5 Şubat 2021'de Çin Ulusal Halk Kongresi, 2021'den 2025'e kadarki dönemi kapsayan on dördüncü beş yıllık ekonomik planı (14FYP) kabul etti. 14FYP'nin temel bir bileşenlerinden birisi olarak İkili Dolaşım Stratejisi (DCS) öne çıktı.
İlk olarak Çin Devlet Başkanı Xi Jinping tarafından 14 Mayıs 2020 tarihli Politbüro Daimi Komite Toplantısı sırasında ortaya konan DCS, önümüzdeki on yıl için Çin'deki yasal, diplomatik ve ekonomik gelişmeleri belirlemeye hazırlanıyor.
İkili Dolaşım Stratejisi’nin ne ifade ettiği konusunda bir netlik olduğunu söylemek zor. Bu bakımdan, önümüzdeki zamanlarda sık sık karşılaşacağımız DCS’nin ne olup ne olmadığına dair yaptığım okumalara dair bazı notlarımı sizlerle paylaşmak istedim.
Geçtiğimiz birkaç ayda DCS, Çin Komünist Partisi’nin en üst kademelerinde bir moda sözcük haline geldi. Bilinen şey, DCS’nin; Çin ekonomisini yeniden tasarlaması, çeşitli alanlarda yapılacak önemli reformlar, kırılgan ekonominin güçlendirilip istikrara kavuşturulması ve
Çin’e yönelik oluşmakta olan “daha düşmanca bir uluslararası ortamla başa çıkılması için atılması gereken adımlar”ı kapsadığıdır. Strateji, iki ayrı ve kendi kendine yeten döngü belirleyerek Çin'in küresel ekonomideki yerini yeniden tanımlıyor: Ulusal ve uluslararası.
Bu iki döngüden ilki, iç dolaşım (Çin'in iç ekonomisi), uluslararası döngü (küresel ekonomi) ile çevrelenmiştir ve onunla bağımlılık/etkileşim içindedir. İç döngünün bağımsız ve tam olması gerektiğini savunan DCS, dış döngünün kapalı olmaması gerektiğini kabul ediyor.
DCS, iç piyasanın rekabet gücünü artırmak ve teknolojik bilgi birikimini canlandırmak için dış döngüyü kullanmayı öğütlüyor.
Çin'in politik ve ekonomik sisteminde, DCS gibi uzun vadeli stratejiler son derecede önemli.
Zira Çin, hemen tüm politik ve ekonomik planlamalarını bu uzun vadeli stratejiler doğrultusunda oluşturur. Sonuç olarak, planın başlangıçta nasıl uygulandığını ve tasarlandığını anlamak, önümüzdeki yıllarda Pekin'den bekleyebileceğimiz politikalar ve diplomatik eylemler hakkında
temel bir anlayışa sahip olmamıza imkân verecektir. Bu nedenle, DCS'nin kendi kendine yeterliliğe doğru sistemik değişiklikleri yönlendirmedeki rolünü anlamak için DCS'nin siyasi bağlamını ve hedeflerini anlamak çok önemlidir.
DCS, pandeminin en zorlu aylarında, Çin'in yeniden ortaya çıkış aşamasında tasarlandı. 'Yeni normale' dönüş, küresel ekonomide kötüleşen ekonomik ve pandemik durum bağlamında gerçekleşti.
Xi bu anı, inisiyatif almak ve karşı karşıya olunan zorluklarla Çin'i pandemi sonrası küresel ekonomik sistemin ön basamaklarına yerleştirmek için bir fırsat olarak nitelendirdi. Bu bakımdan DCS, küresel ekonomik önceliğe ulaşmak için uzun vadeli bir vizyon olarak anlaşılmalıdır.
Peki İkili Dolaşım Stratejisi’nin (DCS) hedef aldığı konular neler? DCS görünüşte üç yapısal sorunu çözmeyi hedefliyor: 1- Çin’in, mal ve hizmetlerine yönelik zayıf küresel talep nedeniyle gerileme riski ile karşı karşıya olan ekonomik büyüme,
2- Stratejik sektörlerde yabancı teknolojilere olan yüksek bağımlılık (esas olarak yarı iletkenler) 3- ABD dolarının uluslararası hakimiyeti nedeniyle Çin Yuan’ının parasal egemenlik noktasındaki eksikliği.
