Profile picture
karagullecioglu @karagullecioglu
, 37 tweets, 5 min read Read on Twitter
Uzun bir zincir olacak. Ama ilkeleri hatırlatmak gerek.

Geniş zaman kullanacağım, çünkü yakın bir zamana kadar bu ilkeler, soldaki herkes tarafından ikirciksiz kabul ediliyordu.
Ama belki de şart kipi kullanmak gerektir, çünkü bu ikirciksizlik geçmişte kaldı; Amerikan menfaatleri için Amerikan silahlarıyla ve Amerikan uçaklarının gölgesi altında çarpışmayı devrimcilik diye yutturmak, vakayi adiyeden oldu.
(1) Türkiyeli devrimciler dünyadaki ve ülkelerindeki gelişmelere anti-emperyalizm ve anti-faşizm prizmasından bakarlar. Bu, adı üzerinde, ilkedir: hiçbir tartışma, tefekkür, mülahaza götürmez, bunları yapmanın bir anlamı yoktur, ve yapmaya kalkan, sol değildir.
(2) Şimdi, teorik tartışmalara girmeden, emperyalizm kim, faşizm kim mevzusu, bizim için büyük önem taşır. Emperyalizm, çoğu zaman troyka (veya triad) diye anılan, üç devasa bloktan oluşan bir dünya sistemidir: ABD, AB ve Japonya. Bu üç bloğun liderliğini ABD yapar.
İlk blok ABD’den başka Britanya ile Yeni Zelanda ve Avustralya’yı kapsar. İkinci blok liderliğinde Almanya ve Fransa yarışır, ama ilkinin açık hâkimiyeti altındadır. Üçüncü blok, Japonya’dan başka, Tayland ve Güney Kore gibi çevre kapitalizminden sıyrılmış ülkeleri de kapsar.
(3) Demek ki anti-emperyalist olmanın birinci şartı, ABD’ye karşı olmaktır. Böylece Kürt milliyetçilerinin yakın zamanlı, ama köklerini ta 80’lerin sonlarında bulmak mümkün olan “anti-ABD’cilik, anti-emperyalizm sayılmaz” “teori”lerinin anlamı ortaya çıkar:
onlar, gerçekte, ABD ile ittifak (ve emperyalizmle ittifak, işbirlikçilik anlamına gelir) girişimlerine kılıf uydurmak için bu iddiada bulunurlar. Şaşırtıcı olan, veya gelinen durumda olmayan, bu iddiaların kimi “sol” tarafından manşet yapılmasıdır.
(4) Bu çerçevede ikinci bir soruyla karşılaşırız: kim ABD’ye karşı? Veya, somutlayalım: siyasi islamcılık ABD’ye karşı mıdır? İslamcılık, ideolojik olarak ABD’nin çocuğudur, tıpkı bütün gerici ideolojilerin de (Marquez’in ölümsüz sözleriyle) aynı orospunun çocuğu olması gibi.
İslamcılık, emperyalizmin küresel çıkarlarını halk hareketlerine karşı savunmak ve bu hareketleri dejenere etmek için üretilmiştir. Ama bundan fazlasıdır: islamcılık aynı zamanda büyük bir sermaye birikimine sahiptir ve bu birikim ancak emperyalist dünyada varlığını koruyabilir.
Demek ki islamcılık, ne ideolojik, ne sosyal, ne iktisadi ve ne de bunların sonucu siyasi olarak emperyalizme karşı olabilir.
(5) “Faşizm ne?” mevzusuna girmeyelim, bu epey uzun bir tartışma: ama herhalde kimsenin itiraz etmeyeceği bir vakıayı göstermekle yetinelim: bizim ülkemizde faşizm, bugün, sadece ve sadece siyasi islamcılıkla, ve islamı ideolojik gövde olarak kullanan bir devlet biçimidir.
Demek ki solun ikinci ilkesi, anti-faşizm, pratikte bugünkü siyasi iktidara karşı olmak anlamına gelir.
(6) İlkelerin ve hakların karıştırılması da vakayi adiyeden, üstelik bu, gayet bilinçli bir şekilde yapılıyor. Bir ilke, senin hayatına yön veren, ve bu hayatın içinden süzülüp gelmiş amentüdür; bu amentüden vazgeçmek, senin kendin olmaktan vazgeçmen demektir.
Anti-emperyalist ve anti-faşist olmaktan vazgeçebilirsin, bu iradi bir tercihtir; ama o zaman sol olmazsın, yani kendin-oluşa bir nokta koyar, başka bir şey olursun. Sağ olursun, liberal olursun, vb.
