardan geldi bkz, isteyen açar bakar kontrol eder.

@p_zeynef ‘in yorumunun yalnız kendini bağladığını,
195. PD ‘nin kendi bakış açısının bundan farklı olduğunu sanırsanız yanılırsınız.

Maalesef bu III. dalga feminizminin TR sosyolojik tabanından zuhur etmiş yorumunda çok genel de bir yaklaşımı.
196. Bunu PD- UÖ ilişkisi için sadece şu tweette “sevgili” ifadesini kullandığım için bilumum çirkef taarruza maruz kaldığım zaman anladım ilk:
197. ki bu durumda da genel bir durumdan bahsediyorum burada aslında.

198. Kalan başka her yerde PD’nin Lund Uni soruşturmasında kullandığı “intimate relationship” (samimi ilişki) ya da “romantic relationship” (romantik ilişki) ifadeleri kullanmışımdır. Kendi ifadesi bu yahu!
199. Meğerse doğru ifade başkaymış! Mahkeme kayıtlarında PD, UÖ ile sevgili olduklarını reddedip, aralarında olanı “karşılıklı çıkara dayalı ilişki” (mutually beneficial relationship) olarak tanımladı. Karşılıklı çıkar…
200. Bu tanımı iki taraf da kabul ediyor. Köylü olduğuma herhalde, özellikle de ortada nepotizm de mevzubahis olduğu olduğu için, bu ifade bana çok ayıp, utanç verici geliyor.
201. İlişkinin her iki tarafı için de! Doğrusu nepotizm suçunu hani bir parçacık maruz gösterecek bir şey vardıysa o da hani sevgililik bile değil, göz döndüren, ayakları yerden kesen bir aşk falan olabilirdi belki de…
202. Yoksa bana ne, bize ne, kime ne ilişkinin ne boyutta olduğu? İsterlerse ikisi de ayak fetişisti olsun, oturup sadece birbirilerinin ayaklarına bakmış olsunlar. Kime ne?!
203. Her ne şekildeyse, bu ilişki neticesinde elde edilmiş (biri almış, biri vermiş) BİR HAKSIZ KAZANÇ VAR MI? Var. Taraflardan biri de kabul etti, kamuoyundan ve hakkı yenen öğrencilerden özür diledi.
204. Beriki de zaten adını koymuş işte zaten: “Karşılıklı çıkara dayanan ilişki”.

Bize ne kimin n’ettiği “whatever” ilişki çerçevesinde?! Bu aptalca saldırılar elbette ortaya koyduğum NEPOTİZM meselesiyle tamamen alakasız,
205. onlar da biliyor alakasız olduğunu, ama yine de bana bu iğrenç saldırıları gerçekleştiriyorlar. Çünkü:

I. Bugüne kadar çirkeflikle insanları susturmayı sindirmeyi başarmışlar. Bu bir taktik, bende de işe yarayacağını sanıyorlardı, yaramıyor.
206. II. Beren Azizi’nin kendisi fuhşiyat promosyonunu kendine dava edinmiş, natrans camiadaki şöhretini biraz sol entelektüel camianın mümtaz isimlerinden birini ifşa etmesine borçluysa,
207.biraz da geçtiğimiz yıllarda bir 8 Mart eyleminde pek ses getiren aşağıdaki pankartı taşımasına, bu sloganın sahibi olmasına borçlu.

Pehlivan tefrikası kadar da yazmış konuyla ilgili, isteyen buyursun:
208. ( O ifşa meselesi de taciz maciz değildi ha. Kendisiyle bi şekil- ne desem kabahat olur şimdi!- bi ilişkisi olan “haza beyefendi” arkadaşımızın, sonradan “pardon ya, benim bi kız arkadaşım vardı, buraya kadar”, demesi mesele).
209. Neyse yani, beğenin beğenmeyin, Beren kendine bunu bir dava bellemiş, kendisini TR’de bu davanın öncülüğüne, sözcülüğüne vakfetmiş olabilir.

Ama burada PD savunacağım havasında, aslında savunduğu kendi davası.
210. PD’yi de bu yönlendirmiş besbelli, kadın ne işine yarayacaksa mahkemede, “sevgili değildik, karşılıklı çıkar ilişkisiydi”, diye kendini paralıyor.

Daha mı iyi oldu şimdi? Bi işine yaradı mı yargıcın jürinin bu bilgi? Hayır.
211. Sonucu değiştirdi mi? Hayır. Sadece Beren’in davasına hizmet etti bu konuda edilen bir dünya sosyal medya lagalugasıyla.