DCS, Çin'i küresel ekonomik gerilemelerden korumak, teknolojik kendi kendine yeterliliği teşvik etmek ve ABD'nin ekonomik baskısı karşısında Çin standartlarının uluslararası düzeyde benimsenmesini hızlandırmak için iç talebi teşvik eden politikaları beraberinde getirecektir.
İç talebin DCS'nin temeli olmasını iki nedenden dolayı bekleyebiliriz. Birincisi, özel tüketim şu anda Çin GSYİH'sinin sadece %39'unu oluştururken, diğer büyük ekonomilerin ise %55'ini oluşturuyor.
Bu, borçla beslenen altyapı harcamalarına ve ihracata aşırı bağımlılık anlamına gelir ve Çin'i küresel ekonomide uzun vadeli finansal istikrarını tehdit eden gerilemelere açık bırakır. İkinci olarak, yükselen iç tüketim,
Çin pazarını çokuluslu şirketler için son derece çekici hale getirecektir.
İkinci hedef olan teknolojik kendi kendine yeterlilik, Çin'in yarı iletkenler gibi stratejik sektörlerde ithal edilen teknolojilere fazlasıyla bağımlı hissettiği gerçeğiyle bağlantılıdır.
Trump yönetimi tarafından uygulanan ve yakın zamanda Biden tarafından yeniden onaylanan ihracat yasaklarının ortasında, Pekin politika yapıcıları DCS'yi yerel teknoloji üreticileri ve teknoloji bilgisini artırmak için kritik bir motor olarak kullanacaklar.
Bu perspektifte, uluslararası dolaşımın onu derinleştirmek ve rekabet gücünü artırmak için iç döngü ile etkileşime girmesi beklenmektedir. Politikaların ve düzenlemelerin çok uluslu şirketleri Çin'deki Araştırma ve Geliştirmeye yatırım yapmaya
ve çok uluslu şirketlerden teknoloji transferini zorlamaya yönelik uygulamaları teşvik etmesini muhtemel.
Çin'in iç talebi canlandırarak, mutlak ve göreceli olarak dünyanın en büyük tüketici pazarı olarak ABD ve AB'nin yerini almaya çalışacağını da bekleyebiliriz.
Bu nedenle, uluslararası şirketler, pazara erişim elde etmek için Çin standartlarına (özellikle hizmetler ve ileri teknolojiler için) uymak zorunda kalacaklar. Bu nedenle DCS'nin, Çin pazarına erişim elde etmenin veya bu pazara erişim sağlamanın finansal ödülüyle cezbedilen
yabancı şirketlerin Çin standartlarını ve siyasi öncelikleri küresel ölçekte teşvik etmesini sağlamak için her şeyi kapsayan bir çerçeve olduğu söylenebilir. Çin’in olası boykotları ve idari düzenlemelerin keyfi olarak uygulanmasının tehdidi altında, pek az şirket
otosansürü tercih etmektense Pekin'in hassas olarak gördüğü konularda taraf olmaya cesaret edebilecek.
Nihayetinde DCS, küreselleşmeyi yeniden tasavvur etmek ve yeniden tanımlamak için pandemiden yararlanma girişimidir; Çin'in sadece dünyanın fabrikası olarak oyunun
kolaylaştırıcısı değil, aynı zamanda küreselleşmenin ev sahibi olduğu yeni bir küresel ekonomik düzen yaratmak misyonuna sahiptir.
Özetle, DCS, şirketlerin Çin'de (en büyük tüketici pazarı) faaliyet göstermeye çalıştıkları ve bu amaçla Pekin'in siyasi ve ticari kırmızı çizgilerini benimsemeye istekli oldukları bir dünya vizyonudur.
• • •
Missing some Tweet in this thread? You can try to
force a refresh
Çin,% 99,5 metanol içerikli sıvı ürün üreten bir proje ile güneş enerjisini sıvı yakıtlara dönüştürmede bir atılım yaptı. Ocak 2020'de başarılan bu adım, doğrudan güneş yakıtlarını küresel ölçekte sentezlemeye yönelik ilk girişim.
Raporda uzmanlar, tam kapasiteyle çalışması durumunda, projenin yılda 1.500 ton metanol üretebileceğini, 2.000 ton CO2 tüketebileceğini ve güneş enerjisi kullanarak 15 milyon kWh elektrik üretebileceğini belirtti.