Bir hak ise, tamamen başka türlü bir şeydir; bu, sahibi olmak için mücadele ettiğin, ama kullanıp kullanmamak özgür iradene kalmış bir hedef, beklentidir. Ne var ki bu hakların kullanılması, başkalarında da başka haklar doğurur.
Sigara içmek haktır, ama sen sigara içme hakkını kullandığında başkalarının da dumanaltı olmamak için senin bu girişimini sınırlama hakkı doğar. Herkesin öğrenim hakkı vardır (pratikte olmasa da bunu doğal hukukun gereği olarak kabul ederiz), ne ki bu, cehalet hakkını da kapsar.
Ne var ki cehalet hakkını kullanan birisi, öğrenim görmüş olanların dünyasını da felakete uğratacağından, onların cehaleti sınırlama hakkı doğar. Dolayısıyla hak, aslında tanımı gereği çatışmalıdır, kullanımıyla birlikte başka haklar ve çatışmalar üretir.
(7) Ulusal çekirdeğe (Engels, 1853) sahip olan bir halk, ulusal bir mücadeleyle ulus haline gelebilir. Bir ulus, her tür ulusal hakka sahiptir. Bu, ayrılık ve ulusal devlet kurma hakkını da kapsar. Aksini iddia eden şovendir ve sosyalizmle, devrimcilikle ilişkisi yoktur.
Ne var ki hakka sahip olmak ile hakkın kullanılması burada da tamamen farklı şeylerdir. Bir sosyalist, bir ulusun ayrılma hakkına sahip olmasını savunur, ama bu hakkı kullanmasını her şart altında savunmaz. Her şeyi olduğu gibi bunu da ilkelerine vurur:
Ayrılma hakkının kullanılması, emperyalizmle ilişkileri nasıl etkileyecektir? Faşizmle ilişkileri nasıl etkileyecektir? Bu ikisiyle ilişkileri tahkim mi, tahrip mi edecektir?
Hakkın kullanılması, emperyalizm ve faşizm tahakkümünü tahrip ediyorsa, bunu savunmak devrimciliğin gereğidir. Aynı şekilde, hakkın kullanılması emperyalizm ve faşizmin tahakkümünü tahkim ediyorsa, karşı çıkmak da öyledir.
(8) Suriye Kürtlerinin ulusal çekirdeğe sahip oldukları tartışmalıdır. Tarihi sebepleri vardır: devlet varlığını ancak anti-emperyalist kamp içinde mümkün gördüğünden (bölgedeki en istikrarlı, yıkılamayan rejim olmasının nedeni budur) Kürtlere yaklaşımı komşuları gibi olmamıştır.
Kürtlerin vatandaşlıkları olmadığı iddiası doğru değildir; vardı: vatandaşlığı olmayanlar, çoğu Türkiye'den geçen Kürtlerdi. Kürtlerin örgütlenmesine engeller konulduğu iddiası da doğru değildir; bunun yanlış olduğunu görmek için PKK’ye bakmak yeter.
2000’lerin başından itibaren, tam tarihlemek gerekirse Hariri suikasti ve emperyalizmin baskısıyla birlikte, Suriye devleti sağa savrulmuş ve neoliberal politikalar uygulamaya başlamıştır; ama bu politikalar da Kürtlerden çok, bilhassa Halep ve Dara’da Arap aşiretleri vurmuştur.
Son olarak: Suriye’de Kürtlerin ayrı devlet kurma hakkı var mı, yok mu? Kürtler diğer bütün parçalarda ulusal nitelikleri haizdir ve bu hakka tartışmasız sahip olmalıdırlar, ama Suriye’de en azından iç savaşa ve IŞİD’e karşı mücadeleye kadar öyle değildir, çünkü ulus değildir.
Bunlar, Suriye devleti içinde yükselebilen, diline, kültürüne, geleneklerine yasak konulmamış, bu nedenle gerici Arap kabileleri tarafından kıskanılan bir halktı, ama dil dışında ulusal nitelikleri zayıftı. Çünkü Suriye’deki Kürt nüfusunun büyük bölümü zaten Suriyeli değildi.
(9) Bugün tartışma götürmeyen tek bir şey vardır: Suriye rejimi, emperyalizmin saldırısı altındadır ve bu saldırıyı, bağımsız devlet yapısını kıskançlıkla koruyarak (Suriye devletinin kuklalaştığı iddialarının gerçekle hiçbir ilişkisi yoktur) büyük ölçüde püskürtmüştür.
