Akademide sıklıkla gündeme gelen bir konuya “predatory publishers” (yağmacı/yamyam dergiler) konusuna dikkat çekmek istiyoruz.
Uluslararası yayın faaliyetlerine verilen önemin arttığı günümüzde, alanında yayın yapıyor görünen ancak işi akademik yayından ziyade para kazanmak olan son rakamlara göre sayısı 4.000’leri geçmiş olan birçok dergi söz konusu.
Uluslararası endekslerce tarandığını iddia eden bu dergiler, para karşılığında çalışmanızı yayınlayacaklarını vaat ediyorlar. Çalışmanız akademik bir incelemeye tabii tutulmuş gibi kolayca yayımlanıyor, siz yeter ki ücretini ödeyin!
Bu dergilerde bir çalışmanızın yayımlanması siz iyi niyetli olsanız dahi ilerde önünüze kara bir leke olarak çıkabilir. Bu sebeple bunlardan uzak durmakta fayda var.
University of Colorado Denver'in kütüphanecisi Jeffrey Beall tarafından hazırlanan beallslist.weebly.com sitede yağmacı/muhtemel yağmacı dergilere ilişkin bilgileri bulmak mümkün.
Öte yandan, alanında tanınan web of science,doaj, scopus gibi endekslerce taranan dergilere güvenmekte yarar var.
Peki bu güvenilir dergilerin sitelerinin de kopyalandığını ve aslında sizin asıl dergiye değil de sitesi kopya edilmiş dergiye çalışmanızı göndermiş olabileceğinizi biliyor musunuz?
Aynı sitenin ilgili bölümünden bunları karşılaştırmada yarar var. En doğru yöntem ise güvenilir endekslerin sayfalarından bu dergilerin sayfalarına yönelmek.
Sahte (fake) sitelerde itibarınızı, bankacılıktaki gibi dergicilikte de önemsiz olmakla birlikte paranızı, kaybetme riskiniz var. Ayrıca çalışmanız sizin haberiniz olmadan yabancı dergilerde hiç tanımadığınız birileri adına da yayımlanabilir.
Bütün bunların önüne geçmek için thinkchecksubmit.org sitesindeki adımları izleyebilirsiniz.
Akademik yayıncılık nasıl oldu da bu hale geldi? Bilim yayıncılığının bu kadar ticarileşmesinde alanında öncü yayınevlerinin bir çalışmanızı yayımlamak istediğinizde talep ettikleri yüksek ücretler önemli bir etken olarak karşımıza çıkmaktadır.
Bunların önüne geçmek için doğru açık bilim/açık erişim politikası uygulayan yayınevlerini desteklemek önem arz ediyor. Bunların başında da üniversite yayınevleri geliyor. Bazı üniversite yayınevlerinin listesi için: aupresses.org/aaup-members/m…
Excel’in ilk sürümünün piyasaya sürülmesinin üzerinden 30 yılı aşkın zaman geçti ve yazılım hâlâ ilk günkü kadar (eğer daha fazla değilse) rağbet görmeye devam ediyor.
Gelin Excel’in tarihini birlikte inceleyelim.🔍
Excel piyasaya sürülmeden önce piyasada halihazırda dominant bir tablo yazılımı vardı: Lotus 1-2-3.
Lotus, IBM’in bilgisayarları için tasarlanmıştı ve IBM’e diğer bilgisayar üreticileri karşısında ciddi bir avantaj sağlıyordu.
Alman filozof Karl Jaspers, “Auschwitz’den sonra Goethe’nin bize söyleyeceği hiçbir şey yoktur.” dese de şairin şiirleri Nazi kamplarında yüksek sesle okunur.
👇
Beethoven’ın “saray şairi” olarak eleştirdiği Goethe siyaset, edebiyat, sanat, tiyatro tıp alanlarında yetenekli büyük bir yaşam ustası olarak tamamlayacağı hayatına Frankfurt’ta burjuva bir ailenin çocuğu olarak başladı.
Babası tüm dil (İtalyanca, Fransızca, İbranice) ve ilahiyat bilgisini çocuklarına aktarırken Goethe annesinden dans ve müzik öğreniyordu. Şairin annesi munis, merhametli, hayat neşesi dolu bir kadın; babası ise hırslı ve oğlunun aristokrat olmasını isteyen bir hukuk müşaviridir.