Yanında yöresindeki onca destekçiden bir tanesinin bile Pınar’ı gerçekten düşündüğü, gözetip kolladığı yok.
212. Hepsi kendi davası, kendi peynir gemisini yürütme peşinde.

( PS. Şurada çok zihin açıcı bir tweet zinciri var Uranüs’ten PD’nin asıl ipin kopacağı noktada, mahkemedeki yapayalnızlığıyla ilgili.
213. Çok nüanslı, bana düşünmediklerimi düşündürten bir yazı, tavsiye ederim:

)
214. Ha bu da bir alışkanlık Beren ve bu taife genelinde ha!

Mesela şurada bile kendi davalarını savunacağız diye birebir Pınar Gültekin’in katilinin ifadesini “doğru” kabul ediyor Beren’le 1 kankası.

Halbuki bunun yalan olduğu ortaya çıktı, yakın çevresi
215. defaten reddetti bu iddiayı, katil de iddiasını ispatlayabilmiş değil. Sahi sizin gayeniz ne? İnanılmaz.+

tr.sputniknews.com/20200723/pinar…
216. Kadın katili sözcülüğüne kadar düşebiliyorlar kendi dertlerinin savunusuna.

Mahkeme yanlış yönde etkilenirmiş… Ailesi, arkadaşları, yakın çevresi bu sözde savunudan rencide olurmuş, ne gam… Yeter ki sizin davanız, namınız yürüsün.
217. Devam edeceğim buradan daha önümüzdeki MM ifşası zincirinde.

“O şey” i de unutmadım, ama zincir de çok uzayınca onu artık en son final zincirinin sonuna bırakmaya karar verdim.

Şimdilik bu kadar. @threadreaderapp unroll pls.

• • •

Missing some Tweet in this thread? You can try to force a refresh
 

Keep Current with Adrenalin Arsızı

Adrenalin Arsızı Profile picture

Stay in touch and get notified when new unrolls are available from this author!

Read all threads

This Thread may be Removed Anytime!

PDF

Twitter may remove this content at anytime! Save it as PDF for later use!

Try unrolling a thread yourself!

how to unroll video
  1. Follow @ThreadReaderApp to mention us!

  2. From a Twitter thread mention us with a keyword "unroll"
@threadreaderapp unroll

Practice here first or read more on our help page!

More from @elcinarabaci

27 Oct
Bir kaç sene evvel, evde yalnızım, balkonda çalışıyorum. Kahve için içeri girdiğimde oda kapımın önünde bir hırsızla göğüs göğüse çarpıştım. Ben kadar iri, Roman bi kadın. Bi tanesi de arkamda, açık sokak kapısı önünde erketede. Takdir edersiniz ki aklım uçtu. +
Üstlerinde bıçak mı silah mı, bir şey taşıyıp taşımadıklarını bilmiyorum. Tabii bir refleks olarak avazım çıktığı kadar bağırdım: Hırsız vaaar! Yetişin komşular!, diye.
Bunlar anında pırrr! Pencereyi açıp aşağıya bağırdım, "Hırsız vaar, imdaaat!" diye.
Aaa bir de ne göreyim! Aşağıda 5-6 kişilik başka bir Roman grubu, kafayı kaldırdılar, bana bakıyorlar. Besbelli onlar da aşağı kapıdaki erkete grubu. Ben bağırınca bunlar da çil yavrusu gibi dağıldı.
Yalnız içlerinden bir kadını komşulardan biri tutmuş. Aşağı indim.+
Read 6 tweets
26 Oct
Vay vay vay! Arkadaş haber diye buna derim! 😍 1910'da Bursalı kadın ipek işçilerinin grevi film olmuş, yakında gösterime giriyormuş, oley be! amp.artigercek.com/haberler/grev-…
"Çekimleri pandemiden önce tamamlanan filmin oyuncu kadrosunda La Casa de Papel dizisinde Lizbon karakterini canlandıran Itziar Ituño Martínez yer alıyor. Martinez, geçtiğimiz sene başında Türkiye’ye bir mesaj göndererek Yeğin ile "Grev" filmini çektiğini duyurmuştu."
Fragman da hiç fena görünmüyor, sadece şu kadarcık bölümden anlaşılan tarihsel gerçekliğe uygunluk açısından söylüyorum bunu tabii. Çok duygulandım şuvaaan 🥲 ! Gözyaşım pıt!
Read 6 tweets
25 Oct
Valla matruşka bebekleri gibi iç içe geçmiş katman katman pisliğin gözümüzün önüne döküldüğü şu olayda bi kere "gerzeklik", özel yazışma paylaşımıyla Narla'ya bile (!) dava açma açığı verebilen kişidedir-ki "avukat" oluyor kendisi 😁. Öyle cahil cühela da değil TCK hakkında. Image
Daha geçen haftaya kadar İsveç hukuk sistemini ve yargısını dahi ataerkinin maşası görenlerin sıkıştıkları ilk anda TC yargısı kapısına koşturarak nasıl dayandıklarını görmek de ayrıca ibretlik.
Ama en fenası HDP'li olmanın bazı çevrelerde tehdit ve şantaj unsuru olarak iş görebilmesi. HDP'ye oy veren birisi olarak bunu görmekten hicap duyuyorum.

