1/7 CB Erdoğan AKP İstanbul İl Kongresi'nde belki bininci kez "Bira kutularıyla camimize girenler bunlar değil mi?" diye sordu ya, bunun genel kitlenin pedagojik analizi sonucu bilinçli olarak seçilmiş bir tavır olduğu açık.Benzer bir paylaşımı FB'den bir arkadaşım gönderdi bana.
2/7 Paylaşan da bir başkasından naklettiği için izin almak zor oldu, özetleyerek aktaracağım iddiasını: Söz konusu kişiye göre Türkiye toplumunun ortalama zeka (algı?) yaşı 11,ortalama konsantrasyon süresi 17 dakika imiş.(Kaynak vermemiş.Yanlışsa,bilenler düzeltir, paylaşırım.)
3/7 Bu kitlenin her 20 dakikada bir zihnini toparlamasına izin verecek aralıklar olmazsa, ikinci 17 dakikaya konsantre olması mümkün değilmiş. En rahat algıladığı cümleler ise dört kelimeden oluşan cümlelermiş. Metin içinde 8-10 kelimelik cümleler varsa algılama adeta duruyormuş.
4/7 İktidarın "iletişim uzmanları" o gün topluma hangi konuda nasıl bir mesaj verilecek, kim verecek konularını tespit ediliyor ve yukarıdaki kriterlere göre konuşma metni hazırlıyorlarmış. O konuşmanın etkisini bir vesileyle ölçüp, 2. dozu hazırlıyorlarmış.
5/7 Bu konuşmalarda aynı kelimelerin (benim başörtülü bacım; ekonomi, şahlandı şahlanacak; aşı geldi gelecek, Bay Kemal SeGeKa'yı batırdı, AyEmEf'e borcumuz kaldı mı, kalmadı,VayPeCi terör örgütü, hain gibi kelimeler sürekli tekrarlanıyormuş (ki bunu çoğumuz gözlemişizdir zaten.)
6/7 Bunları metin için 4 kez tekrarlayınca "bilgi" pekişiyormuş. Yani "Bira kutularıyla camimize girenler bunlar değil mi?", dört kelimelik standardı aştığı için 11 yaş civarı zekada olanları birazcık zorlayan ama bininci kez tekrarlandığı için adeta DNA'lara işleyen bir "bilgi".
7/7 Güya zekası 11 yaşın üstünde olanlar bizler de,iktidar partisinin ne yaptığını çözümleyerek, benzeri pedagojik bilgilere dayalı metinlerle genel kitleye seslenmek yerine, "yahu bu adam bizimle dalga mı geçiyor?" diye geyik yapıyoruz. Asıl "11 yaş altı zekalı" olanlar biziz.
• • •
Missing some Tweet in this thread? You can try to
force a refresh
1/8 Bu konuşma 20 Mart 2016'da yapılmıştı, hemen ardından konuşmayı tarihsel bilgiler açısından analiz etmiştim. Şimdi nedense tekrar gündeme geldi. Bu konuşmadaki tek yanlış Abdülhamit'in sonu değil, daha pek çok yanlış var. Bunlar sırasıyla şunlar:
2/8 (Konuşmayı dinlediğinizi varsayarak devam ediyorum.)
Yanlış 1: Hal Fermanı değil, Hal Fetvası.
Yanlış 2: Hal Fetvası Silahhane’de veya Yıldız Sarayı’nın herhangi bir bölümünde değil 27 Nisan 1909 günü Meclis-i Umumi-i Milli’nin Sultanahmet'teki Meclis dairesinde 240 mebus,
3/8 36 ayandan oluşan bir heyet tarafından alınan karar uyarınca Elmalılı Hamdi Hoca tarafından kaleme alınmış Fetva Emini Hacı Nuri Efendi,Meclis'e davet edilmiş ve onayı istenmişti.
Yanlış 3: Abdülhamit’e Hal Fetvası Silahhane Binası’nda değil Küçük Mabeyn Köşkü’nde okunmuştu.
1/10 28 Ocak 2008 tarihli "Siz hiç esir düştünüz mü komutanım?" başlıklı Taraf yazımı (artık internette okunamıyor) şöyle başlatmıştım: "Türk kültüründe askerlik çok yüceltildiği için, düşmana teslim olmak, dahası esir kamplarında yıllarca yaşamak çok ayıp sayılır.
2/10 Bu yüzden de bu toplum sanki tarihte hiçbir Türk askeri esir düşmemiş gibi davranır. Halbuki Birinci Dünya Savaşı sırasında, İtilaf Devletleri, Almanya, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu, Bulgaristan ve Osmanlı İmparatorluğu’nun ordularından 3,3 milyon askeri esir aldılar.