Alman sosyolojisinin erken dönem isimlerinden ve sosyolojinin kurucu isimleri arasında zikredilen Georg Simmel’in toplumsal düşüncesinin en önemli eserlerinden bir tanesi “Paranın Felsefesi” başlıklı kitabıdır. Simmel paraya dair nasıl bir felsefe geliştirmiş birlikte bakalım.💵
“Paranın Felsefesi”, fragmanlar şeklinde yazan Simmel’in en sistematik ve bütünlük arz eden eseridir. 1900 yılında yayımlanmışsa da bu eseri müjdeleyen bir ders ve ders notlarından yola çıkarak hazırlanan bir makale 1889 tarihini taşımaktadır: “Paranın Psikolojisi”.
Kitap iki ana bölüme ayrılmıştır: analitik ve sentetik. Analitik bölümde, “Değer ve Para”, “Bir Töz Olarak Paranın Değeri”, “Amaçlar Sıralamasında Para”; Sentetik bölümde ise, “Bireysel Özgürlük”, “Kişisel Değerlerin Para Eşdeğeri” ve “Hayat Tarzı” altbölümleri yer almaktadır.
Edebi metinleri sosyolojik gözle nasıl okuruz? Sosyoloji, edebiyata düşündüğümüzden daha yakın olabilir mi? Yazar ne söyler, okur ne anlar, metnin asıl anlamı nedir?
Edebiyat ve sosyolojinin kesişiminde, Türkçede hangi kaynaklar mevcut?👇
Edebiyat ve sosyoloji, birbirine düşünüldüğünden daha da yakın iki alan belki de. Yazarın tarihsel toplumsal koşullarda yeniden anlam kazanması, değişen okur pratikleri, kitabın üretim-tüketim zincirindeki yeri vb. konular edebiyat kadar sosyolojide de önemli bir yer kaplıyor.
Bu ve benzeri konulara ilgi duyanlar için hem edebiyat sosyolojisinin hem de kültürel çalışmalar gibi disiplinler arası alanların sınırlarına girecek pek çok kaynak mevcut Türkçe literatürde. Bunlardan birkaçını birlikte hatırlayalım.
Okumaya Giriş 101: Kitapların sonsuzluğu karşısında sınırlı insan ömrü nasıl örgütlenmeli?📚
İşte "Kitapları nasıl seçmeli?", "Nasıl okumalı?" ve "Okuma deneyimini nasıl zenginleştirmeli?" sorularına cevap veren, Türkçede yayımlanmış eserler.😎
"Okuma bir dostluk biçimidir. Ama en azından dostluğun samimi bir biçimidir. Bir ölüye, olmayan birine yönelik olması ona çıkarsız, neredeyse dokunaklı bir hava verir."
📍Marcel Proust'un kişisel okuma deneyimlerini ve okumaktan duyduğu hazzı anlattığı "Okuma Üzerine".
"Nereden başlayacağız? Bu devasa kaosu nasıl düzene sokup okuduğumuz şeyden alabileceğimiz en derin ve geniş hazzı alacağız?"
📍Virginia Woolf, 1926 yılında Britanya'daki bir okulda sunmak üzere kaleme aldığı "How Should One Read a Book?" yazısında bu sorunun peşine düşüyor.
“Sanayi sonrası toplum”, “ideolojilerin sonu” gibi kavramları sosyal teoriye kazandıran, kendisini “ekonomide sosyalist, siyasette liberal ve kültürde muhafazakâr” olarak tanımlayan Daniel Bell’i yakından tanıyalım.
Daniel Bell 10 Mayıs 1919’da New York şehrinin doğu yakasında dünyaya gelir. Ailesinin büyük çoğunluğu fasılalarla Polonya-Belarus sınırındaki Bialystok şehrinden göç etmiştir. Yahudi kökenli aile, askeri hizmetten kaçmak için Bolotsky soyadını kullanmaktadır.
Babası, Daniel henüz 8 aylıkken ölür ve çocukluğunun geri kalanını annesi ve kardeşleri ile birlikte akrabaları yanında geçirir. 11 yaşından itibaren yasal vasisi amcası Samuel Bolotsky olacaktır.