Eğer @HDPgenelmerkezi Özge Leyla İspir'le herhangi bir organik bağı varsa ve bu yazışmada geçen tehdit unsurundan sonra+
Read 5 tweets
25 Oct
Öncelikle intihar haberine çok çok üzüldüğüm Cemre'nin hayatta olduğunu çok sevindim.

Umarım, bir şerden bir hayır çıkar ve bu vesileyle Cemre'nin siyasi görüşünü paylaşan kesim arasında trans-kadın ve erkekler başta olmak üzere LGBTİ yönelik önyargı ve ayrımcılığın+
parçalanmasına vesile olur bu olay ve Cemre...

Kimine naif gelebilir bu temenni, ama adı üstünde temenni ve Hoca'nın dediği gibi "Ya tutarsa?"

Tutmazsa ve @cemre_ben_1925 yeni hayal kırıklıklarına uğrarsa (dilerim uğramaz!) Cemre bilsin ki, yalnız değil.

Bireyler kurum değil+
yapabilecekleri çok sınırlı olsa da, kendi adıma, ona yalnızlığını paylaşacak, içinde bulunduğu koşulları hafifletip, kendi ayakları üstünde güçlü bir şekilde durabilmesini sağlayacak dayanışmayı organize edebilmek için elimden geleni yapacağıma söz veriyorum.
Read 5 tweets
20 Oct
1. Eveeet, nerede kalmıştık? Araya yağmurlar, fırtınalar, elektrik kesintileri ve tahammül-fersa bir migren ağrısı girdiğinden, geçtiğimiz Cumartesi devamını yazmayı vaat ettiğim tweet zincirini paylaşmak şu gece şu saate kaldı.
2. Gecikme için beklettiğim herkesten özür dilerim. Hemen en baştan şuracığa bu metin ve final zincirini oluşturacak diğer floodların (evet, gerisi de var! Ama bu hafta bitiriyorum, inş.) devamında kullanacağım araçları koyayım:
3. #1: Her zaman olduğu gibi, metni tweet zinciri olarak okumakta zorlananlar için zincirin son tweetinin altında @threadreaderapp ‘ten yollanmış tweet olacak.
Read 214 tweets
19 Oct
Beklettiğim herkesten özür diliyorum. Dilerim beklediğinize değer size hazırladığım final. Ben onu girmeye başlayasıya kadar bi alt tweette linkini koyduğum zinciri dikkatle okumanızı tavsiye ederim.

Bugüne kadar malum davaya ve ondan önemlisi onun açtığı gedikten ifşa olan+
ifşa olanların idrakine ve anlatısına bunca emek, zaman, mesai harcamış birisi olarak, bana hiç düşünmediklerimi düşündürten, çok sofistike ve tekrar tekrar okuyup üstünde düşünmek istediğim bir metin buldum aşağıda:
Hareketin gidişatı, destek olunanın (her kim olursa olsun, bunu genel bir sorun olarak düşünüyorum) günün sonunda, işin koptuğu -kopacağı noktada yapayalnızlığı...
Feminist hareketin bir parçası, bir feminist ifşa olarak görünen bir olayın ardında ortaya çıkıveren+
Read 6 tweets

Did Thread Reader help you today?

Support us! We are indie developers!


This site is made by just two indie developers on a laptop doing marketing, support and development! Read more about the story.

Become a Premium Member ($3/month or $30/year) and get exclusive features!

Become Premium

Too expensive? Make a small donation by buying us coffee ($5) or help with server cost ($10)

Donate via Paypal Become our Patreon

Thank you for your support!

Follow Us on Twitter!

:(