1920’li yılların başında bir dükkanın camına bir kağıt asılır.
“45 günde %50, 90 günde %100 kar yapın” yazılıdır kağıtta.
Meraklı yatırımcılar hemen toplanır.
İktisadi olarak iyi konumda olan bir ülkede faiz oranları oldukça düşüktür.
Bu bir nedenle fona ihtiyacı olan kişiler için ucuz borçlanma demek olduğu kadar birikimlerini değerlendirmek için faiz geliri talep edenler için de düşük kazanç demektir.
Charles Ponzi yatırımcılara posta pullarını kullanarak arbitraj karı elde edilebileceğine inandırıyor ve
yaptıkları yatırımlarının yalnızca 45 günde %50, 90. Gününde ise %100 kar yapabileceklerini vaat ediyordu.
Düşük bütçeli yatırımcılar sisteme dahil olduktan sonra paralarını vaat edilen gününde faiziyle birlikte geri alınca, Ponzi’nin yöntemi bir anda nam salmaya başladı.
Büyük umutlara kapılan yatırımcıların tümü Ponzi’yi ziyaret ederek, paralarını katlayacakları yatırımlarını yapmaya başladılar.
Kazananların artmasıyla yayılan Ponzi oyununa olan talep o kadar çok arttı ki,
Ponzi yatırımcısı olmak isteyen insanları karşılamak için yeni şubeler açmak zorunda kaldı.
Charles Ponzi 1882 yılında İtalya`da dünyaya geldi. Fakir bir ailenin çocuğuydu fakat zenginliğe ve lükse meraklıydı.
1903`te Amerikan rüyasını gerçekleştirmek için New York`a göç etti.
New York`a geldiğinde hiç kimsesi ve tek kuruşu yoktu. Gazete dağıtıcılığı, sütçülük, gemilerde elemanlık gibi yüzlerce işe girip çıktı.
1917`de Boston`a yerleşti ve burada bir ihracat dergisi çıkarma hazırlığındayken posta kuponlarıyla tanıştı.
Posta kuponları 1906 yılında yapılan 60`dan fazla ülkenin altına imza attığı bir anlaşmaydı. Bir nevi uluslararası hisse senedi gibiydiler.
Posta kuponları anlaşmalı ülkelerde nakit paraya çevrilebiliyordu. ABD`de bir dolara alınan kupon başka bir ülkede 10 dolara kadar değer kazanabiliyordu
Ucuz ülkeden satın alıp daha pahalı olan bir ülkede satarak bu işten çok para kazanabileceğini düşünerek bir ofis açtı.
Gazetelerde, dükkanlara astırdığı afişlerle o zaman için şahane sayılabilecek reklamlar yaptı.
İlk yatırımcılar gerçekten de 45 gün sonra yüzde 50 faiz aldılar.
Ponzi aslında posta kuponu alıp satarak yatırımcılarına para kazandırmıyordu.
Sonradan para yatıranların parasıyla önceden para yatıran insanların 45 veya 90 günü dolunca faizlerini ödüyordu. Ortada bir iş yoktu. Sadece para sirkülasyonu vardı.
Ponzi haftada 1 milyon dolar tahsil etmeye başlamıştı.
Bu, o zaman için çok büyük bir miktardı.
Bu sistem 1920 yılı sonlarından 10 bin kişinin üzerinde bir yatırımcıya ulaşmış (7 ay gibi bir sürede).
Herkes kısa yoldan parasını 3 ay içinde ikiye katlamanın verdiği hevesle Charles'in kapısında kuyruğa giriyordu.
Ponzi'nin bu planı 1920 yılı sona ermeden 15 milyon doları aştı.
Boston merkezli bir gazetenin sistemin işleyişindeki sıkıntılar hakkında yayınladığı makalenin ardından sorunlar başladı.
Devlet Ponzi`nin soruşturma tamamlanıncaya kadar mevduat kabul etmesini yasakladı
Bu haber piyasalarda ve Ponzi`nin müşterileri üzerinde bir anda güvensizlik yarattı. Yatırımcıların büyük çoğunluğu yatırdıkları paraları geri çekmek istediler.
Ponzi onları ikna etmeye çalışıyordu. Yüzde yüzden fazla kar teklif ediyordu.
Sonradan para yatıranların parasını önceden para yatıranlara faiz olarak ödeme yapan Ponzi'nin yatırımcıların parasını geri ödeyecek gücü yoktu.
O günün akşamına kadar bin yatırımcının parasını ödeyebilen Ponzi, geriye kalan 39 bine yakın yatırımcının
15 milyon dolarını ödeyemeyince dolandırıcılıktan tutuklandı.
Yatırımcılar, posta pulları üzerinden kar elde ettiklerini zannederken Charles Ponzi’nin bahsettiği pulların getirisi altı yılda ancak 500 bin dolara ulaşabiliyordu ve Ponzi,
aylarca yalnızca A kişisinden aldığını B kişisine veriyor, iki kişiden de aldığı komisyonla zengin oluyordu.
Davalarda da sadece iki adet posta kuponu sattığını ispatlayabildiği için sahtekarlık suçundan hapse girdi.
Uzun süre hapiste kalan Charles, daha sonra çıktıktan sonra Florida'ya yerleşerek yine piramit sistemiyle iş yapmaya çalıştı. Bir kaç işte başarılı olduktan sonra işin doğası gereği hep kaybetti.
Charles Ponzi 1949`da Rio de Janerio`da bir evsizler yurdunda öldü.