"Güneş yakıtları üretimi için yapay fotosentez" üzerine araştırma 2001 yılında başladı: İlk adım ışığı fotovoltaik güç biçiminde enerjiye dönüştürmek, ikinci adım hidroje yapmak için suyu elektrolize etmek ve üçüncü adım ise karbondioksiti metanol yapmak için hidrojene etmektir.
İngiltere, Kıbrıs'taki askeri üslerini yenileme ve geliştirmek için kolları sıvadı. Yakın dönemde bu konuda bir hareketlenme görmemiz mümkün. Zira Küresel Britanya projesinin geleceği, İngiltere'nin uzak denizlerdeki üslerine doğrudan bağlı.
Bu durum, İngiltere'nin tarihsel Fransa hoşnutsuzluğu üzerinden değerlendirildiğinde, Akdenizde'ki İngiltere varlığı Fransa tarafından pek de hoş karşılanayacaktır. Bu varlığın Türkiye için bir risk mi yoksa destek mi yaratacağı henüz tartışmalı.
İngiltere Başbakanı Johnson, "Rekabetçi Çağda Küresel Britanya" başlıklı bir raporu bugün parlamentoda açıklayacak. 100 sayfalık rapor, İngiltere'nin dış politika ve ulusal güvenlik yaklaşımını detaylı olarak ifade edecek. Temel konu: Küresel Britanya.👇
Londra, Brexit sonrası kendini yeniden konumlandırmaya çalışırken, kendisini "Küresel Britanya" olarak yeniden adlandırıyor ve Avrupa Birliği'nin ötesindeki yeni fırsatlara bakıyor. Raporun, küresel jeopolitikteki önemi artan, Hint-Pasifik bölgesine odaklanması muhtemel.
Johnson'un sunacağı rapor, daha önce belirttim gibi, İngiltere savunma stratejisini de radikal şekilde değiştirmeyi ele alacaktır. Ordunun insansız hava araçları ve yapay zeka gibi en son teknolojilerle donatılması, donanma gücünün arttırılması bu noktada öne çıkacaktır.
Amerika'nın giderek daha fazla domine ettiği NATO ile dünya genelinde kendi politikalarını dayatması, bunu QUAD (Japonya, Avurstralya, Hindistan, ABD) gibi bölgesel askeri oluşumlarla pekiştirmesi başta Çin, Rusya ve Kuzey Kore olmak üzere bir dizi ülkeyi rahatsız ediyor.
Çin, Rusya ve Kuzey Kore'nin başını çektiği ülkeler, tek elde toplanan bu güce ve tek taraflı yaptırımlara karşı çıkmak için yoğun bir diplomasi yürütüyor. Bu diplomasi kaçınılmaz olarak, onlarca ülkeden oluşan yeni bir blok oluşumuyla sonuçlanacaktır.
Küresel anlamdaki güç rekabeti, yukarıda zikrettiğim diplomasi sonucunda daha büyük bir ayrışma ile tırmanacaktır. Safların giderek daha fazla netleşeceği bu dönemde, fırsatlar ve riskler kol kola gidiyor. Her ülke, artık tarafını belli etme durumu ile karşı karşıya kalacaktır.
Aşağıdak floodda, İngiltere'nin Hint-Pasifik bölgesine, daha genel bir ifadeyle uzak Asya'ya dair yönelimini ele almıştık. Bugün, aynı bölgeler için Fransa'nın izlediği politikalara dair kısa değinilerde bulunmak istiyorum.
Fransa, ilk günden beri Avrupa Birliği'nin savunucularından biri. Fransa Cumhurbaşkanı Başkan Macron da şahsi olarak AB projesini yüksek sesle savunan politikacılardan. Avrupa'yı bir pazar haline getirerek konumunu güçlendiren, Fransa, global oyun sahasına adım atmak istiyor.
Zira Almanya ile Fransa tarafından domine edilen AB, dünün Avusturya-Macaristan imparatorluğunun kaderini yaşama riski ile karşı karşıya. Brexit sonrası yaşanan süreç ve dünyanın ağırlık merkezinin Avrupa-Atlantik bölgesinden Asya Pasifik'e kayması da bu endişeyi besliyor.