3/10 Bunların 200 bini Osmanlı ordusundandı. Osmanlı Devleti ayrıca 250 bin askerini cephede, 470 binini cephe gerisinde kaybederken, 300 bin askeri de firar etmişti.
1950-1953 arasında Kore Savaşı’nda 234 Türk askeri esir düştü.
1/5 İslam mitolojisine göre, 543-571 yılları arasındaki bir tarihte, o sıralar putperest mabedi olan Kabe'yi yıkmak için gelen Hristiyan Yemen Valisi Ebrehe ve kalabalık fil ordusunu gagalarıyla taşıdıkları taşları atarak yenilmelerine sebep olanlar Ebabil Kuşları idi.
2/5 "Karmatiler 930'da Mekke'ye baskın yapıp 10 bin hacıyı öldürmüş, 10 yıl sonra ayrılırken Kabe'nin kapısı ile Hacerü'l-Esved'i yanlarında götürmüşlerdi. Bunları Abbasiler 20 yıl sonra 120 bin dinar ödeyerek geri alabilmişlerdi. Bunlar olurken Ebabil Kuşları kimbilir neredeydi?
3/5 1979'da Suudi-İhvancı Uteybi kendini mehdi ilan edip 500 müridiyle Kabe'yi işgal etti, 30 kişiyi öldürüp 90 kişiyi rehin aldı. Ebabil Kuşları gelmeyince, Suudi yönetimi önce Pakistan birliklerini, onlar da başaramayınca Fransız anti-terör timini yardıma çağırdı.
1/7 Ayıp çok::)) 1920'de İstanbul’daki Divan-ı Örfi Mahkemesi’nde tehcir suçlusu bulunarak idam edilen Urfa Mutasarrıfı Nusret Bey, 1922'de Boğazlayan Kaymakamı Kemal Bey ‘Milli Şehid’ ilân edildi ve ailelerine ‘Emval-i Metruke’ faslından maaş bağlandı.
2/7 29 Mayıs 1926’da kabul edilen dört maddelik "Ermeni suikast komiteleri tarafından şehit edilen veya bu uğurda suver-i muhtelife ile düçar-ı gadrolan ricalin ailelerine verilecek emlâk ve arazi veya tazminat hakkında kanun" ile “şehid edilen rical,
3/7 Talât Paşa, Cemal Paşa, Cemal Azmi Paşa, Bahattin Şakir Bey, Cemal Paşa’nın Yaveri Süreyya Bey, Cemal Paşa’nın Yaveri Nusrat Bey ve Sait Halim Paşa ile Kürt Mustafa’nın riyaset ettiği Divanı Harp kararıyla idam edilen, Muş Mutasarrıfı Servet Bey, Urfa Mutasarrıfı Nusrat Bey,
+18
1/12 Cepheye giden başkomutan evden ayrıldığı andan başlayarak her gün karısına bunları yazıyorsa "erotik" olumsuzdur: "Bugünkü mektubumu da güzel vücudunun her tarafını öperek, öperek bitiriyorum. Umarım ki siz de şimdi bunları hissediyorsunuz. Ruhum.” (6 Aralık 1914)
2/12 "Elmasım, cicim müsaadenle güzel yanaklarından, dudaklarından, her yanından öpüp, kucaklayayım da uzakta daima sizi düşünen bir vücut bulunduğunu daha yakından hissediniz Naciye'ciğim." (13 Aralık 1914)
3/12 "Müsaade et de her tarafını emip, öpeyim de Enver'ini ömrünce unutma." (14 Aralık 1914) "Güzelim Naciye'ciğim müsaade et de vücudunun her güzel yerini koklayıp, öpeyim. Sizi kollarım arasında bî-huş edeyim. (19 Aralık 1914) (Not: Bu mektuplar baştan sona bu minvalde.)
1/7 Tuğgeneral Ziya Yergök anlatıyor: "[Sarıkamış Harekatı'nın kalbi] Köprüköy Pasin Ovası’ndaki öbür Ermeni köyleri gibi bayındır ve zengin bir Ermeni köyü idi. İçinde kadın, erkek, çocuk adına tek insan yoktu. Fakat öküz, inek, manda ve koyunlar ahırlarda olduğu gibi duruyordu.
2/7 Erzurum bölgesindeki kış çok ağır geçtiği ve çevre ile ulaşım kesildiği için çiftçiler kışın çalışmaz, ambarları yazdan hububatla doldururla. Köprüköy’de de aynı şey yapılmış, ambarlar un buğday, gendime gibi hububatla doldurulmuştu.
3/7 Kilerlerinde de hububat dışındaki yağ, peynir, kavurma ve turşular ile kış sebzeleri bol miktarda vardı. Yalnız sular donduğu için kışın değirmenler çalışmaz, kışlık un ihtiyacı yazdan karşılanırdı.