Yaptığı son röportajında Ponzi, Bostonlulara yaşattığı serüven üzerine yorumda bulundu: “Karşılığında hiçbir şey almasalar da, fiyatı çok ucuzdu.
Taahhüt etmeden, onlara, 1620 yılında Amerika’ya göç eden İngilizlerin karaya çıkmasından beri, vatanlarında sergilenmiş en iyi gösteriyi sahneledim! İcraatım sırasında beni seyretmek rahatlıkla on beş milyon dolara değerdi.”
Ponzi Şeması'nın yakın tarihlerindeki en önemli örneklerinden biri eski Nasdaq Başkanı Bernard Madoff, 65 milyar dolarlık dolandırıcılık sonrası 2009'da 150 yıl hapse mahkum olmuştu.
Türkiye'de bilinen en meşhur örnek ise 90'lara damga vuran Titan Saadet Zinciri. Sonrasında 1998'da hapis cezası alan Kenan Şeranoğlu'nun kurduğu sisteme giriş ücreti 2 bin 400 marktı ve sistem kısa sürede 35 bin üyeye ulaşmıştı.
Ponzi Piramidi veya Ponzi Yöntemi, yatırımcıların kazançlarını sisteme gelen diğer yatırımcılarla ödendiği dolandırıcılık piramididir. Ülkemizde daha çok “saadet zinciri” adı altında tanımlanan ve
“Titan saadet zinciri” olarak örneğini gördüğümüz bu yöntemde, sistem yeni üyeler kazandıkça karlı olmaya devam ediyor. Sisteme yeni üye gelmediğinde veya üyeler yeterince karlı olmayı bıraktığında ise sistem yıkılıyor.
İspanyollar tarafından İnka İmparatorluğu'nun yıkılışıyla birlikte, yani yaklaşık 16. yüzyılın ortalarından itibaren, Latin Amerika'da bir efsane dolaşıyordu.
Hemen herkes, Güney Peru'nun And Dağları'yla Pasifik Okyanusu arasında sıkışıp kalmış
çöl yaylalarındaki devasa geometrik şekillerden söz ediyordu.
Ama bütün söylenenler rivayetten öteye geçmemişti. Çünkü, bu şekilleri gören bir tek kişi bile yoktu.
On altıncı yüzyılın ortalarında, İspanyol tarihçi Cieza de L’eon, 1553 yılında yazdığı kitabında
Nazca Çölü’ndeki garip işaretlerden söz eder
1926 yılının eylül ayında, Profosör Julio C. Tello önderliğindeki bir arkeolog ekibi,
Peru’nun güneyindeki bir çölün uzantısında yer alan Nazca Düzlüğündeki Cantallo’da kazı yaparken,
Cumhuriyetin ilanından sonra hükümet yetkilileri Türkiye’deki siyasi, hukuki ve kültürel değişimi Batıya tanıtmak amacıyla bir projeyi gündemine aldı, yıl 1926’dır.
Tanıtım projesini ortaya atan Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün kendisiydi.
Proje 1 yıl boyunca maddi yetersizlikler engeline takılır.
Bu projenin gerekliliğine yürekten inanan Ticaret Bakanı Ali Cenani Bey Türkiye’yi Dünyaya tanıtacak gezici bir sergi gemisini meclise önerir.
Meclis bu organizasyon için bütçeden 100.000 lira ayrılmasına karar verir.
İstanbul Ticaret Odası da sergiye 500.000 lira katkıda bulunacaktır.
İngiliz korsan gemisi White Lion, 1619 yılı Ağustos ayı sonlarında Amerika’nın doğu kıyısındaki Chesapeake Körfezi’nin ağzındaki Comfort Burnu’na demir attı.
Gemi, el yazması kayıtlara göre Meksika’ya gitmekte olan bir Portekiz gemisinden zorla alıkonulan
20’den fazla Afrikalı’yı Comfort Burnu’na bıraktı.
Bu tutsaklar, koloni döneminde Virginia’ya ayak basan ilk Afrikalılar’dı.
Antik dönemlerde köleler genellikle savaş esirlerinden veya ülke dışında fethedilen yerlerin sakinlerinden seçilirdi.
Kölelik eski dönemlerin iktisadi hayatının zaruri bir unsuru olarak görülmekteydi.
Aristoteles gibi bazı Yunan düşünürleri köleliği şiddetle savunmuşlardı.
Toplumların genişlemesi, medeniyetin ilerlemesi köleliği ortadan kaldırmadı.
3 Haziran 1906’da ABD’de, Missouri’de dünyaya gelir.
Daha çok küçüktü ırkçılık ile tanıştığında. Yıllarca da kendisine maymun diyen insanlarla uğraşacaktı.
Anne ve babası küçük barlarda gösteriler yaparak geçimlerini kazanıyorlardı ama babasın onları terk etmesiyle
zor olan yaşam koşulları daha da ağırlaştı.
Josephine Baker, tam adıyla Freda Josephine McDonald Carson Baker.
12 yaşından itibaren beyazların evlerinde yatılı bakıcı ve kulüplerde garson olarak çalışmaya başlar.
1917’de, 17 yaşındayken kışkırtılmış beyazlar, yaşadığı siyahların mahallesini basar. Yaklaşık 100 kadar kişi ölür. Böylece şiddet, hayat mücadelesi ve ırkçılıkla erkenden tanışır.
13 ve 15 yaşında daha çocukken iki kısa süreli evlilik yapar.