Bu süreçte Kürtlerin ulusal-kültürel haklarının, yerel yönetim haklarının, anadil ve eğitim haklarının tamamını ikirciksiz tanımaya hazır olduğunu da birçok defa bildirmiştir.
Karşı tarafın şüpheli olması, bu pazarlıkta elini güçlü tutmak istemesi anlaşılır ve meşrudur. Meşru olmayan, karşı tarafın silahlı örgütlü güçlerinin, yani YPG ve bileşenlerinin, ABD kuklası olmakta, ABD gölgesi altında bağımsızlık veya jandarma gücü olmaktaki kararlı tutumudur.
(10) Bu silahlı güçlerin IŞİD karşısında (Amerikan şemsiyesi altında olsa bile) kahramanlıkları bir vakıadır, ama Rakka’nın yok edilmiş olduğu, Deyrezzor’da Suriye kuvvetlerini aşkla bombalamış ve öldürmüş oldukları, ...
... bütün Suriye halklarına ait olan yeraltı ve yerüstü zenginliklerini Fırat’ın doğusunda ABD şemsiyesine güvenerek gasp etmiş oldukları, Afrin’i Suriye girmesin de gerekirse Erdoğan girsin diye ABD’ye yaslanarak terk etmiş oldukları da bir vakıadır.
(11) Suriye Kürtlerinin ulusal nitelikleri haiz olup olmadığı tartışmalı olsa da, şu ya da bu parçadaki Kürtlerin, her ulus gibi kendi kaderini tayin hakkı vardır.
Ancak emperyalizmin işbirlikçisi silahlı bir örgüte karşı da, bu işbirlikçiliğin saiki her ne olursa olsun, anti-emperyalist güçlerin dövüşme hakkı ve görevi vardır.
Altını çizelim: bu, sosyalistlerin, devrimcilerin hakkı ve görevidir, şu ya da bu faşist rejimin değil; hiçbir faşist rejimin kendi nüfuz alanını genişletmek için başka bir ülkeye saldırmaya hakkı yoktur.
(12) Söylenenler sadece uyarıdır, zira dünya değişmiş değildir ve bu yolun sonu da çok bellidir; ABD kuklası olmak karşı-devrimcileşmek demektir. Karşı-devrimci hareketlere karşı mücadele yöntemi, twitter, gazete ve dergi yazıları, miting konuşmaları vb. değildir artık.
Hal böyleyken bir taraftan Amerikan üssüne “bizi terk etme” yürüyüşü örgütlemek, bir taraftan Amerikan senatosuna imza kampanyaları düzenlemek, bir taraftan da işi sola karşı saygısızlığa, terbiyesizliğe vardırmak, bu tercihte ısrarcı olunduğu anlamına gelir.
Emperyalizm tercihini kim yaparsa yapsın, bütün ömrü hapislerde geçmiş de olsa, binlerce ölmüş de olsa, alnına yiyeceği damga bellidir. Öyledir, çünkü karşısında, binler ve on binler değil, emperyalizm tarafından katledilmiş on milyonlarca insanın mücadele geleneği duruyor.
Missing some Tweet in this thread?
You can try to force a refresh.

Like this thread? Get email updates or save it to PDF!

Subscribe to karagullecioglu
Profile picture

Get real-time email alerts when new unrolls are available from this author!

This content may be removed anytime!

Twitter may remove this content at anytime, convert it as a PDF, save and print for later use!

Try unrolling a thread yourself!

how to unroll video

1) Follow Thread Reader App on Twitter so you can easily mention us!

2) Go to a Twitter thread (series of Tweets by the same owner) and mention us with a keyword "unroll" @threadreaderapp unroll

You can practice here first or read more on our help page!

Did Thread Reader help you today?

Support us! We are indie developers!


This site is made by just three indie developers on a laptop doing marketing, support and development! Read more about the story.

Become a Premium Member and get exclusive features!

Premium member ($30.00/year)

Too expensive? Make a small donation by buying us coffee ($5) or help with server cost ($10)

Donate via Paypal Become our Patreon

Thank you for your support!